Peygamber Efendimiz’in her hali, hayatını sürdürürken olaylar ve durumlar karşısındaki her tavrı bizim için örnektir. O’nun bu örnekliği sadece bir alana ait değil, aksine hayatın bütün alanlarını kapsamaktadır. Bu bağlamda onu örnek alacağımız hususlardan biri de onun hangi durumlarda güldüğü, nelerin onu güldürdüğü, güldüğü esnada neleri dikkate aldığından kısaca bahsedilebilir. Bu yazımızda bilinen bazı hususları kısaca dile getirilerek hadis kaynaklarından bazı örnekler zikredilecektir.

Hz. Peygamber, insanların güldüğü hususlara gülen, ağladığı hususlara ağlayan, bir insanın hayret edebileceği hususlara şaşıran bir insandı. Ne var ki O, Allah’tan vahiy alıyor (1), aldığı vahyin gerektirdiği şekilde kendini ve ümmetini terbiye ediyordu. Rahmânî terbiye onu asık suratlı ve katı kalpli biri olarak değil, ümmetine karşı merhametli, yumuşak huylu biri olarak yetiştirdi. İnsanlara karşı olan tebessümü ve yumuşak tutumu kadar bazı olaylara karşı güldüğü durumlar da görülmekteydi. Bu noktada nelere güldüğü, nelere gülünmesini uygun görmediği ve gülmenin ölçüsünün nasıl olması gerektiğine dair bazı örnekler zikredilerek konu belli yönleriyle ele alınabilir.

Peygamberimiz, tebessüm ederek gülerdi. Onun şemailine dair rivayetlere bakıldığında tebessüm ederek güldüğü pek çok sahabi tarafından rivayet edilir. Hz. Hasan, dayısı Hind b. Ebî Hâle’ye peygamberimizin konuşmasının nasıl olduğunu sorar. Uzunca bir cevabın son kısmında şu sözleri dile getirir: “En aşırı gülmeleri tebessüm şeklinde olup güldüklerinde, saf ve berrak inci tanelerini andıran mübarek dişleri gözükürdü.” (2) Bu konu ile ilgili başka bir rivayet ise şöyledir: Abdullah b. Hâris b. Hazm (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tebessüm dışında bir gülmesini görmedim.” (3)

Peygamberimizin tebessümünün nasıl olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi için hangi olaylara güldüğüne dair bazı örneklere yer verilebilir. ‘Âmir b. Sa’d naklediyor: Babam Sa’d b. Ebî Vakkâs: “Ben, Peygamber Efendimiz’in, Hendek muharebesinde, nevâciz dişleri gözükünceye kadar güldüğünü gördüm” demişlerdi de, kendisine sormuştum: “Babacığım! Rasûlullah Efendimiz’in gülüşü nasıl olmuştu? Anlatır mısınız!” dediğimde, olayı şöyle anlattılar: Muharebe sırasında, küffâr ordusu saflarında kalkanlı bir adam vardı. Ben ise iyi bir atıcı idim; attığım oklar iyi isabet ederdi. Adam, kalkanını sağa sola kaydırmak suretiyle yüzünü iyi koruyordu. Ben, bir ok çıkarıp yayıma taktım ve fırsatını kollamaya başladım. Bir ara, kalkanın arkasından başını kaldırıp alnını dışarı çıkardı. İşte, tam bu sırada, hazırladığım oku gönderdim. Herifin tam alnının ortasına isabet etti ve sırt üstü yere yuvarlandı; ayaklarını kaldırıp çabalamaya başladı. Olayı yakından takip eden Peygamber Efendimiz, nevâciz dişleri gözükünceye kadar gülmeye başladılar. Hâdisenin râvisi olan ‘Âmir der ki: Babama, Resûl-i Ekrem Efendimiz’i, bu kadar güldüren şeyin ne olduğunu sorunca; “Benim, o herife yapmış olduğum işten dolayı” cevabını verdi. (4)

