Kendisini Allah için sevdiğim, Allah’ın rızası için birbirimize kenetlendiğimiz kardeşlerim… Omuz omuza yürüdüğümüz, aynı şey için heyecan duyduğumuz, cennete birlikte gitmek istediğimiz, cennette beraber olmak istediğimiz kardeşlerim…

Hiç kimsenin bilmediği ve anlamadığı sıkıntılarımı bilen, dertlerimin sırdaşı, tanışmış olmasam da adı mümin olan, derdimin ortağı canım kardeşlerim…

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.” (Hucurat-10)

Allah’ın aramıza ayet indirdiği, bağı ile bizi bağladığı, mesafelerin bizi ayıramadığı kardeşlerim…

Allah-u Teâlâ, Rasulullah aracılığıyla bize bildirdiği bir kudsi hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Celalim hakkı için birbirlerini sevenler nerede?Benim gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün (kıyamet günü), onları kendi gölgemde barındıracağım.” (Müslim, Ahmed)
Rabbimizin ne büyük bir müjdesidir bu. Dünyada birbirimizi severek kötülere, zalimlere karşı mücadele ettik, birlikte dayandık, birlikte sabrettik, birlikte yürüdük. Bütün bunlar kalbimizi birbirine giydirdi, kaynaştırdı, hoş geldi gönlümüze. Bazen tebessümünle teselli oldum, içimi ferahlattı nasihatin ve biz birbirimizi sevdik diye Rabbimizin müjdesiyle müjdelendik. Ahiret günü, hesap günü, seni sevdim diye, Rabbim beni ve seni gölgesinde gölgelendirecek inşaAllah.

Biz birbirimizi böylesine severken, şeytan aleyhillaneh de boş durmaz elbet. Aramıza fitne ve nifak tohumları atmanın yolunu arar, normalde sabredip önemsemediğimiz davranışlara sabredemez, gücenir, tavır alırız. Nefis, her olayda ortaya çıkar, bizi birbirimize düşman etmeye çalışır, ayrılığa zorlar.

Davet nöbeti tutan, kız kardeşlerim!

Allah’ın çağrısına kulak vermiş, Allah’ın ayetlerini kuşanmış ve davet yoluna düşmüş olanlar, biliniz ki şeytan bizlerle daha fazla uğraşacak, çünkü bizler şeytanın yolunu kesen, tıkayan, ona geçit vermeyen, onun yoluna engel olan savaşçılarız. Dolayısıyla o da bizimle uğraşacak, savaşacaktır.

Şeytan ve uşaklarının yapacağı ilk şey, bizim kuvvetimizi dağıtmak, bizi parça parça edip gücümüzü azaltmaktır.

“Şüphesiz ki Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff; 4)

Allah azze ve celle, bizi bu ayette uyanıklığa davet ediyor. Saf tutup çarpışmak yani kenetlenmek, duvar olmak, kaynaşmak, birbirine kilitlenmek, şeytanın aradan gireceği bütün delikleri tıkamaktır görevimiz. Alacağımız ilk önlem de Rabbimizin istediği gibi saf olmak, birbirimize tutunmak, birbirimizle olan ilişkimizi, kardeşliğimizi bu şuurla oluşturmaktır.
Bizi birbirimize bağlayan şey ne aynı organ içinde oluşmamız (biyolojik), ne aynı toprak üzerinde doğmamız (hemşehricilik), ne de kan bağıdır (akrabalık), bunların hiç birisi değildir. Birbirimize bağlı olma sebebimiz: iman (akide) bağıdır.

Bizim iman ettiğimiz şey, Allah celle celaluhu’nun dinidir, kıyamete kadar yaşayacak olan, Allah’ın hak davasıdır. Bu davanın sahibi yerlerin, göklerin ve ikisi arasında olanların sahibidir. Bizi birbirimize bağlayan işte bu şuur yani iman bağıdır.

İşte bu bağı zayıflatmaya çalışan ancak şeytanın zayıf hilesinden başka bir şey değildir.

“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir.” (Fussilet; 36)

Şeytanın hilesini bozmak da ancak Rabbimize sığınarak mümkündür.

Bir kardeşine karşı öfke hisseden, günaha doğru meyleden yahut nefsinin telkinleriyle burun buruna gelen bir kimsenin yapacağı tek şey Allah celle celaluhu’ya sığınmaktır.

