Allah’a hamd, Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun.

Müslümanlar tarihin çeşitli dönemlerinde zulme ve işkenceye maruz kalmıştır. Bu zulüm ve işkence özellikle son iki asırdır giderek tırmanmakta. Ancak İslam davasının özünü anlamış Müslümanlar, İslam davasının yeri geldiğinde mal ve candan vazgeçebilmek olduğunu hayatlarıyla göstermiştir.

Aşağıda hayatını anlatacağımız değerli insanın bir kadın olduğunu ve kadın olmasına rağmen katlandığı işkence ve zulümlerin gerçekten çok büyük işkenceler olduğunu unutmayalım. Bir insanın fare ve köpeklerle dolu hücrede nasıl Allah’a teslimiyet göstererek sabrettiğini göreceğiz.
Rabbimiz! Bizleri yolundan ayırma! Bizlere hidayet ver. Üzerimize sabır yağdır. İmanımızı güçlendir. Güçlendir ki zorluklar karşısında yılmadan ve usanmadan durabilelim.

Hayatı

2 Ocak 1917’de Kahire’de doğdu. Babası Ezher’in bilginlerinden biri ve pamuk ticareti yapıyordu.

Babası onu meşhur sahabe kadınlarından Nesibe bintu Ka’b’ı kendine örnek alması ve onun gibi fedakâr, gayretli biri olması için kızına çoğu zaman onun adıyla hitap ediyordu. Zeyneb Gazali 10 yaşına geldiğinde babası vefat etti. O da annesi ve kardeşleriyle birlikte Kahire’ye göç etti. Burada ilk ve lise öğrenimini tamamladı.

Gençlik yıllarında “kadının başörtüsünü atmasını” savunan Hüda Şârâvi’nin başkanlığındaki “Kadınlar Birliği”ne katıldı.

Gördüğü Rüya ve Fransa’ya Gitmekten Vazgeçmesi

“Kadınlar Birliği” başkanı Hüda Şârâvi üç öğrencisini Fransa’ya göndermek istediğinde onlardan biri de Zeynep Gazali idi. Ancak o gitmeden kısa bir süre önce babasını rüyasında görmüş ve babası rüyasında ona“Fransa’ya gitme. Allah sana Mısır’da daha hayırlı karşılık vereceğini” söyledi. Zeynep Gazali de sabah olduğunda Hüda Şârâvi’ye Fransa’ya gitmekten vazgeçtiğini söyledi.

“Kadınlar Birliği” Teşkilatından Ayrılıyor, “Müslüman Kadınlar Birliği”ni Kuruyor

Zeynep Gazali, Ezher’de dinlediği sohbetlerden etkilenerek, bu teşkilatın fikirlerinin İslam’a uymadığını anlamış ve bu teşkilattan ayrılmıştır. Bundan sonra Şeriat Fakültesi konferans salonunda “Müslüman Kadınlar Birliği” ni kurduğunu ilan etmiştir. (1937) Bu teşkilatı kurarken henüz 20 yaşındaydı.
Bu birliğin amacını şöyle ifade eder: “1936 yılında kurulan birliğin amacı, Allah’ın davetini yaymak ve Müslümanların her alanda kendilerine gelmelerini ve İslam’ın gereğini yerine getirmelerini hatırlatmak, Allah için çalışmalarını sürdürmek” olduğunu açıklar.

Yaptığı çalışmalar ve gerçekleştirdiği eylem ve mitinglerle Mısır genelinde kısa sürede tanınmaya başlandı.

Zeynep Gazali 1938 yılında Hasan el Benna ile tanışıp , İslam’ın zaferi için çalışmak üzere ona biat edip“Müslüman Kardeşler Teşkilatı” na katıldı. 1951-1958 yılları arasında “Müslüman Hanımlar” isimli haftalık dergiyi çıkardı. Mısır devlet başkanı Abdunnasır, Müslüman Kardeşler’in mallarına el koyduğunda kocasının mallarına da el koyup, devlet hazinesine kattı.

