عن أبي هريرة رضي الله عنه قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم   :جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ . قِيلَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ! وَكَيْفَ نُجَدِّدُ إِيمَانَنَا ؟ قَالَ : أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “İmanınızı yenileyiniz.” buyurdu. Denildi ki “Ya Resûlallah, imanımızı nasıl yenileyebiliriz?” Buyurdu ki: “Lâ ilâhe illallâh sözünü çok söyleyiniz.” (İmam Ahmed)

Rahmeti gazabını geçmiş, merhametinin sınırı olmayan, merhametin kaynağı bir Rabbin kullarıyız. Yeryüzü dolusunca hata işlemiş olsak bile af dilediğimizde affeden, günahlarımız semanın bulutlarına ulaşacak kadar çok olsa dahi bağışlanmayı dilediğimizde günahlarımızı önemsemeyip bağışlayan Erhamü’r-Râhimîn’in kullarıyız. Hz. Yunus’a ilk etapta zorluk çıkarmış, ona iman etmemiş ve vazifesinde ümitsizlik sebebi olmuş Ninova ahalisini tövbe ettikleri için bağışlayan, Kitab-ı Mübininde onları hayır ile anan merhametli Rahman’ın kullarıyız. (1) Hz. Hamza gibi bir devleti yere yığma cürümünde bulunan Vahşi’ye bile kapısını kapatmayan, “Benim rahmetimden ümit kesme sakın zira Ben, af dilendiğinde bütün günahları bağışlayan el-Gafûr ve el-Afüvv’üm” (2)muştusunu günah paslı sinelere cila gibi süren er-Rahîm olan yüce Allah’ın kullarıyız. “Eğer tövbe eder, imanın gereklerini yerine getirir ve emirlerim doğrultusunda Salih amel işlerseniz kötülüklerinizi bile iyiliklere tebdil ederim” (3) müjdesi ile eskinin zararlarını sevaba çevirme fırsatını bizlere sunan el-Halîm olan Zat-ı Zü’l-Celâl’in kullarıyız. Uhud savaşında yetmiş kadar müslümanın şehit olmasına sebep olanlardan Halid b. Velid’i tövbesi ve imanı sayesinde “Seyfullahi’l-meslûl” payesine namzet işler yapacak kıvama getiren, İslam’a karşı yapılan hamlelerin her daim komutanlığını yapmış ve yirmi yıl kadar peygamber düşmanlığına rağmen Ebu Süfyan’ı bağışlayan, cehaletin madeni Ebu Cehil’in oğlu İkrime’ye tövbe ettiği için Yermük de şehit olabilme bahtiyarlığı nasip eden Allah’ın kullarıyız.

Geçici bir süreliğine meşgul ettiğimiz şu dünyada işlediğimiz amellere güvenden değil böylesine engin bir rahmete olan inancımızdan dolayı cenneti ümit edebiliyoruz. Ne kadar kabahatli, isyankâr, günahkâr olsak dahi hiçbir şeyin rahmeti ile boy ölçüşemeyeceği Allah’ın kulları olduğumuz için cennet taliplisiyiz. Hedefimiz, amacımız, gayemiz ve maksadımız rıza-ı Bâri’ye ulaşarak cennette karar kılmaktır. Her müslümanın değişmez önceliği ve hedefi de budur, bu olmalıdır. Yani bizler cennete talip olanlarız, azıyla yetinmek şöyle dursun cennetin en yüce makamları olan Firdevs-i Âlâ’da olmalıdır gözümüz. Zira bu ufku ve hedefi bize gösteren, bize cennetin varlığını öğreten Resul-ü Zi-Şan aleyhisselam’ın bizzat kendisidir. (4)

Bizleri talibi olduğumuz cennete kavuşturacak ve ulaştıracak yegâne etken imandır. Mahşerde huzurlu olabilmenin, hesabı kolay verebilmenin, Sırat’tan sorunsuz geçebilmenin şartıdır iman. Dünyadaki zorluklara katlanabilmenin, karşılaşılan bütün olayları doğru olarak değerlendirebilmenin şartı iman olduğu gibi taliplisi olduğumuz cennetlerin anahtarı mesabesindeki geçerli değer de kuşkusuz imandır. Ateşleri yakmaz kılan, tufanlardan selamet sahiline kavuşturan, denizleri ortadan ikiye yardıran, uğruna her türlü fedakârlığın hiç düşünülmeden yapılacağı en değerli ve mükemmel nimettir iman.

