Kullarını imtihan ederek, istikamet üzere sabır ve sebat gösterenlerle yolda dökülenleri, sâdık olanlarla yalancıları birbirinden ayıran Allah Azze ve Celle’ye hamd ederiz. İmtihan esnasında nasıl davranılması gerektiğini ve imtihanların başarıyla nasıl aşılacağını en güzel bir şekilde örnek olarak hayatlarıyla bizlere gösteren Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e, onun âline ve ashabına salât ve selam olsun.

İmdi; bu makalemizde imtihanın hakikati, çeşitleri, hikmeti ve imtihan karşısında nasıl davranılması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız. Allah Azze ve Celle bütün imtihanlardan başarıyla çıkabilmeye bizleri muvaffak eylesin!

1- İmtihanın Hakikati

Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet’i Seniyye’de farklı tabirlerle ifade edilen imtihanın hakikati şudur ki; Allah Azze ve Celle belirli bir hikmet ve belli bir gaye ile yaratmış olduğu insanları, çeşitli yöntemlerle denemekte, sınamakta ve teste tâbi tutmaktadır. Kâh şiddetli musibetlerle, bazen de nimetlerle onları imtihan etmektedir. Böylece onlardan kendi rızasına uygun hareket edenleri, hevâlarına tâbi olanlardan; musibetleri de nimetleri de hikmete uygun bir şekilde karşılayarak musibet esnasında sabreden ve nimetlere karşı şükreden sâdık kullarını, musibet esnasında sızlanarak yüce yaratıcıyı yaratılanlara şikâyet eden ve nimetlere karşı da nankörce hareket edenlerden ayırıp ortaya çıkarır. Bir altın madenine benzetilebilecek olan insanlık madenini işleten Allah Azze ve Celle, saf altının toprak ve diğer karışımlardan ayırdedilmesi amacıyla çok yüksek derece bir ateşe atılması misali, halis ve muhlis kullarını sahtekâr münafıklardan ayırmak için onları imtihan ateşine atmaktadır. Neticede imtihandan başarıyla çıkanlardan razı olup, onları cennetine yerleştirecek; imtihanı kaybedenlere de müstahak oldukları şekilde muâmelede bulunacaktır.

Elhâsıl; imtihan, bir şeyin özünü ortaya çıkarmaktır. Kapalı olan taraflarını aşikâr kılmaktır. Kalitesini ve değerini ölçmek için testten geçirmektir. Bunun da çok değişik yöntemleri olduğu ve her kulun kalitesinin veya değersizliğinin başka bir sebeple ortaya çıkacağı muhakkaktır. Buna göre hastalık ve sıhhat, zenginlik ve fakirlik, galibiyet ve mağlubiyet, fetih ve hezimet, her türlü nimet veya mihnet birer imtihan vesilesidir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz, sizi denemek için hayır ve şerle imtihan ederiz. Ancak Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ; 35) İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Biz, sizi denemek için hayır ve şerle imtihan ederiz.” Yani sizi kâh musibetlerle, kâh nimetlerle imtihan ederiz. Böylece kimin şükür ehli olduğunu, kimin de nankör olduğunu; kimin sabır gösterdiğini ve kimin de umutsuzluğa kapıldığını ortaya çıkarırız. Nitekim İbni Abbas “Sizi imtihan ederiz” sözü hakkında şöyle demiştir: “Biz, sizi şerle ve hayırla; şiddetli zorluklarla ve kolaylıkla, sıhhat ve hastalıkla, zenginlik ve fakirlikle,  helal ve haramla, taat ve ma’siyetle, hidayet ve dalâletle imtihan edip deneriz.” “Ancak Bize döndürüleceksiniz.” Biz de size, amellerinize göre karşılık vereceğiz.” (1)

