İslâm ümmetinin en büyük özelliği; tüm insanlığı hakka davet etme ve hakikati tebliğ etme vasfıdır. Bu ümmet davet ve tebliğ ümmetidir. İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan İslam ümmeti; tüm insanlığı kullara kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmaya, batılın karanlığından Hakk’ın aydınlığına, kötü/fena işlerin çirkinliğinden iyiliğin/doğruluğun güzelliğine çağıran bir ümmettir.

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz” (Âl-i İmran, 110) “Sizden iyiliğe davet eden, doğruluğu emreden ve fenalıktan sakındıran bir topluluk olsun. İşte başarıya ulaşanlar yalnız onlardır.” (Âl-i İmran, 104)

İnsanları hak din olan İslam’a davet etmek, hayrın yollarını göstermek, onlara iyiliğin neler olduğunu öğretmek ve emretmek, kötülüklerin neler olduğunu öğretmek ve sakındırmak mücadelesi; İslâm ümmetinden akıl baliğ olan kadın-erkek her Müslümanın yerine getirmekle yükümlü olduğu bir görevdir.

“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” (Âl-i İmran, 151)

İslam toplumu davet toplumudur. İslam toplumunda herkes bildiğini öğretmekle yükümlüdür. Bazılarının zannettiği gibi bu görev, sadece âlimlere ait bir sorumluluk değildir. İslâm âlimlerine bazı özel hükümler ve bunların manalarını bilmek vacip olabilir. Fakat İslâm’ın temel esaslarına ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine çağırmak, İslâm ümmetinin her ferdinin asli görevidir.  Müslüman, tek bir ayet bile bilse onu tebliğ etmekle mükelleftir.

“İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (Bakara, 159) “İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret/özür beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz)” (Araf, 164)

Salih Kulların Görevleri

Allah Teâlâ’nın yeryüzündeki sünnetine göre; insanların bir kısmı Allah’a itaatkâr/ salih’dir. Bir kısmı ise Rabbinin emirlerine karşı gelen facirler/asilerdir. İşte bu şahsiyet ve şeref sahibi salih/itaatkâr kullar, önce kendilerinden başlayarak büyük bir azimle, sabırla, devamlılıkla yaşadıkları toplum içindeki fasitleri, facirleri, günahkârları ıslah etmeye, yaşantıları bozulmuş olanları düzeltmeye çalışmaları gerekmektedir.

Yine İslam ümmetinin şahsiyet ve şeref sahibi salih/itaatkâr kulları; insanlığı felakete götüren beşerî ideolojilerin/sistemlerin ifsat ve zulmü altında benliğini/özünü kaybetmiş, ahlaki tüm değerlerini tüketmiş, ne yapacağını şaşırmış, yanaşacak, sığınacak, güvenecek hiç kimsesi kalmamış bu acınası insanların ellerinden tutmalıdırlar.

İslam ümmetinin şahsiyet ve şeref sahibi salih/itaatkâr kulları dünyanın tadı, sevinci ve mutluluğudur. İşte onlar, Allah’a davet edenlerdir. Allah’ın dinini tebliğ eden kullar vesilesiyle bu ümmet ilerler ve milletler içinde yükselir.

“Allah, içinizden iman edenlere ve Salih amellerde bulunanlara şöyle va’detmiştir: Hiç şüphesiz (Allah) onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacaktır. Kendileri için razı olup seçtiği dinlerini iyice yerleştirecek ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.”  (Nur, 55)

Faziletli amelleri yapanlar da kötülüklere son verenler de onlardır. Allah Teâlâ onların vesilesiyle azabı tehir eder ve ümmetin yeryüzündeki devamını sağlar.

Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız ya da Allah Teâlâ kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir de artık O’na dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez.”[1]

Emaneti, Gökler, Yerler ve Dağlar Değil, Sen Yüklendin! Emanete Hıyanet Etme!

Bugün, insanlık hiç olmadığı kadar hak yoldan sapmış ve karanlığa gömülmüştür. İçine düştüğü bu karanlık kuyudan çıkabilmek için ona uzanacak, elinden tutacak ve onu şirkin karanlığından hidayetin aydınlığına çıkaracak ele ve ellere çok muhtaçtır. Bu görev ve sorumluluk hepimize yani ümmeti Muhammed’e yüklenmiştir.

