İhtilaf ve tefrika; Allah’a iman ederek tağutları reddeden ve yeryüzünde Allah’ın dinini hakim kılma uğruna ömürlerini bu yola adayan muvahhid davetçi kardeşlerimizin akıl ve yüreklerini en çok zorlayan, onları üzen ve hatta karamsarlığa sevk eden ciddi bir meseledir.
Bu durum, ömürleri boyunca ittifaklara değil, ihtilafların sonucunda tefrikalara (ayrışmalara) şahit olan ihlaslı kardeşlerimizin davet hususunda çalışma aşk ve azimlerini kırmaktadır.
Farklı camaatlere ve mezheplere mensup olan ihlaslı kardeşlerimiz, “İslami eğitim” programlarına “ihtilaf ve ihtilaf ahlakı” gibi konuları almadıkları, bu meselelerdeki  İslami söylem, tavır ve ahlakın nasıl olması gerektiğini bilmedikleri için hem kendilerini, hem içinde bulundukları taplulukları hemde ümmeti gereksiz yere yormakta, kişiler ve cemaatler arasına husumet, dargınlık ve kin girmektedir.
İslami hareketlere mensup olan davetçi kardeşlerimiz, zihinlerinde bu meseleyi çözmek ve  bir ihtilaf ahlakı prensibiyle hareket etmek zorundadırlar.
Tevhid ehli müslümanların birbirlerinden ayrışmayı gerektirecek ihtilaflar ile birbirlerinden ayrışmayı gerektirmeyecek ihtilafları öğrenmesi ve bu farkları iyice kavraması gerekmektedir.
Çünkü ihtilaf ahlakı öğrenilmediği ve gereğince amel edilmediği müddetçe cemaatler arası ayrışmaların ve cemaat içi ayrılıkların asla sonu gelmeyecektir.
Bu durum ise, İslami cemaatlerin olduğu yerde devamlı saymasına, küfür ve şirk sistemlerinin ise devamına sebeb olacaktır.
Tevhit ehli müslüman kardeşlerimiz ihtilaflar hususunda şu ince çizgilere çok dikkat etmek zorundadırlar.

1- İHTİLAFIN HARAM
OLDUĞU MESELELER.
İhtilafın haram olduğu meseleler; dinin temel esasları yani sabiteleriyle ilgili alanlardır. Dinin temel esaslarında ihtilaf etmek (tefrika) kesin bir haramdır.
Daha da açacak olursak; Kur’an-ı Kerim veya  mütevatir sünnetle, hükmü açık, net ve sabit olan hususlar, dinin temel esasları yani sabiteleridir. Eskilerin deyimiyle Zaruret’i diniyye (dinin asılları)dır.
Bu sebeble, Kur’an-ı Kerim veya mütevatir sünnetle hükmü kesin olan bir şeyi inkar etmek yada tüm sahabilerin kesin ve mütevatir icması ile sabit olan dini bir hükmü inkar etmek küfürdür.
Bu gibi delillerle sabit olan hükümlerin inkarı ile,  bunlarla alay etmek, küçümsemek, veyahut zıddı ile bunlardan farklı şeylere inanmak aynı şekilde küfürdür.Dinin temel esaslarında ihtilaf etmek,farklı görüşler ortaya koymak kesin bir haramdır. Bunun adı din de tefrikadır.
Zarureti diniyye (dinin temel esasları/sabitleri) diye de bilinen bu hususları üç ana gruba ayırmak mümkündür.
a- İnançla ilgili dinin temel esasları
Allah’ın varlığına ve birliğine, Rasulullahın peygamberliğine, Kur’an-ı Kerim’in yüce Allah tarafından gönderildiğine, kaza ve kadere, ahiret gününe, meleklerin ve cinlerin varlığına inanmak, Cennet ve Cehemmin hak olduğuna, hesabın hak olduğuna, kıyametin hak olduğuna ve buna benzer; Kur’an-ı Kerim ve mütevatir sünnetin inanç konularıyla ilgili kesin, açık ve net şekilde ortaya koyduğu tüm hususlar dinin asıl/temel esaslarındandır. Bu esaslara iman zarurettir.
b- İbadet (Emirler)lerle ilgili dinin temel
esasları/sabiteleri
Akıl ve buluğ çağına ulaşmış olanlar için namaz, Ramazan ayına ulaşanlar için Oruç, nisap miktari zenginliğe ulaşanlar için Zekat, yol ve imkan bulanlar için hacc ibadetlerinin farz olduğuna inanmakta dinin temel esaslarındandır.