2- Hayatın Gayesi İmtihanla Ortaya Çıkar

Allah Azze ve Celle bu hayatı büyük bir hikmet ve engin bir hakikat üzere yaratmıştır. Bu büyük hikmeti ve engin hakikati de Kur’an’ı Mübin’de bizlere açık bir şekilde açıklamıştır ki; o da insan hayatının bütün yönlerini kuşatan marifet ve ubûdiyettir. İnsanın içinde bulunduğu her halin, gerektirdiği bir ubûdiyet/kulluk görevi vardır. Galibiyet ve fetih esnasında şükür, mağlubiyet ve hezimet anında da sabır ve sebat; hastalık anında sabır, sıhhat karşılığında da şükür gerekli olduğu gibi… Bütün nimetleri yerinde ve veriliş gayesine uygun bir şekilde kullanmak ve her türlü mihnet ve musibeti rıza ve sabırla karşılamak, imtihanı kazanmak demektir. Bunun tersi de imtihanı kaybetmek anlamına gelmektedir. Buna göre bu hayatta karşılaşılan her şey, sınanmanın ve imtihana tâbi tutulmanın bir vesilesidir. İnsan, her an yeni bir sınavla karşı karşıyadır. Hayata bu şekilde bakan uyanık insanlar, her anın vazifesini yerine getirebilmenin telaş ve heyecanı içinde olmuş ve bu idrak ve şuurla hayatlarını geçirerek muvaffak/başarılı insanlar sınıfına kaydedilmişlerdir. Nitekim seleften bazıları şöyle demişlerdir: “Kemâl, ânın vazifesini idrak etmektir.” Hayat olayları karşısında bu büyük hakikati ve bu engin hikmeti idrak edemeyen ve gününü gün etmeye çalışan gafil insanlar ise, asıl vazifelerini ihmal ve malâyani şeylerle iştiğal ederek haktan uzaklaşmış ve bâtılın kokuşmuş bataklığında boğulmaya mahkûm olmuşlardır. Böylece de ilâhi rahmet ve tevfikten mahrum kalarak bahtsız ve başarısız insanlar sınıfına girmişlerdir.

Allah Azze ve Celle, hayatın imtihan merkezli programlandığını beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır: “O, hanginizin daha güzel amel edeceğini imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır. O, her şeye galiptir, çok affedendir.” (Mülk; 2) Diğer bir ayet’i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Hanginizin amel bakımından daha iyi olduğunu denemek için, arşı su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur…” (Hûd; 7) Başka bir ayet’i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten Biz, yeryüzündeki her şeyi onun bir zineti yaptık ki, amel bakımından onların hangisinin daha iyi olduğunu deneyelim.” (Kehf; 7)

Kâinatın bu yaratılış gayesini ve hikmetini idrak eden bahtiyar insanlar, gizli açık bütün hallerinde dikkatli ve uyanık olmaya gayret eder, gizli niyetlerini ve açık amellerini sürekli muhasebe altında tutmaya çalışırlar. Bu insanlar, neticesinde cennet veya cehennem gibi çok büyük bir mükâfat ya da şiddetli bir azabın bulunduğu bu imtihanı kaybetmemek için son derece hassas davranır ve imtihan süreci olan şu hayatı eğlence ve gaflet içerisinde geçirme ahmaklığına düşmemeye çalışırlar. Bu şekilde hayatlarını sabır ve şükür çerçevesinde geçirerek ebedi saadete nâil olurlar. Nitekim Süheyb b. Sinan radıyallâhu anhu’nun rivayet ettiği hadis’i şerifte Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Mü’minin durumu hayret verici (derecede güzel)dir. Zira onun her hali hayırdır. Bu durum mü’minden başkası için de geçerli değildir: Eğer sevindirici bir nimete nâil olursa, şükreder ve bu onun için hayırlı olur; şayet sıkıntı verici bir mihnet başına gelirse, sabreder ve bu da kendisi için hayırlı olur.” (2)

Fakat kâinatın yaratılmasının bu engin hikmetini idrak edemeyen, manasına nüfûz edemeyerek sadece lafızlarının nakışlarıyla ilgilenen, göklerin ve yerin âdeta abes ve gereksiz bir oyun ve eğlence için yaratıldığını zanneden bir takım bedbahtlar da vardır ki; bunlar bütün hayatlarını gaflet, ma’siyet, bâtıl, oyun eğlence, abesle iştigal, zulüm ve haksızlık içinde geçirirler. İşte bâtıl ehlinin bu nankörce/kâfirce vehimlerini ve vahim neticesini beyan sadedinde Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize asla döndürülmeyeceğinizi mi sanmıştınız? İmdi gerçek melik (hükümdar/mülk sahibi) olan Allah’ın şanı yücedir! Ondan başka hiçbir ilâh yoktur, çok değerli Arş’ın Rabbi (sahibi)dir.” (Mü’minûn; 115,116)   “Göğü, yeri ve aralarındaki her şeyi boş yere yaratmadık. Bu (başıboşluk), küfre saplananların zannıdır. İmdi küfre saplananların, o ateşten vay hallerine! Yoksa iman eden ve salih ameller işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk edenler gibi mi tutacağız? Yoksa takvalı olanları da fâcirler gibi mi yapacağız?” (Sâd; 27-28)

