Şüphesiz Rasûlullah’ın sireti çok çetin mücadelelerle doludur. O mübarek hayatın Mekke’de geçen dönemi bariz bir baskı ve işkence dönemi olarak karşımıza çıkmakla birlikte Medine dönemi de ihtiva ettiği olaylarla hicret öncesi dönemden daha aşağı kalır bir durumda değildir. Zira Medine döneminde Mekke dönemine kıyasla yeni ve diğerlerine göre çok daha tehlikeli bir düşman portresi zuhur etmişti. Bu yeni düşmanın diğerlerinden daha korkutucu olması, karşı saflarda değil de bizzat Müslümanların bağrında neş’et etmesinden ötürüydü. Bahsi edilen yeni grup elbette “Münafıklardı.”

‘Küfrünü gizleyip imanını izhar eden kişi’ (1) manasındaki münafık kelimesi, İslam’dan önce Arapların bilmediği ve Kur’anın türetmiş olduğu bir kavramdır. Münafıklık ya da nifak bir diğer ifadeyle ‘herhangi bir güce karşı açıkça mücadele etme gücü ve cesaretine sahip olamayan, hasta ruhlu şahsiyetlerin renk değiştirerek kamufle olmalarının adıdır.’ İşte bu sebeple bahsi geçen bu ikiyüzlü insan kitlesinin neden baskı ve işkence dönemi Mekke’de değil de devletleşme süreci olan Medine’de peyda ettiği hususu çok da izah edilemez değildir.

Hz. Peygamber belki de Mekkeli Müşriklerden görmediği ezayı Münafıklar eliyle tatmak zorunda kalmıştı. Çünkü münafıklar İslam’a en büyük zararı verebilmek için her türlü yolu deniyordu. Savaştan kaçmak, emre itaatsizlik göstererek ordunun genel düzenini bozmaya çalışmak, Müslümanlar arasında fitne çıkararak İslam kardeşliğini baltalamaya teşebbüs etmek, İslami değerlerle alay etmek, İslam düşmanlarıyla gizli ittifaklar kurmak, Hz. Peygamber’e suikast girişiminde bulunmak ve O’nun pak aile efradına iftiralar atmak vs… Bunların birçoğunun zaten müşrikler tarafından da yapıldığı aşikârdır. Ancak bir müşriğin bu hareketiyle vermiş olduğu zarar Müslümanlardan bir nefer olarak gözüken bir münafığın verdiği zararla kıyas dahi edilemez.  Bu sebepten ötürü olsa gerek Allah onlar hakkında şöyle buyurmuştur.

“Doğrusu münafıklar; cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamazsın.” (2)

Münafıklar incelendiğinde faaliyetlerinin özellikle savaş zamanlarında yoğunlaştığı görülür. Öfkenin, korkunun artıp dikkatlerin sadece belirli alanlara yoğunlaştığı savaş meydanları, teşhir edilmeme gayesiyle hareket eden münafıklar için bulunmaz bir ganimettir. Münafıklar en hummalı çalışmalarını böylesi zor zamanlarda yürütmüş ve yeri geldiğinde Müslümanlara kısmi zararlar vermeyi de başarmışlardır. Peygamber aleyhisselam ise onların Müslümanlar aleyhindeki propagandalarını önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almış ve münafıkların hareket alanlarını daraltarak oluşturabilecekleri tehlikeleri büyük ölçüde bertaraf etmiştir.

