Gençlik, buluğ çağıyla başlayan ve yirmili yaşların ortalarına kadar devam eden dönemin adıdır. Heves, hayal ve heyecanın zirveye ulaştığı bu döneme delikanlılık ta denir.
Gençlik bir nevi belirsizlik, arayış ve şekillenme dönemidir. Bu dönemde; birbirine zıt duygular bir araya toplanabilir. Kuruntu, isyankârlık, alınganlık, tepkisellik, maceraya yatkınlık, aşırı tepkisellik, dağınıklık hep bu dönemin davranış şekillerindendir.
Gençlerin çoğu zaman gönülleri hassastır. Kırılgandırlar. Kendilerini topluma ispatlama çabaları vardır. Gençler mantıklı hareketlerden çok hisleriyle hareket eden kimselerdir. Coşku, heyecan, aksiyon, açık sözlülük, yüreklilik gibi özelliklere sahip olan gençler, bu özelliklerini Allah’ın razı olduğu yolda kullanma ihtimalleri olduğu gibi Allah’ın razı olmadığı kötü yollarda kullanma ihtimalleri de vardır.
Gençlik kontrolsüz, gelişi güzel, hedefsiz, amaçsız geçirilen bir dönem olmamalıdır. Gençlik, iyi veya kötü alışkanlıkların, fikir ve inançların kazanıldığı ve kişiye yerleştiği bir dönemdir.
İşte tam bu noktada durmak ve şu soruyu sormak gerekir; gençliğimize istikamet veren, ona yön tayin eden, ona hedef ve amaçlar gösteren, ona uğruna ölünecek idealler aşılayan, onun algı dünyasında; iyi- kötü, güzel- çirkin, fazilet- soysuzluk, hak-batıl kavramlarının içini dolduran zihniyet sahipleri kim veya kimler?
Bu ülkenin Müslüman gençlerinin inanç, ahlak ve şahsiyet eğitimi hangi unsurlar gözetilerek dizayn edilmeye çalışılıyor ?
Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: “Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar.Sonra anne ve babasının tesiriyle Yahudi, Hristiyan ve Mecusi olur.” ( Buhari-Cenaiz)
Acaba daha 5 yaşındayken ellerimizden zorla alınarak “Milli (ideolojik) Eğitime” tabi tutulan çocuklarımızı gerçekten biz mi yetiştiriyoruz.?
Çocuklarımız daha ilkokulun kapısından girdiği an, ona öğretilen ilk şey nedir? Hangi inanç, hangi fikir, hangi idealler, hangi kutsallar, hangi yaşam tarzı aşılanıyor çocuklarımıza???
Bu soruların doğru cevapları Türkiye’de egemen olan rejimin ne olduğu ile alakalıdır.
Devlet; toplum ve halkın sorun ve ihtiyaçlarına çözüm üreten bir aygıt olması gerekirken Türkiye’de devlet; toplum ve halkın hizmetinde olan bir kurum değildir. Tam tersine toplum ve halk; devlet içindir. Kutsallaştırılıp ilahlaştırılan devlet, insanlara bir hizmet aracı olmaktan çıkartılıp, adeta toplumu sanki var eden, onu yaşatan, onun sahibi ve maliki olan varlık (yani ilah) konumuna oturtulmuştur. Tabi ki bu durumda devlete hakim olan güçler (yada işgalciler) efendi konumunda, halk ise onlara hizmet etmek için var olan köleler durumundadır.
Bu düşünce yapısına sahip olanların hâkim olduğu devlet; halkı için neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verecek tek varlık (ilah)’tır.
Batıdan taklit edilen ulusalcılık ve laiklik, kemalizm ile birlikte yoğrulmuş ve devletin resmi dini (ideolojisi) haline getirilmiştir. İnsanların nüfus kağıtlarında resmi dini İslam yazsa da bu bireylerin tercih ettiği veya mecburen kabullendikleri bir durumdur .Devletin resmi dini ise; biraz önce söylediğimiz gibi ulusalcılık ve laikliğin kemalizm ile birlikte harmanlanmasıyla ortaya çıkmış seküler bir inançtır .
