1- ZEKÂTIN SÖZLÜK VE ISTILAH MANALARI
“Zekât”, Arapça’da “ze-kâ-va” fiilinden türemiş bir mastardır. Sözlük manası açısından çeşitli anlamlar ifade eder. “Artmak”, “bereketli olmak”, “temizlemek-arınmak” zekât için kullanılan manalardandır.
Şer’i ıstılahta ise zekât, şeriatın tayin etmiş olduğu mallardan, yine şeriatın belirlediği bir oranı, fakir olan Müslümana herhangi bir karşılık beklemeden Allah rızası için vermektir.
Bu ibadetin –zâhiren malı eksiltmesine rağmen- zekât diye isimlendirilmesine İslâm âlimleri çeşitli yorumlar yapmışlardır:
a- Zekât, içinden çıkarıldığı malı arttırır, bereketlendirir. Ayrıca fakirin hakkının içinden çıkarılması sebebiyle bu malları, çeşitli afetlerden korur.
b- Zekât veren kişinin, nefsi başta cimrilik olmak üzere çeşitli kötü ahlâklardan arınmış olur.
c- Zekât başka açıdan değerlendirildiğinde fakirin mallarının artmasına vesile olur. (bkz. Fıkhu’z-Zekât, Yusuf el-Kardavi c.1 s.)
Zekât, tercih edilen görüşe göre hicretin 2. yılında farz kılınmıştır.

2- ZEKÂTIN HİKMETLERİ VE TOPLUMA SAĞLADIĞI FAYDALARI:
Zekâtın birçok hikmeti ve faydası vardır öyle ki bunları belirli bir sayıda toplamak oldukça güçtür. Genel manada bu hikmetler ise, zekâtı veren ile zekâtı alana sağladığı faydalardan kaynaklanır. Özetle şu hikmetleri sıralayabiliriz:
1- Zekât, zekât veren kişiyi cömertliğe alıştırır, içindeki cimrilik huyunun köklerini söker atar. Özellikle de yapmış olduğu bu ibadetin meyvelerini gördüğünde; zekâtın, aslında malını eksiltmediğini tam aksine malını arttırdığını müşahede ettiğinde… Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sadaka, hiçbir şekilde malı eksiltmez” (Müslim, 2588)
2- Zekât, müslümanlar arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendirir. İslâm toplumunda bu ibadetin hakkıyla uygulandığını, gücü yeten her müslümanın bu ibadeti yerine getirdiğini düşündüğümüzde toplum fertleri arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarının ne derece güçleneceğini anlayabiliriz.
3- Zekât, her ferdin zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak hayat standardını muhafaza etmeye yardımcı olur. Zengin – fakir arasındaki uçurumların derinleşmesine engel teşkil eder.
4- Zekât, işsizlik sorununa da büyük ölçüde çözüm getirir. Nitekim iş yapamamanın temel sebeplerinden biri de sermaye sahibi olamamaktır. Zekât bu problemi de çözebilir.
5- Kalpleri, kin, hased, cimrilik gibi hastalıklardan temizlemenin tek yolu zekâttır. Zekât, veren insanı cimrilikten koruyup cömertliğe alıştırdığı gibi, fakir olan insanı da ona karşı kin duymaktan, hased etmekten muhafaza eder.

3- ZEKÂT VERMENİN HÜKMÜ:
Zekât İslâm’ın temel şartlarından biridir ve bu dinin en önemli rükünlerindendir. Dinde, bilinmesi zaruri olan hükümlerdendir. Buna delalet eden ayet ve hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Zekât Kur’an-ı Kerim’de otuz defa zikredilmektedir. Bunların yirmi yedisinde namazla beraber anılmıştır. Bundan dolayı zekâtı inkâr edenin kâfir olduğunda şüphe yoktur. Cimrilik edip vermeyenden İslâm devleti zorla alma hakkına sahiptir.