1959 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatının yeniden organize edilmesinde büyük rol oynadı. Tutuklu ve mahkum ailelerle yakından ilgilendi ve yardım elini uzattı.

1965 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın bir çok üyesiyle beraber tutuklandı ve cezaevinde her türlü işkence ve eziyete katlandı. Sonunda ömür boyu hapse mahkum edildi. Ancak Suud kralı

Faysal’ın gayretleriyle altı yıl hapis yattıktan sonra 1971 yılında serbest bırakıldı.

Hapis Öncesi ve Hapis Hayatı Kendisine Yapılan Teklifler

Kurduğu birliğin kapatılmasının ardından kendisine birliğinin açılması için şu tekliflerde bulunurlar;

Müslüman Kadınlar Dergisi’nin “Sosyalizmi” yayması, bunun karşılığında 300 cüneyh maaş;

Sosyal İşler Bakanı olma, …

O ise yapılan tekliflere karşı şöyle dedi: “Müslümanlar makam ve şöhrete aldanmazlar. Dinsiz ve İslam’a düşman kuruluşları da kabul etmezler. Bizim yerimizi İslam belirlemiştir…”

Zindan ve İşkence Günleri

Zeynep Gazalî ve Abdünnâsır zamanında zindanda ona yapılan işkencelerden bir sahne.

Zeynep Gazalî “Zindan Hatıraları” adlı kitabında şöyle anlatıyor: “Hücrenin koyu karanlığı yuttu beni. Tanık olduğum tuhaflık ve vahşet karşısında “Bismillah, es-selâmü aleyküm” deyip girdim. Hücre kapısı kilitlendi ve eziyet vermek için yüksek voltajlı lambalar yakıldı. Ansızın 24 nolu hücrenin köpeklerle dolu olduğunu gördüm. Sayısını hatırlayamayacağım bir sürü köpek… Korkumdan gözlerimi yumdum, ellerimi göğsüme bastırdım. Dışarıda hücre kapısına asma kilit ve zincir takıldığını gösteren sesler geliyordu.  Köpekler beni görür görmez, üzerime üşüştü. Her tarafımdan asılmaya, bedenimi kemirmeye başladılar. Başıma, ellerime, göğsüme, sırtıma her biri bir yandan saldırıyordu. Isırdıkları yerlerimin yaralarını, acısını duyabiliyordum. Yalnızca korkunun şiddetinden gözlerimi bir an açtım, gördüğüm manzaranın ürkütücülüğünden hemen kapattım, ellerimi koltuk altlarıma gizledim. “Bismillah, ya Allah” diye başlayarak, Allah’ın tüm güzel isimlerini bir bir okumaya başladım. Bitirince bir kez daha tekrarladım. Köpekler bedenimin her yanını aralıksız tırmalıyor, dişliyor, üzerime yükleniyorlardı. Azı dişlerini kafamın derisinde, kolumda, sırtımda, bacaklarımda hissediyordum. Bu korkunç ortam karşısında Rabbime yakarmaya, seslenmeye başladım: “Allah’ım! Kendinle meşgul et ki, başkalarıyla uğraşmayayım. Ey tek olan! Ehad ve Samed olan Rabbim! Sen beni meşgul et ki, yalnız seninle olayım. Beni bu korkunç ortamdan kurtar. Senden başkasıyla meşgul olmaktan alıp, beni kendinle meşgul et, vereceğin huzur ve güvenle kuşat beni! Senin yolunda, senin sevginle, senin hoşnutluğunla, senin muhabbetinle şehadeti bana nasip et. Ey Allah’ım! Mü’minlerle birlikte benim de ayaklarımı sabit tut. Bizlere güven ve sabır ver!” Tüm bunları kalbimden okuyordum. Köpekler sürekli vücudumu ısırıyor, kemiriyorlardı. Saatler geçti, kapı açıldı ve hücreden çıkarttılar beni.