Müslümanları olmadık zamanlarda en zor durumlarda bırakan bu münafıkların sayısı hususunda kaynaklarda kesin rakamlar yoktur. Zira nifak dediğimiz bu haslet esasında kalbi ve batıni bir mahiyette olduğu için münafıklarla alakalı istihbari tarzda bir listenin olması mümkün değildir. Ancak Rasûlullah’ın münafıkların isimlerini sahabeden Huzeyfe b. el-Yeman’a bildirdiği de malumdur. Bununla birlikte münafıkların reisi olan Abdullah b. bey b. Selül’ün, Nadiroğullarını Müslümanlara karşı kışkırtmak ve bu mücadelede yanlarında olduğunu belirtmek için 2000 adamıyla onlara destek vereceğini ifade ettiği de kaynaklarda zikredilmektedir. (3) Hakikatte ise Ubey b. Selül’ün verdiği bu rakam haddinden fazla bir abartı olup Nadiroğullarını ikna etmek için söylenmiş yalan bir sözden ibarettir. Diğer yandan, bu grubun sayısıyla alakalı olarak İbn Hişam’da 32, İbnHabib’in Kitabü’l Muhabber’inde 55, Belazuri’nin Ensab’ında ise 34 rakamları geçmektedir. (4)

Sayıları çok olmasa da Müslümanlar için ciddi manada engel teşkil eden bu insanların başını çeken bir lidere ve başlarını sokacakları bir mekâna sahip oldukları bilinmektedir. ‘Münafıklar’ isimli bu grup genel olarak Evs kabilesinden oluşmakla birlikte Hazrecli birisi olan Abdullah b. Ubey b. Selül’ün etrafında toplanmıştır. Yaklaşık olarak yüzde yetmiş beş gibi bir oranla Evs kabilesinden oluşan bu gurubun düşman kabile Hazrec’e mensup bir liderin etrafında kümelenmesi onlardaki hastalıklı zihniyeti anlamak için yeterlidir. Münafıkların kendini hissettirir bir topluluk haline gelmesi Ubey b. Selül›ün İslam’ı kabulünü beyan ettiği Bedir savaşı(H.624) sonralarına dayanır. Çünkü Bedir savaşında Müslümanların aldığı galibiyetle Medine›de hissettirdikleri güç ve otorite bu insanlara kaçacak yer bırakmamıştı. Dolayısıyla, Müslümanların giderek güç kazandıkları bu süreç münafıkların oluşumunu da beraberinde getirmişti.

Münafıklar, daha rahat hareket edebilmek ve Müslümanların arasına daha fazla fitne sokabilmek için bir mescit inşa ettirdiler. Kur’an’da “Dırar Mescidi” olarak geçen bu mescidin meşruiyet kazanması amacıyla da Rasûlullah’ı namaz kıldırması için davet ettiler. Akabinde ise Allah celle celaluhu bu mescidin hakikatini Hz. Peygamber’e haber vererek orada asla namaz kılmamasını emretti. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashaptan bir takım kimselere bu mescidi yıktırdı, münafıkların bir diğer toplanma yeri olan Yahudi asıllı Süveylim’in evini de yaktırdı.

Teşkilatlı bir şekilde çalışan münafıkların hedefi en temelde İslam’ı yok etmek, bunu başaramasalar bile en azından Müslümanların kuvvetini zayıflatmaktır. Bu hedefe ulaşmada kullandıkları yöntemleri ise şu şekilde sıralayabiliriz.

1-  Rasûlullah’ın Şahsına Yönelik Karalama Faaliyetleri

Münafıklar Rasûlullah’ın Ashab-ı Kiram üzerindeki etkisini çok iyi bildiklerinden dolayı İslam davetini sekteye uğratmanın yolunun bizzat O’nun yüce şahsiyetine halel getirmekten geçtiğini düşünüyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah’ı zemmeden ve şahsiyetini zedeleyen ifadeler kullanıyor, durum Rasûlullah’a intikal ettiğinde de bir şey söylemediklerini savunarak iddiaları tekzib ediyorlardı.

