Olmaz ya… Tabii… Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse cehalet denilen yüz karasından

Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.
Kâfi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!

‘Son ders-i felaket’ ne demektir? Şu demektir:
Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir sadmeye (çarpmaya) artık dayanılmaz;
Zira, bu sefer uyku ölümdür; uyanılmaz!

Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!

Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak, maskaralıktır!

Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet…
Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet,

Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!
Ey sine-i islam’a çöken kapkara kâbus,

Ey hasm-ı hakiki (derçek) , seni öldürmeli evvel:
Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
İslam›ı da batsın, diye tutmuş ye diyorsun!

Allah’tan utan! bari bırak dini elinden…
Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!

Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat (susturmak) ?
Allah’tan utanmak da olur, ilim ile… Heyhat!
Mehmet Akif Ersoy
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kızgın çölün kurak topraklarında yaşayan bedevi insanlardan oluşan bir toplumdan, çok kısa bir zamanda İslam medeniyetinin çekirdeğini teşkil edecek ana kadroyu yetiştirmeyi başarmıştır. Öz çocuklarını diri diri gömen, putlara tapan, yol kesen, menfaatçi ve ırkçı bir toplumu çok kısa bir zamanda dönüştürerek, Medine’de kurulacak olan İslam devletinin ana kadrosunu hazırlamayı başarmıştır. O esfel-i safilin olan insanları ahsan-i takvim mertebesine çıkarmıştır.
Bugün, ümmet olarak çok çetin sınavlardan geçmekteyiz. Yerel, bölgesel ve küresel ölçekte yaşanan olaylar genelde insanlığın, özelde ise Müslüman kimliğin içinde bulunmuş olduğu üzücü durumu fazlasıyla göstermektedir. Hassaten ümmet bilinci ile hareket ederek hakka, hidayete, adalete ve iyiliğe önderlik ve rehberlik etmesi gereken Müslümanlar, kendi aralarındaki özensizlik, hukuksuzluk, ölçüsüzlük bizlere acı veren bir yük olmanın ötesine geçmeye başlamıştır. Bütün insanlık için hayırlı bir ümmet ve örnek bir topluluk olarak hakka, hakikate, adalete ve ahlaka rehberlik etmekle yükümlü olduğumuz halde, ne yazık ki birbirimizle olan ilişkilerimiz başta olmak üzere, birer Müslüman olarak diğer insanlarla, eşyayla, tabiatla hatta topyekûn hayatla olan ilişkilerimizde ciddi bir istikamet kaybı içinde olduğumuzu itiraf etmek gerekir.
Kur’an ve Sünnet olanca berraklığı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, ashabının örnek hayatları önümüzde olmasına rağmen İslam dünyası asr-ı saadet olmak bir yana asr-ı zulüm ve ihtilaf coğrafyasına dönüşmüştür. Üzülerek ifade edelim ki, İslam coğrafyası bir ilim ve medeniyet coğrafyasından bir zulüm ve mazlumiyet coğrafyasına dönüşmüştür. İslam diyarları, barışın, esenliğin ve huzurun diyarları olmaktan çıkmış, fitnenin, düşmanlığın, şiddetin ve savaşın diyarları haline gelmiştir. İslam ümmeti, tevhit, vahdet, birlik, beraberlik ve kardeşlik şuurundan uzaklaşmış, tefrika, ayrılık-gayrılık ve ayrımcılık girdabına düşmüştür.
Müslümanlar, kardeşlik ahlakının ve hukukunun gereklerini yerine getirmekten uzaklaşmış, ümmet-i Muhammed olma bilincini kaybetmiştir. Mezhepler, gerilim ve çatışmanın kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır. Müslümanlar, ırkçılık, mezhepçilik ve cemaatçilik hastalığına yakalanarak küçük mensubiyetleri kimliğe dönüştürmüşler ve asıl büyük mensubiyet olan İslam’ın önüne geçirmeye kalkışmışlardır.
