Onu tanıyanlardan biri bir yolculuk esnasında elinde yazı hokkası ve kalemi, işittiklerini yazarken gördüğünde şöyle der: “Rivayet ettiklerin pek çok, ezberlediklerin kâfi. Bir Kufe’ye bir Basra’ya, ne zamana kadar bu(yeter artık!)” dediğinde, ilim sevdalısı İmam Ahmed ona şöyle cevap verir: “Hokka ve kalem ile mezara kadar(Ben mezara kadar ilim peşindeyim).”

Hayatı

İmam Ahmed adıyla ve Ebu Abdullah künyesiyle meşhur olan Ahmed b. Muhammed b. Hanbel(r.h), h.164(m.780) yılında Bağdat’ta dünyaya geldi.

Dedesi Hanbel b. Hilal, Emeviler devrinde Serhas’a vali oldu. Abbasiler’in kurulma devresinde, onların safına geçti. Abbasiler devrinde de Serhas’a vali olmaya devam etti.

Babası Muhammed asker, annesi ise cömert bir kimseydi. Ahmed, daha küçük yaşlarda babasını ve dedesini kaybeder. Daha küçük yaşta öksüz kalınca, bakımını annesi üstlenir.  Babasının bıraktığı bir evin kira ücretiyle ömrünü kıt kanaat bir şekilde yaşar. Abbasi sultanlarından Mütevekkil’in kendisine kese kese altın teklifini red ederek, ömrünün sonuna kadar mütevazı bir hayat sürdü.

Maddi zorluklar içinde bir ömür süren İmam Ahmed(r.h), başından geçenler hakkında şöyle der: “Üç defa Hac vazifesini ifa ettim. Üçüne de yaya olarak gittim. Bu hac yolculuklarından bir defasında ancak 30 dirhem harcadım. Bazısında yolu şaşırdım, bazısında da yaya olarak yürüdüm. Yolumu bulabilmek için şöyle dua ediyordum: “Ey Allah’ın kulları, bana yolu gösterin! Nihayet yolu bulmaya muvaffak oldum.”

İmam Ahmed(r.h), çocukluğunu Bağdat’ta geçirdi. Bu dönemde Bağdat bir ilim merkeziydi. Daha küçük yaşlarda Kur’an-ı Kerim’i ezberledikten sonra toplumda ahlakı beğenilen bir kimse oldu. Onun bu vasıfları, zamanındaki âlimlerin dikkatini çekmiş, Heysem b. Cemil onun için şöyle demiştir: “Eğer bu genç sağ olursa zamanının halkının imamı, rehberi olur.”

Annesinin kendisine şefkatle davranarak, kendisini ilme teşvik ettiğini söyleyen İmam Ahmed, annesinin kendisini ilim meclislerine gönderirken uyguladığı örnek davranışı şöyle aktarır: “Hadis dersine erkenden gitmek isterdim. Anam, elbiselerimi alıp saklardı, sabah olsun da insanlar işlerine gitsin diye bekletirdi, erkenden salmazdı.”

İlmi Şahsiyeti Ve İlim Yolunda Çektiği Zorluklar

Ahmed bin Hanbel(r.h), hayatının ilk zamanlarında hadis ilmine yönelerek, bu âlimlerden ders alır. İlk defa imam Ebu Hanife(r.h)’in talebesi ve zamanın Bağdat Kadısı olan İmam Ebu Yusuf‘tan ders aldı. Onun hayatındaki yeri hakkında şöyle demektedir: “Kendisinden ilk hadis yazdığım kimse, Ebû Yusuf›tur.”

Ahmed bin Hanbel(r.h), bundan sonra ömrünün sonuna kadar sürecek bir ilim yolculuğuna başladı. İlk olarak Bağdat’ta bulunan âlimlerden hadis öğrenmeye başlamış ve 7 yıl süren bu zamandan sonra 16 yaşında Hicaz, Şam, Basra ve Kufe’de bulunan âlimlerden hadis öğrenmek için yollara düşmüştür. Bunun yanında tâbiinden fıkıh ilmini de öğrenmiştir.