Tebük seferinde Hz. Peygamber’in devesi kaybolmuş, ancak bütün aramalara rağmen bulunamamıştı. Bunun üzerine Yahudi asıllı münafıklardan Zeyd b. el-Lüsayt el- Kaynukai “Muhammed peygamber olduğunu iddia edip gökten haberler getirdiğini söylediği halde devesinin nerede olduğunu bilemiyor mu? dedi.” Bu sözler Hz. Peygamber’e ulaşınca, “Vallahi ben ancak Allah’ın bana bildirdiğini bilebilirim. Allah bana devemin yerini bildirdi. Devem falanca vadide yuları bir ağaca takılı vaziyettedir. Gidip onu getirin dedi.” Deve, Hz. Peygamber’in haber verdiği halde bulundu. (5)

Münafıkların kinlerinin had safhaya vardığı Tebük Seferi’nde başka bir olay ise şöyle cereyan etmişti.

Hz. Peygamber, Tebük seferinde iki ay kalmıştı. Bu sırada Kur’an ayetleri iniyor ve sefere katılmayan münafıkları ayıplıyordu. Bu ayetleri ordu içinde bulunan münafıklar da işitiyorlardı. Bunlardan biri olan Cülas b. Süveyd, “Eğer Muhammed’in Medine’de bıraktığımız kardeşlerimiz, büyüklerimiz ve ileri gelenlerimiz hakkında söyledikleri bu sözleri doğru ise biz eşeklerden de kötüyüz.” diye bir söz kaçırmıştı. O mecliste hazır bulunan Amir b. Kays el-Ensari “Evet, vallahi Muhammed elbette doğrudur, sen de gerçekten eşekten betersin.” demişti ve tartışma hemen Peygamber’imize ulaşmıştı. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Cülas’ı huzuruna getirtti, Cülas da “Vallahi söylemedim.” diyerek yemin etti. Amir de iftiracı durumuna düşmüştü, ellerini kaldırarak “Allah’ım! Kulun ve Peygamberin olan Muhammed’e doğruyu tasdik edecek, yalancıyı belli edecek ayet indir!” diye dua etti. Bu sebeple Tevbe Sûresinden 74. ayet nazil oldu.

“Allah adına yemin ederler ki: Bir şey söylemediler. Hâlbuki onlar, küfür sözünü söylemişler ve Müslümanlıklarından sonra kâfir olmuşlardır. Başaramayacakları bir şeye yeltendiler. Halbuki öç almaya yeltenmeleri için Allah’ın ve Rasûlü’nün onları   zenginleştirmesinden başka bir sebep de yoktur. Eğer tevbe ederlerse; onlar için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse; Allah onları dünyada da, ahirette de pek acıklı bir azaba uğratır. Ve onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı yoktur.” (6)

2-  Rasûlullah’ın Aile Efradına Yönelik İftiraları

Münafıkların kini her ne kadar Rasûlullah’ın şahsıyla uğraşsalar da bitmek bilmiyor bilakis her geçen gün artarak devam ediyordu. Ve işi Rasûlullah’ın temiz zevcelerine vardıracak kadar ilerlettiler. Kaynaklara “İfk Hadisesi” olarak geçen ve Beni Mustalık gazvesi dönüşü Rasûlullah’ın eşlerinden Hz. Aişe annemize iftira atılması olayının başını çeken yine münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül’dür. Münafıklar bunun haricinde Rasûlullah’ın Zeynep binti Cahş annemizle olan evliliğinde de “evlatlığının boşadığı kadınla evleniyor” diyerek Müslümanlar arasında fitne çıkarmaya çalışmışlardı.