Bu seküler din /ideoloji sahipleri; zulüm, kan ve hainlikle kurdukları sömürü ve şirk düzenlerini ayakta tutabilmek için kendi çıkarlarını koruyacak ve mevcut sistemi savunacak nesiller yetiştirmek zorundaydılar.
İşte bu yüzden, Türkiye’de adına “milli eğitim” denilen “ideolojik eğitim” çok önemlidir. Çocuklarımızı daha 5 yaşında (polis zoruyla) alıpta 18 yaşına kadar “mecburi eğitim” diyerek uğruna onca masraf ve onca çaba harcamaları boşuna değildir.
Ulusalcı – laik – Kemalist rejimin hedefi bellidir.Bu halkı; siyasal güçlerini, çirkefleşmiş düzenlerini ve güçlü sermayelerini ayakta tutan ve koruyan içi boş kütükler haline dönüştürmek… Bunu da kısmen başarmışlardır.
“Maalesef bu millet; öz anasının ırzını kirleten namussuzları, anasının namusunu kurtaran kahramanlar diye sevmiş ve sahiplenmiştir.”
Bu son derece korkunç ve vahim bir durumdur. Bu 180 derece değişim, dönüşüm ve kendi öz değerlerine yabancılaşma ancak milli (ideolojik) eğitim (!) Politikaları ile becerilebilmiştir.
Şu an gençlik; çirkeflikler bataklığının içerisinde debelenmektedir. Sigara, hırsızlık, cinsel tacizler, ortaokul çağı gençleri için bile normal alışkanlıklar haline gelmiştir.
İçki, kumar, uyuşturucu, cinsel ilişki, gasp, yaralama gibi hadiseler Lise çağı gençleri için “delikanlı” veya “özgür kız” olmanın bir gereği hatta raconudur.
Lise önlerinde, güpegündüz yapılan hap ve kenevir satışları ise herkes tarafından bilinmekte hatta bilinmenin ötesinde halk ve emniyet tarafından iyice kanıksanmış haldedir.
2012 yılında bir çağdaş (!) Lise de, tam 90 kızın hamile kaldığı tespiti emniyet tutanaklarına geçtiği bir dünyada yaşıyoruz. Hangi birini sayalım ki?
Bu gençlik hangi zihniyetin, hangi inancın, hangi eğitim- öğretim mantığının ürünüdür?
Ulusalcılar mutlu mudur? Laikler mutlu mudur? Kemalistler mutlu mudur? Liberaller mutlu mudur? Demokratlar mutlu mudur?
Bizce mutludurlar! Netice de onlara göre “Gökten indiği zannedilen (Kur’an-ı Kerim) kitapla ülke yönetilemezdi. Onlar; gençliğin eğitim ve öğretimini gökten indiği zannedilen dogmalarla değil kendi heva, heves ve görüşleri ile şekillendirmeliydiler. Yine onlara göre; İnsanoğlu maymundan meydana gelmişti ve Maymundan türeyen bu gençliğin hayvanlık alametleri ortaya koyması da gayet normaldi.”
Bizim bu noktada asıl sorumuz şu; “Bu ülkenin sözde tevhidi davete öncülük yapan abileri, ablaları ve önderleri de bu durumdan memnun mudur?”
Buda nasıl soru deyip hemen kızmayın… Bir Mü’minin haramdan, münkerden memnun olması onu iman dairesinden çıkaracak bir amel olduğunun bilincindeyiz. Fakat ulusalcı – laik – Kemalist rejimin resmi medreselerinde (!) İslamcı bir gençliğin yetişmeyeceği gün gibi ortadadır. O halde, biz Müslümanlar resmi dinin ideolojik öğretilerine alternatif olacak İslami eğitim kurumları oluşturmak veya ulusalcı – laik – Kemalist zihniyetin ideolojik okullarına zorla alınan çocuklarımız için direnmek ve bedel ödemek adına neler yaptık?