Çünkü bu ibadetler, hem Kur’an-ı Kerim hem mütevatir sünnet hemde ashabın tümünün icmasıyla sabit olmuş ibadetlerdir. Bu ibadetlerin dinin kesin bir emri olduğunu inkar etmek küfürdür. Çünkü bu durum; hem Allah’ı hem Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i hemde ashabın tümünü yalanlamaktır.
c- Haramlarla ilgili dinin temel
esasları/sabiteleri
İçki içmek, kumar oynamak, haksız yere adam öldürmek, zina etmek, faiz alıp vermek, hırsızlık, yetim malı yemek, namuslu kadınlara iftira atmak ve buna benzer Kur’an-ı Kerim veya mütevatir sünnetle haramlık hükmü açık, net ve kesin olan hususlara iman etmekte dinin temel esasları/ sabitleri arasındadır.
Bunların inkarı küfürdür.
Farklı islami cemaatlere mensup olan davetçi kardeşlerimiz ; “Zaruret-i Diniyye” (dinin temel esasları/sabiteleri) üzerinde ihtilaf etmenin, hoşgörülü davranmanın asla caiz olmadığını ve bunun sonunun Allah’ın azabına giden bir tefrika olduğunu  bilmeleri gerekir.
“Kendilerine apaçık bilgiler (deliller) geldikten sonra parçalanıp ayrılığa (tefrikaya) düşenler gibi olmayın. işte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Ali imran:105)
İslamın yoluna ömrünü adayan ihlaslı kardeşlerimiz şu duruş ve inancı kendilerine ilke edinmeleri gerekir: “Bizler dinin temel esaslarını/sabitelerini tartışma konusu dahi yapmayız. Bu hususlardaki ihtilafları tefrika görürüz. Tevatür yollarla bize gelen kat’i bilgilere iman etmeyi müslümanlığımızın ön şartı kabul ederiz. Dinin temel esaslarında/sabitlerinde ihtilaf eden (tefrikacılık yapan), bu esasları kabul etmeyen veya basite alanlarla asla bir araya gelemez ve kader birliği yapamayız.
Dinin temel esaslarında ihtilafın adı artık ihtilaf değil, dinde  tefrikadır. Kimi yüzlerin aydınlanacağı kimi yüzlerinde kararacağı O günün dehşetinden Allah’a sığınır ve dinde tefrikayı reddederiz. işte bizim itikadımız, inancımız ve yolumuz budur.
2- İHTİLAFIN CAİZ
OLDUĞU MESELELER.
Kur’an-ı Kerim ve Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem’ın sünnetinde hükmü, açık net ve kesin bir şekilde açıklanmamış konulara fer’i (tali) meseleler denir.
Kur’an-ı Kerim’de ve Rasülüllah’ın sünnetinde hükmü kesin ve açık bir şekilde ortaya çıkmamış fer’i konularda; içtihat, tevil, kıyas yoluyla farklı görüşlerin ortaya çıkması gayet doğal, meşru ve caiz olan ihtilaflardır. Örneğin; teşrik tekbirlerinin sayısı ve zamanı, bayram tekbirleri, teşehhüdde oturuş şekli, teşehhüdde işaret parmağının nasıl ve ne kadar kaldırılacağı, ihramlı iken nikah olur mu olmaz mı meselesi, kurban kesmek vacip veya  sünnet midir?, “Besmele ve amin” kelimelerinin namazda açıktan okunup okunmama meselesi, kamet’i tekli veya çiftli okumak, kan akınca abdestin bozulup bozulmaması, velinin izni olmadan bekar kızın evlenip evlenemeyeceği, haccın farz vacip ve sünnetleri gibi daha birçok mesele….