a- Kur’an-ı Kerim’de Zekât:
“Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara; 43)
“Namazı kılın ve zekâtı verin. Kendi nefsiniz için ne tür bir hayır takdim ederseniz muhakkak onun mükâfatını Allah katında bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara; 110)
“Namazı kılın, zekâtı verin ve Rasul’e itaat edin.” (Nur; 56)
“Onların mallarından, onları temizleyecek günahlardan arındıracak bir sadaka (zekât) al. Onlara ayrıca dua et. Çünkü senin duan onlar için bir sükûnet vesilesidir. Allah işiten ve bilendir.” (Tevbe; 103)

b- Hadisi şeriflerde Zekât:
1- Ebû Ümame radıyallahu anhu diyor ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Veda haccında şöyle buyurduğunu işittim:
“Allah’tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunu tutun, mallarınızın zekâtını verin, size emir verildiğinde de itaat edin. Bunları yaptığınızda Rabbinizin cennetine girersiniz…” (Tirmizi no: 6160, Müsned c.5 s. 251; Hâkim, 1/9)
2- İbn Abbas radıyallahu anhu şöyle demiştir:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderdiği zaman ona şöyle dedi:
“Sen Ehl-i kitap olan bir kavmin yanına gidiyorsun. Oraya vardığında onları, “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmeye” davet et. Bu hususta onlar sana itaat ederlerse, “Allah’ın kendilerine bir gün içinde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver.” Bu konuda da sana itaat ederlerse, “Allahu Teâlâ’nın kendilerine –zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere- bir sadakayı farz kıldığını” haber ver. Buna da itaat ederlerse sakın ola ki zekât alırken en güzel malı seçip alma. Ayrıca mazlumun bedduasından çekin. Çünkü onunla Allah arasında herhangi bir perde yoktur.” (Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâî, İbn Mâce)
3- Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:“İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Müslim)
4- Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Bir adam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip şöyle dedi. “Bana öyle bir amel söyle ki onu yaptığımda cennete gireyim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz namazları ikame edersin, farz olan zekâtı verirsin ve orucunu tutarsın.”
Adam dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki ben bundan fazlasını yapmam” Adam sırtını dönüp gidince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
“Cennet ehlinden birine bakmaktan hoşlanan kimse bu adama bakabilir.” (Buhârî, Müslim, Nesâî)

4- ZEKÂT VERMEYENİN HÜKMÜ:
Zekât verme mükellefiyeti olduğu halde zekâtı vermeyen kişinin tafsilatlı hükümlerine girmeden önce, zekât vermeyi teşvik eden, vermemekten korkutan ayet ve hadislerden birkaçını vermek yerinde olacaktır:

A- Zekât Vermeyi Teşvik Eden Ayet ve Hadisler
Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
“Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtlarını verirler.” (Mü’minun 1-4)
“Onlar ki, mallarında –isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalana belli bir hak tanıyanlar…” (Mearic 24–25)
“İman edenler, salih amel işleyenler, namaz kılanlar ve zekât verenler için Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara 277)
“Rahmetim her şeyi kaplamıştır. Onu, (kötülükten) sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” (A’raf 156)
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, beyt-i hacc etmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Müslim)
Ebû Hureyre ve Ebû Said radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dediler:
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize hutbe irad etti ve şöyle buyurdu:
“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki…” Ardından Rasulullah yüzünü kapattı. Bu sefer herkes yüzünü kapatıp ağlamaya başladı. Rasulullah’ın ne için yemin ettiğini bilmiyorduk. Sonra yüzünü kaldırdı, yüzünde sürur, müjde alametleri vardı.” Onun bu mutlu hali, bize kırmızı develer verilmesinden daha sevimli geldi.” Buyurdu ki: “Herhangi bir kul, beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, zekâtın çıkartıp verir ve de yedi büyük günahtan uzak durursa muhakkak ki ona, cennet kapıları açılır ve selâmetle gir denilir.” (Nesâî, İbn Mâce, İbn Hibban, İbn Huzeyme, Hâkim)
Muaz b. Cebel radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber bir seferdeydik. Bir sabah yürürken yanına yaklaşıp şöyle dedim: “Ey Allah’ın Rasulü! Beni cennete koyacak, cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyler misiniz? Buyurdu ki: “Zor bir şey sordun. Fakat bu iş Allah’ın kendisi için kolaylaştırdığı kimseler için kolaydır. Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı ikame eder, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Beyt’i (Kâbe’yi) haccedersin.” (Müsned-i İmam Ahmed, Tirmizi sahihtir demiştir. Nesâî, İbn Mâce)
Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:
Bir bedevi Rasulullah’a geldi ve şunu söyledi: “Ey Allah’ın Rasulu! Beni öyle bir amele irşad et ki onu yaptığımda cennete gireyim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz olan namazını ikame edersin. Farz olan zekâtı verirsin. Ve Ramazan orucunu tutarsın.” Adam dedi ki: “Nefsim (canım) elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Bunun üzerine bir şey yapmayacağım.” Adam sırtını dönüp gidince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennet ehlinden birine bakmaktan hoşlanan, işte bu adama baksın.” (Buhârî-Müslim)
Abdullah b. Muaviye el-Ğadiri dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç husus vardır ki, bunları yapan imanın tadını alır.
Bir ve tek Allah’a ibadet eden,
Ve Allah’tan başka ilah olmadığına (inanan),
Ve de her yıl, hem gönül hoşluğu hem de nefsinin teşvikiyle malının zekâtını veren. Zekâtını verirken (hayvanlardan) yaşlıyı, uyuzu, hastayı veya en kötü olanı seçip vermeyen… Bilakis malının orta halinden zekâtını veren. Çünkü Allah’u Teâlâ sizlerden mallarınızın en güzelini talep etmemiştir, bunun yanında en kötüsünü vermenizi de emretmemiştir.” (Ebû Dâvûd)