Hapiste Rahmanın Ayetleri

Öyle sanıyorum ki üzerimdeki beyaz elbiselerim tümden kana batmıştı. Köpeklerin vücudumu ve elbiselerimi delik deşik ettiğini düşünüyordum. Bir de ne göreyim, elbiselerime sanki kimse dokunmamış, bedenime de tek bir diş batmamıştı. Şaştım kaldım. “Allah’ım! Her şeyden münezzehsin. Benimle birliktesin, senin keremine layık mıyım ki? Rabbim! Hamd yalnız sanadır.” Bunların tümünü içimden söyledim. Çünkü şeytan herif kolumdan tutmuş, durmadan soru yağmuruna tutuyordu: “Köpekler seni nasıl parça parça etmemişler? Üstünü başını nasıl parçalamamışlar? Bir eliyle kolumdan tutuyor, diğer eliyle kamçı sallayarak izliyordu bizi.”

Zeynep Gazalî’nin “Zindan Hatıraları” kitabından başka bir sahne daha:

“Onuncu gün ikindiden sonra zindanın kapısı açıldı. 3 nolu cezaevine götürüldüm. 3 nolu cezaevinde bir zindana kapattılar. Her tarafım yaralı vaziyette ceset gibi yere yığıldım. Vücudum şişirilmiş top gibiydi; dayak, işkence ve sudan dolayı kabarmıştı. On birinci gün her tarafı yara bere ve kan içindeki vücudumu kontrol eden doktor, hastaneye kaldırılmamı emretti. Hastanede bir gün kaldım. Biraz dinlenip iyileşmeyi hayal ederken zebaniler geldiler ve hayalimi dağıttılar. Beni oradan alıp Şems Bedran’ın odasına götürdüler. Dağlanmış, yaralanmış ve pişmiş ayaklarımın üstünde güçlükle durabiliyordum. Vücudumu taşıyacak halim kalmamıştı; fakat ne çare arkamdan gelen zebaniler kamçılarla tehdit ediyor, yavaş yürüdüğümde ayaklarıma, vücuduma vuruyorlardı. Hastaneden Şems Bedran’ın odasına kadar yürüyemezdim. Yolun yarısında yere yığıldım, askerler ellerimden tutup sürükleyerek getirdiler. Böylece sürüklenerek Şems Bedran’ın odasına geldim. Şems beni görür görmez, öfkeyle Safvet’e seslendi, rol yapar gibi ani bir hareket yaptı. Suratı hırçınlaşmış, öfkeden avurtları şişmişti. Gözleri baykuş gibi geniş suratının ortasından açılmış, kolunu uzatıp parmağıyla beni göstererek, “Bunu as ve beş yüz kırbaç vur!” emrini verdi. Vahşet, vahşet… Astılar ve Safvet’in teşrifine hazırladılar. Geldi, kollarını sıvayıp kırbacı eline aldı, sonrada paşası Şems Bedran’ın emirlerini yerine getirdi. Beş yüz kırbaç, evet, evet, beş yüz kırbaç altında bana düşen “Allah’ım! Allah’ım!” diyerek feryat etmek ve O’na yalvarmaktı. Şems Bedran ise bana karşılık veriyor, “Allah dediğin nerede? Varsa seni kurtarsın. Abdünnâsır’dan yardım isteseydin, seni kurtarırdı hem de derhal.” Kırbaçlanma faslı bitti, yere indirdiler, ama kim ayakta durabilir? Ayaklarımdan kanlar akıyor…”

Evet, bu okuduğumuz işkenceler Mısır gibi bir İslam ülkesinde ve bir Müslüman kadına yapılmıştır.

Zeynep Gazali, hapis süreci boyunca inkar ettiği ancak cezaevi müdürü ve işkence edilmesine sebep olarak Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır’a suikast düzenlemeyi düşünen ve organize edenlerden birinin de kendisi olduğu gibi büyük bir iftira ile suçlanarak cezaevine konulmuştur.

