Birleşmiş milletler daimi üyeleri ve Almanya (P5+1 ülkeleri) ile İran arasında yürütülen nükleer müzakerelerinde nihai bir anlaşmaya varıldı. İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandıran bu anlaşmayla birlikte süper güçler denilen emperyalist ülkeler İran’ın nükleer silah üretebilme kapasitesini de kontrol altında tutabilecekler. Buna karşılık, rejim üzerindeki ambargolar kalkacak ve yurt dışındaki bankalarda bloke edilen milyar dolarlar aşamalı olarak İran’ın hesabına aktarılacak.

Bugün Fransa, Çin, İngiltere, Rusya, ABD, İsrail, Kuzey Kore, Hindistan ve Pakistan’ın nükleer silahları var. Dünya için en büyük tehlikenin nükleer silah olduğu söyleniyor(!) Fakat Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’de kullandığı atom bombasında katledilen insanlardan çok daha fazlası; bugün Avrupa, Amerika ve İsrail eliyle katlediliyor. Hem de atom bombası kullanılmadan(!!!) Değişen ne? Atom bombası kullanarak alçakça katletmek büyük bir vahşet de, uçaklarla, tanklarla, silahlarla öldürmek, katletmek, işkence ve tecavüzlerde bulunmak çok mu masumca?

İran, şuan İslam coğrafyasında dökülen kanın büyük bir kısmından sorumlu. Amerika’nın Afganistan’ı işgali sırasında üstlendiği rol ve Irak, Suriye, Yemen’deki savaşları hem askeri hem de finansman olarak desteklediği bilinen bir gerçek. Bugün Suriye’ye savaşmak için İran, Irak, Lübnan, Afganistan ve Pakistan’dan gelen Şii milisleri örgütleyen, askeri eğitim vererek finansman edenin İran İslam(!!) Cumhuriyeti olduğu gerçeğini unutmayalım.

İşte, tam da böyle bir dönemde batı dünyası ile aleni olarak yaşanan bu aşk ve nikâhın ne anlama geldiği ortadadır. İran, Suriye rejimini ayakta tutabilmek için yılda takriben 6 milyar dolar harcıyor. Bu rakam, BM Suriye temsilcisi Mistura’nın açıkladığı rakam. 2013 yılında da Şam ve Tahran arasında imzalanan 3.4 milyar dolarlık kredi anlaşması ve mayıs ayı sonunda imzalanan 1 milyar dolarlık yeni kredi anlaşması, İran’ın Suriye’ye köküne kadar girdiğinin ispatıdır. İran isyan cumhuriyeti bir taraftan bu kalleşlikleri yaparken öte yandan; Suriye direnişine katılan tüm Müslümanları “EMPERYALİZMİN VE SİYONİZMİN” hesabına çalışan işbirlikçiler ilan etmesi, tarih boyunca en iyi yaptığı yalan söyleme (takiyye) sanatında ne kadar maharetli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. “Tavşana kaç, tazıya tut” ikiyüzlülüğü artık İran’ın dini olmuş durumda.

İran rejimi; emperyalistler olarak nitelendirdiği ülkelerle yaptığı anlaşma neticesinde maddi olarak rahatlayacaktır. Bu durum İran’ın Orta Doğu da sürdürdüğü kanlı, mezhepçi ve işgalci konumunu daha da kuvvetlendirecektir. Batıya “hayır” demek için gerçekleştiği iddia edilen devrim; 35 yıl sonra Batıya “evet” demiştir. Hem de sokaklarda halk gösterileriyle.

