Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdederiz ki, O şöyle buyurmaktadır: “Ve gerçekten sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız Benden korkun.” (Mü’minûn; 52) Bu ümmetin tek rehberi olan Muhammed Mustafa’ya, onun âline, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan ashabına ve kıyamete kadar güzellikle onlara tâbi olan tüm mü’minlere salât ve selam olsun.
İmdi; biz bu makalemizde en mukaddes bağlardan biri olan İslam kardeşliği bağını kuvvetlendirecek, iman kardeşliği binasını perçinleyip güçlendirecek unsurlardan bahsetmeye çalışacağız. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

1- Ümmet’i Muhammed’in Müntesipleri Olan Bizleri Kardeş Yapan Allah Azze ve Celle’dir.
Kardeşlerim! Kardeşlik bağının en sağlam kulpu ve kardeşlik binasının perçinleştirici harcı kalplerin muhabbetidir. Kalplerde hasıl olan en sağlam muhabbet de Allah için sevmektir. Kalbiyle Allah’ı ta’zim ve tebcil eden kimse, Allah’ın inşa ettiği bu uhuvvet bağının da şuurunda olacak ve gerektiği şekilde değerini bilecektir. İmandan neş’et eden bu mukaddes uhuvvet bağıyla bizi birbirimize bağlayan Allah Tebâreke ve Teâlâ’dır. O şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını düzeltin. Ve Allah’tan korkun. Umulur ki rahmet olunursunuz.” (Hucurât; 10) Yüce Mevlâ diğer bir ayette şöyle buyurmaktadır: “…Muhakkak Allah sana yeter. O seni yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların gönüllerini sevgiyle birleştirendir. Sen yeryüzünde olan her şeyi toptan harcasaydın yine de kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah aralarını bulup Kalplerini kaynaştırdı. Çünkü O Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Enfâl; 62-63) Başka bir ayet’i kerimede yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini de hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimetiyle kardeş olmuştunuz. Ve yine siz ateşten bir çukurun kenarındayken oradan da sizi O kurtardı. İşte Allah hidayet bulasınız diye, size ayetlerini böylece apaçık bildiriyor.” (Âl-i İmrân; 103)
Tevhid ehlinden olan ve tahkiki bir şekilde Allah’a iman eden bir kimse, Allah’ın bu büyük nimetinin farkında olmalı ve daima bu uhuvvet bağını kalbinde ve duygularında hissetmelidir. Bu kardeşlik bağının şuurunda olmak, kişinin imanının derecesi ile orantılıdır. Bunun için de bu bağ, imanın en sağlam kulpu sayılmıştır. Berâ b. Âzib radıyallahu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki imanın kulpları arasında en sağlam ve kuvvetli olanı, Allah için sevmen ve Allah için buğzetmendir.”(1)

2- Kardeşlik Bağıyla Bizi Birbirimize Bağlayan Rabıtaların Şuurunda Olmak
Ey müslüman kardeşlerim! Bizim kardeş olmamızı gerektiren, bizi birbirimize bağlayan ve kalplerimizi muhabbetle perçinleştirip kaynaştıran o kadar çok rabıtalarımız vardır ki! Bu rabıtaların şuurunda olan mü’minlerin kalpleri, muhakkak birbirine kopmamacasına bağlanır ve aralarında mükemmel bir incizâb ve insicâm hasıl olur. Zira biz mü’minlerin, Hâlık’ımız bir, Râzık’ımız bir, Mâlik’imiz bir, sahibimiz bir, İlâh’ımız bir; yüzlerce bir bir… Peygamberimiz bir, kıblemiz bir, dinimiz bir, kitabımız bir, şeriatımız bir, ümmetimiz bir; onlarca bir bir… İbadetimiz bir, namazımız bir, orucumuz bir, haccımız bir, kurbanımız bir; binlerce bir bir… Bu kadar sayısız birlere rağmen, müslüman kardeşleri ile arasındaki uhuvvet bağının şuurunda olmayan ve bu kardeşliğin gereklerini yerine getirmeye gayret göstermeyen kimseler, büyük bir gafletin ve dalâletin içinde olduklarını bilmelidirler.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Enes b. Malik’in rivayet ettiği hadisi şerifinde bu rabıtalardan bazılarına işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Her kim bizim namazımızı kılar, kıblemize yönelir ve kestiğimizi yerse; işte o Allah’ın zimmeti altında ve O’nun elçisinin zimmetinde bulunan müslümandır. Sakın Allah’ın zimmet ve emânını bozmayın.”(2) Bu hadisi şerifin diğer bir rivayeti şöyledir: “Ben, “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu” ikrar edinceye dek insanlarla savaşmakla emrolundum. Buna göre “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğuna” şehadet eden, kıblemize yönelen, kestiğimizi yiyen ve namazımızı kılan insanların kanları ve malları bize haramdır. Meğer hakkıyla olursa…”(3)