Alimler arasında bu meselelerin Herbiri tartışılmıştır. İhtilaf edilen şey; O meselenin ne zaman, nerede ve nasıl yapılacağı ile ilgilidir. Dinin temel esasları dışında kalan fer’i meselelerdeki caiz ve doğal olan ihtilaflar, ilim ehlinin yani ilme dayanan ihtilaflardır. Şayet bir meselede varılan hüküm; “şeriatın hüküm çıkarma usullerine” uymuyorsa o ihtilaf dahi değildir. O hüküm batıl ve geçersizdir.
Bu ve benzer meselelerin, mükellefler üzerindeki hükmü ve O meselenin şekli ile ilgili ihtilafların pek çok sebebi vardır. Bu sebeblerin üzerinde genişce durmak meseleyi fazlaca uzatacağından dolayı sadece bazı başlıkları vermekle yetineceğiz.
a) Akılların (anlayışların) farklılığı.
b) İlmi seviyelerin farklılığı.
c) Yaşanılan toplumun farklılığı.
d) Delillerin takdirindeki farklılıklar.
İbadet, muamelât ve benzeri konularda insanları tek bir görüş üzere toplamak isteyenler olmayacak bir şeyi istiyorlar. Onların bu alandaki mevcut ihtilafları kaldırmaya yönelik tüm girişimleri, ihtilaf çemberini daha da genişletmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Yürekleri islam sevdasıyla çarpan kardeşlerimiz şunu bilmeliler ki, dinin temel esaslarından/sabitelerinden olmayan meselelerde ihtilaf kaçınılmaz  bir zarurettir. Bunun hiç olmamasını beklemek ve bu umutla yaşamak, “tavuğun altında öküz yumurtasının bulunması” umuduyla yaşamak gibidir. Dinen ve fıtraten ihtilaf kaçınılmazdır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; “Müctehit ictihadında isabet ederse iki sevap, yanılırsa bir sevap alır.” (Buhari, İ’tisam)
Sevgili peygamberimiz bu sözüyle; fetva veren müçtehidinde yanılabileceği, bütün ilmi gücünü ve çabasını kullandıktan sonra şayet verdiği fetvada yanılsa dahi ayıplanmaması ve kınanmaması gerektiğini bizlere öğretmekte dahası O’nun için bir sevap olduğunu müjdelemektedir.
Hal böyle iken, yanılması durumunda dahi bir sevap alan müçtehidlerin O fetvasına uyan insanları nasıl batılda olmakla suçlayabiliriz ki? Bu insaf ve akılla bağdaşır mı?
İslam tarihi fer’i konulardaki ihtilaflarla doludur. Bu islam alemi için bir kolaylık ve rahmettir. İhtilaf ahlakının nasıl olması gerektiği hususunda  bazı İslam önderleri ve alimlerinin sözleri şöyledir:
Ömer b. Abdulaziz şöyle der: “Eğer Hz. peygamberin ashabı ihtilaf etmemiş olsaydı çok üzülecektim. Çünkü onlar ihtilaf etmeselerdi ruhsat olmazdı.”
Tabiin döneminin fakihlerinden  Kasım b. Muhammed’e “Namazda açıktan (sesli) Kur’an okumayan imamın arkasında olan kimsenin Kur’an okuyup okumamasının hükmü nedir?” diye soruldu. O şöyle cevap verdi: “imamla beraber sende okursan Allah’ın Rasulünün ashabından kendine senin gibi okuyan örnekler bulursun. Yok eğer imamın arkasında sessiz bekler ve okumazsan yine kendine Allah Rasülünün ashabından senin gibi okumayan örnekler bulursun.”
Büyük alim Mer’a el- Hanbeli şöyle der: “Bu dinde görülen mezhep ihtilafları büyük bir rahmet ve fazilettir. Bu ihtilaflarda, alimlerin anlayabileceği cahillerin ise kapalı ve kör kaldığı ince bir hikmet vardır. Ümmetin ihtilafı bu ümmet için ayırıcı bir özellik olup, kolaylığı ilke edinmiş bu din içinde bir genişliktir.”
İmam Şafi derki: “Görüşüm, yanlış olma ihtimali olan bir doğrudur. Başkasının görüşü ise doğru olma ihtimali olan bir yanlıştır.”
