Hamd, “Allah kendisinden başka ilah olmadığına adaletle şehadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilah olmadığına şehadet ettiler.”(1) buyruğuyla önce zât-ı ulûhiyetinden başlayarak birliğine şehadet eden, ikinci olarak melekleri ve ardından da âlimleri bu gerçeğe şahid gösteren Allah’a, Salâtu Selâm ise Âlemlerin ve Alimlerin efendisi ve ilmin menbaı olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun. Allah’ın lütuf ve ihsanı, mağfiret ve rızasıda bu yüce ayeti kerimenin hakkını yerine getiren hakiki Allah erleri olan ilim ehlinin ve ilme tabi olan tüm Müslümanların üzerine olsun.
Yukarıda zikrettiğimiz ayeti kerime âlimlerin faziletini anlatmak hususunda yeterli ise de, biz diğer ayetleri de maddeler halinde kısaca delil olarak getirmeye devam edeceğiz.
İLMİN FAZİLETİNE DAİR AYETLER
“Eğer bilmiyorsanız, ehl-i zikre sorunuz!”(2)
Bu ayeti kerime Müslümanların bilgisizce hareket etmemelerini, her işin bir ilim üzere yapılması gerektiğini bildirir.
“Allah da sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.”(3)
İlim ehli olmanın Allah katında derecelerin yükselmesine vesile olduğuna ve Allahu Teâlâ’nın böyle kullarına değer verip onların mertebelerini yükselttiğine dair bir delil vardır.
“Âlimlerle cahiller hiç bir olur mu? Bunu ancak akl-ı selim sahipleri düşünürler.”(4)
Ne dünyada ne de ahirette asla ilim ehli ile ilim ehli olmayan kişilerin bir olamayacağına ve Âlimlerin farkına ve üstünlüğüne dair bir işaret vardır.
“Her kabileden bir cemâatın dini iyice öğrenmeleri gerekmez miydi?” (5)
Her topluluk içinde dini iyi derecede öğrenmiş insanların bulunması gerektiğine ve bunun için her bir topluluğun bu din uğruna fedakârlıkta bulunacak ve Allah’ın dinini öğrenecek fertler yetiştirmesi gerektiğine dair bir delil vardır.
“Allah’tan tam mânâsıyla ancak âlimler korkar.”(6)
İlim öğrenmenin Allahu Teâlâ’yı gereği gibi tanımaya vesile olacağına, ancak helal ve haram sınırlarını bilen âlimlerin Allahu Teâlâ’dan gereği gibi korkacağına dair bir delil vardır.
“De ki: ‘Benimle sizin aranızda Allah’ın ve Kitab’ın ilmine sahip olanların şahidlik etmesi yeter.”(7)
İlim ehli olanların şahitliğinin Allahu Teâlâ’nın şahitliği ile birlikte zikredilmesi bu hususun ehemmiyetine, aynı zamanda ehli kitab hakkında ilim ehlinin şahitlik edeceğine ve şahitlik misyonununilim ehlince yerine getirileceğine dair bir delil vardır.
“Kitab’tan bir ilme mazhar olan zat ‘Sen gözünü kapayıp açıncaya kadar ben sana onu (Belkıs’ın tahtını) getiririm’ dedi.”(8)
Kitab’tan bir ilme mazhar olan zat, ilmin nelere kâdir olduğunu göstermek için Hz. Süleyman’a böyle hitap etmiştir.
“İlim ve irfana mazhar olanlar ise şöyle dediler: ‘Yazıklar olsun sizlere! İman edip, salih ameller işleyen kimseler için Allah’ın sevap ve mükâfatı daha hayırlıdır.”(9)
Allah Teâlâ bu ayette âhiretin kıymetinin ancak ilimle bilineceğini anlatmaktadır.
“Biz bu misalleri insanlara beyan ve irat ediyoruz. Bunları hakkıyla ancak ilim ve iz’an sahipleri idrak ederler.”(10)
Kur’an’ı Kerimdeki darbı meselleri ancak ilim ehlinin anlayabileceğine dair bir delil vardır.