3- İslam Düşmanlarıyla Gizli İttifaklar Kurmaları

Hz. Peygamber, Medine’ye hicret etmeden önce Evs ve Hazrec kabileleri Abdullah b. Ubey b. Selül önderliğinde birleşmeyi kabul etmişler, hatta Ubey b. Selül için bir taç bile sipariş etmişlerdi. (7) Ubey bu hayaller içindeyken Rasûlullah’ın gelişi onun tüm planlarını bozmuş, akabinde de bitmeyecek bir düşmanlığın fitilini yakmıştı. Ubey’in lider olarak kabul edilmesinde Yahudilerin desteği büyüktü. Bu nedenle Ubey b. Selül ile yahudiler arasında önceden beri devam eden bir yakınlık ve ittifak vardı. Abdullah b. Ubey bu yakınlığı İslam’a girdiğini ilan ettikten sonra da devam ettirdi. Kaynukaoğulları’nın anlaşmayı bozarak isyan etmesi olayında infaz edilmemeleri için Rasûlullah’ı fazlasıyla rahatsız ederek onlara verilen cezanın sürgün şeklinde indirilmesine sebep oldu. (8) İhanet ettikleri zaman da Nadiroğulları ve Kurayzaoğulları’na destek vereceğini yalan bir şekilde vaat ederek Müslümanların aleyhindeki çabalarını devam ettirdi. Son olarak ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hayber gazvesine çıkmadan önce oradaki Yahudilere haber göndererek ihanetini bir kez daha yineledi. (9) Kur’an-ı Kerim onların Yahudilerle alakalı olan bu durumuna şu şekilde işaret etmektedir:

“Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz, dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder. Andolsun, eğer onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.” (10)

4-Müslümanların Tesis Ettiği Düzeni Bozma Girişimleri

Medine’de İslam’ın hâkimiyetini sindiremeyen Münafıklar, Rasûlullah’ın tesis ettiği düzeni her seferinde bozmaya teşebbüs ediyorlardı. Bunun için öncelikli hedefleri Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağlarını zayıflatmak oldu. Bu amaçla kendi hemşerileri olan Ensar’ı dışarıdan gelen Muhacir’lere karşı kışkırtmak için her türlü fırsatı değerlendirdiler. Bazı zamanlar oldu yaktıkları bu ateş çok yükseldi.

“Beni Mustalık (Müreysi) gazvesi dönüşünde, su kıtlığı sebebiyle Muhacirlerden bir kimse ile Ensar’dan bir kimsenin kendi aralarında münakaşa etmelerini fırsat bildi ve “Ey Muhacirler!” diye bağırarak Ensarı, Muhacirlere karşı getirmeye çalıştı. Diğer münafıklar da Ensar tarafından olup, kavgayı alevlendirmek istediler. Peygamberimiz müdahale ederek; “Böyle yardım istemek, cahiliye dönemine aittir ve fitneyi körükler. Hâlbuki İslam hepimizi birleştirmiştir. Yardıma çağırmanız; “Yetişin ey Müslümanlar!” şeklinde olsun” buyurdu ve fitneyi önledi. Fakat münafıkların reisi olan İbn-i Selül hiç boş durmuyor, Medinelileri başına toplayıp; “Medine’ye döndüğümüzde Muhammed ve etrafındakilere hiç bir şey vermeyin ki, Muhammed’in etrafından dağıtsınlar. Şüphesiz Medine’ye döndüğümüzde şerefliler (yani münafıklar), zelil olanları (yani Peygamberimiz ve Ashabını) Medine’den çıkaracaktır” diyerek içinde gizli olan küfrünü dışına vurdu.  Übey bin Selül’ün bu sözlerini duyan Zeyd bin Erkam, hazret-i Ömer’e haber verdi. O da, Rasûlullah’a gelerek olanları anlattı ve “Ya Rasûlullah! İzin ver de Abbad bin Bişr, bu herifin başını uçursun” dedi. Peygamberimiz, Hz. Ömer’i teskin ederek; “Ey Ömer! Halk; “Muhammed artık arkadaşlarını öldürtüyor” demez mi? Hayır, sadece çağır, ordu yürüyüşe başlasın” buyurdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o saatte yola devam etmek âdeti olmadığı halde, yürüyüş emri verdi. Her zamanki âdetini terk ederek, istirahat vermeden uzun müddet yolculuğu devam ettirdi. Yolculuk telaşıyla, kimse münakaşa edecek vakit bulamadı ve konu böylece kapandı. (11)

Bu husus ise, Münafikun Suresi 7. ve 8. ayetlerinde şöyle haber verildi:

“Onlar: Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar. Onlar: Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.”

