O, İmam İmam-ı A’zam Ebu Hanife (rahimehullah)’ın yetiştirdiği ve onun fıkhını insanlara aktaran en büyük talebesidir. Hanefi fıkhı hususunda ilk kitap yazan da odur.

Talha bin Muhammed bin Ca’fer der ki: “Ebu Yusuf, İmam-ı A’zam’ın talebeleri arasında en büyük ilme sahip olanıdır. İmam-ı A’zam’ın ilmini bütün yeryüzüne yayan odur.”

 

DOĞUMU

Asıl adı Yâkub b. İbrâhim b. Habib el-Ensâri el-Kûfî olan Ebu Yusuf (rahimehullah), h.113/731 yılında Kûfe’de fakir bir ailede dünyaya gelmiş, Yusuf adlı bir oğlu bulunduğu için Ebu Yusuf künyesiyle meşhur olmuştur.

Dedesi Sa’d b. Habte, İslam’ı kabul ettikten sonra Hendek Savaşı’na katılmış ve bu savaşta büyük fedâkarlıklar sağlamıştır. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bunun üzerine ona şöyle duada bulunmuştur: “Allah neslini said kılsın.” Dedesi daha sonra Kûfe’ye yerleşmiş, vefatına kadar da oradan ayrılmamıştır. (Ebu Yûsuf bu hadiseyi övünçle hatırlar ve “O anın bereketi şu an bile bizimle beraberdir” derdi.) Cenazesi Zeyd bin Erkam (radiyallahu anh) tarafından kıldırılmıştır. (1) 

Babası, o çok küçükken vefat etmiş, annesi ile birlikte babasının vefatının ilk yıllarında günlük nafakalarını dahî temin edemeyecek derecede sıkıntı içinde bir hayat sürmüştür.

İLMİ ŞAHSİYETİ

Devrin önde gelen hadis üstadlarından 12 yaşlarında ders almaya başlayan Ebu Yûsuf, daha sonra fıkha yönelmiş ve 15 yaşlarından İbn Ebi Leylâ’nın ders halkasına katılmıştır. Dokuz yıl ondan dersler almış ve ardından Ebu Hanife’nin ders halkasına devam etmiş ve hocasının vefatına kadar 17 yıl boyunca yanından hiç ayrılmamıştır.

“İhtilâfu Ebu Hanife ve İbn Leylâ” adlı kitabı yazarak, bu iki hocasının ihtilâf ettikleri meseleleri ele almıştır. Kitabı öğrencisi İmam Muhammed rivâyet etmiştir.

Ebu Hanife ile İbn Ebi Leylâ’nın hayatındaki değerini şöyle dile getirmiştir: “Dünyada Ebu Hanife ile İbn Ebi Leylâ’nın ders meclisine oturmayı sevdiğim kadar başka bir meclis yoktur. Ebu Hanife’den daha fakih, İbn Ebi Leylâ’dan daha hayırlı kimse tanımadım.” 

İlim çevreleri arasında da şu söz meşhurdur: “Eğer Ebu Yûsuf olmasaydı, ne Ebu Hanife’nin ne de İbn Ebi Leylâ’nın adı anılırdı. O, onların görüşlerini yaydı.” 

Yetim olup fakir bir ailesi olduğundan bir dönem ilim tahsili gördükten sonra ilme kısa bir ara vermiş, ardından Ebu Hanife onun ilimdeki kıymetini görünce ekonomik yardımıyla onun ilim tahsiline devam etmesini sağlamıştır.

Onun bu durumunu öğrencisi Yahyâ bin Âdem, kendisinden şöyle nakleder: “Ben hadis ve fıkıh ilmini öğrenmek isterdim. Çok fakir olup hiç param yoktu. Babam da vefât etmişti. Bir gün ben Ebu Hanife’nin yanında iken, annem çıktı geldi ve “Ey oğlum, sen onunla bir değilsin, onun ekmeği pişmiş, yemeği hazırdır ama sen çalışmaya muhtaçsın” dedi. Ben de annem için çalışmayı ve ona hizmet etmeyi seçip, ilim öğrenmekten vazgeçmeyi düşündüm ve buna karar verdim. Bir gün hocam Ebu Hanife, beni talebeleri arasında göremeyince çağırttı ve “Seni bizden ayıran sebep nedir?” buyurdu. Ben de “Geçim sıkıntısı” dedim. Meclis dağılıp yanındakiler gidince, bana ihtiyacım olan birçok şeyi ihsân etti. Verdiği şeyler arasında epey bir miktar gümüş para da vardı. Sonra buyurdu ki, “Bunları harca, bitince bana bildir fakat ders halkamızdan ayrılma.” Verdiği para bittiği gün, daha kendisine durumu arz etmeden tekrar verirdi. Her zaman devam eden bu hâlini görerek, “Benim paramın bittiğini ona Allahu Teâlâ bildiriyor, kerâmetiyle anlıyor” diye düşündüm. Hocamın bu ihsân ve ikramına kavuşmak sebebiyle huzurunda ilimden de maksadıma kavuştum. Allahu Teâlâ ona en iyi mükâfat, mağfiret ve karşılıklar versin.”

