Alemlerin Rabbine hamd olsun. Hakkı hâkim kılan ve bâtılı yok eden O’dur. Hak yolunun önderi ve hidayet rehberi olan Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e, onun tertemiz âline, pak ashabına ve kıyamete kadar onlara tâbi olan sâdık mü’minlere salât ve selam olsun.

İmdi; biz bu makalemizde Hz. Mehdi aleyhisselam’›n çıkışı ve tekrar İslam’ı hâkim kılması konusunu ele alacağız. Konuyu iki ana başlık altında incelemeye tâbi tutacağız ki, birinci başlığın altında Mehdi konusu hakkında bazı genel değerlendirmelerde bulunacağız. Bu girişten sonra da asıl maksadımız olan Hz. Mehdi ile ilgili olarak rivayet edilmiş bulunan sahih ve hasen hadislerin ışığı altında Hz. Mehdi aleyhisselam hakkında detaya ineceğiz ve bir hâtime ile makalemizi bitireceğiz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

Birinci Konu: Mukaddimeler

Hz. Mehdi aleyhisselam’ın çıkışının en yakın olduğu şu ahir zamanımızda, en çok tartışılan konuların başında da Mehdi, Deccal ve nüzûl-i İsa gibi konular gelmektedir. Dini/ilmi mevzularda Kur’an ve Sünnet’e dayanmak yerine indi görüşlerini ve akli/hevâi muhakemelerini esas kabul edenler, akli muhakemenin haricinde kalan ve sırf gaybi olan bu konuları cür’etkâr bir şekilde inkâr edebilmektedirler. Bütün ehli Sünnet âlimleri tarafından ittifakla kabul edilmiş ve itikad kitaplarında tescil edilmiş bulunan bu konuları, türlü şüphelerle reddetmekte ve tartışma mevzusu haline getirmektedirler. Bütün bu münakaşalar da dini/ilmi mevzularda cahil bırakılmış bulunan avam tabakasındaki Müslümanları şüphelere sevketmekte ve onların akıllarını karıştırmaktadır. Bundan dolayı da konuyu iyice açıklığa kavuşturmak için maddeler halinde izah etmeye çalışacağız:

1- Hz. Mehdi Aleyhisselam ile İlgili Hadislerin Derecesi

Mehdi konusu gaybi bir mes’ele olup, bu hususta ancak sâdık habere itimad edilebilir. Dolayısıyla bütün mes’ele, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu konuda sabit ve sahih bir yolla bize ulaşan bir haberinin olup olmadığı konusunda düğümleniyor. Bu konuda da müracaat edilecek ve doğru bilgi alınabilecek tek kaynak hadis kitapları ve muhaddislerdir.

Evvela şunu ifade edelim ki Hz. Mehdi ile ilgili hadisler Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Abbas, Ümmü Seleme, Ebû Said el- Hudri, Ebû Hureyre, Cabir b. Abdullah ve daha başka sahabeler tarafından sahih ve hasen senedlerle rivayet edilmiştir.

Mehdi ile ilgili hadislerin sahih olduğunu Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Hibban, Hâkim, Beyhaki, Zehebi, İbni Hacer, Kurtubi, İbni Teymiyye, İbni Kesir ve İbni Kayyim gibi pek çok muhaddisler açık bir şekilde ifade etmişlerdir. Hatta Hafız es-Siczi, İbni Hacer, İbni Kayyim el-Cevziyye, İmam Suyûti, Muhammed el-Berzenci, Muhammed es-Sefarini, Sıddık Hasan Han, Hafız es-Sehavi, Şevkâni ve Muhammed b. Ca’fer el-Kettani gibi pek çok hadis hafızları Mehdi hadislerinin mütevatir olduğunu belirtmişlerdir. Hadis hafızlarının bu kesin hükmünden sonra herhalde bu konuda kelamcılara, felsefecilere, derin fikir adamlarına ve siyaset adamlarına söz söyleme hakkı olmadığını belirtmeye ihtiyaç yoktur.

Diğer taraftan İbni Kayyim el-Cevziyye’nin ifade ettiği üzere bu konudaki hadisler sahih hadisler, hasen hadisler, zayıf hadisler ve uydurulmuş hadisler olmak üzere dört kısma ayrılmaktadır. (1) Dolayısıyla uydurulmuş ve zayıf rivayetlere bakarak sahih ve hasen hadisleri inkâr etmek zulüm ve insafsızlık olduğu gibi; bu konuda sahih ve hasen hadislerle yetinmeyip uydurulmuş rivayetlere itimad etmek de tefrit ve çok çirkin bir kusurdur. Her konuda olduğu gibi bu mevzuda da adalet ve hakkaniyetle hareket ederek sahih hadislerle uydurulmuş rivayetleri birbirinden ayırdetmek, sahih hadisleri kabul edip uydurulmuş rivayetleri de reddetmek gerekir.

2- Hz. Mehdi ile İlgili Hadisleri İnkâr Edenler Kimlerdir?