Tüm bu işleri yine bu ümmet yapacaktır. Zira Şeriat, Şahadet ve Cennet taliplileri bu asil görevden kaçarsa o zaman bu mücadeleyi kimler yapacaktır?  Allah için sen bu davayı ve daveti yüklenmezsen İlahi Kelimetullah davasını kimler yüklenecektir?

İslam ümmetinin başına akbabalar gibi üşüşen batılı emperyalistler mi, topraklarımızı işgal eden evlerimizi, ocaklarımızı, namuslarımızı tarumar eden haçlılar mı, yetimlerimizi ve nesillerimizi Hristiyanlaştırmaya çalışan misyonerler mi, ya da kundaktaki bebeğe varıncaya kadar Müslüman kanı içmeye yemin etmiş Siyonist Yahudiler mi İlahi Kelimetullah davasını yüklenecek ve yeryüzüne Allah’ın nizamını hâkim kılacaklar?

Bugün insanlık sana muhtaçtır! Ama unutma! Sen ise Allah’a kulluğa muhtaçsın!

İnsanları Neye Davet Ediyoruz?

Davet konusunu ele alınırken cevabı verilmesi gereken en önemli soru şudur: “Biz İnsanları neye davet ediyoruz?” Evet bizler tüm insanlığı; net olarak şu hakikatlere davet ediyoruz:

a) İnsanları Allah’a İman ve İtaat etmeye Davet Ediyoruz

İnsanları;  Allah’ın varlığına, birliğine, eşi ve benzeri olmadığına, zatında, sıfatlarında, hükmünde ortağı bulunmadığına, hiçbir şeye muhtaç olmadığına aksine yaratılmışların hepsinin ona muhtaç olduğuna, öldüren, dirilten ve hesaba çeken olduğuna, mükâfat ve ceza sahibi olduğuna, insanlar için belirlediği hayat kurallarına uymanın, onun kanunlarına itaat etmenin şart olduğuna şeksiz şüphesiz iman etmeye davet ediyoruz.

“De ki: O Allah, birdir.  Allah, Samed’dir (Her şey O’na muhtaçtır) O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.  Hiçbir şey O’nun dengi değildir.” (İhlas sûresi) “Göklerde ve yerde olanlar O’nundur; hepsi O’na boyun eğmiştir. Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O’dur. Bu, O’nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O’nundur. O, güçlüdür, Hakim’dir.” (Rum, 26-27) “De ki: Ben, yalnız Allah’a ibadet/İtaat etmekle ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamakla emrolundum. Yalnız O’na davet ederim. Dönüşüm de ancak Ona’dır.” (Rad, 36)

b) İnsanları Peygamberlere İman ve İtaate Davet Ediyoruz

İnsanları; Allah’ın şerefli elçilerine, müminler için mutlak örnek ve önder olan peygamberlere itaat etmeye davet ediyoruz.

“Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan (insanlardan) bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur.” (Nahl, 36)  “İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık ayetlerini okuyan bir Peygamber gönderdik. Kim iman eder ve Salih amel yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.” (Talak, 11)  “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-İ İmrân 164)  “Biz her peygamberi -Allah’ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik.” (Nisa, 64)

c) İnsanları Allah’ın Kitabı Kur’an’a Davet Ediyoruz

İnsanlığı; içine düştüğü cahiliye bataklığından kurtaracak, ona hayat verecek, yeryüzünü adalet ve merhametle dolduracak, onu “Esfele safilinden  Eşrefu mahlukat”  makamına  çıkaracak ilahi bir kitaba, bir rehbere davet ediyoruz.

“Bu Kuran, Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap’ı açıklar. Âlemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.” (Bakara, 2)    “Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap’tır.” (Yunus, 37)                                                 
“Rabbinizden size indirilen Kitap’a uyun, O’ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz” (Araf, 3)  “Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap’tır, ona uyun… Şüphesiz o, size Rabbinizden bir belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah’ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azapla cezalandıracağız.” (En’am, 155-157)     “Kuran’dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.” (İsra, 82)    “Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.” (Yunus, 57)  “Doğrusu, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap’ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.” (Nisa 105)

d) İnsanları Allah’ın Dini İslam’a Davet Ediyoruz

İnsanlığı; merhametlilerin en Merhametlisi, Rahman, Rahim, Gafur, Müheymin, Latif, Halim, Kerim ve Adil olan şanı yüce Allah’ın ilahi nizamına, ilahi düzenine uymaya davet ediyoruz. 