Bu ithama karşı şunları söylemiştir: “Müslüman Kardeşler’in Abdunnasır’ı veya başkasını öldürmek ve ülkeyi tahrip etmek gibi bir amacı yoktur. Ülkeyi fiilen tahrip eden Abdunnasır’ın kendisidir. Bizim amacımız bu gibi şeylerden çok daha büyüktür. Amacımız en büyük gerçektir. Yeryüzünde tevhid davası ve Sünneti üstün kılma davasıdır. ‘Hüküm ancak Allah’ındır’ davasıdır. Amacımız ve davamız Allah’ın izniyle gerçekleştiği gün puthaneleri yıkacağız ve efsanelerine son vereceğiz. Amacımız tahrip değil ıslahtır. Yıkmak değil, yapmaktır.“

Ancak esas hedefin gerek sorgulamalarda gerekse de yapılan icraatlerde görüldüğü üzere “Müslüman ve İslam düşmanlığı olduğu” apaçık ortadadır.

Kendisine yapılan eziyet ve işkenceler için şunu söylemiştir: “Müslümanlara reva görülen eziyetlerin ne kadar korkunç ve ürkütücü olduğuna, işkencenin her türlüsünde ihtisasın üstünde beceri kazanmış kırbaçlı ellerin onu “cehennem” olarak nitelemesi sanırım yeterlidir. Evet; bu cehennem, yiğit erleri maden gibi eritmek için ateşin üstünde kurulmuş bir potaydı. İşkence senaryosunun imtihan tecrübeleri içinde pişmiş erleri seçip ayırdığı kızgın bir maden kazanıydı.”

Müslümanlara Yapılan Bazı İşkence Çeşitleri

Hapishaneye girdiğinde şu işkenceleri gördüğünü anlatır:”Ayaklarından dar ağaçlarına asılma, kamçılarla çıplak sırtlarının dağlanması, vücutlarının parçalanması için kudurmuş köpeklerin üzerine salınması, işkence altında can vermek için sıra bekleyenleri…“

Eroinman Kadının İmanına Vesile Oluşu

Zeynep el-Gazali hapishanede iken onun işkence ve yorgunluğunu artırmak için hücresine eroin kaçakçısı bir kadın getirirler. Bu kadın çocukları kaçırıp boğazlayarak bağırsaklarını çıkartıp içerisine eroin dolduran ve kefenleyerek cenaze nakli altında eroin kaçakçılığı yapan biridir.

Kadın Zeynep el-Gazali’nin hücresine konulduktan bir müddet sonra Müslüman olur ve tevbe eder. Namaz kılmaya ve oruç tutmaya başlar. Daha sonra Zeyneb el-Gazali’nin ailesiyle aralarında irtibat başlar.

Kadın, Zeyneb Gazali’nin ailesine: “Zindana bir şey göndermek istediğiniz zaman bana gönderin ben onu ona ulaştırırım.” der. Eroin kaçakçılarının ziyareti serbestti, ancak Zeynep el-Gazali’nin ziyaretçilerle görüştürülmesi ve dışarıdan ona bir şey gönderilmesi yasaktı.

Bu cani kadın Müslüman olduktan sonra Zeynep el-Gazali’ye dışardan çok güzel yiyecekler getirmeye çalışıyor ve ona hizmet ediyordu. Cezaevi idaresi bu duruma çok şaşırmıştı. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Kendi kendilerine şöyle demişlerdi: “Biz esrarcı kadını hacı Zeynep el-Gazali’nin yanına koyarak onu da bozduk. Her halde bu kadın tevbe etti. Yaptıklarından vazgeçti.”
Daha sonra eroinci kadını cezaevinden çıkartırlar. Kadın çıkarken ağlar ve: “Ben sensiz nasıl yaşayabilirim?” diyerek feryat eder.

Zafer ve İslam Nedir?

Zeynep Gazali ile hapis müdürü arasında geçen şu dialog bize zaferin ne demek olduğunu öğretiyor.