İslam tarihi boyunca hadis, fıkıh, tefsir ve benzeri dini ilimlerle ilgilenen ihtisas sahibi bütün âlimler Mehdi ile ilgili hadisleri kabul etmişlerdir. Bu hadisleri ihtisas sahibi olmayan pek az kimse inkâr etmiştir ki, onların da sözü kabul edilmemiştir. Bu inkâr edenler arasında gösterilen en meşhur kişi tarihçi İbni Haldun’dur ki, onun bu konudaki sözleri sarih değildir. Meşhur “Mukaddime”sinde Mehdi ile ilgili hadisleri ele almış ve bu konuda uzun bir bahis açmıştır. Konuya şöyle giriş yapmıştır: “Bilesin ki ahir zamanda dini destekleyecek, adaleti ortaya koyacak, Müslümanların kendisine tâbi olacağı, bütün İslam ülkelerine hâkim olacak Mehdi diye isimlendirilen Ehli Beyt’ten bir kişinin zuhûr etmesi konusu asırlar boyunca bütün Müslümanlar arasında meşhur olmuş ve kabul görmüştür. Bu konuda hadis imamlarının tahriç ettiği birçok hadisi delil getirmişlerdir ki, bu konuyu inkâr edenler bu hadisleri eleştirmiştir.” (2) Sonra İbni Haldun teker teker hadisleri ve bu hadisler hakkındaki eleştirileri zikretmiş ve en sonunda şöyle demiştir: “İşte bunlar hadis imamlarının Mehdi ve onun ahir zamandaki çıkışı hakkında rivayet ettikleri hadislerin tümüdür. Gördüğün gibi bu hadisler arasında pek azı hariç tenkit ve eleştiriden kurtulanı olmamıştır.” (3) Açık bir şekilde görüldüğü gibi İbni Haldun bile Mehdi hadislerinden az bir kısmının tenkit oklarından kurtulduğunu ve sahih olduğunu itiraf etmek durumunda kalmıştır. Diğer taraftan Mehdi’nin zuhûr edeceğinin asırlar boyunca bütün Müslümanlar tarafından kabul gören bir inanış olduğunu da ikrar etmiştir. Hakkında sahih hadis bulunan ve bütün Müslümanlar tarafından kabul edilen bir inanç hangi mantıkla inkâr edilebilir?

Ancak buna rağmen günümüzde batı uygarlığının maddi parlaklığı karşısında gözleri kamaşmış, istişrak/oryantalizm hareketinin saldırıları karşısında ruhen yenik düşerek aşağılık kompleksine yakalanan modernizm hareketinin kurbanlarından pek çok akılzede; akılcılık kisvesi altında Mehdi, nüzûl-i İsa, Deccal ve benzeri hususlarla ilgili bütün hadisleri inkâr etmişlerdir. Bu hastalığın yayılmasında Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh medresesi öncü rol oynamıştır. Bu medreseden yetişen ve İslam âlemindeki üniversiteleri dolduran pek çok akılzede, Sünnet’i tahrif etmek ve sahih hadisleri inkâr etmek uğrunda müsteşriklerin hezeyanlarını birer hakikat gibi kabul etmiş ve kıyamet alametleri gibi birçok konuda mütevatir hadisleri inkâr etmek ve İslam tarihi boyunca hadis ilmine emek vermiş bütün âlimleri cerhetmek cinnetini irtikap etmişlerdir. Öyle ki son zamanlarda bu konularla ilgili konferans ve seminerler düzenleyerek Müslüman halkı hadisler ve muhaddisler hakkında çeşitli şüphelere sevketmektedirler. En son bizim ülkemizde Diyanet kurumunun da katkısı ve desteğiyle bir konferans düzenlenmiş ve sonuç olarak beklenen kurtarıcı fikrinin İslam’da olmadığı, yani Mehdi’nin gelmeyeceği ve İsa’nın inmeyeceği kararlaştırılmıştır!!! Allah bu ümmeti, dini siyasete alet eden ve siyasi maslahatlar adına dini hakikatleri inkâr eden ilim kisvesine bürünmüş yalancı, münafık ve zındıkların şerrinden muhafaza buyursun!

Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Mehdi’nin çıkışını inkâr eden kimseler tekfir edilmez. Zira Mehdi ile ilgili hadislerin mütevatir olduğunu söyleyen âlimlere göre de manevi mütevatir olan hadisleri inkâr edenler tekfir edilmezler. Mehdi ile ilgili hadisler de lafzen değil, manen mütevatirdir. Ancak Mehdi ile ilgili hadisler, bütün muhaddislerin ittifakıyla sahih olduğundan dolayı herhangi bir delile, muteber bir gerekçe ve te’vile dayanmadan bu hadisleri hevâlarıyla inkâr edenlerin bid’at ehli ve fasık olacaklarında şüphe yoktur.

3- Mehdi Akidesi Ehli Sünnet’e Şia’dan mı Geçti?

Mehdi’nin çıkışını inkâr eden bazıları bahane olarak şöyle demektedirler: “Esasen Mehdi akidesi Ehli Sünnet’in inancı değildir. Mehdi akidesi ve kurtarıcı bekleme inancı kadim dinlerden Şia mezhebine geçmiş ve onlardan da Ehli Sünnet’e sirayet etmiştir.”

Buna cevaben denilir ki: Şüphesiz ki bu, sahih hadisleri inkâr etmek için şeytanın onlara fısıldadığı bir vesveseden başka bir şey değildir. Zira Yahudi ve Hıristiyanların kurtarıcı bekleme inancına sahip olmaları ya da Şia mezhebinin mehdiyet inancı, sahih hadislerde varid olan Mehdi akidesinin bâtıl olmasını gerektirmez. Küfür ehlinin ya da bid’at mezheblerinin bâtıl heveslerinden ibaret olan bir inanış, nasıl olur da sahih hadislerde varid olan ve Ümmet’i Muhammed’in kabul ettiği doğru bir akideyi iptal ve inkâr etmek için delil olarak kabul edilebilsin? Şia’daki Mehdi inancıyla Ehli Sünnet’in Mehdi akidesinin farkını İbni Kesir şöyle ifade etmektedir: “Hadis’i şeriflerde ahir zamanda geleceği müjdelenen Mehdi, râşid halifelerden ve hidayete erdirilmiş imamlardandır. Yoksa o, Rafizilerin yalan yere iddia ettikleri ve Samarra’daki mağaradan çıkmasını umdukları “beklenen kişi” değildir. Çünkü bu kişinin gerçekte ne bir izi, ne varlığı, ne de hakikati yoktur. Rafiziler bunun Hasan el-Askeri’nin oğlu Muhammed olduğunu ve beş yaşında iken mağaraya girdiğini iddia etmektedirler. Ancak bizim bahsettiğimiz Mehdi, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen sahih hadislerin ahir zamanda geleceğini haber verdiği kişidir ki, bunun İsa b. Meryem’in nüzûlünden önce zuhur edeceği kanaatindeyim. İşte bu Mehdi, zulümle dolmuş olan yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” (4)

