İslâm’da zina etmek suç ve cezayı gerektirdiği gibi, zina ile itham etmek de suç ve cezayı gerektiren bir haram olarak zikredilmiştir. Nur suresi 4. ayetin tefsirinde Seyyid Kutup rahimehullah şöyle demiştir:

“İffetli, köle olmayan evli, dul veya bekâr kadınları kesin bir kanıt olmaksızın zina etmekle suçlayan dilleri serbest bırakmak, suçsuz bir erkek veya suçsuz bir kadını bu iğrenç suçla lekelemek isteyen, sonuçta da elini kolunu sallayarak gezen iftiracılara geniş bir imkân hazırlar.”

Yani Allah celle celaluhu, zinayı haram kıldığı gibi, zinayla iftira etmeyi de yasaklamış, toplumda bu ahlaka sahip olan kimselerin önünü kesmiş ve ahlaklı kadın ve erkekleri koruma altına almıştır. Bu koruma, akrabaların, kavminin, yakınlarının koruması değil, Allah celle celaluhu’nun korumasıdır. İffetli kadınlar ve iffetli erkekler Allah’ın yasasıyla, hükmüyle korunmuşlardır.

Zina suçunun iftira yolu ile dahi konuşulması, toplumda yayılması, meşruluk kazanmasına ve buna meyledenlere cesaret kazandırmasına sebep olacağından dolayı, Allah celle celaluhu zinanın önünü kesecek, o yolu tıkayacak, insanlık için rahmet olan ayetlerini indirmiştir. Zina suçunu işleyenlere de zina eden bekâr erkek ve kadına verilen cezaya benzer bir ceza ile seksen sopa vurulmasını ve şahitliklerinin geçersiz sayılmasını, fasık olarak damgalanmalarını istemiştir.

Seyyid Kutup rahimehullah, Allah celle celaluhu’nun verdiği bu cezayı şu şekilde anlatıyor: “Seksen sopa, birincisi bedensel bir cezadır. İkincisi ise, toplumsal düzeyde bir uslandırma yöntemidir. Bu iftirayı atanın sözünün boşa gitmesi şahitliğinin kabul edilmemesi, toplum içinde itibarının düşmesi, sözüne güvenilmeyen biri olarak halk arasında gezmesi yeterlidir. Üçüncüsü ise, dinidir. Böyle birisi imandan sapmış, doğru yoldan çıkmıştır.”

Gıybet etmenin de haram kılındığı, dinimizde Hucurat Sûresi 12. ayette geçmektedir: “Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah’a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahim olandır.”

Gıybeti edilen yani konuşulan konunun zina içerikli olmasını, günah ve haramlığı bakımından düşündüğümüzde, hem müslüman kardeşinin ölü etini yemek hem de dört şahit getiremediği zinayla itham ettiği, hatta bunun dilden dile yayılıp meşrulaşmasına sebep olduğu günahı düşündüğümüzde ve bu günahı işleyen kimselerin şer’i hukukla cezalandıracak bir mahkemede olmadığından, tevbe ve istiğfar etmezse Allah’a günahlarla gideceğini düşünelim.

“Yalnız bu iftira suçunun arkasından tevbe ederek tutumlarını düzeltenler bu hükmün kapsamı dışındadırlar. Çünkü Allah affedicidir, merhametlidir.” (Nur, 5)

Bu ayet-i kerimede, iffetli kadın ve erkeklere iftira eden kimsenin tevbe etmesi ve bu davranıştan nasuh bir tevbeyle uzaklaşması, o kimseyi bu hükmün kapsamının dışında tutar. Âlimler bu ayetle ilgili; Bu son cezayı mı kapsıyor ve sadece fasıklık sıfatını mı kaldırıyor? Yoksa şahitliğinin kabul edilmemesi geçerli olarak mı kalacak? konusunda ihtilaf edilmiştir.

İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Şafii: “İftiracı, tevbe ettiği andan itibaren şahitliği geçerli olur, fasıklık sıfatı kalkar.” görüşündedir.

İmam Ebu Hanefi ise: “Sadece son cezanın kalkacağı, yani fasıklık sıfatı kalkar ancak şahitliğinin kabul edilmemesi hali devam eder.” görüşündedir. 

Şa’bi ve Dahhak: “Tevbe etse bile şahitliğinin geçersizliği devam eder.” demiştir. Ancak “Zina suçlamasında bulunurken iftira attığını itiraf ederse, bu durumda şahitliği kabul edilir.” görüşünü bildirmişlerdir.