Çocuklarımızın, ahireti ile , Cennet ve Cehennemi ile kumar oynamamak adına hangi taşın altına elimizi koyduk?
Yoksa “lanet olsun” diyerek, elimizi yüzümüze kapatıp parmak arasından mı baktık, “Kurtlara teslim ettiğimiz kuzularımızın” ardından?
Maalesef bu hususta tepkisiz, duyarsız, ilgisiz Müslüman abiler, ablalar, kardeşler ve önderler topluluğu ile karşı karşıyayız?
Bu en temel meselede kılını dahi kıpırdatmak istemeyenlerin ileri sürdüğü mazeretler şunlar;
1- “Ben çocuğumu muhafazakâr zihniyetli bir kolejde okutuyorum. Çok şükür çocuğumu rejimin ideolojik okullarına teslim etmiyorum.”
2- “Bence insanın içinde olacak. Eğer benim çocuğumun içinde iman ve ahlâk varsa o pisliğin içinde olsa bile temiz kalır.”
Çocuklarını kolejlerde yüksek paralarla okutan kardeşlerimize diyoruz ki;
1- Bu kolejler sizin çocuklarınızı kişisel olarak geliştirebilirler… İleri derecede Matematik, Fizik, İngilizce, öğrenebilirler. Kaliteli üniversitelere girebilir ve prestijli iş imkânları bulabilirler.
Fakat kuruluş ideallerinden uzaklaşan ve parayı önemseyen bu kolejler; Sizin çocuklarınıza ahlâk, dava, mücadele, adanma, fedakârlık, kardeşlik ve cihad ruhunu aşılayamazlar.
Bu kolejler de çocuklarınız; Tağutların tankları önüne yiğitçe atlayıp taş fırlatan o asil gençliğin mücadele ruhunu öğrenemezler.
Bu kolejlerde çocuklarınız; Ufacık bir ekmek parçasını aç olan diğer arkadaşlarıyla paylaşma erdem ve inceliğini kavrayamazlar.
Bu çocuklar, lanetli Yahudi askerlerinin karşısına dağ gibi dikilerek, elinin tersiyle onları itecek imana, cesarete ve gözü karalığa bu suni eğitim kurumlarıyla ulaşamazlar.
Bir dediklerinin iki edilmediği, diğer arkadaşları arasında ezik olmasın diye her türlü gereksiz harcama ve lüksüne göz yumulan, babalarının ve annelerinin zenginliği ile birbirlerine hava attıkları bir gençliğin içinde barındığı bu kolejlerden Hz. Hamzalar, Hz. Mus’ab’lar, Habbab’lar, Cafer bin ebi Talib’ler, Ahmet Yasin’ler, Hattab’lar, Seyyid Kutub’lar yetişmez.
Bu kolejlerde “Gayemiz Allah’ın rızası, Anayasamız Kur’an, Önderimiz Rasulullah, Yolumuz Cihad yolu, temennimiz ise Şehadettir” diyen Hasan el-Benna’ların nesli yetişmez.
Buralarda yetişse yetişse ; Kürkü cilalı, etiketi pahalı, çok şey bilip az şey yaşayan, çok iyi konuşan fakat yeri geldiğinde diplomasını, kariyerini, makamını davası uğruna feda etmeyi göze alamayan, azimetlere değil ruhsatlara sarılan, çekirdek aile sendromundan kurtulup bir türlü ümmetçi olamayan ENTEL – LEKTÜEL akademisyenler ve kaliteli memurlar yetişir.
2- Sizin çocuğunuz için harcadığınız bu paralarla en az üç çocuk ,ulusalcı – laik – faşist zihniyetin fesat yuvalarına buluşmadan alternatif ve kaliteli bir eğitim yapma fırsatı bulabilir.
3- Sizin çocuğunuz sadece sizinle mi arkadaşlık yapacak? Sadece sizinle mi gezecek? Sadece sizinle mi oynayacak? Sadece sizinle mi dertleşecek?