3- İmtihan İlâhi Bir Sünnet ve Değişmez Bir Hakikattir

Allah Azze ve Celle, insanlığın ilk atası olan Âdem aleyhisselam’ı cennete yerleştirip sadece bir ağaçtan yemesini yasaklayarak imtihana tâbi tutmuştur. Bu imtihanı kaybetmesi neticesinde onu, şu imtihan dünyasına indirmiştir. Ondan beri bu dünya, kıyamet kopuncaya dek zürriyyeti için imtihan sahası olmuştur. Allah Teâlâ burada herkesi, her şeyle imtihana tâbi tutabilmektedir. İmtihan kanunu, O’nun asla değişmez ve herkesin önünde eşit olduğu bir sünnetidir. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar, “iman ettik” dediler diye sınanmadan (başıboş) bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri de sınadık! Böylece Allah, doğru/sâdık olanları mutlaka bilecek (belirleyecek), yalancı olanları da mutlaka bilecektir.” (Ankebût; 2-3)

Bu imtihan bazen çok şiddetli boyutlara da ulaşabilir. Ateşlere atılarak yakılmak gibi tahammül edilemez gibi görünen şekillerde de olabilir. Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet’i Seniyye’de bütün imtihan çeşitleri için pek çok örnekler bulunmaktadır. Ezcümle; bütün peygamber kıssaları bunun en açık örnekleridir. Ashab’ı kehf, ashab’ı uhdud tarafından ateşlere atılarak yakılanlar, Firavun’un hanımı Âsiye, Hz. Meryem kıssası ve daha pek çok salih insanların imtihan kıssaları da bizlere arzedilmiştir. Bu ümmetin de tıpkı kendilerinden öncekiler gibi şiddetli imtihanlara maruz kalacağını Allah Azze ve Celle şöyle tescil etmektedir: “Yoksa sizden önce gelip geçenlerin benzer durumları sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar, nice darlık ve sıkıntı çektiler ve öyle sarsıldılar ki, peygamber ve maiyetindeki mü’minler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” dediler. Dikkat edin! Allah’ın yardımı elbette çok yakındır!” (Bakara; 214)

Habbab b. Eret radıyallâhu anhu dedi ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kâbe’nin gölgesinde âbasına yaslanarak uzanmış olduğu bir haldeyken, biz de şikayetimizi arzetmek için huzuruna vardık ve: «Bizim için yardım dilemez misin, bizim için dua etmez misin?» dedik. Şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetlerde (mü’min) bir adam yakalanır, kendisi için yerde bir çukur açılır ve o çukura konulurdu. Sonra da bir testere getirilerek başının üstüne konulur ve onunla ikiye biçilirdi. Diğer bir kişinin etleri, kemiklerinden demir taraklarla taranırdı. Fakat bütün bunlar onu dininden döndürmezdi. Allah’a kasem olsun ki, Allah Teâlâ bu işi (dininin hâkimiyetini) tamamlayacaktır. Öyle ki bir yolcu, San’a’dan Hadramevt’e gidecek, Allah’tan ve bir de koyun sürüsü için kurttan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Fakat sizler acele etmektesiniz!” (3)

İslam ümmeti olarak bizler de şu anda imtihan dönemindeyiz. Kur’an-ı Kerim’de ve hadis’i şeriflerde anlatılanlara benzer sarsıntılar ve şiddetli sıkıntılarla karşı karşıyayız. Çiğnenen ırzlar, katledilen mazlumlar, yetim bırakılan çocuklar, harabeye çevrilen şehirler ve her türlü işkencelere maruz bırakılan tutsakların haddi hesabı yoktur. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! Bu imtihan ve gurbet dönemi geçinceye, ilâhi yardım ve zafer dönemi gelinceye kadar sabretmek, din’i mübin’i İslam’a daha çok sarılmak ve sırat’ı müstakim’den zerre kadar şaşmamak için azami hassasiyet göstermek gerekir. Acele etmeden, emin adımlarla ilerlemek ve şeriat’ı ğarra üzerinde sebat etmek gerekir. Bizler hikmet evi olan dünyada yaşamaktayız ve burada her şeyin hikmete uygun olması gerekir. Her şey yerinde ve zamanında olursa, güzel ve kâmil olur. Olgunlaşmadan koparılan meyve yenilmez, yenilse de karın ağrıtır. Allah Azze ve Celle şu anda bu ümmeti, imtihan ateşinde pişirmekte ve olgunlaştırmaktadır. Allah’ın izniyle bu dönemi geçince, ilâhi yardım sağanak yağmurlar gibi yağacaktır. Bundan şüphesi olanların imanlarını gözden geçirmeleri gerekir.