Bu ayeti bilen bazı selef âlimleri Kur’an’ın bu darb-ı mesellerinden birini okuyup anlamadıkları zaman ağlarlar ve ‘Eyvah demek ki ben âlimlerden değilim’ diye üzülürlerdi.(11)
“Eğer aldıkları malûmatı peygambere, emir sahiplerine (âlimlere) bildirseydiler, onlar vakıaları tetkik ve tahkik ederek, bunların açıklamaya veya gizlemeye layık olup olmadıklarını bilirlerdi.”(12)
Allah Teâlâ bu ayette olayların yorumunu âlimlerin istihraç ve istinbatına bırakmakta ve böylece onların mertebelerinin ne denli büyük olduğunu ve bu mertebenin peygamberler mertebesine nasıl ilhak olunduğunu bildirmektedir.
“Hayır! O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde bulunan apaçık ayetlerdir.”(13)
“Rahman olan Allah, Kur’an’ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti.”(14)

İLMİN FAZİLETİNE DAİR HADÎSLER
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“İlim tahsil etmek maksadıyla yollara düşen kimseye Allahu Teâlâ cennete giden yolu gösterir.”(15)
“Melekler ilim yolcusunun hâlinden râzı oldukları için kanatlarını onun ayakları altına sererler.”(16)
“Allah bir kulu için hayrı murad ettiğinde, onu dinde Allah’tan korkan bir âlim yapar. Ona kendisini doğru yola götürecek akıl ve idrak verir.”(17)
“Âlimler peygamberlerin varisleridir.”(18)
Peygamberlik derecesinden daha üstün bir mertebenin bulunmadığı herkesin malûmudur. Demek ki bu mertebeye vâris olmak, şereflerin en büyüğüdür.
“Yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkat, âlim bir kimsenin affedilmesi için Allah’a yalvarırlar.”(19)
Yerlerde ve göklerdeki tüm mahlûkatın kendisi için Allah’tan af dilediği bir kimsenin mertebesini bir düşünün! Bundan daha büyük bir mertebeye ulaşması mümkün mü insanoğlunun? Alim kendi işleriyle meşgul olduğu halde, yerlerin ve göklerin sâkinleri de onun affı için istiğfar etmekle meşgul olmaktadırlar. Bir insan için bundan daha büyük bir şeref düşünülebilir mi?
“İnsanlar, altın ve gümüş gibi farklı değerler taşıyan madenlere benzerler. Dinde derin ilim (fıkıh) sahibi olmak şartıyla; cahiliye döneminde hayırlı olanları, İslâm’a girdikten sonra da (insanların) hayırlılarıdır.”(20)
“Âlimin âbide üstünlüğü, benim, ashabımın en düşük derecelisine olan üstünlüğüm gibidir.”(21)
Bakınız ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemilim mertebesini, nasıl da nübüvvet mertebesine eşit tutmakta ve ilimsiz amelin derecesi ne kadar düşük olmaktadır.
Şayet âbid, eda ettiği ibadetin ilminden mahrumsa, onun ibadetinin hiçbir anlamı olmadığı gibi, böyle bir amelin kişiye hiçbir yararı da dokunmaz.
“Âlim’in âbide üstünlüğü, ondördünde bulunan ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.”(22)

İLMİN FAZİLETİNE DAİR ASHAB’IN VE ÂLİMLERİN SÖZLERİ
Hz. Ömer radıyallahuanh şöyle demiştir: “Ey insanlar! İlmi talep edip, öğrenin. Çünkü Allah’ın çok sevdiği bir elbise vardır ve o elbiseyi ilmi arayan ve aradığını bulan kimselere giydirir. Allah’ın giydirmiş olduğu o elbiseyi giyen kimse, o elbise sırtında iken ne günah işlerse işlesin Allahu Teâlâ, sevdiği elbiseyi sırtından almamak için o kimseye üç kere tevbe etmesi için teklifte bulunur. Günah yolunda ölüme kadar devam etse bile, o elbise sırtındayken hiçbir zaman günahlardan dönme yolu kapanmış değildir o kimse için…”
Hz. Ali radıyallahuanh, talebesi Kumeyl’e şöyle demiştir: “Ey Kumeyl! İlim maldan daha hayırlıdır. Çünkü ilim seni, sen ise malı korursun. İlim hâkim, mal ise mahkûmdur. İnfak malı azaltır, ilim ise artırır.”