Müdür: “Seni tavuk gibi asıyoruz, suya atıyoruz, ateşe atıyoruz, köpeklere atıyoruz. İddia ettiğiniz gibi Rabbiniz sizi niye korumuyor? Niçin sizi kurtarmıyor, deliler?“

Zeynep Gazali ise şöyle açıklıyor:”Bizler Allah’a bağlı oldukça size karşı üstünüz. O’nunla zenginiz. O’nunla güçlüyüz. O’na güveniyoruz. O’nun için çarpışıyoruz. O’nun yolunda cihad ediyoruz. Ancak bir tek şey yenilgimizi ispat edebilir: O da tevhid sancağını yüceltme ve İslam’ın sözünü üstün kılmanın vacip olduğuna dair inancımızdan vazgeçmemizdir. İslam herşeydir. İslam, cemaatinin herşeyini düzenler. Başka bir şeye ihtiyaç bırakmaz. Dünyayı emniyet ve adaletle doldurur. İnsanları basit şeylere veya kullara kulluktan çıkarıp tek Allah’a isyan olan her şeye, kula itaat edilmez. Allah’a doğruluk ve samimiyetle gönülden bağlı bir insan herşeyin yaratıcısı, sahibi, hakimi ve Rabbi olana bağlı olmuş demektir. Ruhu gökler alemine ve kalbi Firdevs cennetine bağlanıp dünya hayatı gözünde basitleşen bir insan yaratıklardan nasıl korkar! …“

Kendisine Savcılığa Gideceği Haberi Verilince

Kendisine savcılığa gönderileceği haberi verilince şu sözleri söyler:”İşkencenin aşama ve çeşitlerinden teker teker geçtim. Çılgın kırbaçlardan, köpeklerin vücudumu paralamalarından, sulu zindandan, ateşten, falakadan, darağaçlarında baş aşağı asılmaktan, ayakta bekletilmekten, susuzluk ve açlıktan, psikolojik ve ahlaki hakaretlerden… akla gelebilen en adi zulümlerin hepsinden geçtim. Rezalet sahnelerinin tamamlanması için sıra savcılığa geldi. Adaletin gölgesinde ve kanunun himayesinde(!) mazlumların cezalandırılması için bu defa sıra savcılıktaydı.“

İşkencelere Nasıl Katlandı

Kendisine işkencelere nasıl katlandığı sorulduğunda şöyle cevaplamıştır: ““Evet, bu zorlu günlerde iki şeyle yaşayabildim. Birincisi, Rabbimizin bize ihsan ettiği iman gücü. … İkincisi, kuvvetli ve açık bir şekilde Allah’ın hayata hakimiyetinin ölçüsünde olan o kutlu rüya; onunla yaşadım.“

Teklifler Karşındaki Tavrı

Kendisine Sosyalist Parti’ye üye olursa serbest kalacağı teklifinde bulunanlara şu cevabı vermiştir: “Abdülkadir Udeh ve arkadaşlarını idam eden tağut Abdunnasır yönetimini kabul edip Allah’ın huzurunda rezil olacaksam imzalamadan ellerim kurusun!”

Mahkeme Savunması

Ayağa kalktım ve dedim ki: “Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Bizler cani ve katil değiliz. Irz ve namus düşmanı, mal ve can düşmanı değiliz. Bizler ümmetin emin insanları, Kur’an’ın hadimleri ve İslam›ın hamileriyiz. Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem de bizim için en güzel örnektir. “Allah’tan başka ilah yoktur Muhammed, Allah’ın Rasuludür” bayrağını üstün kılıncaya kadar hak yolda sebat ve devam edeceğiz. Ümmet “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah” sözünü üstün kılıncaya kadar çalışacağız. Zalimlerin hakkımızda uydurduğu iftiralardan beriyiz. Zalimlere karşı Allah bize yeter. O vekilimiz ve Mevlamızdır.”

Seyyid Kutub ve Arkadaşlarına Verilen İdam Kararı

Seyyid Kutub’un kardeşi Hamide Kutub ile aynı koğuşta kalıyorduk. Kendisine abisi ve diğer kardeşlerinin durumunu sorduğumda bana: “Allah yolunda şehitlik(idam) olduğunu söyledi. “ Ben de ona: “Kur’an ve Sünnet’e bağlı Allah yolunda Allah’ım, sen kabul buyur.” dedim.