Ebu Yusuf’un ilmi seviyesini, ciddi bir rahatsızlık geçirdiği bir evrede hocası Ebu Hanife’nin kendisini ziyareti sonrasında söylediği şu sözlerde görebiliriz: “Eğer bu genç ölürse, insanların en âlimi olarak toprağa girer.” (2)

Ebu Yûsuf, Ebu Hanife’den bir yandan dersler alırken, diğer bazı ilim adamlarından da dersler aldığını şöyle dile getirmiştir: “Ebu Hanife’den ilim tahsil ederken, hadis hocalarından da hadis almaya devam ediyordum.” Devrindeki çok sayıda hadis âlimleri görüşüp onlardan hadis alan Ebu Yûsuf, kuvvetli hafızası ile hadisçiler tarafından da mümtaz bir kişi olarak kabul edilmiştir.

Ebu Yusuf, Ebu Hanife’ye talebe olduğu yıllarda evlenmiş ve aynı maddî sıkıntıları devam etmiştir. Bu döneminde de hocası maddî konularda kendisine çokça destekte bulunmuştur.

Ebu Yusuf, hocasından gördüğü maddî ve manevî destek karşısında hep vefâlı davranmış ve her namazından sonra hocası için de dua etmeyi ihmal etmemiştir. El-Muvaffak el-Mekki, Ebu Hanife’nin ilim halkasının önde gelenlerini zikrettikten sonra şunları söylemiştir: “Ebu Hanife’nin metodu, aralarında istişâre ile idi.

Meclisinde bulunanları göz ardı edip kendini baskın yapmazdı. Bunu kendinin bir ictihad metodu olarak ve Allah’a, Rasûlu’ne ve mü’minlere karşı samimiyetindeki titizliği sebebiyle yapardı. Meseleleri tek tek zikreder; talebelerinden olan bilgileri dinler, kendi bildiğini söyler ve onlarla bir ay veya daha fazla konu üzerinde tartışır, ta ki o konuda görüşlerden biri üzerinde karar kılınırdı. Daha sonra Ebu Yusuf bunu asıllara yazardı.” (3)

O, İmam İmam-ı A’zam Ebu Hanife (rahimehullah)’ın yetiştirdiği ve onun fıkhını insanlara aktaran en büyük talebelerindendir. Bu hususta ilk kitap yazan da odur.

Talha bin Muhammed bin Ca’fer der ki: “Ebu Yusuf, İmam-ı A’zam’ın talebeleri arasında en büyük ilme sahip olanıdır. İmam-ı A’zam’ın ilmini bütün yeryüzüne yayan odur.”

Abbasiler zamanında vezirlik yapan Yahya b. Halid, Ebu Yusuf’un fıkıh ilmindeki konumunu şu sözler ile dile getirir: “Ebu Yusuf, bizim yanımıza geldi, en az bildiği fıkıh idi ancak onun fıkhı ile de doğu ile batının arası dolmuştur.”

Ebu Yusuf’un üstün bir zekâya, güçlü bir hâfızaya sahip olduğunun delillerinden biri hocası Ebu Hanife’nin talebelerinden Hasan b. Ziyâd el-Lü’lüî’nin aktardığı şu rivayettir: “Ebu Yusuf bir hac yolculuğu sırasında hastalanmış, kendisini ziyarete gelen Süfyân b. Uyeyne’den dinlediği kırk hadisi ileri yaşına, yolculuk yorgunluğuna ve hastalığına rağmen ezberlemiş, sonra da etrafındakilere yazdırmıştır.”

Mâlik b. Miğvel anlatıyor: “Ebu Hanife’nin ilim meclisine çok katıldım. Bir gün kendisine bir mesele soruldu. Konuyu orada bulunan arkadaşlarına arz etti.