İbni Kayyim el-Cevziyye de Rafizilerin itikad ettiği Mehdi hakkında şöyle demektedir: “Bu Mehdi, Hasan b. Ali’nin evlatlarından değil de Hüseyin b. Ali’nin evlatlarından olan Hasan el-Askeri’nin oğlu Muhammed el-Muntazar’dır. Onlara göre bu kişi gözlerle görülmediği halde şehirlerde hazır bulunmakta ve gezmektedir… Onların iddiasına göre bu kişi, beş yüz seneden daha fazla bir zaman önce küçük bir çocukken Samarra’daki mağaraya girmiştir. İşte bundan sonra onu ne bir göz görebilmiş, ne izine rastlanılmış ve ne de hakkında bir haber duyulabilmiştir. Rafiziler her gün onu beklemekte, atlara binerek mağaranın kapısında durmakta ve yüksek sesle nida ederek: “Çık ey mevlamız, çık ey mevlamız” diye seslenmektedirler. Sonra da mahrumiyet ve zararla geri dönmektedirler… Hiç şüphesiz ki bunlar Beni Âdem için bir leke/kusur ve akıl sahibi herkesin alay konusu olan bir maskaraya dönmüşlerdir.” (5) Şimdi Kitab, Sünnet ve akli delillerden hiçbir dayanağı bulunmayan böylesine bâtıl bir heves ve kuruntuya bakarak; Sünnet’i Seniyye’de sahih senedlerle varid olan bir hakikat nasıl inkâr edilebilir?!

4- Hadislerde Haber Verilen Mehdi, Bir Şahs-ı Manevi Değildir

Bazıları da Mehdi’nin gerçek bir şahıs olmadığını, manevi bir şahsiyet olduğunu iddia etmektedirler. Bunların iddiasına göre Mehdi hadisleri, ahir zamanda hayrın şerre galip geleceğini ifade etmektedir. Böylece hadisleri mecazi anlamlara hamletmişlerdir.

Hiç şüphe yok ki bu da hadis’i şeriflerde varid olan özellikleriyle Mehdi’nin çıkışını inkâr etmenin başka bir şeklidir. Zira bu görüşün özeti, bir şahıs olarak Mehdi’nin gelmeyeceğidir. Hâlbuki hadis’i şeriflerde Mehdi’nin ismi, nesebi, bedeni özellikleri, ahlâki yapısı, çıkış yeri ve benzeri birçok tafsilata değinilmiştir ki, bütün bunlar Mehdi’nin gerçek bir şahıs olduğunu göstermektedir. Bütün bunları te’vil etmeye kalkışmak ise, sabit bir hakikati inkâr etmek ve zorlama yorumlara başvurmaktan öteye geçmez. Aynı şekilde hadis’i şerifleri hakiki anlamlarına hamletmek mümkün olduğu ve bunun önünde şer’i ya da akli bir engel olmadığı halde mecazi anlamlara hamletmek caiz değildir.

5- Mehdi Konusu, Suistimale Açık Bir Mevzudur İddiası

Bazıları da şöyle demektedirler: “Mehdi konusu, sürekli suistimal edilen ve kötü niyetli kimseler tarafından şer amaçları için kullanılan bir mevzudur. Bunun önünü kapatmak için, Mehdi’nin gelmeyeceğini savunmak daha doğru olur.”

Cevaben deriz ki: Bu gerçekten gülünç bir iddiadır. Çünkü kötü niyetli kimseler tarafından suistimal edilmeye maruz kalan her hakikati inkâr edecek olursak, elimizde hakikat kalmaz. Çünkü insanlar tarih boyunca peygamberlik iddiasında da bulunmuş ve nice yalancı peygamberler çıkarak birçok fitnelere ve kargaşalara sebep olmuşlardır. Hiç şüphesiz ki bu, yalancı peygamberleri ve onların fitnelerini müşahede eden kimseler tarafından Allah’ın vahyine mazhar olan sâdık peygamberlerin tekzib edilmesine bahane olarak gösterilemez.

Evet, İslam tarihi boyunca birçok fitneci kimseler mehdilik iddiasında bulunmuş ve pek çok kargaşalara sebep olmuşlardır. Bunların başında da Mağriblilerin Mehdisi diye meşhur olan Muhammed b. Tûmerd ve Fatımi devletinin asıl kurucusu olan dinsiz Ubeydullah b. Meymun el-Kaddah gelmektedir. Birinci şahıs Mağribte hile, zulüm ve zorbalıkla yönetimi ele geçirmiş yalancı ve zalim bir kişidir. Muvahhidin Devleti’nin kurulmasına öncülük etmiş ve çok sayıda Müslümanı öldürerek mallarına el koymuş ve hanımlarını da esir etmiştir. Bu şahsın liderliğini yaptığı muvahhidler, daha sonraları Murabıtlar Devleti’ni ortadan kaldırmış ve pek çok fitnelere sebep olmuşlardır. İkinci şahsın ise dedesi bir Yahudidir. Yalan ve iftira ile kendisini Ehli Beyt’e nisbet etmiş ve cahil halktan pek çoklarını hilelerle peşine takmayı başarmıştır. Öyle ki iki yüz elli sene devam eden Mısır, Sudan, Mağrib ve Şam’ın bir bölümünde hakimiyet kuran, dinsizlik ve fesadın merkezi Fatımiler Devleti’nin kurulmasına öncülük etmiştir. Zındıklıkta sınır tanımayan torunları, işi uluhiyetlerini ilan etme derecesine kadar vardırmışlardır. Bizim zamanımızda da bu tür şahıslar çıkmaya devam etmektedir. Nitekim Kadıyanilik ve Bahailik hareketi böyle bir hezeyanla başlamıştır. Aynı şekilde ülkemizde ortaya çıkan ve türlü hilelerle cahil halktan pek çoklarını peşinden sürükleyen Fethullah Gülen de bunlardan biridir. Bu şahıs da tâbileri arasında beklenen Mehdi olduğu fikrini yaymış ve bu yolla pek çok bâtıl fikirleri kabul etmelerini sağlamış, türlü türlü fitne ve kargaşaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ancak bütün bu suistimaller, sahih hadis’i şeriflerde bize haber verilen bir hakikati inkâr etmeye gerekçe yapılamaz.

