“Haberiniz olsun, iman çarkı (ilelebet) dönecektir. Bu çark her nerede dönüyorsa Allah’ın kitabına uygun olarak döndürün. Haberiniz olsun Sultan ve Kitab birbirinden ayrılacaktır. Sakın sakın siz kitaptan ayrılmayın. Haberiniz olsun, başınıza öyleleri reis olarak geçecek ki onlara itaat etseniz sizi dalalete ve sapıklığa atarlar, itaat etmeyip isyan etseniz sizi öldürürler. Orada bulunanlardan biri sorar: ‘ey Allah’ın Rasulü! Peki ne yapalım?’ Rasulullah şöyle cevap verir: ‘İsa’nın ümmeti gibi yapın. Onları ateşe attılar, testere ile biçtiler (fakat dinlerinden vazgeçmediler) Allah’ın itaati uğruna ölmek, Allah’a isyan içinde yaşamaktan daha iyidir.” (Ebu Heysemi; İbni Hacer el-Askalani)
Allah (c.c), nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i Kitabı Kuran-ı Kerim ile terbiye etti. Bilmediklerini gökten indirdiği vahiyle ona öğretti. Ahlakını yine bu kitab ile kemale erdirdi ki müminlerin annesi Hz.Aişe’ye onun ahlakını soranlara cevabı çok açıktı;”Siz hiç Kuran okumaz mısınız? Onun ahlakı Kuran’dı.”
Allah Rasulü hayat bulduğu kitab ile hayat kurtarmaya başladı. Sahabelerini olgunluğa Kuranla taşıdı. Davetinin merkezine onu koydu. İnsanları ona çağırdı ve onu yaşatmaya çalıştı. Onun için dayak yedi, onun uğruna hakarete uğradı ve yine onun için hicret etti.
Medine’de onun hâkimiyeti uğruna çaba harcadı, onunla hükmolundu ve onunla hükmetti. Bütün beşer ürünü hukukları, kendisine anayasa kıldığı kitabla ayaklar altına aldı. Şahısların hükümranlığını, ilahi hükmün gücüyle yıktı. Her işini onunla çözdü ve çözdürdü. Hayatın tıkalı damarlarını onunla açtı. Karanlığı onun nuruyla aydınlattı.
Tüm bunları gerçekleştirirken evlatlarının başına gelecek sıkıntıları dillendiren bir baba gibi ashabının karşına geçti ve “Haberiniz olsun Sultan ile Kuran birbirinden ayrılacak” diye uyardı. Yönetmek için gelen Kuran ile yöneticiler arasına kalın bir duvar örülecek. Allah rasulünün ‘Benim sizin için en çok korktuğum ısırıcı yönetimdir’ dediği  Kur’an’sız sultanlar hakimiyetlerini insanlara kabul ettirdi. Hatta bugün öyle bir duruma gelindi ki İslamla hükmolunmayı istemek bir suç haline getirildi. Kur’an’ı evinde oku, arabanda dinle ama sakın hayata müdahalesini diline değil aklından bile geçirme. Çünkü Kur’an genişleyen çağın şartlarına cevap veremez düşüncesini acizlere kabul ettirmişlerdi. Aklı vahyin önüne geçirerek heva ve heveslerine göre yaşam biçimleri benimsemişler ve benimsetmişlerdi.
Onlara uyanların sonunu Allah rasulü şöyle ifade etmiş: “Sizi sapıklığa ve dalalete atarlar.” Aynen de böyle olmuş. Bugün geldiğimiz duruma baksanıza. Aile hukukumuzu ve ahlakımızı ortadan kaldırmışlar. Evliliklerimizin içi boşaltılmış. Sadece cinsel ihtiyaçların karşılandığı meşru bir kurum haline gelmiş. Bir yandan da her tarafa insanların cinsel duygularını ayağa kaldıracak, hanımı olmasına rağmen zina yapmaya teşvik edecek unsurları gözlerimizin ve kalplerimizin içine sokmuşlar. Dün Bizans pazarlarında satılan köle kadına ağlayan göz, günde onlarca azgına satılan kadınlarımızı görmez olmuş. Dünün kadınının çıkmazlarını anlatan diller, annelik hayalleri ile büyüyen kızların barların ve pavyonların demirbaşları haline getirilmelerine sessiz kalmış. Bir zamanlar evlerimizin içini şenlendiren evlatlarımız ellerimizin arasından kayarak uyuşturucu ve benzeri melanete bulaşmakta. Dününe bakamayan, yarınını hesaplayamayan, kendinden başkasını düşünemeyen bu gençlik; faizle insanların bel kemiğini kıran bu ekonomik anlayış; hırsızlığı, rüşveti, adam öldürmeyi, çılgınca harcamayı… vs. gördüğümüz ve göremediğimiz, sayabildiğimiz ve sayamadığımız her türlü yozlaşmanın tek nedeni Sultan ve Kuran’ın birbirinden ayrılmasıdır. Ardından onların meşrulaştırılmasıdır.
Peygamber aleyhisselam, bu çürük anlayışa isyan etmenin bedelini şöyle ifade etmekte: “ Sizi öldürürler.”Tıpkı insanlığa rahmetten başka bir şey getirmeyen peygamberlerin bir kısmının ölümle tehdit edilip bir kısmının öldürülmesi gibi. Peygamberlerin bıraktığı mirasa sarılanların ateş çukurlarına atılması, kızgın yağ kazanlarında yakılmaları, hendek içlerinde başlarının ortadan ikiye ayrılması gibi öldürüleceksiniz. İsyancı denip idam sehpasında üzerinize isyancılar için inen ayetler asılacak. Ölümüne dövülüp sakat bırakılacak ya da akli melekeleriniz kaybettirilecek. Siz ölümü yaşamdan daha arzular hale geleceksiniz işkenceler altında. Irzlarınız kirletilip mukavemetiniz zayıflatılacak. Çocuklarınızın saçlarını beyazlatan zulümlerle karşı karşıya kalacaksınız. Kimyasal silahlarla öldürülürsünüz. Dokunmaya kıyamadığınız çocuklarınızın kollarını, bacaklarını koparırlar en gelişmiş bombalarla.
Aynı bugün İslam coğrafyalarında yaşanan ölümler gibi. Kur’an’sız sultanlarına itaat etmekten sakınan müminlerin ölümleri gibi. Devrin firavunlarına, karunlarına, hamanlarına, nemrutlarına… Zorba olan ehli kitab ve budistlerine isyan edip diri diri yakılmayı, kesici aletlerle parçalanmayı, aç ve susuz kalmayı önceleyen müminler gibi…
Ey Mısır’ın, Şam’ın, Afgan’ın, Çeçenya’nın, Arakan’ın, Patani’nin ve adları unutulan müminlerin sakinleri! Kadınlarınız ve çocuklarınızdan daha korkak, yaşlılarınızdan daha aciz olduğumu itiraf edip size peygamberinizin sesini iletiyorum;
“İsa’nın ümmeti gibi yapın. Onları ateşe attılar, testere ile biçtiler (fakat dinlerinden vazgeçmediler)”
Ey bu uğurda ölmeyi, ciğerpare yavrularını bu yolda ölümlere göndermeyi şeref bilen müminlerin erkekleri ve kadınları! Pişman olmayın sakın. Zira;
“Allah’ın itaati uğruna ölmek, Allah’a isyan içinde yaşamaktan daha iyidir.”