Fakat onlar bir cevap veremediler. Ebu Hanife soruyu cevapladı. Ardından uzunca bir süre başını öne eğip, düşündü. Sonra başını yukarı doğru kaldırdı, bu sırada gözleri dolu dolu oldu ve şöyle dedi: “Allah’ım, böyle yapmakla sadece senin rızanı amaçlıyorum!” (4)

Bu hususla ilgili İmam Ebu Yusuf şöyle bir olayı nakleder: “Bir gün İmam Ebu Hanife’nin yanına girdim, üzüntülü idi. Ona soru sormaktan çekindim. Biraz sonra başını kaldırdı ve: “Ey Ebu Yusuf! Baksana, Yüce Allah içinde bulunduğumuz bu durumdan dolayı bizi sorguya çekecek!” dedi Ben de: “Müçtehide düşen sadece ictihat etmektir” dedim. Bunun üzerine, başını kaldırıp: “Yüce Allah’ım! Ne olur bizi ağır sorguya çekme!” diye dua etti. (5)

Onun hem hadis hem de fıkıh ilmini öğrenmesinin getirdiği önemli bir sonucu, talebesi Bişr b. el-Velid hocası Ebu Yusuf’tan şöyle nakleder: “A’meş bana bir mesele sordu.  Ben de cevap verdim, bana dedi ki, ‘Bu cevabı nereden söylüyorsun?’ Ben, ‘Bize rivayet ettiğiniz hadisten’ dedim. Sonra A’meş: ‘Ey Yakub! Sen doğmadan önce ben bu hadisi ezberlemiştim, te’vilini şu anda öğrendim’ dedi.” (6)

Ahmed b. Hanbel, hocası Ebu Yusuf ile ilgili der ki: “Kendisinden ilk hadis yazdığım zat, Kadı Ebu Yusuf’tur. Ondan sonra diğer insanlardan hadis yazmaya başladım.”

Ebu Yusuf’un ilmi hakkında İmam Taberî de “Kadı Ebu Yusuf Yakup b. İbrahim, fakih ve âlim idi. Hadis bilirdi. Hadisleri ezbere bilmekle tanınmıştı. Muhaddislerin dersine gelir, bir derste elli altmış hadis ezberler, sonra dersten kalkınca bunları yazdırırdı. Çok hadis bilirdi” demiştir.

O, fıkıh ve hadis bilgisinin yanı sıra tefsir, belâgat, kelâm, siyer ve meğâzî sahalarında da dönemin seçkin âlimlerinden biri olmuştur. Ebu Hanife’nin derslerine devam ettiği yıllarda Kûfe’ye gelen ünlü tarihçi Muhammed b. İshak’tan İslam Tarihi (Meğazî) dersleri almıştır.

Ebu Hanife’nin yerine geçen Züfer b. Hüzeyl’in vefatının ardından Kûfe fıkıh hocalığını devralan Ebu Yusuf, pek çok önemli şahsiyete hocalık yapmıştır. Bunlar arasında İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, İmam Ahmed b. Hanbel, Bişr b. Velid, Hilal b. Yahya, Hasan b. Ziyad el-Lülüi, Esed b. Furat sayılabilir.

İlmî çevrelerde şu söz meşhurdur: “Fıkhı Abdullah b. Mes‘ud (radiyallahu anh) ekti, ‘Alkame (rahimehullah) suladı, İbrahim en-Nehâi (rahimehullah) hasat etti, Hammad (rahimehullah) öğüttü, Ebu Hanife un yaptı, Ebu Yusuf (rahimehullah)  hamur yaptı, İmam Muhammed (rahimehullah) ekmek yaptı ve insanlar o ekmeği yiyorlar.” (7)

Ebu Yusuf, o dönemde revaçta olan akaid ve kelâm konularında zaman zaman tartışmalara katılmış, döneminin tartışmalı kelâmî meselelerine de değinmiştir. Meselâ Kur’ân’ın mahlûk olduğu görüşünü benimseyenleri sert bir dille tenkit etmiş, böyle kimselerle konuşup selâmlaşmanın bile doğru olmadığını söylemiştir. Yine Ebu Yusuf’un, müteşâbih âyetlere inanılıp başka kavimlerle ilgili kıssalardan ibret alınmasını tavsiye ederek bu konularda tartışmayı hoş görmemiştir. Ebu Yusuf, Hz. Peygamber ve ashabının iman konularını hiç tartışmadıklarını, sadece amelî meseleleri konuştuklarını ifade eder, itikâdi konularda cedelci ve tartışmacı bir tavır benimseyenlerden yüz çevirmenin Allah emri olduğunu söylerdi.