3- İmanî Uhuvvetin Kıymet ve Kuvvetinin Bilincinde Olmak
Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyyede en fazla üzerinde durulan hususlardan biri de iman ehlinin ülfet, uhuvvet, muhabbet ve birlikteliklerinin emredilmesi; ihtilaf ve tefrikadan sakındırılmasıdır. Bunun pek çok hikmetlerinden en önemli bir hikmeti de şudur ki: Uhuvvet’i imaniyyenin hem müslüman fert için hem de İslam toplumu için çok büyük bir kıymeti hâiz olduğu ve pek büyük bir kuvvetin menbâı olduğu bilinmelidir.
Yüzlerce çeşit düşmanların arasında şu dünya seferinde imtihanını tamamlamaya gayret eden müslüman bir fert, uhuvvet’i imaniyye sâikiyle Hz. Âdem’den kıyamete kadar müteselsilen halka be halka bu yolda yürüyen ve yüz binlerce peygamberin riyaset ettiği, yüz milyonlarca sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin içinde bulunduğu büyük bir iman kervanına müntesip olduğunu ve bu büyük kervanın müntesiplerinin şarktan garba, şimalden cenûba bütün dünyaya yayılmış olduklarını düşündüğü zaman büyük bir huzura kavuşur ve manevi olarak kendisini motive eder. Böylece savaşın ve mücadelenin zorluğu ve ağırlığı altında ezilmez. Seleflerine uyarak onlar gibi sabreder.
İslam ümmetinin de en büyük kuvvet menbâı ve düşmanların savletlerini defetmenin yegane çaresi uhuvvet’i imaniyyeden neş’et eden ittihad’ı İslam’dır. Müslümanların birlik ve beraberlikleridir. İşte bundan dolayıdır ki Allahu Teâlâ, bu imanî kardeşliğin bulunmadığı ve insanların birbirlerine düşman oldukları durumu ateş çukurunun kenarı olarak tasvir etmiştir. Allah Azze ve Celle bizleri uyararak şöyle buyurmaktadır: “Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız, gücünüz (kesilip devletiniz yıkılıp) gider.” (Enfâl; 46) Hakikat bu iken müslümanların, uyarılmış oldukları halde bu ihtilaf ve tefrika bataklığına düşmüş olmaları ne kadar da hazindir! İşte bu bataklığa saplanıp kalmamak için bütün gücümüzle imanî uhuvvetin ve İslamî muhabbetin gereklerine yapışmalıyız!