İman bu kadar değerli bir konumda olduğuna göre insanları cennet yolundan saptırıp cehenneme doğru sürüklemek isteyen İblis-i lain’in en mühim ve önemli vazifesi, haset ettiği insanlığın imanını ifsat ederek onları cennetten uzaklaştırmak olmuştur. O, bunun için hiç ama hiç acele etmemekte ve fırsat olarak telakki ettiği her durumu değerlendirmeye çalışmaktadır. Doğum sürecinde başlamış olduğu vesvese ve dürtülere kişi son nefesini verene kadar devam eden İblis, rakibi ve hasmı gördüğü insanoğlunun her daim imanını hedef almakta, tamamen imandan uzaklaştıramasa da imana şaibe ve şüphe katmaya, onu zayıf ve dayanıksız hale getirmeye çabalamaktadır.

İnsan, değer verdiği şeyi korumak ister ve bu onun fıtratıdır. Kendisine ait olan herhangi bir şeyin zarar görmemesi için önceden tedbirler alır ve önem atfettiği ne varsa onun korunması için bütün muhafaza mekanizmalarını seferber eder. Belki canından olur ama kendisine ait olan değerin zarar görmesini asla istemez. Hatta bu önemli ve değerli olan şey düşman eline geçecekse veya düşman tarafından direkt hedef alınmışsa güç ve takat ötesi gayret ve fedakârlıklarla korumaya çalışır insan sahip olduğu değerleri.
İmana biçilmiş değer “Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir idrak-ı beşerin havsalasına sığmayacak” (5) cennetlerdir. Böylesine yüce bir değerdir iman. Bundan dolayı korunmalı, muhafaza edilmeli, elden gitmemesi için bütün takatler seferber edilmelidir. Ateşlere de atılsa, kuyulara da salınsa, hakaretlere de maruz kalsa, eziyet, işkence ve cefanın her türlüsünü de görse korumalıdır imanını insanoğlu. Tıpkı bir bebek misali, ilerde başına gelebilecek hastalıklara karşı dirençli hale gelmesi için gerekli aşılar yapılmalıdır imana, virüs ve mikrop kapmaması için hastalıklı ortamlardan uzak durmalıdır. İman ağacının bir parçası gibi gözükmeye çalışan münafıklık isimli ayrık otlarının farkında olmayan ve bu konuda uyanık davranmayan herkes ayrık otları tarafından çürütülmüş bir iman ile karşı karşıya kalmış olacaktır.

İman eskimeyen, çürümeyen, değişmeyen, paslanmayan, sürekli durağan bir yapıya sahip bir olgu değildir. “İman ettik” dedikleri halde maveradan, öteler ötesinden “Hayır siz iman etmediniz” (6) tokadını yiyen bedevilerin durumu, ne demek istediğimizi en yalın ve açık hali ile anlatmaktadır. “Biz şahidiz, sen Allah’ın resulüsün” (7) diyenlerin cehennemde peygamberi hiç kabul etmeyen kâfirlerden daha alt mertebede olmaları (8) söylemek istediğimiz düşünceyi en etkili şekilde sermektedir gözlerimizin önüne. İman sadece bir söz işi olmayıp asıl onu değerli kılan, sebep olduğu davranış ve amellerdir. Aynı şekilde iman sadece bir bilgi işi de değildir zira İblis, Allah azze ve celle ile bizzat konuşacak kadar onu bilen ve tanıyan birisidir. Ne var ki o, bu bilgiye uygun davranış sergilemek yerine tam aksini yapmış, bilgi sahibi olmasına rağmen bu onu Allah’ın lanetine maruz kalmaktan koruyamamıştır. Bilgi sahibi olduğu halde bilgiye uygun davranış sergilememek bu açıdan İblis’in çirkin bir sünneti ve yolu olarak çıkmaktadır karşımıza.

Talibi olduğumuz cennete bizleri ulaştıracak iman nimeti, çeşitli saldırılara maruz kalabiliyor ve hastalanıp kimi zaman ölebiliyorsa, cenneti arzulayan her Müslüman sahip olduğu bu yegâne değeri korumak için özel çaba sarf etmeli, yöntemler geliştirmeli, düşmanı İblis’e iman kalesinde ufak dahi olsa bir gedik açtırmamak için olağanüstü çaba ve gayret göstermelidir. Şeytanın maşası konumundaki şahıslar, düşünceler, devletler kendisine ne tür bir yaptırım uygularsa uygulasın canı pahasına imanından vazgeçmemelidir Müslüman. Zira imanı için ateşlere atılmayı göze alan İbrahim’dir onun rehberi, Ashab-ı Uhdud’dur onun örneği. Bilal-i Habeşi bu dersi uygulamalı olarak göstermiştir müslümanım diyenlere. İman denilen hakikatin ve nimetin elden gitmemesi için her türlü bedelin ödenmesi gerektiği gerçeğini Habbab b. Eret pratikte ispat etmiştir Müslümanlara örnek olsun diye.

