Hamd, Ehli Kitaba benzemekten bizi sakındıran Allah’a,

Salât ve selâm, Ehli Kitaba dair nasihatleriyle bizi uyaran Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimize,
Allahu Teâlâ’nın mağfireti ve lütfu da Ehli Kitap hakkındaki naslara tabi olan ve bu uyarılara kulak veren mümin ve müminatın üzerine olsun.

 Şüphesiz her dinin ve milletin kendisine mahsus bir medeniyeti ve kendisini diğerlerinden farklı kılan, ayırıcı vasıfları vardır. Milletler, varlıklarını ancak bu hususi vasıflarıyla muhafaza ederler. Bir milleti yok etmenin en kestirme yolu: O milleti meydana getiren insanları, kendi dini inançlarından, cemiyetleri ayakta tutan ahlâk ve fazilet duygularından uzaklaştırmaktır. Bir milleti en büyük çöküntüye uğratan şey, manevi düşüştür. Kendi öz, manevi değerlerini yitirerek başkalarını taklit etmek ve şahsiyetsizlik, fertler ve toplumlar için en büyük manevi sefalet ve alçalıştır. Manevi sefalete mahkûm olmuş milletleri bu bataklığın çukurundan çıkarmaya imkân yoktur.

Bir Müslüman hiçbir zaman kendi dininden başka bir dinin ayinini ve törenini taklit edemez. Bu açık hakikatten dolayı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, ümmetinin kendi varlığını muhafaza etmesini emredip, taklitçilikle aşağılık mertebesine düşmelerini menetmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen bu hastalık yüz göstermiştir. Zaten Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendi ümmetinin şirkten, kâfirlikten başka, eski ümmetleri örf-adet, fitne-fesat ve isyan gibi bütün kötü yollarda takip edeceklerini bir mucize olarak haber vermiştir.

Ebû Saîd Radiyallahu anh rivayetine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karış karış, arşın arşın tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. (Onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tabi olacaksınız.)” Ebû Saîd diyor ki:

Ya Rasûlallah! Bu ümmetler Yahudilerle Hıristiyanlar mı?” diye sorduk. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

“Onlardan başka kim olacak!” buyurdu. (1)

Rabbimiz Kur’anî Kerim de birçok ayeti kerime ile bizleri Yahudi ve Hristiyanlardan sakındırmış ve onlarla ilgili hakikatleri bizlere bildirmiştir. Bu hususta Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de, Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır…” (2)

“Ehli Kitaptan çoğu hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek isterler…” (3)

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost tutarsa o da onlardandır…” (4)

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları (kâfirleri) seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” (5)

Peygamber efendimiz de bu gerçeğe şöyle değinmektedir:

“Ehl-i kitaba hiçbir şey sormayın. Onlar delâlet içinde ola ola, asla size doğruyu gösteremezler. Siz eğer onlara bir şey sorarsanız, ya bâtılı tasdik etmek, ya hakkı yalanlamak mecburiyetinde kalırsınız. Şu gerçeği aklınızdan çıkarmayın. Eğer Musa aramızda yaşıyor olsaydı, vallahi yalnızca bana tâbi olması meşrû olurdu.”(6)

Ehli Kitabın hiçbir zaman dost olmadığını ve olamayacağını idrak etmeli, onlardan gelen hiçbir âdetinde müslümanlara bir fayda sağlamayacağını artık anlamamız gerekir.

İngiliz Casusu Lawrens Brovn’un yazmış olduğu şu sözler bizlere ders olmalıdır:

“Önce Yahudilikle korkutulduk, fakat sonra onların bizim için en yakın dostlar olduğunu gördük. Daha sonra Bolşevizm’le korkutulduk onları da kritik bir savaşta müttefikimiz olarak gördük. Ardından sarı ırk’la korkutulduk, onları da bizim dışımızdan bir takım demokratik ülkeler durdurdular. Bizim biricik düşmanımız vardır, o da İslâm’dır. Bu duvar üç asırdan beridir, Avrupa sömürgesinin önünde durmaktadır.”

İşte bu sözler Batı’nın gerçek yüzünü ortaya koymakta ve ebedi kinlerini ortaya çıkarmaktadır.