İran; tarihin hiçbir döneminde ulus devlet anlayışından, Hristiyan ve Yahudi dünyasını Sünni dünyaya tercih etme gafletinden kurtulamamıştır. Tarih maalesef bir kez daha gözlerimizin önünde tekerrür etmektedir. Emperyalist Batı ve Siyonist Yahudi dünyasından aldığı zımni destekle İran’ın önü açılmakta ve büyük bir mezhep savaşının ayak sesleri duyulmaktadır.
Onların bir hesabı varsa Şanı Yüce Allah’ın da bir hesabı vardır…

Oynanan Büyük Oyun

İslam tarihi boyunca, harici/tekfirci zihniyete mensup olanların “SAMİMİYETLERİ” konusu tartışılmış bir konu değil. Hiç kimse harici/tekfirci zihniyet mensuplarının geneli anlamında münafıklıklarından, kaypaklıklarından, ikiyüzlülüklerinden bahsetmemiş. Hatta harici/tekfirci zihniyet tarafından şehid edilen Hz. Ali efendimiz bile… Hariciler hakkında ona nispet edilen şu söz meşhurdur; “hayatta iki zümreden çok çektim. Bunlar; fasık âlimler ve cahil abid’lerdir. Nitekim Hz. Ali (ra)’ı şehit eden haricinin, Hz. Ali’nin ölüm haberini aldığında şükür secdesine kapanması “CAHİL ABİDLER”in ümmete çektireceği sıkıntıların da habercisi değil midir?

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem de; harici/tekfirci zihniyetin alametlerinden bahsederken, onların çokça oruç tuttuklarından, çokça namaz kıldıklarından, çokça Kur’an okuyup zikir yaptıklarından bahsediyor. Kalplerinin katı oluşları da ayrı bir özellik. Ümmetin kanını helal görerek dökeceklerini, onlar Müminleri sevmezken, bizlerin onları seveceklerini de Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem haber veriyor.

Harici/ tekfirci zihniyetin İslam tarihi boyunca yaptığı tek şey; Müslümanlarla savaşmaktır. Öyle ki onların nezdinde Yahudi ve Hristiyanlar dahi ehli kitap kategorisine girip iyi muameleyi hak ederken, inançlarına ve kendilerine biat etmeyen tüm müminleri mürtet (kâfir) kategorisine sokup mallarını, canlarını, ırzlarını kendilerine helal görebiliyorlar.

Uluslararası işgal güçleri; dünyayı ifsat etmek için bundan daha iyi, bundan daha mümbit bir damar bulunabilir miydi?

Işıd’in Yapısı

Işid 4 ana unsurdan oluşmaktadır.

Birincisi; harici /tekfirci zihniyet mensupları… Bunlar Işid’in yönetimini elinde bulundurmaktadır. Tabanlarının bir kısmı da bu inançtadır.

İkincisi; menfaatçi kesimler. Bunlar da Işid’in toplum üzerinde oluşturduğu korku psikolojisini kullanarak bölgelerinde hâkimiyet kurmak isteyen kabileler ve gücün yanında olmayı seven kimselerdir.

Üçüncüsü; hilafet ve devlet söylemine inanan saf ve samimi insanlar.

Dördüncüsü; uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlantısı olan kimseler.

Özellikle Kanada ve İngiliz istihbaratı Işid’in içinde cirit atmaktadır. Biliyorsunuz Kanada istihbaratının elaman ve maddi finansmanının çoğu İsrail patentlidir. En son üç İngiliz vatandaşı olan kızları Suriye’ye geçiren kişinin Kanada hesabına çalışan bir casus olmasının ortaya çıkması ve uluslararası istihbarat örgütleriyle irtibatlı olduğu söylenen insanların bizzat Işid tarafından infaz edilmesi, istihbarat örgütlerinin Işid içerisine ne denli nüfuz ettiğini ortaya çıkarmaktadır. Bu ajanların Işid’in üst yönetimine ne kadar sızdığı, Işid’in tüm askeri operasyon ve eylemlerinde ne kadar etkili oldukları tam olarak bilinmiyor. Fakat bilinen bir hakikat var ki; Işid’in Suriye ve dışında yaptığı birçok eylemler Müslümanlara zarar verirken ulusal güç merkezlerini sevindirmektedir.

