“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.” (1)

Ümmetimin ihtilafı (ayrılığa düşmesi) rahmettir hadisi mutlak, yani her konuda ihtilaf rahmettir demek değildir. İslamiyet insanları bir ve beraber kılmak için gelmiştir. Ayrılıkları desteklediği asla düşünülemez. Bu hadis bazı ihtilafların rahmet olduğunu bildiriyor; ama şu hadis-i şerif de bizleri fırkalara ayrılmamak noktasında ikaz ediyor: 

İsrail oğulları yetmiş iki millete ayrılmışlardı. Ümmetim ise yetmiş üç millete ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç hepsi Cehennem’de olacaktır. Ashab: “O millet kimdir?” Diye sordular da: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’de şöyle buyurdu: “Ben ve ashabım hangi milletten isek o milletten ve dinden olanlardır.” (2)

İhtilafın Lügat Mânâsı:

İhtilaf, lugatta, herkes birbirinden başka bir yol tutarak herhangi bir konuda anlaşamamak, söz birliği edememek, aynı olmamak demektir. Her aynı olmayan, aynı zamanda ihtilaf etmiş, karşı çıkmış, uyuşamamış ve ittifak edememiş demektir. (3)

İhtilafın İstilahi Mânâsı:

Alimlere göre, şer’i ıstılah (terim) olarak ihtilaf, insanların dünyâ ve âhirette kendisiyle mutlu veya mutsuz (şakavet) olduğu fikir ve görüşlerde, dinler, mezhebler ve inançlarda olur.(4)

İslam, İhtilafı Yasaklar:

Şeyhu’l İslâm İbn Teymiyye radiyallahu anh şöyle der: “Allah celle celaluhu bize, birleşip anlaşmayı emrederken, ihtilafa düşmeyi ve ayrılıp bölünmeyi ya saklamıştır. (5)

İbn-i Teymiyye’nin dediği, Kur’anın da ifade ettiği bîr gerçektir. Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in da sünneti mevcuttur.

Allahu Teâlâ celle celaluhu: “Ve topluca Allah’ın ipine yapışın, ayrılmayın.” (6) buyururken, Efendimiz  sallallahu aleyhi ve sellem’de tirmizi’nin tahric ettiği bir hadiste şu tavsiyede bulunmaktadır: “Cemaatten ayrılmayınız. Bölünmekten sakınınız. Çünkü şeytan tek başına bulunanla beraber olup, iki kişiden çok uzaktır.” (7)

“Kendisine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.” buyurur Rabbimiz.(8)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in meydana geleceğini bildirdiği haberleri doğrularcasına müslümanlar arasında ihtilaf olmuştur ve olacaktırda.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Sizden öncekilerin yolunu adım adım, karış karış izleyeceksiniz. Eğer onlar bir sürüngen deliğine girse, siz de gireceksiniz.” ‘Ey Allah’ın Rasûlü, Yahudiler’in ve Hıristiyan’ların yolunu mu? diye sorduk. “Başka kim olacak?” Buyurdular. (9)         

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda şöyle buyuruyor: “Ümmetimden bir sınıf vardır ki, daima hakkı müdafaa eder. Kıyamete kadar muhalifleri onlara zarar veremez.”

Öyle ise, ihtilaf etmeleri durumunda insanların aleyhinde bir delil olsun diye onları bölük bölük olmaktan, çekişip ayrı düşmekten menetmek ve sakındırmak gerekmektedir. (10)

Allah’a ve Rasûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (11)

Hz. Ömer radiyallahu anh Müslümanların dağınıklığı ve bu dağınıklığın yol açacağı tehlikelere karşı bizleri şöyle uyarmaktadır; “Duyduğuma göre özel meclisler ediniyormuşsunuz. Öyle ki meclisler parsellenmiş ve iki kişi bir araya geldiğinde; bu filanın arkadaş grubundan, bu filanın ekibinden deniyormuş.

Allah’a yemin ederim ki; bu durum hem dinimiz, hem şerefimiz, hem de huzur ve güvenimiz açısından ciddi bir tehlikedir. Bu hal sizden sonra gelenlerin İslam’ı parça parça bölerek bu filanın görüşü, şu filanın görüşüdür demelerine yol açar, meclislerinizi birleştirin, birlikte oturun. Böyle yapmanız dostluğunuzun daha devamlı olmasını, insanlar arasında daha heybetli gözükmenizi sağlar.”