Seyyid Kutub ile Son Görüşmemiz

İdam kararından beş gün sonra Seyyid Kutub’u benim koğuşuma getirdiler. Kendisine “Bizimle bir an bile oturman Allah’ın büyük lütfu ve rızasının eseridir.” dedim. O da bana: “Ecellerin Allah’ın elinde olduğundan, Allah’tan başka kimsenin ecellerin üzerinde tasarrufu bulunmadığından söz etmeye başladı. Allah’ın kaza ve kaderine razı olmamızı, Allah’a teslimiyetle bağlanmamızı sıkı sıkı tavsiye etti… Konuşmamız Allah’ın kaza ve kaderine razı olmak etrafında dönüp dolaştı. “

Seyyid Kutub ve Arkadaşlarının İdamı Üzerine Söyledikleri

Bu üç değerli insanın (Seyyid Kutub, Abdulfettah İsmail, Yusuf Havvaş) idam edilmesinin üzerine Zeynep Gazali şu sözleri söylemiştir: “Olay büyük, musibet korkunçtur. Seyyid Kutub ve iki arkadaşının Allah yolunda şehid edilerek idam edilmesi kolay unutulacak bir şey değildir. Kur’an müfessiri, İslam davetçisi Seyyid Kutub! Anlayışında, ifadesinde, berrak metodunda, güçlü nakli ve akli delillerinde büyük alim Seyyid Kutub! Dinine sımsıkı bağlı ve Allah’ın yardımına imanı tam Seyyid Kutub! Allah’ın kitabı Kur’an’a bakışta, Kur’an’ı anlamada, ahkamına bağlılıkta yeni bir çığır açan ve geliştiren büyük ‘Fi Zilalil Kur’an’ tefsirinin sahibi değil midir? Kur’an’a bağlılığın nasıl olacağını öğreten büyük alim değil midir? En’am Suresi’nin başında yolun nerede ve nasıl olacağını açıklayan Seyyid Kutub! İslam’da Sosyal Adalet, Din Dediğin Budur, İstikbal İslam’ındır, Yoldaki İşaretler, İslami Etüdler, Kur’an’da Edebi Tasvir, Kur’an’da Kıyamet Sahneleri ve değişik alanlarda yazdığı yirminin üstünde eserin sahibi Seyyid Kutub! Böyle bir musibet anında kelimeler, o mübareğe duyulan ızdırabı teselli etmeye yeterli olmuyor! Okuyun! Seyyid Kutub’un neden idam edildiğini anlamak için ‘Yoldaki İşaretler’i, okuyun. İki süper güçte İslam dirilişinin gerçekleşmesi Seyyid Kutub’un üzerinde durduğu en önemli konulardandır. Bunun anlamı iki süper gücün tükenmesi(kapitalizm ve komünizm) ve dünyayı İslam güneşinin aydınlatması demektir. Her asırda ana karakterini koruyarak değişik şekillerde süregelen cahiliyet değil, Allah’ın dini İslam’ın üstün olması demektir. Evet, İslami dirilişin anlamı, doğu ve batısıyla şer güçlerin tükenmesi ve evrende hakkın sahibi ilahi idarenin hakim olması demektir. İnsanlar için çıkarılan en hayırlı ümmetin üstün olması demektir. Allah’ın izni ile üstün olacaktır.’Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”

Daha sonra şunları söyledim:”Öyle bir savaş oldu ki fakih ve imam Seyyid Kutub, bir ümmete bedel Abdulfettah İsmail, davetin aksiyoner elemanı Muhammed Havvaş gibi değerli elemanlarımızı verdik.”

Bir Rüya; Seyyid Kutub, Firdevs’te

Seyyid Kutub’un idamından iki gün sonra sabah namazından sonra tesbihat yaparken uykuya dalmışım. Rüyamda bir ses duydum; “Seyyid Kutub, Firdevs’te; arkadaşları da yüce cennetlerdedir.”