İkinci Konu: Hz. Mehdi Hakkında Vârid Olan Hadis’i Şerifler

Konunun daha iyi anlaşılması için Mehdi ile ilgili varid olan hadisleri münasip başlıklar altında zikrederek, hadisler hakkında özet bir şekilde açıklamalar yapmaya çalışacağız. İlk önce Mehdi aleyhisselam’ı da kapsayan bazı genel hadisleri vereceğiz ki, bu hadislerin hükmü İslam tarihi boyunca geçerliliğini korumuştur. Hz. Mehdi ise, bu hadislerde ifade edilen halkaların sonuncusunu teşkil edecektir. Daha sonra da özel olarak Hz. Mehdi aleyhisselam ile ilgili olarak varid olan hadisleri vereceğiz.

1- Hükmü Genel Olan Hadisler

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah Azze ve Celle bu ümmet için her yüzyılın başında, bu ümmetin dinini tecdid edecek bir müceddid gönderecektir.” (6) Bu hadis’i şerifin ifade ettiği hakikat İslam tarihi boyunca gerçekleşmiş ve pek çok alanda dini hayatı tecdid eden müceddidler ortaya çıkmıştır. İlmi, ictimai ve siyasi alanlarda ümmeti ihya eden ve din’i mübin’i İslam’ın en güzel bir şekilde hayata tahkim edilmesini sağlayan müceddidler ve tecdid hareketleri birbirini takip edip gelmiştir. İşte bu silsilenin son halkası olarak Hz. Mehdi aleyhisselam da hulefâ’i raşidinden sonra en mükemmel bir şekilde İslam›ın hayata hakim kılınmasını sağlayacak büyük bir müceddidtir. Şu anda İslam şeriatı yürürlükten kaldırılmış, İslami hilafet ilğa edilmiş ve ümmet›i Muhammed bölük pörçük olmuştur. İşte Hz. Mehdi›nin en büyük hizmeti bu alanlarda olacaktır. Kalplerdeki imanın hayat bulmasına vesile olacak, İslam hilafetini ihya edecek, İslam şeriatını tatbik edecek ve Müslümanları tek bayrak altında toplayıp ümmetin birliğini sağlayacaktır.

İmran b. Husayn radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimden bir topluluk hak uğrunda savaşmaya ve kendilerine karşı çıkanlara galip gelmeye devam edeceklerdir. Nihayet bunların en sonuncuları Mesih Deccal’e karşı savaşacaktır.” (7) Değişik lafızlarıyla mütevatir olan bu hadis’i şerif de bir önceki hadis’i şerifin ifade ettiği hakikatin aynısını vurgulamaktadır. İslam tarihi boyunca Allah’ın yardımına mazhar olan ve Allah’ın dinini yücelten nesillerin halka halka birbirlerine bağlanacakları ve bu silsilenin, Mesih Deccal’e karşı savaşan Hz. Mehdi ve cemaatiyle kemale ereceği hakikatini ifade etmektedir. Bu hadis’i şerifte açıkça ifade edildiği üzere tâife’i mansûranın en son nesli, Mesih Deccal’e karşı savaşanlardır. Birçok hadis’i şerifte tasrih edildiği üzere bunlar Hz. Mehdi, Hz. İsa ve onların bayrakları altında Deccal’in ordularını mağlup eden Müslümanlardır.

Cabir b. Semûre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin başınıza bütün ümmetin ittifakla kabul ettikleri on iki halife geçinceye dek bu din dimdik ayakta kalmaya devam edecektir.” Cabir dedi ki: “Ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den tam anlamadığım bir söz daha işittim ve babam Semûre’ye: “Ne buyurdu?” diye sordum. Dedi ki: “Bunların tamamı da Kureyş’ten olacaktır.” (8) Bu hadis’i şerifte ümmet’i Muhammed’in başına geçecekleri ve bütün ümmetin kabulüne mazhar olacakları haber verilen on iki halife, ümmeti Kur’an ve Sünnet’e uygun bir şekilde yöneten ve râşid halifelerin yönetim tarzını esas alan övgüye layık büyük şahsiyetlerdir. Tercih edilen görüşe göre bunların peşpeşe gelmeleri şart değildir. Hiç şüphe yok ki Hz. Mehdi aleyhisselam da bu on iki râşid halifenin sonuncusu olacaktır.