4- İmtihanın Semeresi ve Hikmeti

İmtihan, insanların farklı derecelere sahip olduğunu ortaya çıkarır. İmtihanlar neticesinde şükredenler ve sabredenler belirgin bir şekilde tebârüz ederler. Ancak imtihanla sıdk makamının zirvesi olan Hz. Ebû Bekir, adalet makamını temsil eden Hz. Ömer, ismi hayâ ile özdeşleşen Hz. Osman, ilmin öncüsü olan Hz. Ali gibi yıldızlar insanlığın semasında parlayabilirler. Sadece imtihan sonucu Halid b. Velid gibi mücahidler, cihad yolunu sürdürebilirler. Saf altının ortaya çıkarılabilmesi için, çok yüksek bir derecede bulunan bir ateşin içinde eritilmesi gerektiği gibi; ihlası saf olan fedakâr ve cefakâr insanların ortaya çıkabilmeleri için, imtihan ateşinde pişmeleri gerekir. İmtihanlar samimi olan insanları, samimiyetsiz ve yalancı/kuru iddiacı olan insanlardan ayırır. Şükreden kulların nankör azgınlardan ayrılması için imtihan şarttır. Sabır ehli olan salih kulların, musibetler karşısında sürekli sızlanan ve şikâyet eden bahanecilerden ayrılması için imtihana ihtiyaç vardır. Hz. Âdem’in tevbesi, Hz. Nûh’un davet ve duası, Hz. İbrahim’in tevhid ve tevekkülü, Hz. Mûsâ’nın mücadele ve azmi, Hz. Eyyûb’un ve Hz. Ya’kub’un sabrı, Hz. Dâvûd ve Süleyman’ın şükrü, Hz. İsa’nın zühdü, Hz. Yûnus’un kusurunu itirafı, Hz. Yûsuf’un iffet ve yönetimi ve Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’in her alandaki büyük cihadı ancak imtihanlar neticesinde ortaya çıkmış ve insanlık âlemini aydınlatan güneşler mesabesinde parlamıştır.

İmtihan kanununun bu büyük hikmete mebni olduğunu ifade eden pek çok ayet’i kerimeler bulunmaktadır. Biz birkaçını kaydetmekle yetinelim: “Andolsun, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri (zorluklara göğüs gerenleri) belirleyinceye ve haberlerinizi test edinceye kadar sizi deneyeceğiz!” (Muhammed; 31) 

“Yoksa Allah cihad edenlerinizi bilmeden (belirlemeden), sabredenlerinizi de bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmrân; 142)

“Yoksa sizin cihad eden ve Allah, elçisi ve mü’minler dışında sırdaş edinmeyenlerinizi Allah henüz belirlemeden (imtihana tâbi tutulmaksızın) bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır.” (Tevbe; 16)

“Andolsun, sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da malların, canların ve ürünlerin eksiltilmesiyle imtihan edeceğiz! Sabredenleri (cennetle) müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği zaman: “Kesinlikle biz Allah için varız ve elbette O’na döneceğiz” derler. İşte Rabblerinin salavât (bağışlamalar)ına ve rahmetine erenler onlardır. Ve işte onlar, hidayet bulanların ta kendisidirler!” (Bakara; 155-157)

Görüldüğü gibi cihad edenler, cihad yolunun meşakkatlerine sabredenler, Allah, O’nun elçisi ve mü’minlerden başka dost ve sırdaş bilmeyenler, bütün musibetlerde sadece Allah’a kulluk etme şuur ve hassasiyetiyle hareket edenler ortaya çıkıncaya kadar imtihanlar devam edecektir. İslam ümmetinin geçmiş bütün büyük imtihanlarında bu salih kulları ortaya çıkaran Allah, elbette şu en karanlık imtihan dönemimizde de bu sâdık kullarını ortaya çıkaracaktır. Bu O’nun sünnetidir ve O’nun sünnetinde asla bir değişiklik olmaz.