4- Müslüman, İman Kardeşlerinin Dertlerine de Sevinçlerine de Ortak Olmalıdır
Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağını güçlendiren en önemli hususlardan biri de müslümanların dertleriyle dertlenmek ve onların sevinçlerine ortak olmaktır. Dertler aynı olunca, sevinçler de bir olunca gönüller kaynaşır ve kalpler birleşir. Hem keder hallerinde hem de sürur zamanlarında kalpleri bir atan mü’minler, bir binanın taşları gibi birbirlerine kuvvet verir ve bir bedenin uzuvları gibi birbirini tamamlar ve biri diğerinin derdine ortak olurlar.
İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu hadisi şeriflerinde bu hususa işaret etmektedir: “Mü’min hakkında mü’minin misali, aynen birbirini destekleyip kuvvetlendiren bir binanın taşları/tuğlaları gibidir.”(4)
“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine şefkat ve merhamet göstermekte mü’minlerin misali; bir uzvu rahatsızlandığında hemen diğer uzuvları uykusuzluk ve ateşlenmekle ona ortak olan bir bedenin misali gibidir.”(5)
Müslüman ümmetin sayısız dertlerinin bulunduğu, İslam coğrafyasının baştan aşağıya bir zulümler diyarına dönüştüğü ve âdeta bir matemhâneyi, bir yetimhâneyi ve bir darü’l-acezeyi andırdığı şu günümüzde bu hadisi şeriflerle amel etmeye ne kadar da muhtacız! Teessüf ki müslümanların çoğunluğu bu hakikatten gafil bulunmaktadırlar!

5- Hakka Tarafgirlik Dışındaki Her Türlü Taassubtan Arınmak Gerekir
Müslümanların dertleriyle dertlenmenin önündeki en büyük engellerden biri taassubtur. Taassub müslümanları böler, onları küçük parçalar haline getirir ve her bir parçayı sadece kendi sorunları ve dertleriyle meşgul ettirip, diğer müslüman kardeşlerinin dertlerine karşı gamsız olmalarına sebep olur. Bundan dolayı da müslüman sadece hakka tarafgir olur ve hakkın mutaassıbı olur. Bunun dışındaki her türlü taassubu; mezhep, meşrep, cemaat, dil, renk, ırk, toprak, vatan ve bayrak taassubunu kalbinden söküp atmalı ve yılandan, akrepten sakındığı gibi bu tür taassublara kapılmaktan sakınmalıdır. Zaten bu tür taassublara kapılarak müslüman ümmetin sıkıntı ve dertlerine karşı gamsız ve nemelazımcı davrananların, müslümanlıkla bir ilgilerinin kalmayacağı hadisin nassı ile belirtilmiştir. Müslümanların derdi ile dertlenmeyen, müslümanlardan değildir. Böylece taassubtan arınan müslüman, ümmetçi bir itikada sahip olur ve bütün müslümanların derdi ile dertlenir. Burada Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği şu manidar hadisi şerifi kaydetmekle yetineceğiz: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim (müslüman emire) itaatten çıkar ve (müslümanların teşkil ettiği) cemaatten ayrılır da bu halde iken ölürse, cahiliyye ölümü ile ölmüş olur. Her kim de ne olduğu belirsiz (İslam dışı) bir bayrağın altında savaşır, asabiyet için gazaba gelir, asabiyete davet eder veya asabiyete yardım eder de bu halde iken öldürülürse; cahiliyye üzere öldürülmüş olur. Her kim de ümmetime karşı hurûc eder de iyi olanlarını da fâcir olanlarını da (ayrım yapmadan) vurur, mü’min olanları hakkında (söyledikleri ve yaptıklarıyla) sakınmaz ve müslümanlarla sözleşmeli olan (gayri müslimlerin) ahitlerine vefa göstermezse; o da benden değildir, ben de ondan değilim.”(6)