Işid örgütünün zihniyeti, metodu ve eylemleri dünya üzerindeki tüm İslami hareketlere ve çalışmalara büyük zararlar vermeye başladı bile… Işid’in başta Suriye de olmak üzere dünya üzerinde yaptıkları İsrail’in, Amerika’nın, Avrupa’nın, İran’ın ve Marksist /ateist Kürt hareketlerinin ortak amaçlarına hizmet etmektedir.
Şuan Işid üzerinden Türkiye’deki İslami kesimlerde hedef alınmış durumda. Pkk/hdp, uluslararası emperyalist güçlerin kendilerine verdiği güvence ve siyasi taktik/destek sayesinde her geçen gün bölgede daha da etkin olmayı başarmış durumda.

Ilımlı İslam Projesi Tutmayınca

Amerika, İsrail ve Avrupa için gelecekte en büyük tehlike; İslam’ın inanç, ibadet, ahlak ve devlet modelini kendilerine esas alan İslami hareketlerdi. Emperyalizme ve Siyonizm’e karşı çıkan, işgale, sömürüye, ezilmişliğe başkaldıran, süper güçlere değil Allah’a kul olan, mazlumdan ve adaletten yana tavır koyan Müslümanların; ümmetçi bir anlayışa dayanan devlet kurmaları uluslararası güçler için en büyük korku ve tehlike idi. Bu tehlikenin önlenebilmesi için; İslam dininin içinin boşaltılması, akidesinin ve yaşam şeklinin sulandırılması gerekiyordu. Öyle bir İslam ki; kâfiri, müşriği, putperesti, ateisti ile kardeş(!) kardeşe yaşayan, süper güçlere kuzu kuzu itaat etmeyi ibadet bilen, işgal ve tecavüzlere karşı direnmeyen, kötülüklerle mücadele etmeyen, iyilikleri yaymaya çalışmayan bir İslam anlayışı. Yani ılımlı İslam projesi. Bu projenin tutmayacağı anlaşıldığı günden itibaren emperyalist ve Siyonist güçler, İslami hareketlerin yükselişini önleyebilmek için tüm yatırımlarını İslam karşıtı olan kesimler üzerine yapıyorlar. Bu kesimlerin uluslararası arena da ve halk nezdinde taban ve destek bulması için de Işid gibi organizasyonların önü açılıyor. Bir tarafın zulmü diğer tarafın taban ve meşruiyet bulmasına sebep oluyor. Şuan herkes Işid’in katliam ve vahşetini konuşurken; Esed’in, İran’ın, hizbullat’ın, Şii milislerin ve pkk/pyd’nin gerçekleştirdiği alçakça katliamlar, işkenceler ve vahşet unutulmuş gözüküyor. Mazlum olan Müslümanlar yine suçlu konumunda.

Şuan Işid üzerinden hareketle Türkiye’deki farklı yapılara ait tüm Müslümanlar hedef alınmış durumda. Pkk/ hdp ve bunlara eklenen radikal solcu ve kominist gruplar her geçen gün İslam’a ve Müslümanlara olan kin ve düşmanlıklarını Işid üzerinden kusmaktalar. Bu plan doğrultusunda tüm Müslümanlara bir Işid plakası takılacak ve sonra açık hedef haline getirilecek.

Pkk/kck /bdp/hdp, adına ne derseniz deyin bu örgütlerin lider kadroları toplumu bilerek ve isteyerek kanlı bir sona ve büyük bir çatışmaya doğru sürüklüyorlar. Çünkü efendileri böyle istiyor.

Bu çatışma ve kanın altından hiç kimse kalkamaz. At izinin, it izine karıştığı bir dönemde Işid bahanesi ve maskesiyle birçok insanın canının yanacağı ve rahatsız edileceği ortada. Işid ile ne fikri ne de organik hiçbir bağı olmayan Müslümanlarında bu süreçte mağdur edilmeleri büyük bir olasılık. Dün; paralel yapının oyununa geldik ve haksız olarak Müslümanları mahkûm ettik diyen hükümetin, bugün samimiyet sınavı var. Birilerine şirin görünebilmek ve Işid ile mücadele ediyoruz imajı vermek adına mazlumların ahını almak mı? Buna kim cesaret edebilir? Zalimin zulmü varsa Müslümanlarında Züntikam olan ALLAH’ı var.

Selam ve dua ile… Allah’a emanet olunuz.