Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.

Size, düşünecek kimsenin düşüneceği kadar ömür vermedik mi? (Fatır, 37)

Her şey ehli nazarında kıymetlidir. Belki ehlinin o şeye atfettiği kıymet başkaları tarafından tam anlaşılamayabilir veya tuhaf karşılanabilir. Bir tüccarın sermayesine değer verip onu muhafaza etmesi, artırmaya çalışması, bir meslek erbabının mesleğini icra ederken müşterisini memnun edip işini iyi yapması, öğretmenin öğrencisine iyi öğretmek için çok çalışması ve değişik yöntemler kullanarak öğretmesi, öğrencinin verilen ödevi iyi çalışması…

Ancak bir gerçek var ki insan sahip olduğu her şeyde zamana ve onu iyi kullanmaya muhtaçtır. Hayata hangi alanda tutunursa tutunsun mutlaka zaman kavramı ile karşı karşıya gelecektir çünkü hayat zamandan ibarettir. Onu ancak iyi kullananlar hem kendi hayatlarına hem de muhatap oldukları kişilerin hayatlarına tesir edebilirler. Kur’an’ı Kerim de herhangi bir şeye ol demesiyle bu şeyin olacağına dikkatlerimizi çeken Allah Teâlâ, göklerin ve yerin yaratılışını belli bir zamana yayarak zamanı tedrici kullanmamıza ve meselelerde aşamalı gitmemize önem vermemizi istemiştir. Çünkü zamanı bizler için var eden, onda istediğimiz gibi değil en doğru işi, en doğru zamanda yapmamız için var etmiştir.

Bu da gösteriyor ki zamanı kullanma imtihanın ayrı bir alanına girmektedir. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “İnsanların çoğu şu iki nimet hususunda aldanmıştır. Bunlar sıhhat ve boş vakittir.” (1) İnsanların çoğunun kullanmakla mükellef olduğu ve iyi kullanmadıkları takdirde ziyana uğrayacağı, aldanmışlardan olacağı zaman acaba tek sermayesi zaman olan ilim talebesi için nasıl görülmelidir?

Allah Teâlâ zamanın ehemmiyetine dikkatimizi çekmek için asra yani zamana yemin etmiştir. Çünkü Allah Teâlâ’nın yemin ettiği şeyler değerli ve dikkat edilmesi gereken şeylerdir. Hasan el Basri rahimehullah Allah Teâlâ’nın zamana yemin etmesini düşünmüş ancak bunu tam olarak kavrayamamıştı. Sıcak bir günde Basra sokaklarında yürürken bir satıcının: ‘Tek sermayesi eriyip giden bir daha eski haline dönmeyecek buz olan bu adama yardım edin’ dediğini duydu ve işte o zaman Allah’ın ne için zamana yemin ettiğini anladı. İlim talebesi kardeşlerimizin misali tıpkı bu buz satıcısının misali gibidir. Sermayesi erir ancak onu bir daha asla eski yerine koyamaz. İşte ilim talebesi ile diğer meslek erbabı arasındaki fark buradan doğmaktadır.

Merhum Şehid Hasan el-Benna: ‘Vaktin hakkını idrak eden kimse hayatın anlamını da idrak etmiştir. Çünkü vakit hayat demektir’ sözüyle vaktin önemine dikkat çekmiş, kısa hayatında yaptıklarıyla da vaktin nasıl kullanılacağını göstermiştir. Vaktin ilim yolunda iyi kullanılması ancak ilim ehlinin onu nasıl kullandığını bilmekle elde edilir. O halde İlim ehlinin hayatından bir demet sunalım ki onların yolunu tutma konusunda azmimiz güçlensin;

Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh şöyle demiştir: ‘Üzerine güneşin battığı, ömrümün eksildiği, ancak amelimin artmadığı bir güne duyduğum pişmanlık kadar başka bir şeye pişmanlık duymadım. (2)

İmam Ebu Yusuf hayatının son döneminde nefesini verip dünyasını değiştirirken bile, kendisini ziyarete gelen misafiriyle fıkhi bir meseleyi bir kimsenin istifade etmesi veya bir öğrencinin öğrenmesi gayesiyle müzakere etmişti. Hayatının son zaman dilimini dahi ilmi müzakere yapmadan, bildiğini aktarmadan ve karşısındakinden İstifade etmeden geçirmemişti.