2- Hz. Mehdi’nin İsmi ve Lakabı

Onun adı, Muhammed b. Abdullah olup; lakabı da el-Mehdi’dir. Abdullah b. Mes’ud radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dünyadan sadece bir gün kalsa bile, Allah Azze ve Celle o günü uzatacak ve Allah Teâlâ o günde benden – veya: benim Ehli beytim’den- bir adamı gönderecektir. Onun adı benim adımla, babasının adı da babamın adıyla aynıdır. Yeryüzü zulûm ve haksızlıkla dolduğu gibi, o da yeryüzünü hakkaniyet ve adâletle dolduracaktır.” (9)

3- Hz. Mehdi’nin Nesebi

Ümmü Seleme radıyallâhu anha dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Mehdi benim âilemden olup, Fatımâ’nın soyundandır.” (10)

Ebû İshâk dedi ki: Hz. Ali radıyallâhu anhu, oğlu Hasan’a bakarak şöyle dedi: “Muhakkak ki benim bu oğlum seyyiddir/efendidir. Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de onu bu şekilde isimlendirmiştir. Gelecekte bunun soyundan sizin Peygamberinizin adıyla isimlendirilen bir kişi çıkacaktır ki; o ahlak yönünden Peygamberinize benzeyecek, fakat bedenen benzemeyecektir.” Sonra da: “Yeryüzünü adaletle dolduracak…” kısmını zikretti.” (11)

İbni Kayyim el-Cevziyye şöyle demektedir: Mehdi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ehli beyt’inden olup, Hasan b. Ali radıyallahu anhuma’nın soyundandır. Ahir zamanda yeryüzü zulûm ve haksızlıkla dolmuş olduğu bir halde çıkacak ve yeryüzünü hakkaniyet ve adaletle dolduracaktır. Hadislerin çoğunluğunun delâleti bu yöndedir. Onun, Hasan radıyallahu anhu’nun soyundan olmasında ise ince bir sır bulunmaktadır. Şöyle ki; Hasan radıyallahu anhu Allah için hilâfeti terketti. Allah da onun soyundan, yeryüzünü dolduracak derecede hakkaniyet ve adaleti kapsayan hakiki hilafeti ikame eden birini çıkarmayı lutfetti. İşte bu, Allah’ın kulları hakkındaki sünnetidir ki; kim Allah için bir şeyi terkederse, Allah Teâlâ’ya kendisine veya zürriyetine ondan daha faziletlisini nasip eder. Hz. Hüseyin radıyallahu anhu ise, hilafeti istediği ve onun için savaştığından dolayı kendisine bu nasip olmadı. En doğrusunu Allah bilir! (12)

4- Allah Azze ve Celle Onu, Bir Gecede Islâh Ederek Hilafete Hazırlayacaktır

Hz. Ali radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mehdi, bizim Ehli beyt’imizdendir. Allah Azze ve Celle onu, bir gecede ıslâh edecektir.” (13) Samimi bir şekilde tövbe eden birçok kimseyi, Allah Azze ve Celle bir gecede ıslah etmiştir. Bu konuda Fudayl b. İyad, Bişr el-Hâfi, İbrahim b. Edhem ve benzeri birçok tövbekârlar örnek gösterilebilse de biz Salahaddin el-Eyyûbi’yi örnek olarak verelim. Zira onun tevbesi ve ıslahı, Mehdi’nin ıslahına daha çok benzemektedir. Salahaddin Yûsuf b. Eyyûb emirlerin ve komutanların çocukları gibi yaşayan, üstün şahsiyet ve kişiliğinin farkında olmayan sıradan bir gençti. Daha sonra efendisi Nureddin Mahmud Zengi’nin emretmesi ve ısrar etmesiyle, zoraki bir şekilde büyük komutan olan amcası Şirkuh ile beraber Mısır seferine çıkar. Allah Azze ve Celle Mısır fethini kendilerine nasip edince, Salahaddin üstün şahsiyetini ve kişiliğini farkeder ve samimi bir şekilde Allah’a tevbe eder. Haçlıları İslam âleminden çıkartmak ve dağılmış İslam ümmetini birleştirmek yükünün, kaderi ilâhi tarafından kendi omuzlarına yüklendiğini hisseder ve artık hayatını bu büyük sorumluluğun gereklerine uygun bir şekilde yaşamaya başlar. Onun için hayat ilim, ibadet, zühd, takva ve cihaddan ibaret olur. Böylece Haçlıları defedip, Kudüs’ü tekrar fethetmeye muvaffak kılınır ve İslam ümmetinin büyük liderleri arasında yerini alır. İşte Mehdi’nin kıssası da böyledir. O da sıradan bir mücahid iken, Allah’a dönecek ve hayatı tamamen değişecektir. Bundan sonra Allah onu koruyacak, destekleyecek ve muvaffak kılarak Hıristiyan ordularını mağlup etmesini nasip edecektir.

5- Hz. Mehdi’nin Bedeni Özellikleri

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mehdi bendendir. O alnı geniş ve açık, burun kemiği de yüksek olan biridir. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi, o yeryüzünü hakkaniyet ve adaletle dolduracaktır. Onun hakimiyeti yedi yıl sürecektir.” (14)

Burada şunu belirtmekte fayda vardır ki, Mehdi’nin bedeni özellikleri hakkında pek çok hadisler rivayet edilmiş olup, bütün bu hadisler zayıf ve uydurulmuş rivayetlerdir. Özellikle bu konuda fiten kitaplarında birçok rivayet aktarılmaktadır ki, bu rivayetler itimada şayan değildir.

6- Mehdi’nin Çıkışı Kesin Bir Şekilde ve Muhakkak Vuku Bulacaktır

Hz. Ali radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şayet zamandan tek bir gün kalsa bile, Allah Azze ve Celle (o günde) benim Ehli Beyt›imden bir adamı gönderecektir. O zulümle dolmuş olan dünyayı adaletle dolduracaktır.” (15)

Hz. Mehdi aleyhisselam’ın çıkışının kesinliği ve muhakkak vuku bulacağının bu şekilde ifade edilmesi, sanki şöyle diyen şüphecilere cevap vermek içindir: “Mehdi, İsa ve Deccal hadisleri uydurulmuştur. Çünkü bu haberin üzerinden bin dört yüz sene geçmiş olmasına rağmen hala bunların bir izine rastlanmamıştır.” Büyük bir mütefekkir olan Mevdudi bile böylesine çürük ve basit bir gerekçeye dayanarak bu kadar hadisi reddetmektedir. İşte bu hadis›i şerifin mucizevi ifadesi sanki böyle bir vehmi ve zannı defetmek için varid olmuştur.