Ebu Yusuf, müctehid seviyesinde bir ilmî seviyeye sahip bir kimsedir. “Müslüman nerede bulunursa bulunsun İslam hükümlerine bağlıdır” diyerek ilim sahibi kimsenin bazı meselelerde hocasına muhâlif fetvalar verebileceğini ortaya koymuştur. Nitekim kendisi birçok mevzuda Ebu Hanife’den farklı görüşler ortaya koymuş ve bunları ilgili ayet ve hadisler ile desteklemiştir.

Bezzâzî, Kâsım b. Züreyk’ın Ebu Yusuf’u yatağının üzerinde ufacık cüssesiyle görünce hayret ederek, “Allah, ilmi bir kuşun kursağına koymayı dileseydi koyardı” dediğini rivayet etmekte, bundan da onun küçük yapılı bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. (8) 

Faydalı İlim Okutmak, Hastalığın Şiddetini Hissettirmez

Ebu Yusuf, bir defasında hacda hastalandı. Hastalığı ağırlaştı. Zayıf ve dermansız idi. Fakat hiç durmadan sorulan suâllere cevap veriyordu. Kendisine “Hastasınız, yorulmayın yoksa hastalığınız artar” denildiğinde, şöyle dedi: “Faydalı ilim okutmak, hastalığın şiddetini hissettirmez.”

‘Bilmiyorum’ Demenin Fazileti

Adamın biri bir gün Ebu Yusuf’a soru sorar. O da “Bilmiyorum” diye cevap verir. Bu cevabı duyan adam sinirlenerek “Nasıl olur da bilmezsin. Hazineden şu kadar maaş alıyorsun” dedi. Ebu Yusuf da sakince şöyle dedi: “Kardeşim, bize bildiğimiz kadar para veriyorlar. Yok, eğer bilmediklerimize göre para alsaydık, hazine yetmezdi.”

Son Anlarında Bile İlme Düşkünlüğü

Ömrü ilimle geçen büyük müctehidin ömrünün son anlarını, talebesi Kadı İbrahim bin Cerrah şöyle aktarıyor: “Ebu Yusuf hastalandığında ziyaretine gittim. Gittiğimde onu baygın halde buldum. Ayılıp kendisine gelince: “Ey İbrahim! Şu mesele hakkında ne dersin?” dedi. Ben: “Bu durumda bunu mu müzakere edeceğiz?” deyince, şöyle dedi: “Bir beis yok. Bu meseleyi tetkik edelim ki belki bilmeyen bir kimse öğrenip kurtulur.”

Daha sonra da şunu söyledi: “Ey İbrahim! (Hac menasikinde) hangi taş atma daha faziletlidir? Yürüyerek mi yoksa binekli olarak mı?” Ben: “Binekli olanı” dedim. Bana,“Hata ettin” dedi. Ben, “Yürüyerek,” dedim. Yine: “Hata ettin,” dedi. Ben: “Allah sizden razı olsun, o halde siz söylesin,” dedim.

O da şöyle açıkladı: “Dua için durulan cemrelerde en faziletli olan yürüyerek taşları atmaktır. Dua için durulmayan cemrelerdeyse en faziletli olanı binekli olarak atmaktır.”

Sonra yanından kalktım. Evinin kapısına varmıştım ki ağlayışları duydum. Vefat ettiğini anladım. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.”

KADILIK YILLARI (782-798)

Ebu Yusuf, geçim sıkıntısı sebebiyle Abbâsî Halifesi Mehdî – Billâh zamanında (775-785) ailesiyle birlikte Bağdat’a yerleşti. Burada halife ile tanıştı ve ilmî seviyesinden dolayı bazı kaynaklarda kaydedildiğine göre 782 yılında kadılık görevine getirildi.

Ebu Yusuf, Halife el-Hadi döneminde de bu görevine devam etmiş, Hârun Reşîd döneminde  önce ilk defa “Kâdi’l-Kudât (kadıların kadısı)” ünvanını almış, sonra da bütün hüküm işlerinde hüküm verdiği için “el-Kâdi’l-Kudâtü’d-Dünyâ” ünvanı ile anılmıştır. On altı yıl kadılık yapmış ve bu vazifesi sırasında da halkın suallerine fetvâ vermiş, meselelerini çözmüştür.