Seyyid Kutub ve Bir Gerçek

Seyyid Kutub’a “Yoldaki İşaretler” kitabını okuyanların Seyyid Kutub’un”toplum fertlerini tekfir ettiği” sorusunu sorduğumda bana şöyle dedi: “Yazdıklarım yanlış anlaşıldı. Bunun doğru olmadığını ve bir vehimden ibaret olduğunu söyledi.”

Zeynep Gazali devamında şöyle dedi: “Şüphesiz Seyyid Kutub, toplum fertlerini tekfir etmezdi. Ama toplumların İslam’dan uzaklaştığını ve İslam toplumu özelliğini yitirecek şekilde İslam’a yabancılaştığını söylerdi.”

Kadın Müfessir Zeynep Gazali

Zeynep Gazali, hapis günlerinde Kur’an okurken aklına gelenleri küçük notlar halinde biriktirerek kısa bir tefsir oluşturmuş ve tefsirini Ezher’in tefsir profesörlerinden Abdulhay el Fermavi’ye incelettikten sonra 1994 yılında yayımlamaya başlamıştır. İki büyük cilt olarak basılan kitap, “Kur’an’a Bakışlar” ismiyle Türkçeye tercüme edilmiştir. Tefsirinde büyük ölçüde İbn Kesir ve Fizilal-i Kur’an’dan yararlanmıştır.

Ona göre Kur’an’ı pratik olarak yaşayabilmek için “İslam insanının oluşması, ardından İslam ailesinin kurulması ve son olarak İslam toplumunun oluşturulması” kaçınılmazdır.

Yeğeni Muhammed Gazali, Zeynep Gazali’nin yazdığı tefsir hakkında şöyle demiştir:”Bu tefsir değişik mezhepler arasındaki tartışmalar üzerinde duran kelamî bir tefsir değildir, aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’in dil yönünden mucize olmasını ortaya koyan bir belagat tefsiri de değildir. Bu ancak Kur’an ayetlerinin anlamlarının iyi anlaşılması için bu ayetlerin günümüzde kullanılan dille açıklamalarını yapan, Allah’ın hidayet nurunun en güzel yolla kalplere ulaştırılmasını amaçlayan bir tefsirdir”

Hedefi

Zeynep Gazali hedefini şöyle açıklamıştır:“Allah’ın izniyle, Kur’an’ın ve sünnetin hedeflerini kavrayan ve yolun uzunluğunu idrak edenler, İslam toplumu dirilinceye ve insanlık Kur’an’la sünnetin sancağı altında gölgeleninceye kadar haktan, hayırdan ve O’na davet etmekten sapmayacaktır. Hak yolda ve sebatla yarışıyoruz. Karşılaştığımız bütün şeylerin karşılığını Allah’tan bekliyoruz.”

Vefatı

Gazali; Suudi Arabistan, Pakistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika, Ürdün, Cezayir, Türkiye, Hindistan, Almanya, Kanada, Avusturya, Kanada olmak üzere pek çok ülkede tebliğ ve irşad faaliyetlerinde bulundu.

İman, davet ve mücadele iken dolu 88 yıl yaşayan Zeynep Gazali 3 Ağustos 2005 yılında vefat etti. 2 evlilik gerçekleştiren Zeynep Gazali’nin hiç çocuğu olmamıştır. Kahire’nin doğusundaki Nasr kentinde Rabiatu’l Adaviyye camiinde kılınan öğlen namazı ardından toprağa defnedildi.

Türkçe’ye Tercüme Edilen Eserleri

1- Kur’an’a Bakışlar, Uysal kitabevi, 1994. (Zeyneb el-Gazali’nin tefsiri.)
2-Eyyam min Hayati; Zindan Hatıraları, Madve Yayınları, 1984.
3- Müslüman Aileye Doğru, Madve Yayınları, 1991.
4- Gençlerle Mektuplaşmalar, İstişare Yayınları, 1997.

————————-

1. Zeynep Gazali; Zindan Hatıraları, Madve Yayınları
2. Bir Hanım Müfessir Zeynep Gazali ve Tefsiri, Ali Akpınar (Makale)