B- Zekât Vermeyeni Tehdit Eden Ayet ve Hadisler
Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
“Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyenleri can yakıcı bir azapla müjdele…” (Tevbe, 34)
“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim! Bana ilahınızın bir ilah olduğu vahyolunuyor. O halde O’na yönelin. Ondan bağışlanmazınızı dileyin. Müşriklerin de vay haline! Onlar ki zekâtlarını vermezler…” (Fussilet, 6–7)
Tefsir âlimleri bu ayeti izah ederken, zekât vermeyen kişinin müşrik olmayacağını, burada Allahu Teâlâ’nın muradının, -zekât vermemenin müşriklerin hasletlerinden biri olduğunu belirtmek” olduğunu söylemişlerdir.

Hadisi Şerifler:
Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Altını veya gümüşü bulunan herhangi bir insan, bunların hakkını ödemeyecek (zekâtını vermeyecek) olursa, kıyamet günü geldiğinde muhakkak bu altın ve gümüşler demir levhalara çevrilir. Bu levhalar cehennem ateşinde kızdırılır ve bunlarla o zâtın yanları, alnı ve sırtı dağlanır. Her soğuduğunda tekrar kızdırılır. Süresi elli bin dünya yılı olan bir günde bu azap devam eder. Nihayet kullar arasında hüküm verilir, kendisine de yolu gösterilir. Artık ya cennete veya cehenneme.
Denildi ki: Peki ey Allah’ın Rasulü, ya devesi varsa. Buyurdu ki: “Deve sahibi de. Devesi bulunan herhangi bir insan, bunların hakkını ödemeyecek olursa, kıyamet günü geldiğinde muhakkak o adam dümdüz bir alanda yere serilir. Bu develer en kalabalık haliyle gelirler bir yavruları bile eksik olmaz. Adamı ayaklarıyla çiğnemeye, dişleriyle ısırmaya başlarlar. Son deve adamın üzerinden geçer geçmez, baştaki deve tekrar üzerine gelir. Ve bu azap süresi elli bin dünya yılı olan bir günde devam eder. Nihayet kullar arasında hüküm verilir. Artık ya cennete veya cehenneme…
Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulu! Peki, inek ve koyunlar…
Buyurdu ki: “İnek ve koyun sahibi de… İnek veya koyunu bulunan herhangi bir insan, bunların haklarını vermeyecek olursa kıyamet günü geldiğinde muhakkak o adam dümdüz bir alanda yere serilir. Bu inek ve koyunlardan biri bile eksik olmadan, hepsi de boynuzlu, boynuzu kırık veya eğri olan bir tane bulunmadan gelirler. Ona boynuzlarıyla toslar, tırnaklarıyla çiğnerler. Sonu adamın üzerinden geçer geçmez baştakiler tekrar üzerine gelir. Ve bu azap süresi elli bin dünya yılı olan bir günde devam eder. Nihayet kullar arasında hüküm verilir. Artık ya cennete veya cehenneme…
Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulü! Peki atlar…
Buyurdu ki: Atlar üç türlüdür. At, bir insan için günah, bir insan için örtü, bir insan için de ecir kapısıdır. Atların kendisi için günah sebebi olduğu adama gelince, bu adam atını, riya, iftihar ve de müslümanların düşmanlarına destek için beslemiştir. İşte at, bu adam için günah sebebidir.
