Tanım

Arapça bir kelime olan mezhep “gidilen yol, tutulan yol, yöntem, metod ve benimsenen görüş” gibi anlamlara gelmektedir. Kelimenin anlamından hareketle ve mezheplerin dindeki konumu açısından meseleye yaklaşıldığında, mezheplerin bir dinin yaşandığı toplumda önde gelen şahsiyetler tarafından bir takım sebepler neticesinde farklı okunması, anlaşılmasına dayalı oluşan muhtelif görüşler ve bu görüşler etrafında birlik oluşturan bir zümre tarafından kurumsal bir hale getirilmesidir. Yani herhangi bir din yorumunun mezhep olarak anılabilmesi için, kendine has özellikleri ve ilkeleri olan bir görüşe istinad ediyor olması, bu görüş etrafında öbeklenen bireylerin olması günümüze ulaşıp ulaşmaması önemli değil- ve kurumsallaşmış bir yapı oluşturması gerekir. Dolasıyla mezhepler dinin kendisi değil, dinin yorumlanış biçimleridir.

Din, İslam düşüncesi çerçevesinde düşünüldüğünde diğer insanlar gibi bir beşer olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla yirmi üç senelik bir süre zarfında indirilmiş, Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem önderliğinde bir toplum içerisinde yaşanmıştı. Dinî meselelerle ilgili -nasıl, neden, niçin, ne zaman, nerede, ve kim? gibi- tüm soruların yanıtı bizzat Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından verilmişti. O, hayatta olduğu sürece tüm problemler O’nun hakemliğinde halledildi. Ancak Hz. Peygamber vefat eder etmez başta halifenin kim olacağı meselesi ile başlayan bir dizi ihtilaf ve sonrasında kamplaşmalar meydana geldi.

Mezhepleri Ortaya Çıkaran Sebepler

Mezheplerin oluşmasında temel etken olan farklı görüşlerin mevcudiyetini sağlayan bir takım saikler bulunmaktadır. Bunları, Halil İbrahim Bulut’un Dünden Bugüne Siyasi-İtikâdi İslam Mezhepler Tarihi eserindeki derli toplu şemayı takiben ve muhtevasını da ihtisaren söyle sıralayabiliriz;

1- Dini Etkenler

a- Nübüvvet Döneminden Uzaklaşılması

Hz. Peygamber’in vefatından sonra O’nun bütünleştirici ve sorunlara son noktayı koyan konumunun geri dönmemek üzere kaybolmasıdır. Diğer insanların görüşlerinin O’nun varlığı gibi etkili olamaması.

b- Nasların Karakterlerinden Doğan Sebepler

Kuran ve Sünnet’ten oluşan dinî naslar, farklı anlayışlara sebebiyet verecek, farklı yorumların doğuşunu sağlayacak şekilde teşbih, temsil, kinaye ve mecaz gibi bir takım edebî üsluplardan; delalet ve sübut açısından da kat’i ve zannî olarak iki farklı gruptan oluşmaktadır. Bu tür farklılıklar dinin anlaşılmasında farklı yorumları da mümkün kılmaktadır.

c- Nasların Anlaşılması Zor Bazı Konular İçermesi

Naslar, anlamları açık olan “muhkem” ve ne murad edildiği tam olarak belli olmayan “müteşabih” iki türden oluşur. Bunlardan müteşabihlerin ne olduğu ve nasıl anlaşılması gerektiği konusu ile bir takım açık olmayan meseleler ihtilafın doğmasına sebep olmuştur.

d- Dinî Metinlere Yaklaşımda Metot Farklılığı

Bu metot farklılığı, nasların sırf zahirleri ile anlaşılıp yetinilmesi ve bunun ötesine geçilmemesi gerektiğini savunan “Zahirî” anlayış ile her nassın bir zahiri bir de batını vardır diyen ve asıl olanın batın olduğunu söyleyen “Batınî” yaklaşımlar gibi farklı görüşlerin çıkmasının nedenleridir. Ehl-i Hadis ve Ehl-i Rey ayrımı da bir metotsal ayrımdır.

