Namaz, İslâm’ın şartları arasında yer alan diğer ibadetlere nazaran, mü’minin hayatında en sık muhatap olduğu, sadece fazları ele alsak günde beş defa yapmakla sorumlu olduğu en müstesna ibadettir.

Namaz, okullarda öğretmenler tarafından derse gelen ve gelmeyen öğrencileri tespit için uygulanan “yoklama” gibidir. Günlük olarak Allah Teala’ya kulluk etmek ve onun yolundan ayrılmamak üzere söz veren mü’min kulun “varlık-yokluk yoklaması” dır. Günde beş defa müezzinlerin nidasına namaza durmak suretiyle karşılık veren mü’min kul, bir nevi “burdayım rabbim, sana kulluk üzereyim” şeklinde cevap vermiş oluyor.    

Namaz; İslam’ın şiarı, imanın delili, Mirac’ın hediyesi, kul ile râb arasında kurulan sözleşme, âhitleşme, gözlerin nuru, dünya ve ahirette diğer milletler ile İslâm milletini ayıran alâmeti fârika’dır. Namazın fazileti ve önemine dair söylenecek birçok şey var. Ancak konumuz bu olmadığı için bu kadarla yetinelim. Bizim üzerinde duracağımız asıl mesele başlıktan da anlaşıldığı üzere, çeşitli sebeplerle namaz kılmayan, bu büyük ibadetten nasibi olmayan kimselerin bu yaptıkları fiil sebebi ile dünya ve ahirette nasıl bir akıbet ile karşı karşıya kalacaklarına dair ulemanın ortaya koymuş olduğu görüşleri paylaşmak olacaktır.     

Bütün âlimler namazı akıllı, bülûğ çağına girmiş, hayız ve nifastan temizlenmiş, deli olmayan, baygın bulunmayan her Müslümana farz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

Yine, bütün âlimler namazın farz olduğunu inkâr eden kimsenin kâfir ve mürted olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü namazın farz oluşu Kur’an, sünnet ve icmadan kesin deliller ile sabittir. Ancak tembellik ve umursamazlık sebebiyle namazı kılmayan kimse hakkında ihtilaf edilmiştir. Genel kanaat bu kişinin günahkâr ve fâsık olduğu yönündedir. Ancak böyle bir kimse yeni Müslüman olan biri ise yahut kendisine namazın farz olduğunun tebliğ edileceği bir müddet boyunca, Müslümanlar arasında bulunmamışsa namaz kılmadığından ötürü fâsık olmaz çünkü sorumluluk yoktur.

Namaz kılmamanın dünyadaki cezasına gelince tembelliğinden veya umursamazlığından dolayı kılmayanlar konusunda fakihlerin farklı görüşleri vardır. Hanefilere göre: Tembellik sebebiyle namazı kılmayan kişi fâsık olup böyle bir kişi hapsedilir ve namazı kılıp tevbe edinceye kadar vücudundan kan akacak şekilde dövülür. Ya tevbe edip namazını kılar ya da hapishanede ölür. Maliki ve Şafiilere göre: Bir vakit de olsa özürsüz olarak namazı terkeden kimse üç gün tevbeye çağrılır, tevbe etmezse öldürülür. Öldürme cezası kişi kâfir olduğu için değil, had cezası sebebiyledir. İmam Ahmed b. Hanbel’e göre namaz kılmayan kâfir olduğu için öldürülür.

Fakihleri, namaz kılmayanın küfrüne delalet ettiği gibi ağır bir hükme sevk eden rivayetler mevcuttur. “İnsan ile şirk arasındaki (sınır), namazı terkdir.” (Müslim, İman, 35; Tirmiz, İman, 9, Ebû Dâvud, Sünnet, 15), “Bizimle onlar arasındaki ahid (fark), namazdır; onu terk eden küfretmiş olur.” (Tirmizî, İman, 9; Nesâî, Salât, 8), “Resûlullah’ın (sav) ashâbı namaz hariç, amellerden herhangi birini terk etmeyi küfür saymıyorlardı.” (Tirmizî, İman, 9) Tüm bu hadisler ve Tevbe Suresi 5. ayeti gibi deliller âlimleri, namaz kılmayan kişinin küfrüne ve ceza olarak da öldürülmesi gerektiğine hüküm vermeye sevk etmiştir.

Buna karşılık hadis şârihleri bu zikredilen hadislerde geçen kimselerin münafıklar olduğunu söylemişlerdir. Yine cumhur ulema bu konudaki hadislerde geçen kimseleri, namazın terkini helal görenlere hamlederler. Ayrıca Allah Teala’nın şirk dışında kalan günahları bağışlayabileceğini (Nisa, 116) beyan etmesi, Hz. Peygamber’in (sav) “Ümmetimden Allah’a şirk koşmadan ölen kimse, inşallah şefaatime nail olacaktır ” (Müslim, İman, 338), “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram eder.” (Müslim, İman, 47) beyanları cumhur için birer delil teşkil eder. ‘Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği amelinin namaz olacağı ve eğer farzlarında eksik olursa nafileler ile eksiklerin tamamlanacağını’ beyan eden hadis-i şerif, namaz da eksiklikleri olabilecek kişilerin olacağına işaret eder. Yine iman ve amelin ayrı şeyler olduğu kabul edildiği takdirde, namaz da dahil hiçbir amelin inkar edilerek, küçük görülerek terk edilmediği sürece iman dairesinden çıkarmayacağı anlaşılabilir. Dolayısıyla, tembellik ve umursamazlık sebebi ile namazlarını kılmayan kimseler fâsık ve günahkârdırlar. Allah Teala dilerse onları bağışlar ve dilerse de onlara adaleti ile mukabelede bulunup cezalandırır.

Neticede hiçbir olgun mü’min, namaz kılmayan bir kişi olarak tasavvur edilemez. Namazsız kâmil bir mü’min olunmaz. Yüce kitabımızın açık ifadelerinde gördüğümüz şekilde kâmil müminler, namazlarında devamlıdırlar (Meâric 23), namazlarını korurlar (Mu’minûn 9, Meâric 34) ve hatta namazlarında huşu içerisindedirler (Mu’minûn, 2).

Hz. Peygamber (sav)’in Muaz b. Cebel’e (ra) her namazdan sonra yapmasını tavsiye ettiği şu dua  ile yazımı sonlandırıyorum. “Allah’ım seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzel bir şekilde ibadet etmek hususunda bana yardım et.” (Ebû Dâvud, Vitir, 26)

————————-

Kaynakça:
1. Zuhayli, Vehbe, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1994, s. 387-390.
2. Köktaş, Yavuz, Anahatlarıyla Ahkam Haidsleri, Ensar Neşriyat, İstanbul 2013, s.94-98.