İlim için çeşitli hocalardan dersler alan İmam, dönemin büyük hadis âlimlerinden Süfyân b. Uyeyne, Yahyâ b. Said el-Kattân, Abdurrahman b. Mehdi, İmam Şâfii ve Abdürrezzâk b. Hemmâm’dan ders aldı. Onlardan öğrendiği rivayetleri kaydeder, hadis konusunda meşhur olmuş bir âlimin ismini duydu mu onlardan hadis dersi almak için büyük gayret göstermiştir.  Kendisinden en çok hadis yazdığı hocası ise Vekî‘ b. Cerrâh’tır.
Onun hadis öğrenmek için beş defa Hicaz’a gittiği rivayet edilir. İlk gittiği seyahatinde İmam Şâfii(r.h) ile Mescid-i Haram’da ders verirken görüşür. Şâfii’den fıkıh ve hadis dersleri aldı.  Daha sonra Bağdat’a gittiğinde Şâfii ile görüşen İmam Ahmed, Mısır’da da kendisinden dersler alır.
İmam Şâfii, onun hakkında şöyle demiştir: “Bağdat’tan ayrıldığımda arkamda Ahmed b. Hanbel’den daha fakih, daha dindar, daha zâhid ve âlim bir kimseyi bırakmadım.”

Onun da İmam Şâfii(r.h) hakkındaki şu sözü meşhurdur: “Allah Teâlâ her yüz yılbaşında bu ümmetin dini işlerini doğrultacak birini gönderir. Bundan önceki 100 yılbaşında Ömer b. Abdulaziz geldi. Umarım ki, içinde bulunduğumuz bu 100 yılın adamı Şâfii olur.”
Ahmed bin Hanbel, ezberi iyi ve hafızası güçlü olduğu halde her işittiğini kaydedip yazardı. Hadisi başkasına naklederken ezberlemiş olduğu halde onu ezberden değil, yazdığından naklederdi.

İlim Yolunda, Kerpiç Yastık Olur

Hadis talebi için Kûfe’ye gitmek istediğinde Bağdat’a yakın olduğu halde bu seyahatte çok meşakkat çeker. Kufe’de ikameti hiç de rahat olmadı. Kendisinin anlattığına göre öyle bir evde kaldı ki, uyurken başının altına yastık yerine kerpiç koyar, öyle uyurdu. Bu zorluğa rağmen onun isteği şu olur: “Elimde 90 dirhem param olsaydı, Cerir b. Abdulhamid’den ders almak için Rey’e giderdim. Bazı arkadaşlarımız gittiler, ben gidemedim, çünkü elimde, avucumda bir şey yoktu.”

İlim Yolunda, Her Türlü Sıkıntıya Severek Katlanılır

Kendisi şöyle anlatır: “H.198 yılında hacca gidip, daha sonra Yemen’de büyük âlim Abdurrazzak b. Hümâm(r.h) ile görüşecektim. Bu düşüncemi hacda yol arkadaşı, ilim talebinde yakın arkadaşı olan Yahya b. Main’e açtım. O da kabul etti. Bu niyetle Mekke’ye gittik ve hac vazifesini îfaya başladık.  Kâbe’de Kudum tavafını yaparken, bir de baktık Abdurrazzak da hacca gelmiş tavaf yapıyor. Onu Yahya gördü, kendisini eskiden tanıyordu. Selamlaştıktan sonra; “Bu da kardeşin Ahmed  b. Hanbel” diyerek beni tanıttı.

Abdurrazzak, benim için şöyle dedi: “Allah ona selâmet sebat versin, onun daima iyi haberlerini alıyorum.”

Yahya; “Yemen’e gelip senden hadis dinleyip yazalım, olur mu?” dedi. Ben:  “Hocadan niçin böyle randevu alıp söz verdin?” dediğimde, Yahya da: “Allah seni bir ay gitme bir ay da dönme yolculuğu çilesinden kurtardı. Seyahat masrafı da yanına kâr kaldı” dedi. Ben de: “San’â da kendisinden hadis öğrenmeye niyet ettim. Bu niyetimi bozamam” dedim ve San’a’ya gitmek için hacdan sonra yola çıktım.

San’â’ya giderken yolda param tükendi ve zor şartlarla yüz yüze kaldım. Ancak deve bakıcılığı yaparak varabildim. San’â’ya vardığım zaman âlim Abdurrazzak(r.h) da yardım etmek istedi ancak kabul etmedim.