7- Mehdi’nin Zuhurundan Önce Yeryüzü Zulüm, Haksızlık ve Düşmanlıklarla Dolup Taşacaktır

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yeryüzü zulümle ve saldırganlıkla dolmadıkça kıyamet kopmaz. Bu zulüm ve taşkınlığın ardından benim soyumdan -ya da: benim Ehli Beyt’imden- bir adam çıkacaktır. Bu zat, zulüm ve saldırganlıkla dolmuş olan dünyayı hakkaniyet ve adaletle dolduracaktır.” (16)

Bugün yeryüzü zulüm, taşkınlık ve saldırganlıklarla dolup taşmıştır. Batının insanlığın yönetim ipini eline aldığı ve hakimiyet kürsüsünü işgal ettiği bu son yüzyılın içerisinde iki büyük dünya savaşı olmuş, yüz milyondan fazla insan öldürülmüş ve şu anda insanlık daha şiddetli, dehşetli ve daha kasvetli üçüncü bir dünya savaşının eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Siyonizm-Haçlı ittifakının hakimiyetinde dünya kapkaranlık ve masiyetlerle dopdolu bir hale gelmiştir. İşte kapkaranlık her gecenin ardından apaydınlık bir sabah geldiği gibi; zulüm ve taşkınlıklarla dolmuş olan bu dünyanın da tekrar hakkaniyet ve adaletle dolması Allah Azze ve Celle’nin sünnetinin gereğidir. Bu ilahi sünnetin tecelli etmesinin vesilesi de sadece Müslümanlar olacak ve Müslümanların hakkaniyet ve adaleti hakim kılma uğrundaki cihadları Hz. Mehdi ile kemale kavuşacaktır.

8- Hz. Mehdi’nin İçinde Bulunduğu İslam Ordusu, Müttefik Hıristiyan Ordularını Mağlup Edecektir

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rumlar (Avrupalılar) Amik Ovası’na yahut Mercidâbık’a karargâh kurmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onların karşısına şehirden (Haleb’ten) o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu çıkacaktır. Ordular karşı karşıya gelince Rumlar: “Bizimle bizden esir alınanların (Müslüman olanların) arasını serbest bırakın, onlarla savaşalım” diyeceklerdir. Müslümanlar da: “Hayır! Vallâhi sizinle din kardeşlerimizin arasını serbest bırakmaz, sizi onlarla başbaşa bırakmayız” cevabını vereceklerdir. Bunun akabinde onlarla savaşacaklardır. Müslümanların üçte biri (savaşmayıp) hezimete uğrayacaktır. Allah bunların tevbesini ebediyyen kabul etmeyecektir. Onların üçte biri ise öldürülecektir. Bunlar Allah katında şehitlerin en üstünleri olacaklardır. Üçte biri de (Hıristiyanlara karşı) muzaffer olup fetih kazanacak ve onlar asla fitneye düşmeyeceklerdir. İşte bunlar İstanbul’u da fethedeceklerdir. (İstanbul’u fetheden) bu gaziler kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederlerken, aniden şeytan onların içinde şöyle bağıracaktır: “Gerçekten Mesih Deccal, arkanızda ailelerinizle baş başa kaldı.” Onlar da hemen çıkacaklar, fakat bunun asılsız bir haber olduğunu göreceklerdir. Ancak onlar Şam’a geldiklerinde Deccal çıkmış olacaktır. Bu defa onlar savaşmak için hazırlık yaparken ve birlikleri düzenlerken namaz için kamet getirilecek ve Meryem oğlu İsa inerek onlara imam olacaktır. Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı gördüğü zaman tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu bırakmış olsa o tamamen eriyerek kendiliğinden helak olacaktır. Fakat Allah onu, İsa’nın eliyle öldürecek ve kanını onun mızrağında onlara gösterecektir.” (17)

Bu hadis’i şerifin işaret ettiği hakikati günümüz diliyle şöyle ifade edebiliriz: Korkak ruhlu olan ve hep arkadan iş çevirmeyi seven uluslararası Siyonizm, İslam’la savaşmak üzere hizmetlerinde bulunan ahmak Hıristiyanları ortadoğu dedikleri savaş sahasına sürecektir. Bu müttefik Haçlı kuvvetleri, Allah’ın inayetiyle fitneden mahfuz olan samimi ve sâdık İslam ordusu tarafından kesin ve nihai bir mağlubiyete maruz kalınca; bu defa da başlarında büyük Deccalleri ve beraberlerinde bütün uşakları bulunduğu halde dünya Yahudi gücü her türlü hile ve sihirbazlıkla Müslümanların karşısına dikilecek ve onlar da İslam ordusu tarafından mağlup edilerek, büyük Deccalleri de Hz. İsa’nın eliyle öldürülecektir. Yani müttefik Hıristiyan kuvvetlerine darbeyi Hz. Mehdi indirecek, Deccalleri ile birlikte uluslararası Yahudi kuvvetini de Hz. İsa ortadan kaldıracaktır.