Ancak şiddetli imtihanların bu büyük sırrını idrak edemeyen, ilâhi rızaya ve cennete ulaştıran bu yolun meşakkatlerine tahammül gösteremeyip yolda dökülenler de olacaktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Kimi insanlar, “Allah’a iman ettik” der; ama Allah uğrunda kendisine eziyet edilince, insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi (caydırıcı) görür (onlardan yana döner). Eğer Rabbinden bir nusret (zafer/ganimet) gelirse, “Elbette biz sizinle beraberiz” diyecekleri kesindir. Herkesin içinden geçeni en iyi bilen Allah değil midir? Allah, iman edenleri mutlaka bilecek (belirleyecek), münafıkları da mutlaka bilecektir.” (Ankebût; 10-11) Ayet’i kerime çok açık bir şekilde sürekli yaşanan olayları tescil etmektedir. Şu anda uluslararası güçlerin saldırıları karşısında tahammül gösteremeyerek, asıl düşmanlarıyla ittifak içerisine giren ve buna rağmen kendilerine mü’min diyen ne kadar da çok kesimler bulunmaktadır! Fakat hakikatte bu çarpık ilişkiler, Allah Azze ve Celle’nin pisi temizden ayıklamasının neticesi olup; temiz olanlar için sonuç itibariyle hayırlıdır. Yüce Mevlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah, mü’minleri içinde bulunduğunuz (karışık) durumda bırakacak değildir; nihayet pisi temizden ayıklayacaktır. Allah, gaybı da size bildirecek değildir ve fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde Allah’a ve elçilerine iman edin. Şayet iman eder ve takvalı olursanız, elbette size çok büyük bir mükâfat vardır.” (Âl-i İmrân; 179)

5- Herkesin İmtihanı, Dinine Bağlılığı Oranında Olacaktır

İnsanların imtihana tâbi tutulmalarıyla ilgili temel bir hakikat de şudur ki; imtihanın ağırlığı ve şiddeti, kişinin dinine bağlılık oranına göre değişmektedir. Kişi dinine ne kadar bağlıysa, imtihanı da o ölçüde ağır olmaktadır. Kişi dinini yaşamak hususunda ne kadar lakayt ise, imtihanı o ölçüde hafif olur. Şayet bir kişi hiç imtihana tâbi tutulmuyorsa, imanını ve dindarlığını gözden geçirmelidir. Zira cennetin yolu nefsin hoşuna gitmeyen zorluklarla ve dikenlerle döşelidir. Eğer insanın gittiği yolda nefsinin hoşuna gitmeyen ve kendisini rahatsız eden dikenler yoksa bilmelidir ki gittiği bu yol doğru yol değildir. Ve bu yolun, cennete vâsıl olan sırat’ı müstakim olmaması muhtemeldir. Dolayısıyla bu halinden korkmalı ve hemen silkinip kendine gelmelidir. Faturası ne olursa olsun sırat’ı müstakim talibi olmalıdır.

Sa’d b. Ebû Vakkas radıyallâhu anhu dedi ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordum: “Ey Allah’ın elçisi! İnsanlar arasında imtihanı en şiddetli olanlar kimlerdir?” Şöyle buyurdu: “Peygamberlerdir. Sonra da fazilet mertebelerine göre diğer iyi insanlardır. Kişi, dinindeki durumuna göre imtihana tâbi tutulur; şayet dininde sağlam ise, imtihanı da şiddetli olur. Eğer dininde bir hafiflik bulunuyorsa, dindarlığına göre onu imtihana tâbi tutar. Belalar kulun başına gelmeye devam eder, öyle ki üzerinde tek bir hata bile bulunmadığı halde yeryüzünde yürüyünceye dek onun peşini bırakmazlar.” (4)

Enes radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah bir kulu hakkında hayır murad ederse, onun cezasını dünyada peşin olarak verir. Şayet kulu hakkında onun kötülüğünü irade ederse, kıyamet gününde günahı ile birlikte gelinceye kadar ona ceza vermez.” (5)

Enes radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki büyük mükâfat, büyük ve şiddetli belalarla birliktedir. Şüphesiz ki Allah Azze ve Celle severse, onları belalara uğratarak imtihan eder. Buna rıza gösteren kimseden razı olur, buna kızarak öfkelenen kimseye de gazap eder.” (6)

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İman eden erkek ve kadınlar, kendileri, çocukları ve malları hususunda sürekli imtihana/belalara maruz kalırlar; nihayet üzerlerinde tek bir günah bile bulunmadığı halde Allah Teâlâ ile karşılaşır (O’nun huzuruna çıkar)lar.” (7)  

 

————————-

 

  1. İbni Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm: 4/364
  2. Müslim: 2999
  3. Buhari: 6943
  4. Tirmizi: 2398. Sahih bir hadistir.
  5. Tirmizi: 2396. Hasen bir hadistir.
  6. Tirmizi: 2396. Hasen bir hadistir.
  7. Tirmizi: 2399. Hasen-Sahih bir hadistir.