Yemen’de geçirdiğim 2 yılda İbn Şihab ez Zuhri ve Said bin Müseyyeb’ten de hadisler öğrendim.”

Yazı Kalemi ile Mezara Kadar

Onu tanıyanlardan biri bir yolculuk esnasında elinde yazı hokkası ve kalemi, işittiklerini yazarken gördüğünde şöyle der: “Rivayet ettiklerin pek çok, ezberlediklerin kâfi. Bir Kufe’ye bir Basra’ya, ne zamana kadar bu(yeter artık!)” dediğinde, ilim sevdalısı İmam Ahmed ona şöyle cevap verir: “Hokka ve kalem ile mezara kadar. (Ben mezara kadar ilim peşindeyim.)”

Bir Dostuna Yazdığı Mektubu

Dostlarına ara ara nasihat mektupları gönderen İmam Ahmed, yine bir gün bir dostuna şöyle yazdı:

“Sen öyle bir zamandasın ki, Rasûlullah(sallallahu aleyhi vesellem)’in  ashabı ona erişmekten Allah’a sığınırdı.  Görmüyor musun? O zamana geldik ki; ilim az, sabır az, hayır işlerine yardım eden az. İnsanlar bozuldu, fesat aldı yürüdü. Dünyanın tadı kalmadı. Eskilerin çağını arıyoruz. Bir köşede sessizce yaşamaya bak. Bu zaman öyle zaman. İnsanlar arasında yaşamak zor.

Eskiden insanlar birbiriyle karşılaştılar mı, yardım ederlerdi. Bugün bunların hepsi gitti, kalmadı… Bulduğun hazır fetva ve mes’eleleri ganimet bil. Sakın benim sözümle amel edilsin, benim kavlim etrafta duyulsun veya benim sözüm tutulsun diyenler gibi olma.
Sakın başa geçmeyi isteme. Adam var, başa geçmeyi, altın ve gümüşten daha çok sever.”

Talebeleri

Onun hayatını aktaran rivayetlerde, Bağdat’ta dersini dinleyenlerin 5.000 olduğunu söylenir. Onun dersini dinleyip not tutanların ise 500 kadar olduğunu söylerler. Bu da onun ilmi meclisinin ne kadar geniş olduğunu gösterir.

O, 40 yıla yakın ders halkalarında hadis rivayetinde bulunur. Hadis ders halkasının yanında fıkıh ve fetva konusunda da ayrı bir ders halkası kurarak, öğrendiklerini insanlara aktarır.

Onun hem derslerine katılan hem de hayatı hakkında “Menakıb-ı Ahmed” eserini yazan büyük âlimlerden İbnu’l Cevzi(r.h) şöyle der: Ebu Abdullah(Ahmed b.Hanbel)’in dersine 12 yıl devam ettim. O, Müsned kitabını çocuklara okurdu. Ben ondan tek bir hadis bile yazmadım! Ben onun ahlâkına, doğruluğuna, edeb ve nezaketine hayrandım.

Yetiştirdiği oğulları Salih ve Abdullah, onun Müsned’ini ve mezhebini yaşattılar. Böylece Hanbelilik, Ahmed bin Hanbel’in görüşleri etrafında oluştu.

Allah Rasûlu(sallallahu aleyhi vesellem)’e Olan Sevgisi

Ahmed bin Hanbel’in oğlu Abdullah anlatıyor: “Babam, Rasûlullah(sallâllâhu aleyhi ve sellem)’in saçlarından bir tel alır, onu dudaklarının üzerine koyarak öperdi. Babamı, Allah Rasûlu’nün saç telini gözünün üzerine koyarken de görmüşümdür.

O, Resûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem)’in saç telini suya batırır ve o suyu içerdi.

Bir gün babam Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem)’in su kâsesini aldı, sonra onu geniş bir kap içinde yıkadı ve o sudan içti.

Yine o; şifâ niyetiyle Zemzem suyundan içer, onu ellerine ve yüzüne sürerdi.” (1)

Ahmed bin Hanbel(r.h), Rasûlullah’ın sünnetine olan bağlılığını şöyle dile getirmiştir:  “Hiç bir hadis yazmadım ki, onunla amel etmemiş olmayayım.”
İbrahim b. İshak el Harbî(r.h) de onun hadis konusunda gösterdiği gayreti şöyle ifade ediyor:

“Said b. Müseyyeb kendi zamanında, Süfyan Sevri kendi zamanında, Ahmed b. Hanbel de kendi zamanında en çok hadis ezberleyenlerdir.”