“Sen yüzünü Hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30) “Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.” (En’am, 153) “O (Allah) dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. Şahit olarak Allah yeter.” (Fetih, 28) “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran, 85) 

e) İnsanları; Allah’ın Emirlerine Uymaya, Yasaklarından Sakınmaya Davet Ediyoruz

İnsanlığı; yaratan, yaşatan, öldüren, dirilten, hesaba çeken, mükâfat ve ceza takdir eden O ilahi kudretin/gücün karşısında boyun bükmeye, kendisine hayat verecek olan emir ve yasaklarına itaat etmeye davet ediyoruz.

“İman edip Salih amel yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.” (Ankebut, 7)   De ki: “Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır… Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır… Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.” (En’am, 151- 153) “Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar, işte büyük kurtuluş budur.  Kim de Allah’a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır” (Nisa, 13-14)

f) İnsanları Yüce Ahlak Esaslarına Davet Ediyoruz

Ahlak; Allah’ın ve resulünün dediklerini benimseyip uygulamak ve İslam’ın kötü/münker/çirkin gördüğü işlerden uzak durmaktır. Muhakkak ki; ahlaktan yoksun bir toplumun mutlu, huzurlu ve güven içinde yaşaması mümkün değildir.

Fakat bu noktada bir öz eleştiri olarak sorulması ve üzerinde durulması gereken çok önemli hususlar vardır. Örneğin; ‘toplumu İslam ahlakına uymaya çağıran ve topluma bu ahlaki değerleri taşıyacak olan taşıyıcıların yani biz Müslümanların nefsinde bir takım ahlaki zafiyet ve bozukluklar varsa içinde yaşadığımız topluma hangi İslami değerleri taşıyabiliriz? 

Ya da hakkı anlatan ama nefsinde yaşamayan bir topluluk acaba davet görevini yerine getirmiş ve mesuliyetten kurtulmuş olabilir mi?  Veyahut İslam’ı anlatan ama kötü ahlakından dolayı insanların nefret kimseler, toplumun İslam dininden ve Müslümanlardan uzaklaşmasına sebep olmazlar mı?

İslam davasının neferleri bu sorunlarla yüzleşmeli ve sahadaki öncelikli meselelerini belirlemelidir. Devlet inşa etmekten bahsedenlerin önce kendilerini inşa ve ihya etmeyi unutmaları aslında büyük bir gafletin neticesidir.

Günümüzde insanın insana güveninin tamamen tükendiği bir asırda yaşıyoruz. Kelimelerin gücü bir noktaya kadar… O yüzden davetçi kardeşlerimiz hakkı ve doğruları anlattıkları halde niye insanlar anlamıyor veya inanmıyor diye hayıflanmasınlar? Çünkü toplumla senin arana bin tane şüphe tohumu ekildi! Kim tarafından? Sadece İslam düşmanları mı? Hayır! Maalesef sözünde İslam gibi ama özünde münafık gibi yaşayan, ahlaki tüm değerlerden uzak bir görünüm arzeden biz Müslümanların eliyle bu güven duygusu yıkıldı!

Artık insanların aklına ve kalbine giden yol sadece cilalanmış, parlatılmış ve güzel kurulmuş cümlelerden geçmiyor. Kelimelere, cümlelere hayat verecek ve kalplerde hakkın yeşermesine sebep olacak şey; senin güzel ahlakındır.

İslam ahlakından yoksun bir âlim, İslam ahlakından yoksun bir mücahit, İslam ahlakından yoksun bir davetçi, İslam ahlakından yoksun bir tüccar, İslam ahlakından yoksun bir Müslüman şanı yüce Allah’ın pak ve temiz dinini insanlara nasıl taşıyabilir, O kutlu davet kalplerde nasıl yeşerebilir?

Söze kuvvet veren, ahlaktır. Bu din; ahlakı bozuk âlimlerin, ahlakı bozuk mücahitlerin, ahlakı bozuk davetçilerin, ahlakı bozuk tüccarların, ahlakı bozuk Müslümanların elinden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemiştir.

“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 4)

“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir” (Şems, 9-10)

Sonuç olarak Müslümanlar olarak bizler insanları;

  1. İman esaslarına
  2. İslâm esaslarına
  3. Ahlâkî esaslara davet etmekteyiz.

Esselamu Aleykum. Allaha emanet olunuz.  

[1].  Ebû Davud, Melâhim 16;  Tirmizî, Fıten 9