İslâm büyüklerinden biri ile talebesi arasında geçen şu konuşma da bunu göstermektedir:

-Şeytan seni fenalığa teşvik ederse ne yaparsın?
-O duygudan kurtulmaya çalışırım.
-Şeytan aynı duyguları bir daha telkin ederse?
-Yine o duygulardan kurtulmaya çalışırım.
-Şeytan seni tekrar baştan çıkarmaya çalışırsa?
-Ben yine ondan kurtulmaya gayret ederim.
-Bu uzun iş oğlum! Düşün, yolda giderken önüne bir koyun sürüsü çıktı, sürünün köpeği havlayarak yanına gelip sana saldırırsa ne yaparsın?
-Köpekle mücadele eder, yolumdan çekilmesini sağlarım.
-Bu da uzun iş evlât! Sürünün çobanından yardım iste de, köpeği yolundan çeksin!

İşte biz de şeytanın hilesini ancak Allah’ın yardımıyla bozarız. O’na sığınarak, O’na başvurarak, O’na danışarak bozarız.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Kişi kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhari, Müslim)

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!” (Müslim, Tirmizi, İbn Mace)

Yermük Savaşı sonrası üç yaralı mücahidin arasında geçen bu hadise de gerçekten bizler için ibret vericidir:

“Yermük savaşında, Hâris bin Hişam, İkrime bin Ebî Cehil ve Ayyaş bin Ebî Rabia ağır yaralar alarak yere düştüler. Hâris b. Hişam içmek için su istedi. Askerlerden biri ona su götürdü. İkrime’nin kendisine baktığını görünce “Bu suyu İkrime’ye götür”dedi. İkrime suyu alırken, Ayyaş’ın kendine baktığını gördü, suyu içmeyerek “Bunu götür Ayyaş’a ver”dedi. Fakat su Ayyaş’a yetişmeden Ayyaş öldü. Bunun üzerine sucu İkrime’ye koştu. Fakat İkrime de ölmüştü. Hemen Hâris’in yanına koştu. Hâris de ölmüştü.” (Hayatu’s-Sahabe)

Kendisinin yerine kardeşini tercih etmen demek, onun ihtiyacını bilmeni, onun hayatının içinde olmanı gerektirir. Neye ihtiyaç duyduğunu bildiğimiz kişiler; hayatımızın içinde olan, zaman, mekanı ve derdimizi paylaştığımız kişilerdir.

Buradan yola çıkarak anlıyoruz ki, kardeş olmanın yolu beraber olmak, birlikte zaman geçirmek, birbirinden haberdar olmak ve birbirleriyle ilgilenmekten geçer.

Bizi kardeşlerimizden uzak tutan sebepleri ortadan kaldıralım, onlarla daha sık görüşüp, dertlerinden, sıkıntılarından, ihtiyaçlarından haberdar olalım. Eğer bir kardeşimizin sıkıntısını tek başımıza çözemiyorsak, diğer kardeşlerimizle istişare edip birlikte çözüm arayalım. Unutmayalım ki kardeşimizin sıkıntısını bilmek, dinlemek, ona çare olmak değildir. Çare olmak; onun sıkıntısını giderecek, hafifletecek çözümler aramak, onun için emek harcamaktır.

Elimizden gelen hiçbir şey yok demek, büyük bir yanılgıdır. Onu teselli etmek, sevgi ve şefkat göstermek, yanında olduğunuzu hissettirmek, alâkadar olmak da kardeşlik gösterisidir.
Ona öyle bir sorumlulukla yaklaşmalısın ki, unutma!

O, senin oda arkadaşın, ev arkadaşın, akıl kardeşin vs. bunlardan hiçbiri değil.
O, seni ve inancını, davanı anlayan, yanyana yürüdüğün, aynı şey için mücadele ettiğin ender insanlardan biri. Öyle ise ona bu sorumlulukla yaklaş.
Onu ihmal etmen, davanı, inancını ihmal etmen, yürüyüşünü zayıflatman, yanını boş bırakman, dayanıksız, desteksiz kalman, gücünü kaybetmen, oksijensiz kalman ve onu da bu sıkıntılarla başbaşa bırakman demektir.

Ensar ile Muhacirin birbirine olan sorumluluğunu, düşkünlüğünü biliyoruz.

“Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.”(Haşr-9)

İyilik ve kardeşlik ancak özveri ile gerçekleşir. Bazen malda bazen duygularda özveri göstermek, yani her şekilde fedâkârlıktır.

Bazen ekmeği bölerek fedâkârlık, bazen vakit ayırarak fedâkârlık, bazen öfkeyi yenerek fedâkârlık, bazen hata ve kusurları unutarak, kin tutmayarak, içindeki her türlü bencilliği yenerek, iyiliğin önündeki her türlü engeli aşarak fedâkârlık göstererek kardeş olmak…

Ve: “Onlardan sonra gelenler derler ki: «Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr-10)

Dua ederken de bencilliği yenmek, dua ederken dahi geçmişteki, hayatının içinde olmayan, dokunamadığın, konuşamadığın, adını bile bilmediğin kardeşlerini de duanın içine almaktır, kardeşlik…

Selam ve dua ile…