6- Müslüman, Kardeşlerinin Kusurlarını Örtmeli ve Onların Faziletleri ile Sevinmelidir.
Müslümanlar arası kardeşlik bağını takviye edecek hususlardan biri de müslümanların, birbirlerinin kusurlarını setretmeleridir. Zira hataların ve kusurların deşifre edilerek ortaya dökülmesi, insanları birbirine düşman eder, kalpleri kırar, gönülleri incitir ve böylece iman kerdeşliğini zedeler. Özellikle de günümüzde medya araçları ve internet yoluyla adeta insanlar birbirlerinin kusurlarını ve hatalarını araştırıp yayma ve bu yolla birbirlerini cerh edip itibarsızlaştırma yarışına girmişlerdir. Bu menfur amaçlarına ulaşmak için de cerh etmek istedikleri kişi ve grupların faziletlerini ve hizmetlerini ya inkar etmekte ya da görmezden gelmektedirler. İşte bu husus, müslümanları birbirine düşürmek ve onları birbirleriyle uğraştırmak isteyen iblis ve tabilerinin kurmuş oldukları en tehlikeli tuzaklardan biridir. Bu tuzağa düşmemenin en selametli yolu müslümanların kusurlarını örtmek ve onların faziletlerini ve hizmetlerini yaymaktır. Çünkü hasetten ve kendini beğenme duygusundan arınmış olan her müslüman, diğer müslüamn kardeşlerinin hataları ve kusurları sebebiyle mahzun olur ve bunların affını yüce Mevla’dan niyaz eder. Müslüman kardeşlerinin faziletlerini de kendi fazileti bilir ve bundan ötürü de mesrur olur. Böylece gönüller birbirine ısınır, kalplerde ülfet ve muhabbet meydana gelir ve kardeşlik bağı kuvvetlenip kökleşir.
Bu konuda İbn Ömer’in rivayet ettiği şu hadis-i şerifi kaydedelim: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Müslüman, müslümanın kardeşidir: Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez… Ve her kim de müslüman (kardeşinin hata ve kusurlarını) setredecek olursa, Allah da kıyamet gününde onun (hata ve kusurlarını) setredecektir.”(7)
İmam Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği hadiste ise bu husus şöyle ifade edilmiştir: “… Ve her kim müslümanı(n hatalarını ve kusurlarını) setrederse, Allah azze ve celle de hem dünyada ve hem de ahirette onu(n hatalarını ve kusurlarını) setreder…”(8)

7- Müslüman, Kardeşleri ile Konuşurken Güzel Söz Söylemeli Ve Kendisine Söylenilen Kem Söze Karşı Tahammülkar Davranmalıdır.
Bilinmelidir ki dil yarası, kılıç yarasından daha zor iyileşir. Dilin pek çok afeti bulunmaktadır. Bundan dolayı müslüman kişi, müslüman kardeşleri ile konuşurken çok dikkatli olmalı ve en güzel kelimeleri seçip kullanmalıdır. Zira dikkatli davranmayıp rastgele konuştuğu ve dilinin önüne bir elek koymadığı zaman, pusuda hazır bekleyen şeytan hemen devreye girer ve belki de yersiz kullanılmış bir kelime yüzünden müslüman kardeşleri birbirine düşürür. Nitekim Rabbimiz celle celâluhu bu duruma dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: “(Mü’min) kullarıma de ki: “En güzel olanı söylesinler. Çünkü şeytan aralarına ayrılık sokar. Gerçekten şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.” (İsra: 53)
Diğer taraftan müslümanın, müslüman kardeşlerinin kendisi hakkında söyledikleri nahoş ve kırıcı sözleri en güzel bir şekilde savması ve bu tür sözlere karşı tahammülkar davranıp öfkesini yutması gerekir. Böylece şeytanın tuzağı boşa çıkmış ve aradaki kırgınlık sebebi de bertaraf edilmiş olur. İşte takva ehlinin en önemli özelliklerinden biri de budur. Nitekim yüce Mevla şöyle buyurmaktadır: “İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde defet. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek (ve iyi davranmaktan seni alıkoyacak) olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.” (Fussilet: 34-36) Diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “(O takva sahipleri) öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.” (Âl-i İmrân: 134)