9- Hz. Mehdi’nin Hilafet Müddeti

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimde Mehdi olacaktır. Şayet dönemi kısa sürerse yedi sene, değilse dokuz sene sürecektir. Bu dönemde benim ümmetim nimetlere öyle garkolacak ki, ondan önce bu şekilde nimete hiç nâil olmamıştırlar. Yeryüzü bütün yemişlerini/nimetlerini ortaya çıkaracak ve hiçbir şeyi onlardan iddihar edip saklamayacaktır. O gün mal (altın, gümüş ve diğer mallar) yığınlar halinde olacaktır. Bir adam kalkacak ve: “Ey Mehdi, bana ver” diyecek; Mehdi de: “(Dilediğin kadar) al” diyecektir.” (18)

10- Hz. Mehdi Döneminde Malın Çoğalması ve Hz. Mehdi’nin Cömertliği

Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimin sonunda öyle bir halife gelecek ki, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayıp verecektir.” (19)

Ebû Said ve Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhum dediler ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ahir zamanda öyle bir halife gelecek ki, malı saymadan taksim edecektir.” (20)

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: “Peygamberimizden sonra (hoşa gitmeyen) bir olay olmasından korktuk ve Allah’ın Peygamberi’ne sorduk. Şöyle buyurdu: “Muhakkak ki benim ümmetimde Mehdi çıkacak ve beş veya yedi ya da dokuz (yıl) kalacaktır. Biz: “Bu beş, yedi veya dokuz da nedir?” diye sorunca; “Senelerdir” diye cevap verdi ve şöyle devam etti: “Bir kişi gelecek ve: “Ey Mehdi, bana (mal) ver, bana (mal) ver” diyecek, Mehdi de taşımaya güç yetirebileceği kadar malı (altın veya gümüşü) onun elbisesine doldurup verecektir.” (21) Hadiste geçen beş veya yedi ya da dokuz sayılarından hangisinin Peygamber Efendimiz tarafından söylenmiş olduğunda şüphe eden, hadisin senedinde bulunan Zeyd isimli ravidir.

11- İsa b. Meryem aleyhisselam, Hz. Mehdi’nin Arkasında Namaz Kılacaktır

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İmamınız (devlet başkanınız) kendinizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa) sizin içinize indiği zaman acaba haliniz nasıl olur?!” (22)

Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Ümmetimden hak üzere olan bir taife, muzaffer olarak kıyamete kadar savaşmaya devam edecektir. Sonra Meryem oğlu İsa inecek ve Müslümanların emiri ona “Gel, bize namaz kıldır” diyecek. O da: “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olmak üzere sizler birbirinize emirsiniz” diyecektir.” (23)

Bu iki hadis, bir önceki konunun ilk iki hadisi ve İstanbul’un fethiyle ilgili hadis göstermektedir ki, Hz. Mehdi’nin ismi açık bir şekilde belirtilmese de Mehdi konusuna Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de de işaret eden hadisler bulunmaktadır. Zira açık bir şekilde Mehdi’den bahseden diğer hadislerle birlikte mütalaa edildiğinde, bu hadislerde bahsi geçen emirin veya halifenin Mehdi olduğu aşikârdır. Örneğin; bu konuda geçen iki hadis’i şerifi şu hadis›i şerifle beraber mütalaa ettiğimizde İsa b. Meryem’in arkasında namaz kıldığı bu emirin Mehdi olduğu açıkça ortaya çıkar.

Haris b. Ebi Usame, Müsned’inde, Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhuma’nın naklettiği hadisi şu lafızlarla rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Meryem oğlu İsa inecek, Müslümanların emiri olan Mehdi ona şöyle diyecektir: “Buyur, namazı sen kıldır.” O da: “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olmak üzere sizler birbirinize emirsiniz” diyecektir.” (24)

12- Hz. Mehdi’nin Hilafeti, Nübüvvet Minhâcı Üzere Olacaktır

Huzeyfe radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aranızda peygamberlik Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediği zaman da kaldıracaktır. Sonra peygamberlik minhacı (yolu) üzere olan bir hilafet olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ kaldırmayı dilediği zaman onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı bir krallık/saltanat olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ kaldırmayı dileyince onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yönetimler olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ ortadan kaldırmayı dileyince onları da kaldıracaktır. Sonra (tekrar) peygamberlik minhacı (yolu/yöntemi) üzere olan bir hilafet olacaktır.” Sonra sustu.” (25)

Üçüncü Konu: Hâtime

Konunun tamamlanması açısından bu hâtimede üç noktaya değineceğiz.

Birinci Nokta: Hz. Mehdi ve diğer kıyamet alametleriyle ilgili olarak fiten kitaplarında veya meşhur hadis kitaplarının fiten bölümlerinde varid olan bütün hadislerin derecesi aynı değildir. Buhari ve Müslim hariç diğer bütün kitaplarda bu konuyla ilgili rivayet edilen hadislerden bir kısmı sahih, bir kısmı zayıf ve diğer bir kısmı da uydurulmuştur. İmam Ahmed’in de belirttiği üzere özellikle bu konuda uydurulmuş rivayetler pek çoktur. Bu noktada hassas olup, sahih hadisleri kabul ederek uydurulmuş rivayetleri de reddetmek gerekir.

İkinci Nokta: Değişik şekillerde Mehdi veya Mesih inancı bütün dinlerde bulunmaktadır. Müslümanlar olarak bizler Mehdi›nin geleceğine ve İsa b. Meryem’in nazil olacağına inandığımız gibi; Yahûdi ve Hıristiyanlar da ahir zamanda bir mesih geleceğine ve kendilerine dünya hakimiyetini bahşedeceğine inanmaktadırlar.

Yahûdilerin beklediği kişi hayır mesihi değil, şer mesihi olan Mesih Deccal’dır. Mesih Deccal’in gelip, çok kısa bir süreliğine de olsa Yahûdilere dünya hakimiyetini bahşedeceğinde şüphe yoktur. Ancak hemen sonra hayır mesihi olan İsa b. Meryem tarafından öldürülecek ve bütün sistemi çökecektir.