Ümmetin Helaki İhtilafı Sebebiyledir: Milletin helak olma sebeblerinden olan ihtilaf, Allah’ın milletler hakkındaki sürekli kânunlarından (Sünnetullâh) biridir. Bunu, Îmam’ul Muhaddisin (hadisçilerin imamı) Buhari’nin çıkardığı şu hadisten öğreniyoruz. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Sizden önceki (milletler) ihtilaf ettiler de helak oldular” Bir diğer revâyetle “helak edildiler” şeklindedir (12)

Abdullah İbn Mes’ûd radiyallahu anh rivayet ederek Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle dediğini naklediyor:“Bir adamı Rasûlullah’tan işittiğimin aksine, bir âyeti okurken işittim. Elinden tutup Nebi’ sallallahu aleyhi ve sellem’e götürdüm. Durumu anlatınca yüzünde bir hoşnutsuzluk farkettim. Sonra buyurdu:Her ikinizin de okuduğu tamam ve doğrudur. İhtilaf etmeyiniz. Sizden öncekiler ihtilaf ettiler de helak oldular ” buyurdu.Şeyhul İslam İbn-i Teymiyye radiyallahu anh bu hadis hakkında şöyle diyor:“Bu hadisi İmam Müslim tahric etmiştir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, burada, tarafların birbirlerinin yanında bulunan hakkı inkar anlamına gelen ihtilaftan menetmektedir. Çünkü her iki sahabe de güzel okumaktadır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu şu sözüyle sebeblendiriyor: “Çünkü sizden öncekiler ihtilaf ettiler de helak oldular.”  (13)

 ihtilaftan Korunmanın Yolları: İhtilafın çeşitlerine göre, korunma yolları da değişmektedir. İhtilaf, bazan idarecilerle halk arasında, bazan da müslüman cemaatin üyeleri ile diğer İslami cemaatler arasında meydana gelir.  (14)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Emirinden (idarecisi) hoşlanmadığı bir fenalık gören kimse ona sabretsin. Çünkü cemaatten bir karış ayrı kalarak ölen kimse cahilyye ölümüyle ölmüştür.” (15)

Buhari’nin, Ubade b. Samit radiyallahu anh’den diğer bir rivayetinde şöyle denilmiştir:“Nebi sallallahu aleyhi ve sellem (Akabe gecesi) bizi (Ensarı)biat için davet etmişti. Biz de biat ederek O’na söz verdik. Übade diyor ki, Rasûlullah’ın Ensar üzerine bir borç olarak bizden aldiğı ahd ü misakta şöyle biat ettik: Allah’ın ve Rasûlünün emirlerini dinleyip onlara hem neşeli hem kederli zamanımızda; hem zor hem kolay halimizde itaat etmek ve amirlerimiz kendi arzularını nefislerimiz üzerine tercih etseler dahi, hakkında yanınızdaki Allah’ın Kitab’ında  var olan kuvvetli delilinizle açık küfürlerini görmedikçe onlara itaat etmek münakaşa etmemek (savaşmamak).(16)

Bu hadis-i şerifler ve alimlerin bu konudaki sözleri bölünmeye ve küsüp çatışmaya götüren çekişmeye meydan vermemek için İmam’a (devlet reisi) itaatin, onun zulüm ve işkencelerine sabır göstermenin vacib oluşuna açıkça delil olmaktadır. Mazlumların ve sultanın zulmünden zarar görenlerin bu sabrı, zilleti (horlanmayı), aşağılığı kabullenme ve zalimlerin zulmüne rıza gösterme anlamını taşımaz. Bir “İsar”dır. İsar demek; hususi maslahat karşısında umûmî menfaati tercih etmektir. Burada umûmî menfaat, cemaatin birlik üzerine kalması, sultana isyan etmek suretiyle bölünmemesi ve ümmetin zayıflamasına yol açacak ferdi çatışmalara yol açacak ferdi çalışmalara meydan vermemesidir. Yoksa, sultanın zulmüne sabretmek, onun zulmüne razı olmak ve sessiz kalmak demek değildir. Kasdedilen, sadece devlete silahla baş kaldırmamaktır. Çünkü bu “bağy” (adil idareciye isyan) demek olur. Zulümden dolayı sultanın günahıyla ona silahlı başkaldırının günahı bir değildir. (17)

Başkalarına Körü Körüne Tabi Olanların Kıyametteki Feci Hali:

Başkalarına körü körüne tabi olanların kıyametteki feci hali şöyle belirtiliyor:“Yüzleri ateşte çevrildiği gün; ‘Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygambere itaat etseydik’ derler. Yine onlar derler ki: ‘Ey Rabbimiz! Biz yöneticilerimize, büyüklerimize tabi olduk, onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (18)

“Halkın hepsi Allah’ın huzuruna çıkarlar. Güçsüzler, büyüklük taslayanlara: Şüphesiz ki biz size tabi idik. Şimdi Allah’ın azabından hiç bir şeyi bizden uzaklaştırabiliyor musunuz? derler. Onlar da: Eğer Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı biz de sizi doğru yola götürürdük. Artık sızlansak da sabretsek de birdir. Bizim için kaçıp sığınacak bir yer yoktur, derler.” (19)                                                                                                                            

-Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Veda hutbesinde şöyle buyurmaktadır:

Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Sonuçta bütün Müslümanlar kardeştir. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşnutluğu ile vermişse o başkadır.”“Ey İnsanlar! Şunu iyi biliniz ki, Rabbiniz birdir, atanız birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem de topraktandır. Arap’ın başka ırka, başka ırkın Arap’a, beyaz ırkın siyah ırka, siyah ırkın beyaz ırka –takva dışında- bir üstünlüğü yoktur.”  (20)

“Cenâb-ı Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir gün yere bir çizgi çizerek “Bu Allah yoludur.” buyurdular. Yine bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizdikten sonra “Bunlar da yollardır, bu yolların her birisinde insanları o yola çağıran birer şeytan bulunur.” buyurdular ve:

“İşte bu benim dosdoğru yolumdur, siz ona uyunuz. Başkaca yollara gidip de onlar sizi Allah’ın yolundan ayırmasın.” âyet-i kerime’sini okudular.” (21)

İbn-i Abbas radiyallahu anh buyurur ki:

“Allahu Teâlâ bu âyet-i kerime ile müminlerin tek bir cemaat olmasını emrediyor, ayrılıkları, gruplaşmaları yasaklıyor ve geçmiş milletlerin bir çoğunun bölünüp parçalanma yüzünden yıkılıp yok olduklarını haber veriyor.”

Hz Ömer radiyallahu anh Efendimiz, Kudüs halkına verdiği emannamenin hutbesinde sözlerine şöyle başlamıştır: “Hamd olsun O Allah’a ki bizi İslâm dini ile aziz etti. İman ile şereflendirdi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine bizi rahmetine nâil kıldı. Dalâletten kurtardı. Dağınık iken onun sayesinde bir araya getirdi. Kalplerimizi birbirine ısındırdı. Düşmanlarımıza karşı muzaffer kıldı. Memleketler ihsan etti. Bizi sevişen kardeşler haline getirdi.Ey Allah’ın kulları! Bu nimetlerden dolayı Allah’a hamd ve senâ ediniz.” 

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in mahrem-i esrârı olan Huzeyfe radiyallahu anh Hazretleri buyururlar ki:

“Münafıklık Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem devrinde vardı. Şimdi ise imandan sonra küfür vardır.” (22)

Huzeyfe (radiyallahu anh-) Hazretleri’nin bu sözü ile ne demek istediğine dair bazı alimler şöyle söylemişlerdir:

“Cemaate tefrika sokmak Allah-u Teâlâ’nın “Velâ teferrekû=Tefrikaya düşmeyin.” emrine aykırıdır. Bütün bunlar artık gizli-kapaklı değildir. Öyleyse bu, imandan sonra küfür gibidir.”

 “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, size merhamet edilsin.”(23)

 “İyilik ve takva üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız.”(24)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“Bir mümin diğer bir mümin için birbirine kenetlenen tuğlalar gibidir. Birbirinden kuvvet alır.” (25)

“Onların gönüllerini birleştiren Allah’tır. Eğer sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O Aziz’dir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (26) “Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler.”(27)

Rabbim göünüllerimizin birleştirsin bi

Rabbim müminlerin göünüllerini birleştirsin bizlere vasat ümmet şuurunu ihsan etsin.dünya’da ihtilafa düşmekten muhafaza,livai tevhid sancağı üzere bir araya gelen kullarının zümresine ilhak etsin.(Amin) 

 

————————-

 

  1. Âl-i İmran, 103
  2. Tirmizî
  3. Lisânu’l Arab, c.l, s.430 vs.
  4. Şâtıbî, Muvafakat, c.4, s.110,144 vd.
  5. Halduh, Mukaddime, s.56. İbn-i Teymiye, Mecmuu Fetevâ, c.3, s.l 17 ve c.20, s.
  6. Âl’i İmran, 3/103
  7. et-Tâcu’l Câmiu’l Usûl, c.5, s.308.
  8. Â’li imran,105
  9. Münzirî, Muhtasar-ı Sahîh-i Müslim, c.5, s.291
  10. Prof. Dr. Abdulkerim Zeydan, İlahi Kanunların Hikmetleri, İhtar Yayıncılık: 178. 179.
  11. Enfal,46
  12. Askalânî, a.,g.e, c.9, s.101. 102
  13. Teymiye, İktizâu’s Sırâtu’l Müstakim, s.35
  14. Prof. Dr. Abdulkerim Zeydan, İlahi Kanunların Hikmetleri, İhtar Yayıncılık: 184.
  15. Askalânî, c.13, s.5
  16. Askalânî, a.g.e., c.13, s.5
  17. Prof. Dr. Abdulkerim Zeydan, İlahi Kanunların Hikmetleri, İhtar Yayıncılık: 186. 189.
  18. Ahzab, 60. 68
  19. İbrahim, 21
  20. Tirmizi, Menakıp, 73.
  21. Dârimî. Sünen
  22. Buhârî, Fiten 21
  23. Hucurat, 10
  24. Maide, 2
  25. Münâvî
  26. Enfal,63
  27. A’raf, 181