8- Kardeşlik Hukukuna Riayet Edilmelidir
Ey müslüman kardeşlerim! Uhuvvet-i imâniyye dil ile ifade edilip gerekleri bulunmayan bir teori değildir. Aksine müslümanın bütün hayatını kapsayan, bir takım hakları gerektiren büyük bir hakikattir. Bir müslüman ferdin, tüm dünyadaki bütün müslüman kardeşleri ile alakadar olmasını ve onlara karşı bazı sorumluluklar yüklenmesini gerektiren bir mefhum, bir intisap ve imani bir rabıtadır. Burada şu hadis-i şerifleri kaydetmekle yetinelim:
Enes radıyallahu anhu dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden birisi, kendisi için sevip istediğini (müslüman) kardeşli için de sevip istemedikçe iman etmiş olmaz.”(9)
Enes radıyallahu anhu dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zalim de olsa mazlum da olsa (müslüman) kardeşine yardım et.” Bir adam: “Ya Rasulallah! Mazlum olursa kardeşime yardım ederim; peki zalim olursa ona nasıl yardım edeyim?!” diye sorunca; şöyle buyurdu: “Onu da zulümden alıkoyarsın. İşte ona da yardımın bu şekilde olur.”(10)
Ebu Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selamı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, davete icabet etmek ve hapşırana “yerhamükellah” diyerek dua etmek.”(11)
Bu hadis-i şerifin Müslim’deki bir rivayeti de şöyledir: “Müslümanın müslüman üzerinde altı hakkı vardır: Onunla karşılaştığın zaman, ona selam ver; seni davet ettiği zaman davetine icabet et; senden nasihat istediği zaman, ona nasihat et; hapşırıp Allah’a hamdettiği zaman “yerhamükellah” diyerek ona dua et; hastalandığı zaman onu ziyaret et ve öldüğü zaman da onu uğurlamak için cenazesine katıl.”(12)
Berâ b. Âzib’in rivayet ettiği hadis-i şerifte bunlara ek olarak; “Yemin edenin yeminine uygun davranmak, mazluma yardım etmek ve bulunan yitik malı (sahibini bulmak gayesiyle) ilan etmek” de sayılmıştır.(13)
Bütün bu haklara riayet edilirse; kalpler kaynaşır, gönüller birbirine ısınır, müslümanlar arasında ülfet ve muhabbet hasıl olur ve iman kardeşliği bağı sapasağlam olup bir daha kopması mümkün olmaz. Demek ki uhuvvet, mücerret bir iddia olmayıp ilkeleri ve hukuku bulunan çok büyük bir hakikattir.

9- Kardeşlik Bağını Zedeleyecek Söz ve Davranışlardan Sakınılmalıdır.
Müslüman, bir taraftan yukarıda beyan edilen kardeşlik hukukuna riayet ederken; diğer taraftan bu kardeşliğe zarar verecek her türlü söz ve davranıştan sakınmalıdır. Bu tür hastalıkların neler olduğu Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyede tafsilatlı bir şekilde açıklanmıştır. Biz burada sadece bir ayet-i kerime ve bir hadis-i şerife yer vereceğiz. Ayet-i kerimede müslümanların arasındaki emniyeti, muhabbeti ve uhuvveti darmadağın edecek bazı hastalıklara dikkat çekilmiştir ki; bunlar tahkir, su-i zan ve gıybet hastalıklarıdır. Allah celle celâluh şöyle buyurmaktadır: “Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurat: 11-12)
Hadis-i şerifte ise en tehlikeli hastalıklardan olan haset, buğz etmek ve kibirlenmeye dikkat çekilmiş; bu ve benzeri hastalıkların kardeşliği zedeleyeceği vurgulanmış ve bunlardan şiddetle sakınılması emredilmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anhu dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Birbirinizi kıskanmayın. Birbirinizin aleyhine fiyatları kızıştırmayın. Birbirinize buğzetmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Kiminiz kiminizin alışverişi üzerine alışveriş yapmasın. Allah’ın kulları! Kardeş olun! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz. Ona yalan söylemez ve onu küçük düşürmez. -Üç defa göğsüne işaret ederek- takva buradadır. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi yeterlidir. Her müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer müslümana haramdır.”(14)