Şeytanın saltanatının gücünü her yerde kendisini iyiden iyiye hissettirdiği şu zamanımızda onun geliştirdiği, çabaladığı, azmettiği desise ve vesvese yöntemlerine karşı sürekli teyakkuzda olmayan her Müslüman Kıyamet günü İblis’e fatura çıkarma gayretine girecek ve bu gayret kendisine hiçbir fayda vermeyecektir. Soğuktan, hastalıktan, saldırıdan, huzursuzluktan korunmayı dert ettiğinden daha fazla imanını kıvamında tutma, paslandırmama, işlevsiz hale getirmeme gayretinde olmayan herkes Kıyamet günü mahcup olacaktır. Bu sebeptendir ki yeryüzünde en büyük nimet olan imanı ölene dek muhafaza edebilmek için Rabbimiz bizlerden kendisine yalvarmamızı istemektedir. “Hidayete erdirdikten sonra saptırma kalplerimizi ya Rabbi!” (9) diye sürekli dua etmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır imanın en ince konularını hatırlattıktan sonra. Bizleri imana davet eden ve davetine icabet ettiğimiz âlemlere rahmet Muhammed Mustafa aleyhisselam, özlü dualarından birinde imanı sabit kılabilmenin ve iman üzere sabit kalabilmenin insanın dertlerinden biri olması gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. “Ey kalpleri halden hale çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (10)

İmanı sürekli olarak gözden geçirmek, virüs kapmış noktaları dezenfekte etmeye çalışmak, mikrop bulaşmış yerleri arındırmaya çalışmak gerçek müminlerin dertlerinin en önemlilerindendir. Bunun için gerekirse memleket, gerekirse ortam ve gerekirse hayatının gidişatını bile değiştirmeyi göze alabilmelidir Müslüman. Gönle sirayet ettiğinde insanı bambaşka biri haline getiren bu ilahi cevherin sürekli yenilenmesi, güncellenmesi ve kontrol edilmesi gerekmektedir. Enfal Suresi’nin ikinci ayeti kerimesinde gerçek iman ehlinin vasıflarını saymaktadır Rabbimiz. Biz bu vasıfları kendimizde bulunduruyor muyuz yoksa bu vasıflar biz de yok ve bunun dertlisi bile değil miyiz kendimizi her daim hesaba çekmeliyiz. İmanımızı yenilememiz ve sürekli gözden geçirmemiz gerektiğini bizlere hatırlatan şu nebevi buyruk ne kadar da manidar: Ebu Hureyre radıyallahu anhu’nun aktardığına göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İmanlarınızı yenileyiniz/gözden geçiriniz.” Orada bulunanlar “Ey Allahın Resulü, imanlarımızı nasıl yenileriz ki?” diye sorduklarında Resul-ü Ekrem şöyle buyurur: “Lâ ilâhe illallâh sözünü çok söyleyiniz.” (11)

————————-

1. Yunus Suresi 98.
2. Zümer Suresi 53.
3. Furkan Suresi 70.
4. Bkz. Tirmizi, Cennet 4 (Hadis no: 2533)
5. Bkz. Buhari, Bed’ül-halk 8, Tevhid 35. Müslim, Cennet 2-5.
6. Hucurat Suresi 14.
7. Münafikun Suresi 1.
8. NisaSuresi 145.
9. Âl-i İmran Suresi 8.
10. Tirmizi, Deavât 124.
11. İmam Ahmed, Müsned 2/359. Heysemi, Mecmau’z-zevâid’de şöyle der: “Bu hadisi İmam Ahmed ve Taberani rivayet etmiştir.. İmam Ahmed’in rivayetindeki raviler güvenilir kimselerdir.” et-Terğib ve’t-terhib’de bu hadisi 2260. Hadis olarak aktaran Hafız Münziri, İmam AHmed’in rivayetnin senedinin hasen olduğunu belirtmiştir. A.g.e. 2/394.