Hârun Reşîd’e, “Ebu Yusuf’a niçin bu kadar çok değer verdiği” sorulduğunda, “İlimdeki kemâli, hâfıza gücündeki üstünlüğü, mezhepteki istikâmeti ve dindeki muhafazakârlığı sebebiyle” cevabını vermiştir.

Onun kadılığı hak edecek bir ilmî seviyede olduğunu bizzat hocası Ebu Hanife şöyle dile getirmiştir: “Hem baş kadılığa hem fetvâ makâmına lâyık iki talebem vardır. Bunlar Ebu Yusuf ile Züfer´dir.” (9)

Kadılık yaptığı dönemde adaletten sapmayan ve yöneticilere hakikati söylemekten bir an geri durmayan bir tutum sergiledi. Onun şu olayı bu duruma örnektir: Bir davada Hârun Reşîd’in baş veziri Ali b. İsa’nın şâhitliğini kabul edilmemişti. Bunun üzerine Baş Vezir Ali b. İsa Ebu Yusuf’u Hârun Reşîd’e şikâyet etti. Hârun Reşîd sebebini sorduğunda, Ebu Yusuf şöyle cevap verdi: “Onun; “Ben halîfenin kölesiyim.” dediğini duydum. Eğer söylediği doğru ise, köle şâhitlik yapamaz. Yalan ise, yalancının şâhitliği kabul edilmez.”

Kitâbü’l-Harâc eserinin mukaddimesinde Hârun Reşîd’e hitaben yazdığı şu satırlar onun bu ithamları hak etmediğini göstermeye yeterlidir: “Bugünün işini yarına bırakma… Allah’ın sana verdiği görevde bir saat bile olsa hakkı yerine getir. Kıyâmet gününde yöneticilerin en mutlusu, halkı en mutlu olandır. Sen doğru yoldan ayrılma ki halkın da ayrılmasın. Arzularına uymaktan ve öfkelenip intikam almaktan sakın…”
Onun bu makamda bulunması dolayısıyla kadıların tayin işlerinde yetki sahibi olması, aynı zamanda Hanefi mezhebinin de yayılmasına zemin hazırlamıştır.

HÂRUN REŞÎD’E NASİHAT MEKTUBU

Ebu Yûsuf’un, Abbasi halifesi Hârun Reşîd’e yazdığı tavsiye ve nasihatlarından bir bölümü şöyledir:

“Ey mü’minlerin emîri! Allahu Teâlâ sana öyle bir vazife verdi ki sevâbı sevâpların en büyüğü, cezası da cezaların en büyüğüdür. Allahu Teâlâ seni bu ümmetin işlerine memur etti. Bu vazifenin başına geçtikten sonra artık sen, idârelerini emânet aldığın insanlar sebebiyle imtihâna çekildin. Onların işlerini üzerine alarak ömrünü tüketmeye başladın. Bina; adâlet ve doğruluk temelleri üzerine kurulmazsa, (işler adâlet ve doğrulukla yürütülmezse) Allahu Teâlâ o binanın temellerini bozar, yapanların ve yardımcı olanların üzerlerine yıkar. Bu bakımdan Allah’ın sana ihsân ettiği vazifelerini ihmâl edip, hakların zayi olmasına sebeb olma! Çünkü bir işi yapmaya güç kuvvet veren Allahu Teâlâ’dır.

Bugünün işini yarına bırakma, yoksa işleri ve hakları zâyi edersin. İstekler bitmeden, ecel gelir çatar. Ecel gelip çatmadan, sâlih amel işle. Çünkü ecel geldikten sonra (ölünce) amel yapılmaz.

Çobanlar sahiblerine karşı sürülerinden sorumlu olduğu gibi idâreciler de idâre ettiklerinden Allahu Teâlâ’ya hesap vereceklerdir. Allahu Teâlâ’nın sana ihsân ettiği bu vazifede bir saat bile kalsan hakkı yerine getir. Çünkü âhiret gününde Allah indinde idârecilerin en mesûdu, teba’sını mes’ûd eden idârecidir.

Doğruluktan ayrılma, yoksa idâre ettiğin kimseler de doğruluktan ayrılır.