İşkence İle Geçen Günler(Mihne Olayı)

İmam Ahmed(r.h), döneminde İslam’ın akidesine ters olan her türlü düşünceye karşı da savaşmış bir kimsedir. Bu dönem için İslam tarihçileri “mihne günleri” adını verir. Bu dönemde ortaya büyük bir fitne olarak ‘Kur’an mahlûktur’ düşüncesi ortaya çıkmıştır.

Dönemin Tarsus’ta bulunan Abbasi sultanı Me’mun, kendisine ‘Kur’an mahlûktur’  fikrini kabul etmesini söylemiş,  kabul etmeyince Bağdat’tan Tarsus’a zincire vurularak götürülür. Ancak Rakka’da Me’mun ölünce tekrar Bağdat’a götürülerek hapsedildi. Daha sonra gelen Mu’tasım da aynı fikirlere sahip olmuş ve İmam Ahmed, hapiste kalmaya devam etmiştir.

Hapsedildikten bir yıl sonra Mu’tasım’ın huzura getirilip fikrinden dönüp dönmediği sorulduğunda, aynı fikirde olup “Kur’an Allah’ın kelâmıdır” der ve kendisine yapılan işkence dolu günler devam etmiştir. Onun şiddetli kamçı darbeleriyle inlediği halde orucunu dahi bozmadığı görülünce, kızgın güneş altında cellatların daha çok kamçılatmak suretiyle yaptıkları işkencelere maruz kaldı. Bundan dolayı “hadiste mü’minlerin emiri” sayılan Ali b. Medînî şöyle demiştir; “Allah bu dini ridde günü Ebu Bekir ile mihne günü de Ahmed b. Hanbel ile yüceltmiştir.”

Mu’tasım öldükten sonra yerine geçen Vâsık, “Kur’an mahlûktur” meselesini mekteplerde resmi olarak okuttu.
Büyük İmam, 2 yıl 4 ay süren bu hapis ve işkence hayatından sonra serbest bırakıldı. Yaraları iyileşince yine fetva verip hadis okutmaya başlar. 5 yıl boyunca oğulları dışında kimseye hadis rivayet edemedi.

Eserleri

Müsned: İmam Ahmed(r.h), insanlar hadislerde ihtilaf edince Müsned’e başvurabilsinler diye bu kitabı yazmıştır. Müsned’i dağınık kâğıtlara yazıp, temize çekemeden vefat edince, oğlu Abdullah kendi rivayetlerini de ekleyerek Müsned’i tedvin ve rivayet etmiştir. Oğlu Abdullah bin Ahmed bin Hanbel, Müsned kitabı hakkında şöyle der: “Babam Müsned kitabını 700.000 hadis-i şerif arasından seçerek derlemiştir.”                        

Müsned’te tekrarlarıyla birlikte 40 bin, tekrarlar dışında yaklaşık 30 bin kadar hadis yer alır.

Müsned, Ahmed b. Hanbel’in hayatında iki oğlu Salih ve Abdullah ile kardeşinin oğlu Hanbel tarafından Ahmed’ten işitilmiş ve rivayet edilmiştir.
Kitâbü’s-Sünne: ‘İtikadü Ehli’s-Sünne’ adıyla da bilinen ve İbn Hanbel’in Cehmiyye, Mürcie, Kaderiyye, Havâric, halku’l-Kur’an, kader, deccal, melâike, rü’yetullah, kürsî ve ahirete dair görüşlerinin oğlu Abdullah tarafından derlenmesiyle meydana gelen eserdir.

Kitâbü’z-Zühd: Oğlu Abdullah’ın rivayetlerinden meydana gelen eser başlıca iki bölümden ibarettir. Birinci bölümde Hz. Muhammed(sallallahu aleyhi vesellem) ile Âdem, Nuh, İbrahim, Yusuf, Eyyub, Yunus, Musa, Davud, Süleyman, Lokman ve İsa peygamberlerin zühdüne dair rivayetler, ikinci bölümde de başta Hulefâ-yi Râşidin olmak üzere ileri gelen on dokuz sahabi ile on altı tabii büyüğünün zühdü ve bu konuya dair sözleri bulunmaktadır.