e- İslam’da Fikir Hürriyeti İnsanın Düşünen Bir Varlık Oluşu

Nasları anlama sürecinde, birbirinden farklı düşünüş ve karakter sahibi olan bireylerin naslara yaklaşımları sonucu birbirinden farklı ekoller çıkabilmiştir.

f- Kader ve İlahi Takdir Sorunu

Bu bir nedenden öte tartışılan meselelerden biri olarak durmaktadır ancak müellife göre gerek ilk Müslümanlar arasında çıkan savaşlardaki ölen ve savaşanların durumları, bunların kader ve insan hürriyeti tartışmalarına sebebiyet verişi, ilerleyen zamanlarda da Emevî iktidar sahiplerinin kendilerini meşrulaştırmak için kullandıkları bir argüman olarak “ilahî kader” meselesi fırkalaşmada etkili olmuştur.

2- Psikolojik Etkenler

a- İnsanların Karakterlerinin Farklı Olması

İnsanlar yaşadıkları çevrenin, içinde bulundukları toplumun kültürü ve oradaki medeniyetin izlerinden etkilenir; duygu, düşünce ve karakterleri bunların da etkisi ile şekillenir. Bu psikolojik etkenler de dini inancın şekillenmesinde etkili olur. Mehdici hareketler bunun tipik bir örneğidir. Lider olma ruhuna sahip bir şahıs ile kurtarıcı karaktere tabi olma dürtüsündeki kişilerin tabiiyetleri neticesi oluşur.

b- İnsanların Zihniyet ve Gayelerinin Farklı Olması

Abdullah b. Sebe örneğinde olduğu gibi aslında iman etmediği halde bir takım desiseler ile İslam’ın ilerleyişini engelleme ve birliği parçalama niyetli yapılan faaliyetler. Şiî inançta Fars etkisinin bariz bir şekilde görülmesi de farklı niyetlerin gruplaşmada etkili olduğunu göstermektedir.

c- Liderlik Tutkusu

Hz. Osman döneminde gün yüzüne çıkan eski bir çekişme olan Ümeyyeoğulları-Haşimoğulları çatışması, Hz. Ali’nin şehadetinden sonra ortaya çıkan sorunlar hep liderlik arzusunun etkisi ile oluşmuştur.

3- Sosyal Etkenler

a- Irkçılık

Emevi iktidarının mevaliye karşı uygulamaları ve Ümeyyeoğulları-Haşimoğulları çekişmesi Hz. Peygamber tarafından ortadan kaldırılmaya çalışılan taassupların izlerini taşımaktaydı. Bunlarda gruplaşmada önemli bir etken olmuştur.

b- Ekonomik Sebepler

Kader-İktidar-Servet üçgeni de bölünme ve parçalanmayı tetikleyen nedenlerden birisi olarak karşımızda durmaktadır.

4- Siyasi Etkenler

a- Devlet Yönetimi

Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem vefatı sonrası halife seçimi konusundaki tartışmalar ilk fırkalaşmalara sebebiyet verdi. Biz bunları birazdan ele alacağız.

b- Siyasi Anlaşmazlıklar ve İç Savaşlar

Hz. Osman’ın katillerinin bulunması gibi sebeplere dayalı, sahabe arasında cerayan eden anlaşmazlıklar neticesi Cemel Savaşı (h.36) ve Muaviye ile Hz. Ali taraftarları arasında Sıffin’de (h.37) gerçekleşen savaşlar neticesinde önemli ayrışma ve ihtilaflar olmuştur.

5- Dış Etkenler

a- Diğer Din ve Medeniyetlerle Karşılaşma

Hz. Ömer devrinde hızla gelişen İslam fetihleri ile İslam toprakları genişlemeye başlamış ve bu genişleme birçok kültür ve dini grubu da içine alacak şekilde daha sonraları da devam etmiştir. Fars, Yunan ve Mısır gibi önemli medeniyetlerin asırlarca hakim olduğu yerlere Müslümanlar talip olmuş ve birçok insan İslam’a girmişti. Ancak eski inançlarının etkileri de İslam’a girmeleri sonrası bir anda yok olmadı ve etkisi daha sonra da devam etti. Fars kültüründeki karizmatik liderci anlayış, masum imam, beklenen mehdi gibi inançlar; eski Türklerdeki atalara saygı vs. ölülerle alakalı bir kısım inançlar daha sonra kabir ziyaretlerindeki aşırılık, çaput bağlama, ölünün arkasında çeşitli günler yapma şeklinde devam edegelmiştir.