Bu sorunların tamamının kökenine indiğimizde insan kaynağına ulaşırız. Parçası doğru olmayan bütünün doğru olmasının mümkün olmadığı gibi fertleri doğru yetiştirilmeyen toplumların da ıslahı, imarı mümkün değildir.
İnsan yetiştirme, her akil insanın üzerinde ittifak edeceği bir meseledir. Hedefi ne olursa olsun her yapının biricik derdi ve hedefidir.
Harekete geçilecek nokta insan eğitimidir. Nitelikli ve kaliteli insan sayısı arttıkça hizmetler ve ameller de o doğrultuda artacaktır. Nitekim Hz. Ömer radıyallahu anhu hilafeti döneminde yapmış olduğu bir istişarede nitelikli ve kaliteli insanın önemine şu şekilde dikkat çekmiştir:
Hz. Ömer radıyallahu anhu ashabdan birileri ile oturuyordu. Onlara Allah’tan bir dilekte bulunun” dedi. Birisi şöyle söyledi: “Bu oda dolusu altınım olmasını ve onları Allah yolunda infak etmeyi diliyorum” Hz. Ömer yine “bir dilekte bulunun” dedi. İçlerinden birisi “tümünü Allah yolunda infak etmek ve harcamak üzere bu oda dolusu inci, mercan ya da altınım olmasını dilerim” dedi. Bu dileklerin hepsi iyiydi hoştu. Ama Hz. Ömer radıyallahu anhu’nun zihnini meşgul eden bunlar değildi. Hz. Ömer yine “bir dilekte bulunun” dedi. “Ey müminlerin emiri ne dileyelim şaşırdık” dediler. Hz. Ömer radıyallahu anhu şöyle dedi: “Ben Ubeyde b. Cerrah, Muaz b. Cebel, Ebu Huzeyfe’nin efendisi Salim ve Huzeyfe el-Yeman gibi bu oda dolusu yiğitlerin olmasını dilerim.” (Ahmed b. Hanbel, 1280)
İnsan eğitimi zorlu ve uzun bir yoldur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de kaliteli insan bulmanın zorluğunu ifade ederek; “İnsanlar develer gibidir; yüz tanesinin içinden dayanacak bir tanesini bile bulamayabilirsin” (Buhari, Müslim) buyurmuştur. Dolayısıyla insan eğitimini kendisine amaç edinen kurum ve kuruluşlar bu hakikati gözden kaçırmadan sabırla hareket etmeli, yetiştirilen her ferdin aynı kabiliyet ve performansı gösteremeyeceğini yolun başından bilerek çalışmalı, her ferde uygun müfredat ve eğitim sonrası için hedefler çizmelidir. Eğitim sistemlerimiz iyi olanların yükselmesine zemin hazırlamalı, uzmanlaşacak kişilere rehberlik etmeli ama bu arada tabanı oluşturacak olan geniş kesimlerin eğitimi de gerçekçi tespitler ile tayin edilmelidir. Aksi takdirde aşırı idealist yaklaşımlar yeterli olmayan fertlerin yılmasına, yapılan çalışmaların verimsiz olduğu kanaatinin oluşmasına imkân verebilir. Eğitimde vakıa ile ideal karıştırılmamalı, ideal olan hedeflenmeli ama vakıaya da uygun hareket edilmelidir.
Bu eğitim belirlenirken insanımızı nasıl yetiştiriyoruz? Nasıl bir insan özlemi içerisindeyiz? Yetiştirdiğimiz insanlar nasıl bir gelecek vaat ediyor? Yetiştirilen her bir insan ne ölçüde muteber ve ideal hasletlerle kendi kişiliğini buluşturmayı öncelemiştir? Yetiştirilen insanlar nerelerde istihdam ediliyor? İstihdam alanları genişletilebilir mi? Bu konuda sorumluluklarımızı müdrik miyiz? Gibi soruları kendimize sorarak yol haritamızı hazırlamalıyız.
Eğitim programları yapılırken şeri ilimleri öncelemeli ama dünyevî/pozitif ilimler ihmal edilmemelidir. Bir kuşun iki kanadı mesabesinde olan bu ilimler dengeli bir şekilde ilim talebelerine öğretilmelidir.
Eğitim faaliyetlerine eğitimcilerin eğitimi ile başlamalıyız. Eğitimcilerin eksik olduğu yerde başarılı bir eğitimin beklenilmesi abesle iştigaldir. İnsanları eğitmekle görevlendirilen kimselere öncelikle farz-ı ayın ilimler özel olarak öğretilmeli, farz-ı kifaye kapsamında olan ilimler ise genel ilim halkaları kurularak öğretilme yoluna gidilmelidir.