Bu toplum sadece sizin tek çocuğunuzdan oluşmuyor. Sizler, çocuklarımın “Kaliteli eğitimi” için neler yapabilirim diye düşünürken , çocuklarım için “KALİTELİ ARKADAŞ ÇEVRESİ” nasıl oluşturabilirim? diye düşünmüyorsanız inanın en büyük zulmü kendi çocuklarınıza yapıyorsunuz demektir.
Çünkü ömür ,onlarla uzun bir beraberliğe imkân vermeyecek kadar kısa.
“Benim çocuğumun içinde iman ve ahlâk varsa pisliğin içinde bile olsa temiz kalır.” diyerek, tuhaf bir tevekkül anlayışı sergileyen vurdum duymaz kardeşlerimize de diyoruz ki; İslam öncelikle harama giden ve harama düşürecek yolların kapatılmasını emreder. Sizin, ateşin içine çocuğunu atıpta “kaderinde yanmak varsa yanar, yanmak yoksa yanmaz” diyen cahilden ne farkınız kalıyor? Bu mudur sizin İslam ve tevekkül anlayışınız?
Bunların içerisin de, çocuklarına islami eğitim yuvası bulmak için çırpınan ve bu uğurda kanuni (!) bedeli ne ise onu da ödemeye razı olan fakat mevcut eğitim kurumlarında çocuklarını okutmaya maddi imkanları yetmeyen samimi kardeşlerimizi tenzih ediyoruz.
Sonuç olarak; Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş olan muvahhid Mü’minler için yeryüzünden her türlü fitnenin kaldırılıp yerine Allah’ın dininin hâkim kılınma çabası farzların üstünde bir farzdır. Her bir Mü’min erkek ve Mü’mine kadın için boynunun borcu olan bu farzın yerine getirilebilmesinin en sağlam ve etkin yolu; İslami şahsiyete sahip Müslüman bir gençliğin yetiştirilmesidir. İslami direniş ve inkılabın yolu buradan geçer.
Sevgili abiler, ablalar, amcalar, dayılar, önderler! Ne olur bu gerçeği artık görün Allah aşkına!!
Allah katında sivrisineğin kanadı kadar dahi değeri olmayan, yüce Allah’ın pislikler diye hitap ettiği, ahiretteki karşılıkları Cehennem ateşi olacak olan kâfir, münafık ve müşriklerin, kendi batıl düzenleri uğruna ortaya koydukları çaba, mücadele ve fedakârlıkların onda birini dahi ortaya koymayan, bu hususta taşın altına elini sokmayan, bataklıkla değil sinekle uğraşan, kenarda misafir sanatçı gibi sadece seyreden, kendi kuzusunu düşünen fakat ümmetin kuzularını düşünmeyen, imkânları ve fırsatları geniş olup da bu hususlarda Müslümanlara ön ayak olmayan, gençliğin, bir neslin dinden kopuşunu BÖN BÖN seyreden tüm abileri, ablaları, hacı amcaları, dayıları, önderleri kime şikayet edelim? Bizim Rabbimizden başka kimimiz var ki?
Bu yazıya başlarken “ideal bir gençlik eğitimi nasıl olmalı? Gençlerle eğitimde nelere dikkat edilmeli ? “Gençliğin psikolojisi” gibi faydalı konulara değinmek istiyorduk. Fakat gençliği ifsad eden kurumlar ortada iken ve bu duruma hal ve tavırlarıyla razı olmuş gibi duran ilgisiz, heyecansız, donuk Müslümanlar içimizde yaşarken, ister istemez söz bu noktaya geldi.
Allah nasip ederse önümüzde yaz dönemi var. Yaz dönemi demek, hepinizin malumu, Kur’an kursları demektir. Çocuklarımızın Allah’ın kitabıyla, camilerle, mescitlerle tanışması demektir. Eğer nasib olursa bir daha ki yazımızı “Yaz Kur’an kursları ve tavsiyeler” konusuna ayırmayı düşünüyoruz.
Allah’a emanet olun.
Es-Selamu Aleykum,