b- Tercüme Faaliyetleri

Emeviler’in son dönemleri ile başlayan ve Abbasiler döneminde Mansûr (ö.158), Harun Reşîd (ö. 193) ve Me’mûn’un (ö.218) iktidarları döneminde devam eden tercüme faaliyetleri ile Eski Yunan ilimleri Arapça’ya aktarılmıştır. Bu tercümelerle Hind, İran ve Yunan kültürlerine ait birçok düşünce, İslam inancı ile karşılaşmış ve etkileşim gerçekleşmiştir.

Farklı Tasnifler

Bunlar ve benzeri saikler ile ortaya çıkmış, İslam dininin farklı yorumları olan mezhepler, İslam Mezhepleri İlmi tarafından ele alınıp incelenmektedir. Mezhep kavramı ile birlikte “fırak, mille, nihal vs.” kavramlarda bu ilim sahasında gerek İslam mezhepleri gerekse de diğer din ve onların gruplarını da içine alacak şekilde kullanılmaktadır. Mezhepler genel olarak İtikâdî ve Fıkhî olarak ikiye ayrılabilir. Ele aldıkları konular açısından yapılan bu tanıma göre İtikâdî mezhepler İslam Dininin İnançla ilgili mevzularındaki farklı anlayışları sebebiyle fırkalaşmış grupları içine alırken, Fıkhî mezhepler ise amelî konulardaki ihtilaflarına dayalı olarak fırkalaşan grupları ihata eder. Bir başka açıdan ise mezhepler İtikadî, Siyasî ve Fıkhî mezhepler olarak üçe ayrılırlar. Bunlar da ortaya çıkışlarındaki temel meseleler açısından ele alınmak sureti ile bu şekilde gruplandırılmışlardır. Bu tanıma göre siyasi bir konu olan İmamet meselesindeki görüşleri ile ortaya çıkan fırka Şia,  siyasi bir mezheptir. Yine Sıffin savaşı sonrası ortaya çıkan Hariciler de siyasi bir fırka olarak ele alınmaktadır. Ancak her ne kadar siyasi mezhep başlığı ile farklı bir kategoride değerlendirilse de bunlarda birer itikadî mezheptirler.

Kısa Tarihi Gelişimi

Hilafet meselesinde bir grup insan, Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem ölmeden önce kendisinden sonra kimin halife (devlet başkanı) olacağını söylediğine inanmışlardır. Hilafetin Hz. Ali ve onun soyuna ait olduğunu söyleyen bu gruba Şia denilmiştir. Birçok gruba ayrılan Şia’nın, günümüzde devam eden en önemli üç kolu İmamiyye (İsna aşeriyye), Zeydiyye ve İsmailiyye’dir. İran’ın resmi mezhebi İmamiyye’dir. İmam inancı İmamiyye’de bir inanç esasıdır. İlk üç halife onların nazarında en hafif ifade ile gasıp konumundadırlar. Zeydiyye mezhebi, diğer şiî mezheplere göre Ehl-i Sünnet’e en yakın Şiî kol olarak tanıtılmaktadır.