Nefsin isteğine göre emir vermekten ve kızgınlıkla iş görmekten sakın. Biri âhiret ile diğeri dünyâ ile ilgili iki işle karşılaştığın zaman, âhiret işini tercih et. Çünkü dünyâ fâni, âhiret bâkidir.

Allah korkusuyla titre, Allah’ın emirlerinde insanlara farklı muâmele yapma. Allahu Teâlâ’nın emirlerini yapmakta hiç bir kınayıcının kötülemesinden korkma!

Dâima temkinli ol. Temkinli olmak dil ile değil, kalp iledir. Azâbından korkarak ve rahmetini umarak Allahu Teâlâ’ya sığın. Sığınmak ve korunmak, korku ve ümit iledir. Kim Allah’a sığınırsa Allah onu korur.

Dâima doğru yol, iyi bir akibet, hakka ulaştıracak sağlam bir gidiş üzere ol. Zâyi olmayacak bir iş ve herkesin gideceği âhiret için çalış. Çünkü varılacak bu yer, kalplerin hopladığı, bahanelerin son bulduğu yerdir. O gün bütün mahlûkât Allah’ın huzurunda baş eğer ve zillet içinde dururlar. Onun hükmünü beklerler. Azâbından korkarlar.

Kıyâmet gününü bilip de amel etmeyenin, o gün çekeceği hasret ve duyacağı pişmanlık bitmez. Öyle bir gündür ki o gün ayaklar kayar, renkler değişir, duruş uzar, hesap çetin olur…

O ne korkunç bir ayak kayması! O ne fayda vermez bir pişmanlıktır!

Bu hayat gece ve gündüzün yer değiştirmesinden ibârettir. Durmadan biri diğerinin peşini takibediyor. Gece ve gündüz (zaman) her yeniyi eskitir, her uzağı yaklaştırır, vaad edilmiş olan her şeyi getirir. Allah herkesi ona göre cezalandırır.

Allah’ın hesabı çabuktur. Öyleyse Allah’tan kork, sakın! Çünkü ömür az, iş mühim, dünyâ ve dünyadakiler fânidir. Âhiret ise devamlı kalma yeridir. Mahşer günü, haddi aşanların yolunu tutmuş olarak Allah’ın huzûruna çıkma!

Şunu iyi bil ki kıyâmet gününün hâkimi olan Allahu Teâlâ, kullarına mevki ve makamlarına göre değil, amellerine göre hükmedecektir. O halde dikkatli ol. Çünkü sen boşuna yaratılmadın ve başıboş bırakılmayacaksın. Şüphesiz yaptıklarından hesaba çekileceksin. Nasıl cevap vereceğini düşün.

Bil ki kıyâmet günü insanoğlunun ayakları, Allah huzurunda hesaba çekildikden sonra kayacaktır. Rasûlullah ( aleyhisselâm ) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu: “Kıyâmet günü herkes, dört suâle cevap vermedikçe hesaptan kurtulamayacaktır, ömrünü nasıl geçirdi. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcattı. Cismini, bedenini nerede yordu.”

Ey mü’minlerin emiri, bu suâllerin cevâbını hazırla! Çünkü bugün amel defterine yazılan, dünyada işlediğindir. Her şeyden yarın âhirette sana okunacak, sorulacaktır. İşlediğin her şeyin şahitler huzurunda açığa çıkarılacağı günü hatırla!

Ey mü’minlerin emiri, korunması emredilen şeyi koru, bakıp gözetilmesi emredileni de gözet. Bu vazifeleri Allah rızâsı için yapmanı tavsiye ederim.

Eğer bunları yapmazsan yürünmesi kolay olan yol zorlaşır. Gözlerin etrâfı görmez olur, alâmetler ortadan kalkar, gerçekler kaybolur. O geniş yol, sana daralır… Nefsine karşı koy… Emrinde olanların zarar ve telefine sebep olma. Yoksa Allah onların haklarını senden alır. Sen de kendi hak ve sevâbını kaybedersin…

Allah’ın idâresini sana emânet ettiği kimselerin işlerini unutmazsan, sen de unutulmazsın. Onlardan ve haklarından gâfil olmazsan, sen de aldatılmazsın.

Şu fâni dünyâda kalbin ve dilin Allah’ı zikretmekten, O’nun Rasûlü’ne salât ve selâm getirmekten nasibini alsın…

Ey mü’minlerin emîri, sana verilen nimetleri iyi koru ve iyi muâmele et. Nimetlerin şükrünü yap ve artmasını iste. Allahu Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de “Eğer şükrederseniz nimetlerimi arttırırım ve eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azâbım çok şiddetlidir” buyurdu.