10- Tebessüm, Selamlaşma, Musafaha ve Ziyaretleşmek
Müslümanların kardeşlik bağlarını güçlendiren ve onların kalplerinde muhabbet duygusunu meydana getiren en önemli faktörlerden bazıları da bunlardır.
Müslümanın, müslüman kardeşine tebessüm etmesi sadaka olarak kabul edilmiştir. Çünkü tebessüm, iki müslüman arasında duygusal bir irtibatın meydana gelmesini ve kalplerinin birbirine bağlanmasını sağlar. Bilinmesi gerekir ki, kardeşlik hukukuna riayet etmek için böyle bir kalbi irtibatın bulunması şarttır. Bunu da sağlayacak en kuvvetli etken tebessümdür.
Birbiri ile karşılaşan iki müslümanın selamlaşması, onların biri diğerine karşı güven ve selamet içersinde olduğunun alametidir. İmanın en büyük alametlerinden birisi, muhabbet; muhabbetin de en önemli alameti selamlaşmaktır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, selamlaşmanın muhabbeti netice vereceğini, muhabbetin de imanın alameti olduğunu ve ancak bununla cennete girilebileceğini bize haber vermiştir.
Müslümanların musafaha yapmaları, birbirlerine karşı samimi ve içten davrandıklarının alametidir. Çünkü bir insan, sevmediği ve kendisine karşı her hangi bir alaka duymadığı kimselerin elini tutmak istemez. Her hangi bir maksadı için böyle birinin elini tutsa bile, bunu samimi ve içten yapmadığı muhakkak yüzünden belli olur. İşte bu yüzden samimi ve içtenlikle iki müslümanın musafaha yapması, sonbaharda ağaç yapraklarının döküldüğü gibi günahlarının dökülmesine sebep olduğu hadisin nassı ile beyan edilmiştir.
Eskilerin dediği gibi “gözden ırak olan gönülden de ırak olur.” İşte bu yüzden müslümanların ziyaretleşmesi tavsiye edilmiş ve bunun çok büyük bir fazilet olduğu beyan edilmiştir. Allah’ın müslüman kulunu, sırf Allah rızası için ziyaret eden mü’min, Allah’ın sevgisini ve dostluğunu kazanır. Zira Allah azze ve celle’nin en önemli emirlerinden biri olan müslümanlar arası ülfet, muhabbet ve uhuvvet ancak bu ziyaretleşmenin neticesinde kemale erer ve kökleşir. Bu ziyaretleşmeler, Allah’ın şiddetle yasaklamış olduğu ihtilaf, tefrika, su-i zan, kin ve buğzetme gibi zehirli hastalıkları ortadan kaldırır.
Makalemizi şu nebevi dua ile sonlandıralım: “Allahım! Kalplerimizi birbirine ısındırıp kaynaştır ve aramızı ıslah eyle!” Âmin.

 

 

 

 

 

 
—————————————–
1. İmam Ahmed, Müsned: 18524. Hasen li Ğayrihi bir hadistir.
2. Buhari: 391
3. Buhari: 392; Ebû Dâvûd: 2641; Tirmizi: 2608; Nesâi: 5003
4. Buhari: 2446; Müslim: 2585. Ebû Mûsâ el-Eş’ari’den…
5. Buhari: 6011; Müslim: 2586. Nu’man b. Beşir’den…
6. Müslim: 1848; Nesâi: 4114; İmam Ahmed, Müsned: 2/296
7. Buhari: 2442; Müslim: 2580.
8. Müslim: 2699.
9. Buhari: 13; Müslim: 45.
10. Buhari: 6952.
11. Buhari: 1240; Müslim 2162.
12. Müslim: 2162.
13. Bkz.: Buhari: 5635; Müslim: 2066.
14. Müslim: 2564.