Hz. Ali ve muhalifleri arasında gerçekleşen mücadeleler, iki Müslüman grubun savaşması birçok itikadî sorun ortaya çıkardı. Bir Müslümanın öldürülmesi en büyük günahlardan biri olarak kabul edilirken, böyle bir işe karışan kişinin durumunun ne olduğu meselesi birkaç görüşün ortaya çıkmasına neden oldu. En başta Hariciler olarak adlandırılacak olan grup, Allah’tan başka hüküm verenin olmayacağı sloganıyla ortaya çıktı ve büyük günah işleyenlerin küfre düştüğüne ve ebedi olarak cehennemde kalacağına hükmettiler. Haricilerin günümüze ulaşan ve en ılımlı kolu olarak kabul edilen grup İbaziye’dir. Kuzey Afrika’da bazı ülkelerde yer almaktadırlar. Bunların tam karşısında bir görüş sergileyen grub ise Mürcie oldu. Büyük günah işleyen bu kişiler hakkında bir şey söylemekten uzak durup onların hükmünü Allah’a havale etmek gerektiğini söylemişlerdir. Mutezile’nin kurucusu kabul edilen Vasıl b. Ata’nın, Hasan-ı Basri’nin meclisinden ayrılmasına sebep olan olay da ehl-i kebair ile ilgili konudur. Mutezile’nin beş esasından biri olacak olan “el-menziletü beyne’l-menzileteyn” görüşü bu konudaki temel yaklaşımları olmuştur. Mutezileye göre büyük günah işleyen kişi ne mümindir, ne kafir’dir. Bu ikisi arasında bir konumdadır. Tevbe etmeden ölürse ebedi olarak cehennemde kalacaktır ve cezası da kafirlerin cezasından daha hafif olacaktır. Mutezile bu ve benzeri aklî yaklaşımları ile mezhepler içerisinde farklı bir konumda yer almaktadır. Mutezile, Abbasiler döneminde bir süre devlet desteği görmüş, başta ehl-i hadis’in öncüsü olan Ahmed b. Hanbel gibi önemli kişilere baskılar yapılmasında etkili olmuşlar, tarih içerisinde etkilerini kaybetseler de esasları Şia ve özellikle Zeydiyye bünyesinde devam etmiştir.

Bir mutezili olan Ebu Ali el-Cübbaî’nin öğrencisi Ebu’l-Hasen el-Eşarî (ö.324), ondan ayrılmasından sonra Ehl-i Sünnet Kelamı’nın kurucusu olarak Eşari Mezhebi’ni kurmuş, onunla nerdeyse aynı zaman diliminde Horasan’da yaşayan Ebu Mansur el-Maturidi (ö.333) ise Maturidi Mezhebi’nin temellerini atmıştır. İslam inancını savunmak için Kelam metodunu kullanan bu iki Sünnî Kelâm Ekolü, İslam düşünce tarihine şekil veren önemli düşünürler yetiştirmişlerdir.

Ehl-i Sünnet’in ana damarını oluşturan ekol ise ilk asırdan itibaren Ehl-i Hadîs ya da Selef Uleması olarak tarif edebileceğimiz çizgidir. Naslara sıkı sıkıya bağlı olan Selef uleması, Teşbih, Tecsim gibi şeylerden uzak, aklî tartışmalara dalmadan ve naslarda olan ile yetinmek suretiyle kendi inanç ve düşüncelerini temellendirmişlerdir. En önemli temsilcileri olarak Ahmed b. Hanbel ve İbn Teymiyye örnek verilebilir.

Allah’ı, insan biçimci düşünen ekoller ise Müşebbihe ve Mücessime olarak adlandırılmışlardır. Yezidiyye, Nusayriyye ve Dürzilik gibi aşırı sapkın düşüncelere sahip fırkalarda Mezhepler Tarihi kitaplarında kendilerinden bahsedilen fırkalar içerisindedirler.

Bir de son dönemler de ortaya çıkmış selefi anlayışa benzer bir yaklaşıma sahip Muhammed b. Abdulvehhab tarafından kurulmuş Vehhabilik Mezhebi; peygamberlik iddiasında bulunan Mirza Hüseyin Ali tarafından kurulan, Şii bünyeden çıkan, yeni dini bir akım Babilik-Bahailik ve yine nübüvvet iddiasında bulunan Mirza Gulam Ahmed tarafından tesis edilen Kadıyanilik-Ahmedilik de modern dinî mezheplerdendir.

Bir de Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, Caferi ve Zahiri mezhebi vs. kurucularının isimlerine istinaden adlandırılmış olan Fıkhi Mezhepler var ki bunlar da yukarıdaki fırkalaşma sebeplerinden bazılarına ve istidlal ile içtihad yöntemlerindeki farklılıklara dayalı olarak oluşmuş, bugüne ulaşanları ve ulaşamayanlarıyla İslam Düşüncesinin bir başka açıdan çeşitliliğini oluşturmaktadır.

Çok uzun bir meseleyi birkaç sayfada özetleyebilme çabasının neticesi olan bu yazımız, birçok açıdan eksik olmakla birlikte bu alan da ilk okumalarını yapan kişiler için faydalı olur ümidiyle…