Yine Hz. Ali radıyallahuanh şöyle buyurmuştur: “Âlim bir kimse, gündüzleri sürekli oruç tutan, geceleri ise ibadet edip, tüm zamanını cihada sarf eden bir kimseden daha üstündür. Âlim bir kimsenin ölümüyle açılmış gediği, yine aynı büyüklükte bir başka âlim doldurabilir.”
Hz. Ali radıyallahuanh bir manzumesinde şöyle demektedir: “İnsanlar bedenleri itibarıyla birbirlerine eşittir. Babaları Âdem, anaları ise Havva’dır. Eğer soylarında soplarında bir iftihar vesilesi arıyorlarsa, bilsinler ki asılları çamur ve sudan ibarettir. İlim erbabı, hidayet arayanlara hidayet vesilesi olur. Her insanın kıymeti bilgisiyle ölçülür. Cahiller ise, ilim erbabının en amansız düşmanlarıdır. İlmi elde etmeye çalış ve ilmin nerelerde kullanılacağını mutlaka bil! Bütün insanlar ölürler, ancak ilim ehli olanlar yaşarlar.”
Ebu Derdâ radıyallahuanh der ki: “İlimden küçük bir mesele öğrenmem, benim için bütün bir geceyi ibadetle ihya etmekten daha mühimdir.”
Yine Ebu Derdâ radıyallahuanh şöyle buyurur: “Hoca ile talebesi hayırda ortaktırlar. Onların dışındakilerin sivrisinek kanadı kadar hayırları yoktur. Yâ âlim, ya talebe, ya da dinleyici ol. Bunların dışında dördüncü bir sınıfa dahilolma; yoksa helâk olup gidersin.”
İbn Mes’ud radıyallahuanh şöyle demiştir: “İlim büsbütün çekilmeden ilme sarılın! İlim ancak ilmi yayanların eksilmesiyle ortadan kalkar. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda şehid olarak öldürülen kimseler; âlimlerin âhiretteki mertebelerini gördükleri zaman, hemen Allah’tan kendilerini tekrar diriltip âlim yapmasını isterler. Hiç kimse anasından âlim olarak doğmaz. İlim ancak çalışıp öğrenmekle elde edilen bir nimettir.”
İbn Abbas radıyallahuanh şöyle demiştir: “İlim talep ederken büyük zorluklara göğüs gerdim, fakat ilmi elde ettikten sonra aziz oldum.” Gerçekten de İbn Ebî Müleyke şöyle der: “İbn Abbas’ı gördüğümde, ondan daha güzel yüzlü ve muntazam endamlı bir kimseyi gördüğümü ve görebileceğimi tasavvur edemedim. Babası Hz. Abbas radıyallahuanh gibi güzel bir insandı. Konuştuğu zaman herkesten daha açık ve daha beliğ konuşur, fetva verdiği zaman insanların en âlimi olduğunu gösterirdi.”
İbn Mübârek şöyle der: “İlme talip olmadan bir kimsenin kendisinde az da olsa şeref aramasına ve kendisini şereflilerden saymasına şaşarım!”
İbn Abbas radıyallahuanh şöyle demiştir: “Bence gecenin bir ânında ilim üzerine sohbet etmek, o gecenin tamamını namaz kılmakla geçirmekten daha faziletlidir.”