Günümüzde yılbaşı kutlamaları gibi kutlamaların müslümanların hayatına enjekte edilmeye çalışıldığını müşahede ediyoruz. Eğer yılbaşı (Noel) ve diğer kutlamalar dine sonradan sokulmuş bir bid’at ve hurafe ise insanların çoğunun bu bid’atleri işledikleri açık ve bilinmektedir. Yok, eğer kâfirlerin dinlerinden taklid edilmiş bir şey ise manzara çok daha acıdır. Böyle bir şeyi yapmaktansa ateş dolu bir çukura yuvarlanmak daha tercihe şayandır. Ayrıca Rabbimizin hazırlamış olduğu hesap gününü düşünerek O’na isyan etmekten korkarız. Müslümanların bugünkü halini şair ne güzel dile getirmiş:

Bir elde kadeh! Bir elde Kur’ân!
Ne helâldir işimiz, ne de haram!
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!
Müslümana:
Sen Hıristiyan mısın? diye sorsan darılır.
Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır.
Çam deviren hindici, nasıl Müslüman sayılır.
Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:
Batı, batı diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!
Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:
Yapılır milletime Frenke türlü aşı!
Buna, ağlar ağacı, hem toprağı, hem taşı:
Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.
Batı, batı! diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!

Şu durumda hangi niyetle olursa olsun Müslümanların bu günleri bayram edinmeleri kesinlikle meşru değildir. Hatta bu gayr-ı meşruluk kutlamanın kaynağı, kutlama şekli ve kalpteki niyet göz önünde bulundurulduğunda büyük günah (kebâir) derecesine ulaşmaktadır. Ta ki, İslam şeraitinin delilleri göz önünde bulundurulursa bu hareket insan küfre ve Allah’ın dininden bir kısmını inkâra kadar götürmektedir. Bu bayramlar için Noel kutlaması en iyi örnektir.

Her yılbaşı kutlamış oldukları Noel bayramı Hristiyanların en büyük ve en önemli bayramıdır. Her Hıristiyan 25 Aralık’tan itibaren miladi (Gregoryan) takvimine göre yılın son haftasında eğlenerek dinlerinde samimiyetlerini göstermeye çalışmaktadırlar. Zannediyorlar ki, İsa aleyhisselâm, o zaman doğmuştur. Bu aziz peygamberin hatırasına yaptıkları ise israf, isyan, azgınlık ve sınırsız ahlâksızlık, içkiyle, her zaman yapmadıkları yemeklerin israfıyla ve milyonlarca ağacı keserek bunu yapmaktadırlar. Sanki onlara bütün bunları (haşa) İsa aleyhisselâm emretmiş gibi… İşte tam bu noktada bilmemiz gereken şey Hıristiyan’ları bu kutlamayı dine atfederek yapmalarıdır. İslam’da böyle bir şeyin aslı yoktur. Ne Allah’ın peygamberi Muhammed aleyhisselâm, ne O’nun mübarek sahabeleri ve ne de Muhammed ümmetinin en hayırlı nesli olan Selefi Salihin’den böyle bir şeyin kutlanması gerçekleşmemiştir. Bu Noel kutlamasının kaynağı Hıristiyanlardır. Kışın yapılması ayrıca ateş yakılan mevsim olması sebebiyle münasiptir. Bu mevsimde Noel Baba dedikleri, önceleri yaşamış olan Aziz (Saint) Nikolas’ın ruhunun kendilerine hediyelerle gelmesi için yakabildikleri kadar ateş yakarlar ve her zaman pişirme adetlerinin olmadığı özel yemekleri pişirirler.

Noel’in Tarihi:

Hz. İsa aleyhisselâm’ın doğumundan çok önce putperestler, ateşperestler ve Sabiler (yıldızlara tapanlar) kış aylarına doğru güneşin her gün kendilerini biraz daha erken terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başladığında güneşin kendileriyle kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar esnasında dans ederler, içkiler içerler ve ışıklandırmalar yaparlardı. Ayrıca hindi kesme, domuz başı ve kaz kızartması yemeyi de adet haline getirmişlerdi. Bir de aralarında çeşitli hediyelerle hediyeleşirlerdi. Bununla birlikte güneşe tapan ve kurtarıcı tanrılarının kış başlangıcında doğduğuna inanan putperest milletler de vardır. Bunlar eski Mısır takvimine göre kış başlangıcı olarak kabul edilen 25 Aralık’ta özel kutlama törenleri yaparlardı. Hz. İsa aleyhisselâm’ın göğe kaldırılmasından sonraki yüzyıllar boyunca, doğum tarihi bilinmediğinden dolayı ilk Hristiyanların kutladıkları özel bir gün yoktur. Bu esnada Roma imparatorluğunun her tarafında güneşe ve putlara tapılıyordu. Roma imparatoru Konstantin miladi 313. yılda putperestlikten Hıristiyanlığa geçti. Bu geçişle putperestlikten birçok şeyi de Hıristiyanlığa soktu. Güneş tanrısının doğum günü olarak kabul edilen 25 Aralık’ı Hz. İsa aleyhisselâm’ın doğum günü ve yılbaşı olarak ilan etti. Hz. İsa aleyhisselâm’ın kurtarıcı tanrı olduğuna (haşa) inanan Hıristiyanlar da, Hz. İsa aleyhisselâm’ın 25 Aralık’ta doğduğunu kabul ettiler. (!) Sonunda bu geceyi yılbaşı ve Noel olarak her sene kutlamaya başladılar.

Hz. İsa aleyhisselâm’ın doğum tarihinin 25 Aralık olarak kabul görmesi, 3. asır başlarında ölümünün 25 Mart olarak tahmin edilmesinden kaynaklanmaktadır. Buna karşılık Ermeni kilisesi Noel’i hiçbir zaman kabul etmedi ve Hz. İsa Hz. İsa aleyhisselâm’ın doğumunu 6 Ocak olarak kutlamayı sürdürdü.

Noel Baba:

Efsanevi Hristiyan inanışına göre; Miladi 4. yüzyılda Anadolu’daki Mira (Derme-Antalya) yöresinde yaşamış olan Aziz Nikolas adındaki Hıristiyan azizi Roma İmparatoru Konstantin’in rüyasına girdi. Bu rüyada idama mahkûm olan üç subayı kurtardı. 313. miladi yılda Konstantin’in Hıristiyanlığı kabul ederek din değiştirmesinden sonra şöhreti iyice artan ve yayılan Nikolas, zamanla Rum ve Rus ülkelerinin, loncaların, çocukların, denizcilerin ve bazı şehirlerin koruyucu azizi olarak belirlendi ve benimsendi. Çocuklara özel armağanlar getirdiğine inanılan ve Noel Baba olarak anılmaya başlayan Aziz Nikolas efsanevi bir kişiliğe büründü.

Aziz Nikolas’ın bugünkü şekliyle Noel Baba haline sokulması ilk önce Almanya’da görüldü. Bu efsanevi gelenek zamanla Protestan kiliselerin çoğunlukta olduğu Avrupa ülkelerinde yayıldı. Sonraları ABD’nin New York şehrine gelen Hollandalı Protestanların Aziz Nikola’sı iyiliksever bir kimse olarak anmaları da onun sevilmesine yol açtı. Ayrıca ABD ve İngiltere’de kutlanılan çocuk bayramlarında da kendisine yer verilmeye başlandı. Geleneksel aile ve çocuk bayramı olarak kutlanan Noel yortusunun koruyucusu olarak kabul edildi.

Noel Baba’nın şişman, neşeli, kırmızı ve beyaz piskoposluk giysileri içindeki tasvirleri Amerikalılar tarafından ayyuka çıkarıldı. Noel Baba’nın bazen yalnız, bazen yardımcısıyla ata binerek, bazen de sekiz ren geyiğinin çektiği kızağıyla evlerin damlarında dolaştığı efsanesi yaygınlaştı.
Sırtında içi hediyelerle dolu bir heybeyle dolaşan Noel Baba evlere bacadan giren ve armağanlarını uslu çocukların ayakkabılarının içine koyan biri olduğuna inanılır. Aslında o armağanları evin babasının koyduğunu artık bütün çocuklar bilmektedir.