Atın kendisi için örtü olduğu adama gelince, bu adam atını Allah yolunda bağlamıştır, sırtındaki ve boynundaki Allah’ın hakkını da unutmamıştır. İşte at bu adam için bir örtüdür.
Atın kendisi için ecir kapısı olduğu adama gelince, bu adam atını Allah yolunda cihad için müslümanların hizmetine vermiştir. Onu geniş otlak bir arazide beslemiş… O otlaktan o meralardan ne yerse yediği otlar sayısınca ona sevap yazılır. Bağlı bulunduğu ipi kesmeden dolaşıp dursa bir veya iki tepe aşsa ayak izleri ve terkisi sayısınca ona sevap yazılır. Sahibi onunla bir nehrin yanından geçse, sulamak istemediği halde oradan su içse içtiği su kadar ona sevap yazılır…
Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulü. Eşekler için ne dersin. Buyurdu ki: Eşeklerle ilgili bana bir şey indirilmedi. Bir tek her manayı ihtiva eden şu ayet indirildi:
“Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa, onun sevabını alır. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onun cezasını görecektir.” (Zilzal 7–8)
(Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce, Müsned)
Cabir b. Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Develeri olan herhangi bir insan, bu develerdeki hakkı yerine getirmeyecek olursa, kıyamet gününde en fazla oldukları gün gibi gelirler. Adam dümdüz bir arazide onların önünde oturtulur, develer de onu ayaklarıyla çiğner dururlar. İnekleri olan herhangi bir insan da bu ineklerdeki hakkı yerine getirmeyecek olursa kıyamet gününde en fazla oldukları gibi gelirler. Adam dümdüz bir arazide onların önünde oturtulur, inekler boynuzlarıyla ona toslar, ayaklarıyla onu çiğnerler.
Koyunları olan herhangi bir insan da, şayet bunlardaki hakkı yerine getirmeyecek olursa, kıyamet gününde en fazla oldukları gün gibi gelirler. Adam dümdüz bir arazide onların önünde oturtulur, koyunlar gelip boynuzlarıyla ona toslar, tırnaklarıyla çiğnerler. Aralarında boynuzsuz veya boynuzu kırık olan bir tane bile yoktur.
Hazinesi (parası) olan herhangi bir insan da, bu hazinesinin hakkını yerine getirmeyecek olursa, o hazinesi kıyamet gününde büyük bir yılan şeklinde karşısına gelir. Ağzını açarak adamın peşine düşer, yılan gelince adam kaçmaya başlar. Yılan arkasından şöyle seslenir: Sakladığın hazineleri gel al, benim bunlara ihtiyacım yoktur. Yılandan bir kaçış olmadığını anlayınca elini ağzına sokar.” (Müslim)
Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Malının zekâtını vermeyen hangi insan olursa olsun, muhakkak ki kıyamet gününde o malı yaşlı, büyük bir yılan suretinde karşısına çıkar. Ardından onun boynuna dolanır.” Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an-ı Kerim’den bunun tasdiki olan ayeti okudu. “Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler bunun, kendileri için hayırlı olduğunu zannetmesinler. Bilakis bu, onlar için bir şerdir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Al-i İmran, 180) (İbn Mâce, Nesâî, İbn Huzeyme)