Allahu Teâlâ indinde ıslahtan daha sevgili ve fesattan daha kötü ve sevimsiz bir şey yoktur.

Günahları işlemek, nimetlere karşı nankörlüktür. Nimete nankörlük edip de buna tövbe etmeyen milletler (kavimler), izzet ve şereflerinden mahrûm olurlar ve Allah onlara düşmanlarını musallat kılar.

Ey mü’minlerin emîri! Allahu Teâlâ sana ihsân ettiği şeylerde, seni kendi nefsine uymaktan muhafaza etsin. Sevgili kullarına ihsân ettiği nimetleri sana da ihsân etmesini dilerim…”

VEFATI

Ömrünün sonuna kadar kadılık yaparak insanların meselelerine fetva veren Ebu Yûsuf, h.182/798’de Bağdâd’ta vefât etti. Cenaze namazını bizzat kıldıran Hârun Reşîd, onu kendi aile kabristanına defnetti. Kabri Bağdat’ın Kâzımiye bölgesinde ve kendi adıyla anılan câminin yanındadır.

Oğlu da kendisinin ilmi mirasını devam ettirmiş ve iyi bir ilmî birikime sahip bir kimse olduğundan babasının vefâtı üzerine kadı tâyin edildi. (10)

Ebu Hanife’nin talebelerinden Abbas b. el-Avvam’ın, Ebu Yusuf’un cenazesinde iken şöyle dediği rivayet edilir: “Ebu Yûsuf vefat ettiği için ehl-i İslam’ın birbirlerine tâziyede bulunmaları lazımdır.”

Kaynaklarda Ebu Yûsuf’un son günlerinde şu şekilde dua ettiği belirtilir: “Allah’ım! Sen biliyorsun ki önüme çıkan her hadisenin hükmü için önce senin kitabına baktım ve orada bir çıkış yolu bulduysam aldım. Eğer bulamadıysam peygamberinin sünnetine baktım. Orada da bir çıkış yolu bulamadıysam ashabın sözlerine baktım.”

Muhammed bin Cemâe anlatır: Ebu Yûsuf vefât etmezden az önce şöyle dua etti: 
“Yâ Rabbî! Kullarının arasında bile bile hükümde zulüm ve adâletsizlik etmediğimi sen bilirsin. Senin kitâbına ve Rasûlu’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uygun ve muvâfık olmak üzere ictihad ettim. Bulamadığım şeyde Ebu Hanife’nin görüşünü aldım. Çünkü o şeyi o meseleyi ondan daha iyi bilen olmadığını biliyorum…  Yâ Rabbi! Nâmahremle, yabancı kadınlarla bir arada bulunmadığımı ve bir gümüş bile olsa haram yemediğimi sen bilirsin…”

ESERLERİ

Hanefi mezhebinde ilk eser telif eden Ebu Yusuf’un yazdığı kitapları ve bunlardaki meseleleri İmâm Muhammed Şeybânî, Ebu Ya’la, Muallâ bin Mansur er-Râzî ve kendi oğlu Yusuf ve diğer âlimler nakletmiştir.

İlimlerdeki çeşitliliği ile göze çarpan Ebu Yûsuf’un eserlerinden bazıları şunlardır:

Fıkıh ve usûle dâir eserleri şunlardır: Kitâbü’s-salât, Kitâbu’z-Zekât, Kitâbu’s-Siyam, Kitâbü’l Ferâiz, Kitâbü’l-Buyu’, Kitâbu’l-Hudûd, Kitâbu’l-Vekâle, Kitâbü’l-Vesâyâ, Kitâbü’l-Sayd ve’z-Zebâyıh, Kitâbu’l-Gasb ve İstibra, Kitâbü’l-İhtilâfu’l-Emsâr.

Kitâbu’l-Harac: Hârun Reşîd, Ebu Yûsuf’a bir takım sualler ve meseleler yöneltir ve Ebu Yûsuf’tan bu sual ve meselelerin çözümünü ister. Bu eser, bu sorulara verilen cevaplardan oluşur. Eserde umumi olarak İslam Devleti’nin mâlî yapısını anlatılır. Devletin mâlî gelir kaynaklarını geniş bir şekilde anlatan bu eser Fransızca, İngilizce ve başka dillere de tercüme edilmiştir.