Öğrencisi Kadı İbrahim ibn Cerrah anlatıyor: “Ebu Yusuf hastalandığında ziyaretine gittim. Yanına girdiğimde onu baygın bir halde buldum ve ayılıp kendisine gelince bana: ‘İbrahim şu mesele hakkında ne dersin dedi?’ Ben ise: ‘Bu durumda bunu mu müzakere edeceğiz? deyince şöyle dedi: ‘Bir beis yok bu meseleyi tetkik edelim ki belki bilmeyen bir kimse öğrenip kurtulur.’ Daha sonra şunu söyledi: ‘İbrahim hac menasıkinde hangi taş atma daha faziletlidir? Yürüyerek mi yoksa binekli olarak mı’? Ben ‘Binekli olanı’ dedim. ‘Hata ettin’ dedi. ‘Yürüyerek’ dedim. Yine ‘hata ettin’ dedi. ‘Allah sizden razı olsun o halde siz söyleyin’ dedim. O da şöyle açıkladı: ‘Dua için durulan cemrelerde faziletli olan, yürüyerek taşları atmaktır. Dua için durulmayan cemrelerde ise faziletli olan, binekli olarak atmaktır.’ Sonra yanından kalktım, evinin kapısına varmıştım ki ağlaşmaları duydum ve anladım ki vefat etmişti. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Muhammed ibn Hasan eş-Şeybani imam, fakih, müctehid, muhaddis olan İmam Ebu Hanife’nin öğrencisiydi. Geceleri uyumazdı. Yanına kitapları alır, birinden usanınca ötekine bakardı. Uykusunu su içerek giderir ve şöyle derdi: “Uyku, hararetten kaynaklanır.” (3)

Ubeyd İbn Yaiş, Buhari ve Müslim’in hocası olan büyük bir muhaddis idi. Ammar ibn Reca, Ubeyd İbn Yaiş’i şöyle derken işitmiş: “30 yıl geceleri kendi ellerimle bir şey yemedim. Ben hadis yazarken kız kardeşim ağzına lokma koyuyordu.” (4)

Hatip el Bağdadi diyor ki: “İbni Cerir et-Taberi 40 yıl boyunca her gün 80 sayfa yazdı. Öğrencisi Ebu Muhammed Abdullah İbni Ahmed ibn Cafer el-Fergani, Tarihu ibn Cerir’e eklediği ve ‘Sile’ diye bilinen eserinde şöyle der: ‘İbn Cerir’in talebelerinden bir grup buluğdan vefatına kadar yaşadığı günleri hesap ettiler. Ömrünün tamamı 86 yıl idi. Daha sonra eserinin sayfalarını buluğdan sonraki ömre taksim ettiler. Her güne 28 sayfa düşmekteydi. Bu Halikın yardımı olmaksızın bir insanın yapabileceği bir şey değildir.’ (5)

Abdulğafir el-Farisi Siyak’u Neysabur kitabında şöyle der: “İmamul-Haremeyn’i bir konuşmasında şöyle derken işittim”: ‘Ben adet olarak (herkesin yaptığı gibi) uyuyup yemek yemem. Gece veya gündüz, uykum ne zaman gelirse yatarım, ne zaman acı kırsam da yerim. Onun eğlenmesi, keyiflenmesi ve gezintiye çıkması da hep ilmi müzakereler ve hangi çeşit olursa olsun faydalı bir şey öğrenmekle geçerdi.’”

Kadı Şemseddin el-Hui, Fahreddin er-Razi’nin şöyle dediğini nakletmiştir: “Vallahi yemek yerken ilimle meşgul olmadığım için çok üzülüyorum. Çünkü zaman ve vakit çok kıymetli bir şeydir.” (6)

Ebu’l-Hasen el-Attar, İmam Nevevi hakkında şöyle der: “Allah kendisine rahmet etsin, hocamız ne gece ne gündüz vaktini hiç zayi etmediğini, sürekli ilimle meşgul olduğunu, yolda dahi öğrendiklerini tekrar edip mütalaa ettiğini söylemişti. O, bu hal üzere altı yıl devam etti. Daha sonra eser yazmaya, bildiğini aktarmaya, vaaza ve bildiklerini insanlara sunmaya başladı. Sadece yatsı namazından sonra günde bir öğün yerdi ve yalnız bir kere sahur vaktinde su içerdi. Meyve ve salatalık yemezdi. Buna sebep olarak şöyle derdi: ‘Vücudumun suyunu arttırıp uykumun gelmesinden korkuyorum.’ Hocamız hiç evlenmedi. Sürekli ilimle, eser yazmakla, ilmi yaymakla, ibadet, virt, oruç ve zikir ile meşgul oldu. Gerek yiyecek ve gerekse giyim hususunda ihtiyaç kadarıyla yetinerek hayatın sıkıntılarına sabretti.” (Tezkiratul-Huffaz c.4 s.1476)

Bu anlatılanlar onların yaptıklarının çok az bir kısmını içermektedir. Zamanı değerlendirme ve ilme hizmet etmedeki gayretlerini görmek için yazdıkları faydalı eserleriyle ümmetin önünü aydınlatmaları sana yeter. Allah Teâlâ hepsinden razı olsun. İlim talebelerine de onların aydınlattığı yoldan yürümeyi nasip ve müyesser etsin. Âmin.  

 

————————-

 

  1. (Buhari hn.6412, Tirmizi hn.2456)
  2. (Beyhâki, Kitabu’z Zühd s.52)
  3. (Miftahu’s-Saade ve Misbahu’z-Ziyade C.1 s.23)
  4. (el-Cami’li Ahlakir-Ravi ve Adabis-Sami c.2 s.178)
  5. (Tarihu bağdat c.2 s. 162 -169)
  6. (Uyunul-Enbiya fit- Tabakatil-Etibba c.2 s.34)