Hasan Basrî:“Ey Rabbimiz! Bize dünyada da hasene ver, ahirette de hasene ver! Bizi cehennem azabından koru!” ayetinin tefsirinde şöyle demektedir: “Bu ayette geçen dünyadaki hasene, ilim ve ibadeti içine alır. Ahiretteki hasene ise cennet demektir.”
Ebu Esveded-Düelî(23) şöyle demiştir: “Dünyada ilimden daha üstün ve daha aziz hiçbir şey yoktur. Çünkü sultanlar halka hükmederlerken, âlimler de sultanlara hükmederler.”
İbn Abbas radıyallahuanh şöyle demiştir: “Hz. Süleyman’a ilim, mal ve saltanat arasında istediğini seçme hakkı verildiğinde, o bu üç nimet arasından ilmi seçti. Onun için Allahu Teâlâ kendisine malı da, saltanatı da verdi.”
Atâ şöyle demiştir: “Bir kere ilim meclisinde hazır bulunmak, yetmiş lehviyat (oyun, eğlence ve boş şeyler) meclisinde bulunmanın kefareti olur.”
İmam Şâfiî de şöyle demiştir: “İlim tahsil etmek, bütün nafile ibadetlerden daha faziletlidir.”
Fakih Ebu Muhammed Abdullah b. Abdilhakem şöyle anlatır: “Bir gün İmam Mâlik’in önünde ders okurken öğle ezanı okundu. Nafilelerimi kılmak üzere ders kitabımı kapattım. Hocam (İmam Mâlik) yüzüme bakarak şöyle haykırdı: ‹Ey genç! Burada okuduğun ders, kalkıp kılacağın nafile namazlardan fersah fersah daha hayırlıdır.”
İbn Mübârek’e kâmil insanların kim oldukları sorulduğu zaman, âlimler diye cevap vermiş, gerçek sultanların kimler oldukları sorulduğunda, zâhidler demiş ve en aşağılık insanların kimler oldukları sorulduğunda ise dünyaları için dinlerini satan kimseler cevabını vermiştir.
Ebu Muhammed Feth b. Said el-Mevsılî(24) şöyle demiştir: “Hasta yemek, içmek ve tedavi edilmekten menedilirse ölmez mi? Elbette ölür. İşte kalp de aynen bir hasta gibi, üç gün üst üste ilim ve hikmetten mahrum olursa (mânen) ölür.”
Feth el-Mevsılî (Allah rahmet eylesin) ne de doğru söylemiştir!:“Gerçekten de kalbin gıdası ilim ve hikmettir, tıpkı bedenin yaşamasının gıda almasına bağlı olduğu gibi, kalbin yaşaması da ilim ve hikmete bağlıdır. İlimden mahrum bir insanın kalbi hem hastadır, hem de mânen ölüdür. Üstelik dünya sevgisi ile mal düşkünlüğü ilimsiz kişiyi öyle bir hale getirir ki, bütün hislerini dumura uğratır! Korku, yaranın acısını geçici bir zaman için nasıl engellerse, o kişi de artık bu büyük felâketi idrâk etmekten yoksun kalmış demektir! Böyle insanlar işte bu hâle gelir. Fakat ölüm gelip çattığında ve onun dünya yükünü sırtından aldığında, kişi o zaman felakette olduğunu bütün dehşetiyle görür ve fevkalâde müteessir olur. Tıpkı sarhoşken veya korku içindeyken aldığı yaralardan sızı duymayan bir insanın, ayıldıktan veya korkudan kurtulduktan sonra yaralardan duyduğu sızı gibi, onun o anki pişmanlığı da kendisine fayda vermez. Perdeyi kaldıran günün dehşetinden Allah’a sığınırız!
İnsanoğlu uykudadır, öldükten sonra uyanır, daha önce yaptıklarının karşılığını görür ve fakat iş işten geçmiştir artık!”