Kitâbu’l-Asâr: Oğlu Yûsuf’un babası yoluyla Ebu Hanîfe’den rivayet ettiği bazı hadisleri ve fıkhî görüşleri ihtiva etmekte olup, Ebu Hanife’nin müsnedi mâhiyetindedir.

İhtilâf-u Ebu Hanîfe ve İbn-i Ebi Leylâ: Bu kitapta Ebu Hanîfe ve Ebi Leylâ’nın ihtilâf ettikleri meseleleri toplamıştır. Bu kitabı ondan İmam Muhammed nakletmiştir. Bazı ilâveler yapmış ve bölümlere ayırıp bir tertibe tâbi tutmuştur.

Kitâbu’l-Red alâ Siyer-i Evzâî: Harb ahkâmı, emân verme, mütâreke, ganimet ahkâmı konularında Ebu Hanife’ye muhâlefet eden Evzaî’ye karşı yazdığı eseridir. Kitapta Evzâî’nin görüşlerini reddetmektedir.

el-Câmiu’s-Sağir: Bin beşyüz küsûr fetvayı kapsar. Eskiden kadıların bu kitabı ezbere bilmeden tâyin edilmedikleri söylenmiştir.

SÖZLERİ

“Nimetlerin başı, üç nimettir: Birincisi, bütün iyilikleri içine alan İslam nimetidir. İkincisi, hayata tat veren sıhhat ve afiyet nimetidir. Üçüncüsü, insana faydalı olan (azdırmayan) zenginliktir.”

“Ar bilmeyen ve utanması olmayanla arkadaşlık, kıyâmette insanı utandırır.”

“Sen herşeyini ilme vermedikçe, ilim sana bir kısmını vermez.”

“Kıyâmet gününde Allah’ın katında en yüce idâreci, varlığıyla tebaâsını saadette kılan idarecidir.”

“İdârecinin zulmü, tebaâsı için felakettir.”  

 

————————-

 

  1. İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, VI/52.
  2. Ebu Yusuf da ilminin membaını gösterir, ilminde etkili kimse olan Ebu Hanife’yi işaretler bir şekilde der ki: “Ebu Hanife’ye on yedi sene talebelik yaptım. Sonra on yedi sene de kadılık yaptım.”
  3. Kevseri, Fıkhu ehli’l-‘Irak, s. 56.
  4. Mekki, Menakıbu Ebi Hanife, s.102.
  5. Mekki, a.g.e, s.105.
  6. Bağdadi, Tarih, XIV, 246.
  7. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr ale’d-Dürri’l-muhtâr, I, 34-35.
  8. Menâkıbü Ebi Hanife, II, 397.
  9. İbn Bezzâzı, Menâkıbu´l-imâmi´l-Âzam, II, 125.
  10. Zehebî, Tezkiretü’l-Huffâz, 1/292; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s.295.

Kaynakça:

İmam Ebu Yûsuf’un Kamu Maliyesi Alanına Katkısı, Şahin Yeşilyurt, Maliye Dergisi, Sayı 169 (Temmuz-Aralık 2015).

İmam Ebu Yûsuf›un Fukahâ Tabakâtındaki Yeri, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özdemir, Kastamonu Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Hukuku, Volume 6 Issue 3, p. 491-508, March 2013.

Ebu Yûsuf’un İktisadî Görüşleri, Cengiz Kallek, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı 1 (1997), s.1-18.

Ebu Yûsuf ve Hanefiliği, Salim Öğüt, İslâmi Araştırmaları Dergisi, c.15, Sayı 1-2 (2002), s.291-301.

İslam İktisadı’nın Kilometre Taşlarından Ebu Yûsuf’un İktisadi Düşüncesi, Oğuz Bal, Türkiye İslam İktisadı Dergisi, c.1, Sayı 2 (Ağustos 2014), s. 1-41.

TDV İslam Ansiklopedisi, Ebu Yûsuf maddesi, Salim Öğüt, c. 10, s. 260-265.

İmam Ebu Yûsuf (113/731-183/798), İslam Ansiklopedisi.

https://akilvefikir.org/2016/01/09/hanefi-mezhebi-2-imam-ebu-yusuf/

http://tr.yenisehir.wikia.com/wiki/EB%C3%9B_HAN%C3%8EFE_%C4%B0LE_%C4%B0MAMEYN_ARASINDAK%C4%B0_HUKUK%C3%8E_G%C3%96R%C3%9C%C5%9E_FARKLILIKLARI