Kitâbü’l-Vera: Talebesi Ebu Bekir el-Merrûzî’nin Ahmed b. Hanbel’e sorduğu bazı fetvalar ile zühd ve takvaya dair 100 meselenin yine onun tarafından kaleme alınmasıyla meydana gelen eser.

Kitâbü’l-İlel ve Marifetir Ricâl: İlel konusunda büyük bir otorite olan Ahmed b. Hanbel’in hadis râvileri hakkındaki tenkit ve görüşleri talebelerinden Ebu Bekir el-Merrûzî, Ebû Bekir el-Esrem, Hallâl ve oğlu Abdullah tarafından derlenmiştir.

Kitâbü Fedâili’s-Sahâbe: Oğlu Abdullah b. Ahmed’in ashâb-ı kirâmın faziletlerine dair babasından duyduğu hadisleri rivayet etmesiyle meydana gelen eser.

el-Mesâil:  İbn Hanbel’in gerek talebeleri gerekse başkaları tarafından fıkha, akaid ve ahlâka dair sorulan sorulara verdiği cevaplar, muhtelif talebelerince bu adla bir araya getirilmiştir.

Kitâbu’l-Eşribe: Haram olan içkilere dair Hz. Peygamber’in hadislerini, ashap ve tâbiînin sözlerini ihtiva etmektedir.
er-Red ale’z-zenâdıka ve’l-Cehmiyye: Eser, sahasında yazılanların ilki olması, ilk asırlardaki inançları ve selef akîdesini aktarması bakımından önemlidir.
Bunun dışında bazı eserleri de şunlardır: “el-Akide, Kitâbu Fedâili Alî, Kitâbü’l-Vukuf ve’l-Vesâyâ, Bâbü Ahkâmi’n-Nisâ, Kitâbü’t-Tereccül, Kitâbü Ehli’l-milel ve’r-ridde ve’z-zenâdıka ve târiki’s-salât ve’l-ferâiz ve nahvi zâlik, Kitabu’s-Salat, Cevâbu’l-İmâm Ahmed b. Hanbel an suâl fî halki’l-Kurân, Kitâbu’l-Îmân.”

Sözleri

“Tevekkül; bütün işlerinde Allah Teâlâ’ya teslim olmak, başa gelen her şeyi O’ndan bilip
katlanabilmektir.”

“Kulun kalbini ıslah etmesi, düzeltmesi, feyiz ve huzura kavuşturması için; sâlihlerle beraber olması kadar faydalı bir şey yoktur. Diğer taraftan kulun fâsıklarla beraber olup, onların işlerine dikkat ve nazar etmesi kadar da zararlı bir şey yoktur.”

“İhlas, amellerin âfetlerinden kurtulmaktır.”

“İlim; insanlara, ekmek ve su kadar lâzımdır. İlim; sadece rivâyet, kuru mâlûmat ve zihinde yığılan bilgi yükü değildir. İlim, faydalı olan ve kendisiyle amel edilen şeydir.”

“Değerli bulduğunuz hayırları araya bir engel girmeden yapmaya bakın.”

Rabbim Bana Sorduğunda…

Rabbim, bana: “Bana isyan etmekten utanmadın mı?” diye sorduğunda..

“Kullarımdan hatalarını gizliyor ama bana isyanla geliyorsun.”

Vah bana! Nasıl cevap veririm ve kim korur beni?

Kendimi umutlarla avutuyorum andan âna…

Ve ölümden sonrasını unutuyorum.. Artık ne yeterli olur bana?

Hayata sarılmışım, sanki ölüm bana hiç gelmeyecekmiş gibi..

Ve geldi ölümün şiddetli acıları, kim koruyacak beni?

Yüzlerine baktım… Yok, mu benim yerime kendini feda edecek biri?

Sorgulanacağım.. Ancak dünyada işlediğim ameller kurtaracak beni..

Dinimdeki eksikliklerimden sonra bana nasıl icabet edilir?

Yazıklar olsun bana! Allah’ın beni çağıran kelamını işitmedim mi?

Kâf ve Yâsin surelerinde gelen uyarıları işitmedim mi?

Haşr, toplanma ve din gününü işitmedim mi?