Hikmet ehlinden bir zâta: “Bu dünyada neyi sermaye edinmek daha kârlıdır?’ diye sorulduğunda, ‘Gemi battığı zaman gemiyle birlikte batmayan ve seninle kalan şeyi sermaye edin!” buyurmuştur. O bu sözleriyle ilmi kastediyordu. Çünkü ilim insanın zihninde olduğu için oradan kaybolup gitmez, her daim insanla beraberdir. ‘Geminin batması’ insanın ölümüyle tevil edildiğine göre, kendisiyle kalacak sermayenin de, ilim olduğu anlaşılır.
Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: “Hikmeti kendisine gem edinen bir kimseyi, halk kendisine rehber edinir. Hikmete vukufiyetiyle tanınan kimseye ise bütün insanlar tâzim ve hürmet ederler.”
İmam Şâfiî: “İlmin özelliğinden birisi de, az da olsa ondan payı olanlar sevinirler, olmayanlar ise mahzun kalırlar” demiştir.
Sâlim b. EbiElca’d şöyle anlatır: “Efendim beni üç yüz dirheme satın aldı ve sonra da azad etti, âzad olduktan sonra ne iş yapacağım diye kendi kendime düşünmeye başladım. Neticede ilimle uğraşmaya karar verdim. Aradan bir sene geçmeden içinde yaşadığım şehrin valisi beni ziyarete geldi ve fakat ben müsait olmadığım için içeri girmesine izin vermedim, o da çekip gitti.”
Zübeyr b. Ebî Bekir şöyle demiştir: “Pederim bana Irak’tan mektup yazıyor ve mektuplarında şöyle diyordu: ‘Oğlum ilim öğren! Zira fakir düşersen ilim senin için en kıymetli maldır. Eğer zengin olursan ilim senin için güzellik ve cemâldir’.”
Buraya kadar zikrettiğimiz ayetlerden, hadislerden, sahabe ve âlimlerin sözlerinden aktardığımız denizlerden sadece bir damla niteliğindeki hususlar, ilmin kısmen de olsa önemini gözler önüne sermektedir. Rabbimizden niyazımız bizleri, kendine gereği gibi kul olan, ilmiyle amil, kendisini davasına adayan, Rabbine sevinç içerisinde kavuşma özlemiyle yanıp tutuşan Rabbani alimlerden eylemesidir. Rabbim bizleri bu duaya içtenlikle amin diyenler cümlesine ilhak etsin. Selâm ve dua ile.

——————————————
1. Al-i İmran:18
2. Nahl: 43
3. Mücadele:11
4. Zümer:9
5. Tevbe:122
6. Fâtır:28
7. Ra’d:43
8. Neml:40
9. Kasas:80
10. Ankebût:43
11. Zebîdî
12. Nisâ:81
13. Ankebût:49
14. Rahman:1-4
15. Ebu Dâvud,-Tirmizî, İbnMâce ve İbnHibban, (Ebu Derdâ ve EbuHüreyre’den)
16. Ahmed b. Hanbel, İbnHibbanve Hâkim, (Saffan b. Assal’dan)
17. Buharî ye Müslim, (Muaviye’den); Tirmizî ve İmam Ahmed (İbnAbbas’dan); İbnMâce (Ebu Hüreyre’den)
18. Ebu Dâvud, Tirmizî, İbnMâce ve İbnHibban, (Ebu Derdâ’dan)
19. Irakî, bu hadîsi daha önceki hadîsin bir parçası kabul etmektedir. Aynı hadîs başta yollardan da rivayet edilmiştir.
20. Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)
21. Tirmizî, (Ebu Umame’den) Hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir.
22. Ebu Davud, Tirmizî, Nesâi ve İbnHibban
23. Bu zat Hz. Ali’nin talebesidir, Arap gramerinin kurucusu olmakla bilinir. H. 169 yılında vefat etmiştir.
24. Bu zat ünlü zahidlerdendir. Bişr el-Hafî, Sırrî es-Sakatî gibi muta savvıfların döneminde yaşamış ve H. 130 yılında vefat etmiştir