Eğitimciler her şeyden önce yaptıkları işi Allah için yaptıkları şuuru ile hareket etmeli ve yaptıkları işi severek yapmalıdırlar. Sevginin olmadığı yerde hiçbir şey yeşermez. Eğitim, davet sevgi ve muhabbet ile olur, sevgi ve muhabbetin olmadığı yerde ne davet ne de eğitim olmaz.
Eğitimciler, ilim sahibi, ihlaslı, sağlam karakterli, anlayışlı, dürüst, güvenilir, onurlu kişiler arasından seçilmelidir. Bir eğitim gönüllüsü asla kırıcı, sert, kaba, bencil, çıkarcı ve mutaassıp olmamalıdır.
Eğitimciler muhakkak kendilerini yenilemelidirler. Kendisini yenilemeyen eğitimcilerin orta vadede yeterli gelmeyeceği bilinmelidir.
Eğitimciler Hz. Peygamberin yaşantısı ile canlı bir Kur’an olması misali anlattıklarını hayatları ile örnek olarak göstermeye çalışmalıdırlar. Lisan-ı hâlin lisan-ı kalden daha entak olduğunu unutmamalıdırlar. Bundan dolayıdır ki nice aramızda olmayan davetçilerin sesleri her gün konuşan, yazan, seminer ve konferanslarda boy gösteren davetçilerden! daha fazla çıkmaktadır. Çünkü eğitimin yolu konuşmak değil, ameldir.
Eğitimciler, Rasul-i Ekrem’in insan eğitiminde uyguladığı yolu takip etmelidirler. Hz. Peygamberin ihtiyaç kadar, sade ve anlaşılır konuşması, tekrarları, mektupları, iknaları, çizgi ve şekiller çizmesi, işaretler kullanması, hicap duyulan konularda işaretle yetinmesi, durum ve seviyelere göre davranması, verimli ve uygun zaman dilimini gözetmesi, yanlış anlamalara sebep olmamak ve yersiz konuşmalara fırsat vermemek için açıklama yapması gibi yöntemlerini yeri ve zamanına göre uygulamaya çalışmalıdır.
Eğitilen fertler ise Kur’an ve Sünnet merkezli bir eğitimden geçirilmelidir. Rasul-i Ekrem’in hadis ve sünnetlerine göre Müslüman kimlik ve kişilik oluşturulmaya çalışılmalıdır.
Eğitilen fertler, dünyevileşen değil dünya ahiret dengesini gözeten, yalancı ve ikiyüzlü değil dürüst ve güvenilir, konjonktür değil hikmet ve hakikat yanlısı, sert ve kaba değil yumuşak ve nezaketli, tamahkâr değil kanaatkâr, açgözlü değil tokgözlü, cimri değil cömert, kendini beğenip böbürlenen değil mütevazı, külfetli değil ülfet eden ve edilen olmalıdır.
Vefasızlık, ümitsizlik, mümine lanet ve beddua, kin ve düşmanlık, bencillik, kıskançlık, aldatma, korkaklık ve öz güven eksikliği, bıkkınlık ve yılgınlık, heva ve hevese uymak, boş ümit ve kuruntulara kapılmak ise eğitilen fertlerde olmaması gereken özelliklerdir.
Şu unutulmamalıdır ki fertlerini sağlıklı bir şekilde eğitmeyen toplulukların gelecekleri yoktur. Her topluluk yapmak istediklerine uygun olarak eğitim kollarını çoğaltmalı ve bunun mücadelesini vermelidir.
Eğitimsizliğin açmış olduğu sorunlar, eğitim sorunları ile kıyaslandığında, çok daha büyük olacağı muhakkaktır. Sivrisinekle uğraşmak yerine bataklık kurutulmaya çalışılmalıdır.
Öğrenciler, gençler, yetişkinler, hanımlar… gibi alanlarda faaliyet göstermek isteyen kişilerin ilk yapacakları bunları eğitecek kurumları oluşturmak ve bu kurumların herkesi kuşatacak büyüklüğe ulaşmasını sağlamak için çalışmak olmalıdır.
Hulasa, toplumun imarı ferdin inşasından geçmektedir. Ehliyetli fertlerin yetişmediği toplumların insanlara rehberlik etmek, İslam medeniyetini ihya etmek gibi hedefleri gerçekleştirmesi mümkün değildir.
Rabbim yaptıklarının hakkını veren kullardan olmayı bizlere ihsan eylesin.