Noel Baba gelenekselleşen, dinin çıkış kaynağıyla ilgisi olmayan folklorik bir olaydır. İnsanların gerçek ilahi haberlerden uzaklaştıkça inançlarının ne derece cismanileştirdiğinin, maddileştirdiğinin, dinin asıl gayesinden uzaklaşarak, putlaştırıp ilahlaştırdığının açık, apaçık bir örneğidir. Mezarında her şeyden habersiz olarak vereceği hesabın derdine düşen Nikolas’ın gerçekte hiç kimseye ne bir fayda, ne de bir zarar veremeyeceği aşikârdır. Ancak üzülerek ifade ediyoruz ki, insanlardaki bu sakat anlayış ve arayışı geneldir. Bütün dinlerin mensuplarında görülmektedir. Elbette İslam’da da vardır böyle insanlar. Allah’u Teâlâ’ya hamd olsun ki bizzat kendi koruması altında olan Kur’an’ı Kerim ile Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in nesilden nesile temiz yollarla aktarılan sahih sünneti elimizin altında bulunmaktadır. Aksi takdirde heva ve heveslerine uyanlar bilerek veya bilmeyerek İslâm öncesi ataların dinlerindeki şirk materyallerini, bid’at ve hurafe eylemlerini Hak Din’e (İslâm’a) girdirerek onu tedavülden kalkmış dinlere (Yahudi’lere ve Hıristiyan’larınkine) benzetme gayretindedirler. En iyisini Allah azze ve celle bilir.

Noel Ağacı

Ermeni mitolojisinde yeni yıl tanrısının adı Amanor’dur. Putperestlik çağında avlanan hayvanlar Amanor’un onuruna çam ağaçlarına asılırdı. Noel gününde çam ağaçlarına asılarak çeşitli şeylerle yapılan tören Hıristiyanlığa da putperest inançlarından geçmiştir. Günümüzdeki ağaç bayramları da, ağaçlara bir şeyler bağlamak suretiyle dilek tutma gibi sapma olayları da genel olarak ağacın, tanrıları nazarında müstesna bir öneme sahip olduğu, melekler ya da perilerin geleceklerse (!) ağaçlara konacağı şeklindeki saçma putperest inançlarının bir parçasıdır.

Ayrıca bu noel ağacı inancının çıkış yeri Nemrut’a da dayanmaktadır. Tarihin kaydetmiş olduğu en azgın hükümdarlardan biri olan Nemrut, ilahi kontrolle hareket eden küçücük bir sineğe yenik düşerek can verince, annesi Semiramis, oğlunun aslında ölmediğini, zira bu tür ilahların! ölümsüz olduğu yanılgısına kapılmıştı. Ölümsüz kimselerin, hakikatte kendisini sevenlerini ve kendisine kulluk edenleri duyduğunu, gördüğünü, dua edip dilekte bulunanların dualarını kabul edeceğini ve onların yardımına koşabileceğini her yerde ve her zaman anlatmıştı. Bir gün mutlaka onun (oğlunun) ruhunun döneceğine olan inancından dolayı, ruhu geldiğinde üzerine inebilmesi için süslü ve ışıklı; celbedici ve görkemli çam ağaçları kesip hazırlamıştı. O zaman da yapılan bu işin kışta vuku bulmuş olması, her zaman yeşil, yapraklarını dökmeyen, göklere yükselmeyi ifade eden, görkemli çam ağaçlarının Semiramis tarafından seçilmiş olması, hüznü, umuda ekleyerek ona bağlanması herhalde tesadüfi bir durum değildir. Çünkü bugünkü noel ağacı da tesadüf değildir.

Bu durumdan anlaşılıyor ki, (ilk neslin ahmaklığı ile Yahudi kini ve sinsiliği birleşince) Hıristiyanlar bugün hakikaten trajikomik bir hale sürüklenmişlerdir. Bu son tezi şöyle açıklayabiliriz:

Yahudilerin, Hz. İsa aleyhisselâm’ın mesajı ile ona inananların arasındaki irtibatı koparması ve vahiy ile ilişkisini kesmesi sebebiyle Hıristiyanlar güçlü Roma Devleti’ne dinlerini kabul ettirmek isterken mantıklarını rehber edinerek Romalıların da tesiri altında kalmışlardır. Para ve iktidar sahiplerini ikna edebilmek için dinlerini onların anlayabilecekleri bir şekilde maddeleştirme (putlaştırma) yoluna gittiler. Putperest figürleri (Haç, İsa ve Meryem ana heykelleri, üçlü tanrı inancı vs.) ile hak dini kirlettiler. Tabii ki (bu arada) asıl belirleyici ve itici güç olarak Yahudileri asla unutmamalıyız. Hıristiyanlığın temel esaslarını belirleyen Aziz Pavlus, katıksız bir Yahudidir. Hıristiyanların gönüllerinde taht kurmuş olan Pavlus’la beraber, kutsal kitapları İncil’i yazan (daha doğrusu bozan) Matta, Markos, Luka ve Yuhanna isimli dört kişi aslen Yahudi dönmesidir. Eski Ahid’i (Tevrat) bozan Yahudi Siyonist zihniyeti kendilerine fikri tabanda rakip olmasın diye Yeni Ahid’i (İncil) ta işin başında bozarak ona iman edenleri ifsat etmişlerdir.