Hıristiyanlar da ahir zamanda İsa Mesih’in geleceğine ve düşmanları olan yahûdilerle müslümanlardan intikam alacağına inanmaktadırlar. İsa Mesih›in geleceği doğrudur; ancak gerçek dostları ve tabileri olan müslümanların başına geçerek, kindar ve hasedçi yahûdilerle ahmak ve hakkın düşmanları olan hıristiyanları kahredecektir.

Müslümanlardan kabul edilen Şiâ taifesinin beklediği Mehdi ise, bu taifenin hakimiyetini te’sis edeceğine ve özellikle de Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’ten intikam alacağına inanılan bir şahıstır ki; bu tamamen onların hevâ, heves ve kuruntularının ürünüdür.

Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in beklediği Mehdi ve Mesih ise, sadece azgın kafirlere karşı savaşacak ve hakka boyun eğmeyen tâğutları bertaraf ettikten sonra hakkaniyeti, adaleti, ilâhi rahmet olan şeriatı bütün insanlık âlemine teşmil edeceklerdir.

Üçüncü Nokta: Mehdi’nin geleceğine inandığını iddiâ eden ancak zillet ve meskenet içinde oturmayı tercih eden kesimler pek çoktur. Bunların bir çoğu da kafirlerle dostluk, Hz. Mehdi’nin aralarından çıkacağı mücahitlere de düşmanlık etmektedirler. Hatta aralarından kafirlere karşı savaşmayı eleştiren, artık din kaynaklı savaşların zamanının geride kaldığını iddia edenler de az değildir. Hiç şüphe yoktur ki, bunlar Hz. Mehdi ve İsa Mesih›e de karşı çıkacaklardır; çünkü onlar da kafir, mürted ve münafıklara karşı savaşacaklardır.

Mehdi’nin gelişi ve İsa Mesih’in nuzûlü, şu yeryüzünde hakkın bekâsının müjdesi olup; hak âşıklarını gayrete sevketmektedir. Çünkü sâdık ve samimi olan bir müslüman hakkın tarafında yerini almayıp, bâtılın hizmetinde bulunmaktan şiddetle korkar ve sakınır. Bundan dolayı kendi vazifesini yerine getirmenin gayreti içerisinde olup, Allah Azze ve Celle’nin işine karışma edepsizliğinde bulunmaz. Bilir ki bugün mü›minlere dost, kafirlere de düşman olan ve kınayanların kınamasından çekinmeden Allah›ın yolunda cihad edenler, Mehdi çıktığında da onun yanında olacaklardır. Aksi yönde hareket edenler ise, ona da karşı duracaklardır. Allah Azze ve Celle bizleri her türlü hayırlı amelde muvaffak ve gizli – açık her türlü fitneden muhafaza buyursun!

 

————————-

 

  1. İbni Kayyim, el-Menâru’l-Münif: 148
  2. İbni Haldun, Mukaddime: 320
  3. İbni Haldun, Mukaddime: 333
  4. İbni Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye: 17/40
  5. İbni Kayyim, el-Menâru’l-Münif: 152. Ancak bu çağırma âdeti, Osmanlılar Bağdat’ı fethedince yasaklanmış ve böylece ortadan kalkmıştır.
  6. Ebû Dâvûd: 4291. Sahih bir hadistir.
  7. Ebû Dâvûd: 2484. Sahih bir hadistir.
  8. Buhari: 7222; Müslim: 1821; Ebû Dâvûd: 4279
  9. Ebû Davûd: 4282; Tirmizi: 2380. Aynı anlamda bir hadisi Tirmîzî (2381) ve İbni Hibban (5953) Hasen bir senedle Ebû Hureyre’den rivayet etmişlerdir. Yine bu hadisi İbni Ebi Şeybe Musannef (15/196) de sahih bir isnadla İbni Abbas’ın sözü olarak rivayet etmiştir ki, bu da hükmen merfû hadis sayılır.
  10. Ebû Davûd: 4282; İbni Mâce: 4086. Bu hadisi Elbâni tashih etmiş, Abdulkadir Arnaut ve Şuayb Arnaut ise zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu, Said b. Müseyyeb’in sözü olarak sahihtir.
  11. Ebû Davûd: 4290. Bu hadisin isnadında zayıflık bulunmaktadır.
  12. İbni Kayyim, el-Menâru’l-Münif: 151. İbni Kayyim’in belirttiği husus, hikmet bâbından olup herhangi bir delile mütevakkıf değildir.
  13. İmam Ahmed, Müsned: 1/84; İbni Mâce: 4085. Hasen bir hadistir.
  14. Ebû Dâvûd: 4285. İsnadı Ceyyid/Sahih bir hadistir.
  15. Ebû Dâvûd: 4283; İmam Ahmed, Müsned: 773. İsnadı Sahih bir hadistir.
  16. İmam Ahmed, Müsned: 11313. İsnadı Sahih bir hadistir.
  17. Müslim, Fiten: 34 (2897). Amik Ovası, Hatay’ın ovasıdır. Mercidâbık ise, Haleb’e yakın bir ovanın ismidir.
  18. İbni Mâce: 4083. Hasen bir hadistir.
  19. Müslim, Fiten 67, no: 2913
  20. Müslim: 7318
  21. Tirmizi: 2382. Tirmizi dedi ki: Bu Hasen bir hadistir.
  22. Buhari, Enbiyâ 49; Müslim, İman 244, no: 155
  23. Müslim, İman 247, no: 156
  24. İbni Kayyim el-Cevziyye, el-Menâru’l-Münif (148)’de dedi ki: Bu hadisin isnadı Ceyyid/Sahihtir.
  25. Ahmed b. Hanbel, Müsned: 18406. İsnadı Hasendir.