Daha öncede ifade edildiği gibi Münafıklar özellikle savaş alanlarında düzeni bozma girişiminde bulunuyorlardı. Bunu bazen ferdi olarak bazen de kitlesel olarak gerçekleştiriyorlardı. Uhud savaşında Abdullah b. Ubey b. Selül “ Muhammed bizim sözümüze itibar etmiyor” bahanesiyle beraberindeki yaklaşık 300 kişi ile ordudan ayrılarak Müslümanların ordu düzenini bozmuş ve Ashab-ı Kiram’ın moralini zayıflatmıştı. Tebuk seferinde de savaşa katılan münafıklardan iki tanesi Rasûlullah’ın “Ben gelmeden önce kuyudan su içmeyin” emrine itaat etmeyip azarlanmışlardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onların bu hareketlerinden dolayı Tebük seferinden sonra savaş için Müslümanlarla beraber çıkmalarını yasaklamıştı.

5- İslami Değerler İle Alay Etmeleri

Münafıklar, insanları İslam’dan ve Rasûlullah’tan soğutmak için çabalıyorlardı. Bunun için İslami değerleri hafife alarak müminlerin kalplerindeki imanı zayıflatmak gibi bir yöntem kullanıyorlardı. Ezanla dalga geçiyor, Kıblenin Mescidi Aksa’dan Mescid’i Haram’a çevrilmesinin çelişkili olduğunu söylüyorlardı. (12)

Rasûlullah’ın şahsıyla alakalı yaptıkları dalgavari davranışları yukarıda zikretmiştik. Buna ilaveten Nebtel b. el-Haris isimli münafığın “ Şüphesiz Muhammed bir kulaktır, kim ona bir şey anlatırsa onu tasdik eder” şeklindeki sözü zikredilebilir. Bu olay üzerine Tevbe suresinden şu ayet nazil oldu:

“ İçlerinde öyle kimseler vardır ki,  Peygambere eziyet ederler ve: “O bir kulaktır” derler. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a inanır, müminlere inanır. O içinizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah’ın Rasûlünü incitenler! İşte en acıklı azap onlarındır.” (13)

Hz. Peygamber’in Münafıklara Karşı tavrı(14)

1- Zahiren Müslüman Olarak Kabul Etmesi

Münafıklar, zahiren Müslüman olarak kabul ediliyor ve onlarla birlikte tüm ibadetlere katılıp en hayati noktalarda bile fikirlerini beyan edebiliyorlardı. Şüphesiz Rasûlullah’ın onları zahiren Müslüman olarak kabul etmesi şu hikmetlere mebnidir:

— Eğer münafıklık üzerine bazı müeyyideler konmuş olsaydı Hz. Peygamber’in vefatından sonra belki de masum olan birçok kimse münafıklık ile itham edilecekti. Zira münafıklık Hz. Peygamber’den sonra yüzde yüz tasdiklenebilecek zahiri bir durum değil batıni bir durumdur.

— Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem“Muhammed artık arkadaşlarını öldürtüyor” iddialarına kapı aralamak istemiyordu.

— Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu meselenin bir iç savaş halini almasını istemiyordu. Çünkü münafıklardan bazılarıyla Ensar arasında akrabalık bağları vardı. Bu akrabalık durumu onları da muhalif bir vaziyete sokabilirdi.

— Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu şekilde onları kontrol altına alıyor ve düşmanla aleni ittifak kurmalarını engelliyordu.

2-Müsamahakâr Davranması Ve Mazeretlerini Kabul Etmesi

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onlardan savaşa katılmayanların mazeretlerini kabul ediyor ve üzerlerine gitmiyordu. Hatta münafıkların reisi Abdullah b. Übey b.  Selül için bile “ Bizimle beraber olduğu sürece onunla arkadaş olur, sohbet ederiz” demiş (15) ve cenazesini kıldırmıştı. Bununla birlikte Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem onların mazeretlerini kabul etmesi zahiri bir durum olup Allah katındaki hesaplarını hafifletmiyordu.