Seyyid Kutup rahimehullah, bu son görüşü kabul etmiş ve şöyle açıklamıştır: “Burada tevbenin yanında, iftiraya uğrayanın iftiracının açık itirafı ile aklanmasının duyurulması zorunluluğu getiriliyor. Bu şekilde iftiraya uğramış kişinin ırzı aklanmış ve yasal açıdan sonra düşünce açısından da itibarı iade edilmiş olur. Sonra, yaptığı iftirayı itiraf ederek tevbe eden ayrıca cezasını da çeken iftiracının itibarına zarar verecek bir durumda kalmamış olur.”

İftira suçunun nelere sebebiyet verebileceğini Allah celle celaluhu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, pak ve temiz olan Aişe annemiz ve Hz. Ebubekir radiyallahu anh’ın yaşadığı ızdırap dolu günler ile bize anlatıyor: Zühri, Urve ve başkalarına dayanarak Hz. Aişe’nin -Allah ondan razı olsun şöyle dediğini rivayet eder:

“Rasûlullah -salât ve selâm üzerine olsun- bir yolculuğa çıkmak istediğinde kadınları arasında kura çekerdi. Kura kime çıkarsa onu birlikte götürürdü. Yine bir sefere (Bu, tercih edilen görüşe göre Hicri beşinci senede meydana gelen Beni Mustalık savaşıdır.) çıkmak üzereyken aramızda kura çekti. Kura bana çıktı. Ben de örtünme ayetinin inmesinden sonra gerçekleşen bu sefere onunla beraber katıldım. Ben bir hevdec içinde deveye bindirilip indiriliyordum. Yola devam ettik. Hz. Peygamber bu savaşı bitirdikten sonra geri döndü. Medine’ye yaklaşmıştık. Bir gece yola çıkma emrini verdi. Yolculuk emri verildiği sırada ben kalktım, ordunun konakladığı yeri geçip ihtiyacımı giderdim. İşimi bitirince ordunun yanına döndüm o sırada göğsüme dokundum. Gerdanlığımın kopup düştüğünü farkedince üzüldüm, geri dönüp aramaya koyuldum. Gerdanlığı aramak epey zamanımı aldı. Bu sırada bana yardımcı olanlar gelip hevdecimi deveye yüklerler ve beni hevdecin içinde sanırlar. O zamanlar kadınlar hafiftiler, vücutları etli ve ağır değildi. Çünkü o zamanlar az yemek yerdik. Bu yüzden onlar da hevdeci kaldırıp deveye yüklerken, hafifliğine şaşırmamışlardı. Üstelik ben oldukça gençtim. Deveyi kaldırıp yola çıkarlar. Ben de o sırada gerdanlığımı buldum. Ama ordu hareket etmişti artık. Ben konaklama yerine geldiğimde kimseyi bulamadım. Daha önce bulunduğum yerde tek başıma beklemeye koyuldum. Onların benim kaybolduğumun farkına varıp geri döneceklerini sanıyordum. Orada öylece oturuyorken uyku ağır bastı ve uyudum. Safvan b. Muattal es-Selemi ordunun gerisinden gelirdi. Bütün gece yol almıştı. Benim bulunduğum yere gelince uyuyan bir insan karartısı görmüştü. Yanıma gelmiş, görünce de beni tanımıştı. Beni örtünme ayeti inmediği zamanlarda görürdü. Beni tanıyıp şaşkınlıktan “innalillah ve inna ileyhi raciun”demesiyle uyandım. Hemen başörtümle yüzümü örttüm. Allah’a andolsun ki, benimle bir tek kelime konuşmadı. Beni gördüğü zaman şaşırmışlığın ifadesi olarak söylediği “innalillahi ve inna ileyhi raciun”dan başka ondan tek bir söz duymadım. Devesinden indi ve onu çöktürdü. Ön ayaklarına basarak binmemi sağladı. Deveyi önden çekerek yola koyuldu. Nihayet orduya konakladığı bir yerde yetiştik. Bundan sonra benim hakkımda çıkardıkları dedikodudan helak olanlar oldu. Günahın büyüğünü de Abdullah b. Ubey b. Selul üstlendi.

  Nur Suresi 11.ayette: “O ağır iftirayı ortaya atanlar, sizden bir gruptur. Bu olayı kendiniz için kötü bir şey sanmayınız. Tersine o sizin için iyidir. O grubun içinde bulunan herkes payına düşen günahın cezasını görecektir. Suçun büyük bölümünü omuzlarında taşıyan o grubun elebaşısı ise büyük bir azaba çarpılacaktır.” buyrulmaktadır.