Beni çağıran, bana seslenen ölüm çağırıcısını işitmedim mi?

Ey Rabbim! Tevbe eden bir kulum.. Beni kim koruyabilir?

Bağışlayıcılığı geniş bir Rabb’den başka… Kim doğru yolu gösterir?

Sana geldim.. Affet beni ve mizanımı ağırlaştır…

Cezamı hafiflet… Sen en iyi karşılık verensin.”

Bu beyitlerin İmam Ahmed bin Hanbel ile ilgili olan şöyle bir hikayesi vardır:

“Kendisine bir adam gelip; “Ey İmam, bu şiir hakkında ne dersin?” dediğinde, ona; “Bu şiir de nedir?” demişti.

Adam şiiri okumaya başladı;

“Rabbim, bana: “Bana isyan etmekten utanmadın mı?” diye sorduğunda..

“Kullarımdan hatalarını gizliyor ama bana isyanla geliyorsun.

Vah bana! Nasıl cevap veririm ve kim korur beni? …“

İmam bu beyitleri sesi çocukların ağlama sesi gibi oluncaya dek ağlayarak tekrarlamaya başladı. Taki öğrencileri, İmam çok ağlamaktan neredeyse ölecek” dediler.

Vefatı

Vefatına yakın hastalığı ağırlaşan ve vefat edeceğini hisseden İmam Ahmed, yanında bulunanlara kendi yanında bulundurduğu Hz. Peygamber’in üç tel saçından ikisini gözlerinin, birini de dilinin üstüne koymalarını vasiyet eder. İşkenceye tâbi tutulduğu günlerde yaptığı gibi kelime-i şehâdet getirerek oğullarının ve yakınlarının buna şahit olmalarını ister.

İlim ve ilmi hakikatlerin insanlara öğretilmesi uğruna çok büyük sıkıntılara göğüs geren İmam Ahmed(r.h), h.241(m.855) yılı Rebiulevvel ayının 12. gecesinde Bağdat’ta vefat etti. İslam tarihçileri cenazesine 800.000 kişinin katıldığını söyler. Mezarı VII. asırda Dicle nehrinin taşmasında sulara kapılıp kaybolmuştur.

Hakkında Ne Dediler?

İmam Ebu Davud Sicistani: «İki yüz meşhur âlimle karşılaştım. Ahmed bin Hanbel gibisini görmedim. O, hiç bir hususta insanların daldığı dünya işlerine dalmazdı. Ancak ilimden bahis açılınca konuşurdu.»

Yakın arkadaşı Yahya bin Main: “Ahmed bin Hanbel gibi bir zat daha görmedim. Elli sene onunla sohbet ettim. Vallahi biz Ahmed’in dayandıklarına dayanamayız, onun yoluna takat getiremeyiz. Kendinde bulunan üstünlüklerden hiç biriyle asla kendini methetmedi.”

Onunla görüşenlerden biri, onu şöyle anlatıyor: “İmam Ahmed’in zamanında yaşayanlardan gördüklerimin içinde onun kadar dindar, nefsine hâkim, fakih, edeb ve terbiyeli, güzel ahlâklı, kalbi temiz ve sebatlı, sohbeti hoş, gösterişten uzak birini görmedim.” (2)

Oğlu Abdullah, bir gün babasının özel hayatını anlatırken şöyle demiştir: “Babam Ahmed inzivayı çok sever, bir maslahat olmadıkça sokağa ve halkın içine çıkmak istemezdi. Halk onu bir mescidde, bir de hasta ziyareti ile cenaze teşyiînde görürlerdi. Sokakta giderken ona kimse erişemez, bir an önce geçip yerine varmak isterdi.»

Ahmed bin Hanbel´in diğer oğlu Salih de, babasının inzivadaki duasını anlatırken şöyle demiştir: “Babamın en çok tekrar ettiği dua şuydu: “Ya Rab! Ameller sonuna göre değer taşır. Sen benim sonumu hayreyle!”

————————

1. Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, Zehebi, XI/212
2. İbn Cevzî, Menâkıb-ı İmam Ahmed, s. 215

Kaynakça:
1. Ahmed b. Hanbel, M. Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, Çelik Yayınları
2. Ahmed b. Hanbel, Şamil İslam Ansiklopedisi