3-Fitnelerine Karşı Tedbir Alması Ve Örgütlenmelerini Engellemesi

Rasûlullah’ın Dırar Mescidini yıktırması, bir diğer toplanma yerleri olan Yahudi asıllı Süveylim’in evini de yaktırması bunun en bariz örneğidir. Ayrıca Rasûlullah savaşlarda da onlardan gelebilecek tehlikeleri bertaraf etmek için tedbirler alıyordu. Bu durum Tebük savaşına kadar böyle devam etti. Bu savaştan sonra Allah celle celaluhu Rasûlullah’a onları beraberinde savaş için çıkarmamasını emir buyurdu:

“Eğer Allah seni onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük seferinden Medine’ye döner de başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşmayacaksınız! Çünkü siz birinci defa (Tebük seferinde) yerinizde kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun!” (16)

4-Karakterlerini Ve Faaliyetlerini Açıklayarak Ashabını Uyarması

İnen vahiy ve Rasûlullah’ın onlara dair sözleri Ashab için bir uyarı mahiyetindeydi. Böylece Müslümanlar onlara karşı daha dikkatli davranıp, oluşturdukları fitnelere daha dikkatliydiler. Kuran›da ‹Münafikun› isminde özel bir surenin olması, Tevbe Suresinin neredeyse 100 ayetinin onlardan bahsetmesi, Bakara Suresinde Münafıkların kâfirlerden daha detaylı bir şekilde anlatılması bu noktada dikkate şayandır.

5-Ölümlerinden Sonra Net Tavırlar Koyması

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, oğul Abdullah b. Abdullah b. übey b. Selül’ün isteği üzerine, Hz. Ömer’inde itirazına rağmen baba Übey’in cenazesini kıldırmıştı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hareketiyle Übey için bağışlanma dilemeyi kastetmemiş, sadece oğlu Abdullah’ın gönlünü hoş etmek istemişti. Ancak daha sonra Allah’tan onların cenazesinin kılınmasını nehyeden bir emir geldi.

“Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, Allah ve Rasûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.” (17)

 

————————-

 

  1. el- Humeydi, el-Münafikun fi’l Kur’ani’l- Kerim, Cidde, 1989, s.14.
  2. Nisa Suresi, 145. Ayet.
  3. Bkz. Halebi, II, 264; Rıza, s. 213.
  4. Bkz. Demircan, Adnan, Hz. Peygamber Döneminde Münafıklar, İstanbul, 2016, s.121-124.
  5. İbn Hişam,IV, 178.
  6. Bkz, Hak Dini Kur’an Dili,Tevbe Suresi 74. Ayet .
  7. Koçyiğit, T.,”Abdullah b. Ubey b. Selul”, DİAİ, İstanbul, 1988,I, 139.
  8. İbn Sad, II, 29; İbnü’l Esir, Kamil,II,138.
  9. Diyarbekri, II, 43.
  10. Haşr Suresi, 11-12. Ayet.
  11. Bkz,Buhari, Tefsiru Sureti’l -Münafikin, 1-2; İbn Hişam,III, 335; İbnü’l Esir, Kamil,II,193.
  12. Bkz. Demircan, Adnan, Hz. Peygamber Döneminde Münafıklar, İstanbul, 2016, s.89.
  13. Tevbe Suresi, 61. Ayet.
  14. Bkz. Demircan, Adnan, Hz. Peygamber Döneminde Münafıklar, s. 109-117.
  15. Vakıdi;II, 421; İbn Hişam, III, 337.
  16. Tevbe Suresi, 83. Ayet.
  17. Tevbe Suresi, 84. Ayet.