Bu ayet-i kerimede İslâm toplumunu sarsan bu olayın bir kişinin planladığı bir mesele olmadığı, müslümanlara düşmanlık besleyen ya münafık ya da yahudi bir toplumun temsilciliğini yapan kimse olabileceği vurgulanıyor. İslâm’la açıkça savaşmayıp perde arkasından komplo kurarak savaşabileceklerine işaret ediyor. Ayetin, “Bu olayı kendiniz için kötü bir şey sanmayınız” kısmında ise bu hadise ile içinizdeki düşmanlar ortaya çıktı ve iftira edenlerin neden cezalandırılması gerektiği gerçeğini müslümanlar kendi vicdanlarında görmüş, şahit olmuşlardı. Allah’ın ayetlerindeki hikmeti bir kez daha hissetmişlerdi. İftiranın cezası olmazsa bu suçun boyutlarının nerelere kadar ulaşabileceğini tüm ızdırabı ile yaşamışlardı.

“O iftirayı işittiğinizde erkek-kadın bütün mü’minlerin, kendileri hakkında hüsnü-zan besleyerek, özlerine leke kondurmaya yanaşmayarak ‘`Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?” (Nur, 12)

Allah celle celaluhu, bütün müminlerin birbirleri hakkında hüsnü zan beslemeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Yani bir mümin hakkında zina suçlaması duyulduğu zaman diğer müminlerin kalplerinde ancak hüsnü zan olur. Yani kardeşinin böyle bir günahı işlemeyeceğine kalben inanır ve diliyle de bunu ifade eder.

“Bu konuda dört şahit göstermeleri gerekmez miydi? Mademki, bu şahitleri gösteremediler, o halde onlar Allah katında yalancıların ta kendileridirler.” (Nur, 13)

İslâm’a teslim olmuş akıllı müminlerin yapması gereken davranışlardan biri de böyle bir iddiayı ortaya atan kimseye, şahidi olup olmadığını sormak, değilse Allah’ın onları yalancılıkla suçladığını bilmeleri gerekir.

“Hani bu iftirayı dilden dile yayıyordunuz. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız bu söylentiyi rastgele ağızlarınızda geveliyordunuz. Yaptığınız kötülüğü önemsiz sanıyordunuz. Oysa o, Allah katında ağır bir suçtu.” (Nur, 15)

Konuşulan meselenin ne gibi yıkımlara sebep olabileceğini düşünmeden yayılması, kulaktan kulağa geçmesi, akıllarda şüpheler uyandırması ancak bu kötülüğü önemsiz görenler tarafından yapılabilecek bir harekettir. Önemsiz sayılan bu tavır, düşüncesizlik, Allah’ın yasakladığı bir haramdır.

“Onu işittiğiniz zaman “Bu konuda konuşmak bize yakışmaz. Haşa Allah’a! Bu ağır bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?” (Nur, 16)

Böyle bir söz işittiğimiz takdirde takınacağımız en güzel tavrın ne olduğunu Rabbimizden işitiyoruz. “Bu konuda konuşmak bize yakışmaz.” İşte Rabbimizin mümin kullarına nasihati…

Eğer Rabbinin emrine uymayıp şeytanın izini takip ederse müminlerin arasında, ahlaksızlığı yayanlar, dünya ve ahirette Allah’ın azabına maruz kalacaklardır.

Hiç bir delili, dayanağı olmayan bir müslümanın ırzını, iffetini tehlikeye atacak, onu üzecek sözleri işittiğinde bu sözlere kulak kabartan, sonra duyduklarını başkalarına satan, bir an olsun bile düşünmeden, vicdanı kendisini hiç rahatsız etmeyen ve bu yaptığından Allah’a sığınmayan kimselerin akıbetini Allah celle celaluhu Nur suresi 21, 23, 24 ve 25. ayetlerde bildiriyor:

“Ey mü’minler, sakın şeytanın izinden gitmeyiniz. Kim şeytanın izinden giderse bilsin ki, o edepsizliği, ahlâksızlığı ve çirkin davranışları emreder. Eğer Allah’ın size yönelik lütfu ve merhameti olmasaydı hiçbiriniz asla kötülüklerden arınamazdı. Ama Allah dilediği kimseleri kötülüklerden arındırır. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.”

“O gün dilleri, elleri ve ayakları işledikleri kötülük konusunda aleyhlerinde şahitlik edecektir.”

“Zinadan haberi bulunmayan iffetli mümin kadınlara, zina isnad edenler, dünyada ve ahirette lanete uğramışlardır. Onlara büyük bir azap vardır.”

“O gün Allah onlara hakettikleri cezayı tam olarak verecek ve onlar Allah’ın, apaçık “gerçek” olduğunu anlayacaklardır.”

İftira etmekten, iftiraya uğramaktan, bu günah ile Rabbin huzuruna gitmekten Allah’a sığınırız.

Rabbimiz..! Bizlere senin emir ve yasakların hakkında takva ile yürüyecek bir iman nasib eyle… Allahumme Amin…

Selam ve dua ile…