C- Zekât Vermemenin Hükmü
a- Cimrilik Ederek Zekâtı Vermeme:
Farz olduğuna inandığı, bunu ikrar ettiği halde malının zekâtını vermeyen büyük günah işlemiş bir fâsık olur. Âhirette bunun için can yakıcı bir azap vardır.
Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
“Altın ve gümüşü biriktirip bunları Allah yolunda infak etmeyenleri can yakıcı bir azapla müjdele. O gün bu altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılır bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. Onlara denilir ki: İşte sizin kendi nefsiniz için hazine yaptıklarınız bunlar. Hazinelerinizi tadın bakalım.” (Tevbe 34–35)
Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kime Allahu Teâlâ bir mal verir de o da bu malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde malı karşısına azgın bir yılan olarak çıkar. Başında iki siyah nokta vardır. (Bu çok zehirli olduğunu gösterir) Kıyamet gününde yılan onun boynuna dolanır, çenesinin iki tarafından yakalar. Ardından: “İşte, senin malın benim, senin hazinen benim” der. Ardından Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: “Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik yapanlar bunun kendileri için hayırlı olduğunu zannetmesinler. Bilakis bu, onlar için bir şerdir. Cimrilik yaptıkları şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Al-i İmran, 180) (Buhârî, hadis no: 1338)
Zikredilen bu nasslar, cimrilik ederek zekâtını vermeyen kişinin âhirette karşılaşacağı azap ile alakalıdır.
Dünyadaki hüküm açısından ise, zekâtı vermek istemeyen kişiden İslâm devleti veya onun görevlendirdiği memurlar bunu kendisinden zorla alırlar. Eğer karşı koyar, zekât memurlarına saldırmaya kalkarsa, İslâm devletinin yöneticisi tarafından kendisine savaş açılır ve fitnesi ortadan kaldırılır.
Bunun delili ise şu hadisi şeriftir:
– Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
“Rasulullah vefat edince ve Arapların belirli bir kısmı irtidat edince… Ömer radıyallahu anhu (Ebû Bekir’e) şöyle dedi:
— Sen bu insanlara karşı nasıl savaş açarsın. Hâlbuki Rasulullah şöyle buyurmadı mı?
“Ben, insanlar “Lâ ilahe illallah” deyinceye kadar onlara karşı savaşmakla emrolundum.”
Ebû Bekir cevaben dedi ki:
—Allah’a yemin olsun ki, namaz ile zekâtı birbirinden ayırt edene karşı savaşacağım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Allah’a yemin olsun ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e vermiş oldukları bir oğlağı bana vermeyecek olsalar, onun için onlarla savaşırım.”
Bunun üzerine Ömer radıyallahu anhu dedi ki:
“Allah’a yemin olsun ki! Baktım ki Allah, Ebû Bekir’in içini savaşa mutmain kılmıştı. Ben de bunun hak olduğunu anladım.” (Buhârî, 1335; Müslim, 20)

b- İnkâr Ederek Terk Etmenin Hükmü:
Aktardığımız nasslardan, zekâtın İslâm’ın temel rükünlerinden biri olduğu ortaya çıkmaktadır. Kelime-i şehadet ve namazdan sonra gelen üçüncü rükündür. Bu sebeple İslâm âlimleri, zekâtı inkâr edenin, farz olduğunu reddedenin kâfir olacağında icma etmişlerdir. Tevbe etmemesi halinde de kanı helaldir. Çünkü zekât, dinde bilinmesi zaruri olan meselelerdendir.
İmam Nevevi, Hattabi’den şunu nakleder: “Zekâtın farziyetini bu dönemde inkâr eden müslümanların icması ile kâfir olur… Zekâtın farz olduğu müslümanlar arasında meşhur olup yayılmıştır. Âlim de cahil de bundan haberdardır. Hiç kimse herhangi bir tevile binaen bunu reddedemez. İslâm ümmetinin icma ettiği, farz olduğu herkes tarafından bilinen diğer meseleler de böyledir. Beş vakit namaz, Ramazan orucunu tutma, cünüplükten yıkanma, zinanın haram olduğu, mahremlerle evlenmenin haram olduğu… bunlara örnek verilir. (Nevevi, Müslim Şerhi 3/262)