Diğer bir rivayet ise şöyledir: Peygamberimizin eşi Hz. Aişe annemizden Rasûlullah’ın mevlası Selma kendisine vuran kocası Ebu Rafî hakkında konuşmak için Peygamberimiz‘den izin istedi. Peygamberimiz Ebu Rafi’e: “Ey Ebu Rafi! Sana ve ona ne oluyor?” deyince o: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bu (kadın) bana eziyet ediyor’ dedi. Peygamberimiz onun eşine: “Ey Selma, ona nasıl eziyet ediyorsun?” diye sordu. “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben ona hiçbir şekilde eziyet etmedim. Ancak namaz kılarken abdestini bozdu. Kendisine ‘Ey Ebu Râfî, Rasûlullah Müslümanlardan biri yellendiği zaman ona abdest almasını emretti’ dedim, kalkıp bana vurdu.” Bunun üzerine Rasûlullah kendisini tutamayıp gülmeye başladı ve “Ey Ebu Rafî, o sana ancak hayrı/doğruyu söylemiş” dedi. (5) Şu rivayette geçen olay da onu güldürmüştür:  Rasûlullah’ın sahâbîlerinden Ümeyye b. Mahşî (r.a)’den şöyle rivayet olunmuştur: Rasûlullah oturuyordu. Bir adam da (orada) yemek yiyordu. (Adam yemek yerken) besmele çekmedi. Yemekten sadece bir lokma kalmıştı. (Adam) o lokmayı ağzına kaldırdığı sırada, ‘Bismillâhi evvelehü ve âhirehu: Başına da sonuna da Bismillah’ dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz gülmeye başladı. Sonra: “Şeytan bu adamla beraber yemeye devam ediyordu. (Adam) Aziz ve Celîl olan Allah’ın ismini anınca (şeytan yediği yemekten) karnında ne varsa (hepsini) kustu’ buyurdu. (6)

Hz. Peygamber, bu üç rivayetin ilkinde; Sa’d b. Ebî Vakkâs’ın isabetli okunun düşmanı düşürdüğü duruma, ikincisinde karı-koca arasındaki bir davranışa, üçüncüsünde ise yemek yerken besmeleyi unutup hatırladığında besmele çekerek şeytanın düştüğü duruma gülmüştür. Üç örnekte de başkalarını küçük düşürme, alay etme, hakir görme gibi bir tutum görülmemektedir. Aksine düşmanla verilen mücadele, karı koca arasındaki tatlı çekişme ve şeytanın besleme karşısındaki acziyeti onu güldürmüştür.

Hangi davranışlara gülünebileceği hususundaki titizliği yanında gülmenin sınırının nasıl olması gerektiği de onun örnekliğinde görülebilmektedir. Ebû Hüreyre’den rivayet edilen uzun bir hadisin bir bölümde Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: ‘Çok gülmeyiniz; çünkü çok gülmek kalbi öldürür.’ (7) Bu hadis bizlere gülmede ölçülü olunması gerektiğini, gülmenin fazlalaştığında kalbi katılaştırdığını ifade eder. Aşırı ve yüksek sesle gülmek insanın vakar ve şerefini giderir ve insanı normal durumundan çıkarır. Hangi hususlarda gülmenin uygun görülmediğine dair örneklerle gülmenin sınırı daha iyi anlaşılabilir.

Hz. Peygamber kişinin, insanlardan sadır olan küçük bir ayıp dolayısıyla gülmesini nehy etmiştir. (8) İnsanlar arasındaki ilişkilere bakıldığında, toplum içinde vuku bulan küçük ayıpların büyütülerek ayıp sahibinin rencide edilmesi çokça görülen davranışlardandır. Hâlbuki ayıp kabul edilen davranışın aynısını arkadaşının ayıbıyla dalga geçen kimse de yapabilir. Peygamberimiz, ashabın toplum içinde istenmeden vuku bulan yellenmeye gülmeleri konusunda onları uyararak şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz kendi yaptığı bir işten dolayı niçin gülüyor?” (9) Yine bu meyanda bir uyarısı da dikkat çekmektedir: “Kardeşinin başına gelen bir şeye sevinip gülme sonra Allah onu bağışlar ve merhamet eder de seni o şeyle imtihan eder.” (10)

İstenmeden meydana gelen bir davranış sebebiyle bir insanın alaya alınarak gülünmesi hususunda bir örnek zikredilerek yazı tamamlanabilir.  Hz. Âişe Minâ’da iken yanına Kureyş’ten bir takım gençler girdi. Gülüyorlardı.

Âişe :

– Niye gülüyorsunuz? diye sordu.

– Filân çadır ipinin üzerine düştü. Az daha boynu yahut gözü gidiyordu, dediler. Bunun üzerine Âişe :

– Gülmeyin! Çünkü ben Rasûlullah’ı, “Hiç bir Müslüman yoktur ki, (ayağına) bir diken veya ondan büyük bir şey batsın da, onun sebebiyle kendisine bir derece verilmesin ve bir günahı silinmesin!” buyururken işittim, dedi. (11)

————————-

1. Kehf, 110.
2. Tirmizi, Şemail, 97.
3. Tirmizi, Menâkıb, 10.
4. Tirmizi, Şemail, 102.
5. İbn Hanbel, Müsned, VI, 272.
6. Ebu Davud, Eti’me, 15.
7. Buhari, Edebü’l-Müfred, 98.
8. Buhari, Edeb, 43.
9. Tirmizi,Tefsîru’l-Kur’ân, 91.
10. Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyâme, 54.
11. Müslim, Birr ve Sıla, 46.