Hanifi alimlerinden İbni Abidin şöyle der: “Bize mezhebimiz ve muhalifimizin mezhebi sorulursa vucuben deriz ki, bizim mezhebimiz doğrudur. Ama hatalı olma ihtimali vardır. Aynı şekilde muhalif bir mezhebin fetvaları hakkında da deriz ki, hatalıdır. Fakat iyi bilinmelidir ki, bu fetvaların doğru olma ihtimalide vardır. Bizim görüşlerimizin aksine görüş beyan edenlerin görüşleri kesin olarak hatalıdır asla diyemeyiz.”
İmam Malik ve Said b. Müseyyeb; vücuttan kan çıkınca abdestin bozulmayacağı görüşündeydiler. İmam Ahmed b. Hanbel ise; burun kanaması ve kan aldırma abdesti bozar görüşündeydi. Ona kendisinden kan çıkmasına rağmen abdest almayan imamın arkasında namaz kılar mısın? diye sorulduğunda o şu cevabı verdi: “Ben, imam Malik ve imam Said b. Museyyebin  arkasında nasıl namaz kılmam?”
Ey ihlaslı kardeşlerimiz! İşte bu sana önder olan ehli sünnet alimlerinin ihtilaf ahlakı. Sen onların birbirini kırdığını, tahkir ettiğini, batıl ehli diye nitelendirdiğini göremezsin.
Yaratan Allah’ın; yüce, adil ve temiz şeriatı/kanunları yerine yaratılan insanların boş, çürük ve tutarsız kanunlarıyla yönetilmeyi istemek ve tercih etmek dinde tefrikadır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini kabul etmemek, O’nun sözünün üzerine söz söylemek dinde  tefrikadır.
Müşrikleri, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmek dinde tefrikadır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in nübüvvetinden sonra gelen Yahudi ve Hristiyanların da cennete gireceğini söylemek  dinde tefrikadır.
Şanı yüce, ilmi ezeli ve ebedi olan Allah’ın; gaybi bilemeyeceğini veya kullarının yapacağı işlerden haberdar olmadığını söylemek dinde tefrikadır.
Allahu Teala, yarattığı kullarına şah damarından daha yakınken ve dua edenin duasına ânında icâbet ederken, Allah ile kul arasına aracı koymak ve aracılar olması gerektiğini iddia etmek  dinde tefrikadır.
Yüce Allah “İnsanları Allah’a çağıran, salih amellerde bulunan ve ben müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır?” derken; insanları demokrasiye, kominizme, faşizme, laikliğe, kemalizme ve bu inançlara uygun amellerde bulunmaya çağırmak, bu isimlerle isimlenmeye özen göstermek  dinde tefrikadır.
İzzeti, şerefi ve üstünlüğü Allah’ın, peygamberinin ve müminlerin yanında değil de emperyalist ve siyonistlerin yanında aramak  dinde tefrikadır.
Yüce Allah’ın Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, İslam dinini davet ve tebliğinde takip etmesi gereken yolu adım adım göstermiş ve emretmişken bu nebevi hareket yöntemini terk edip, insanların belirlediği ve müsade ettiği yöntemlerle başarı ve zaferi aramak  dinde tefrikadır.
Sonuç olarak; dinin temel esaslarında/sabitelerinde yapılan tartışma ve ortaya çıkan farklı görüşler dinde tefrikadır. Dinde tefrika ise; haram ve sonu çetin bir azaptır. “Kendilerine apaçık bilgiler (deliller) geldikten sonra parçalanıp ayrılığa (tefrikaya) düşenler gibi olmayın. işte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Ali imran:105)
Dinin fer’i meselelerinde yapılan tartışma ve ortaya çıkan farklı görüşler ise ihtilaftır. Taassup ve bağnazlık olmadığı, kişiler ve cemiyetler birbirini tahkir edip batıl görmedikleri müddetçe ihtilaflar; bu ümmet için bir genişlik, ruhsat ve rahmettir.
Yüce islam nizamının yeryüzüne hakim olması arzusu ile çalışan ve gelmesi kesin olan o günün hayaliyle yaşayan şuurlu davetçi kardeşlerimize sesleniyoruz:  İHTİLAFA DEĞİL TEFRİKAYA HAYIR…                            Selam ve dua ile.