Bu konuda özetle kastedilen şudur: Hıristiyanların dinlerinden bir emir zannıyla tazim gösterdikleri Noel ağacı özbeöz Hıristiyan mahsulü olma yerine devşirme yoluyla dinlerine girmiş bir putperest geleneğidir.

Türkiye’de Noel

Cumhuriyet Türkiye’si batılılaşma dönemi inkılaplarıyla birlikte Hıristiyan Batının hayat tarzını benimsemişti. Gerçekleştirdiği köklü değişiklikler arasında takvim değişikliği de vardı. Bu amaçla 26 Aralık 1923’de (Aralık ayının 26’sı dikkate şayandır) İslâmi olan Hicri takvim bırakılarak Papa Gregoryan’ın hazırlamış olduğu Hıristiyan miladi takvimi benimsenmiştir. Yılbaşı günü de 1 Muharrem’den, 1 Ocak tarihine alınmıştır. İnkılapların, amaçladığı batı değer yargılarının ise bu arada bir de “Noel Baba Kültürü”nün halkın arasına zorlamalarla sokularak zamanla meşrulaşması sağlandı. Bu anlayışla yapılan inkılaplar o dereceye varmıştı ki, 1928’de “Devletin Dini: İslam’dır” hükmünü anayasalarından çıkardıklarında o hengâmede “din Hıristiyanlık olsun” diye teklif getirenler dahi olmuştu. Neyse ki 1938’de laiklik imdada yetiştiğinde Hıristiyanlığa sakin bir geçişin yolu da bulunmuştu. Gerçekten de laiklik Türkiye’deki uygulamasıyla, devrimciler için her zaman iyi bir ara dönem ve atlama taşı pozisyonundadır.

Roma İmparatoru Konstantin’in Noel’i bayram olarak kabul ettiği 325. miladi yıldan sonra Hıristiyan âlemi bu günü gelenekselleştirerek bayram edinmişlerdir. Onlar Noel’den bir hafta önce özel hazırlıklar yaparlar. Bu günlerde sokaklar, caddeler ve vitrinler çam ağaçlarıyla dolmakta, Noel Baba resimleri her yeri kaplamaktadır. Bu vesileyle kitaplar, dergiler vs. yayınlanmakta, resmi daireler ve okullar süslenmekte, bütün bir halk tatile girmektedir. İnsanlar tebrik ve telgraflarla birbirlerinin yeni yılını kutlamaktadır.

Hıristiyanların geleneksel bayramları olan Noel şu anda Türkiye’de de, diğer İslam ülkelerinde de rağbet duyulmaya, teşvik görmeye başlamıştır. İşin en korkunç yanı ise bu kutlamalara Müslümanların rağbet göstermesi ve İslam’dan uzaklaşma yoluna girmeleridir. Müslümanlar önce Allah’a (cc) verdileri sözü hatırlamalı, Kur’an ve sünnet doğrultusunda kendisine bahşedilen “Müslüman” ismine yaraşır bir şuurda olmalıdır.

Müslümanların Yeni Yılı

Müslümanlar için yılbaşı 1 Muharrem’dir. 1 Muharrem gecesi bizler için yılbaşı gecesi sayılmaktadır. Buradan kaynakla son yıllarda bazı Müslümanlarda 1 Muharrem günü yılbaşı kutlama maksadıyla farklı bir gayret içine girdikleri gözlemlenmektedir. Baskı ve gaflete sevk etme yöntemleriyle yılbaşlarını şaşıran insanların dikkatlerini tekrar Hicri yılbaşına çekilmeye çalışılmaktadır. Her şeye rağmen bu tür tavırların meşru daire içinde gerçekleşmesini temenni ederken Müslümanların tavırlarını tepkisellikten kurtarıp, onlara öncülük yapacak orijinal İslâmi tavrı nasip etmesini Rabbimizden niyaz ederiz.

Biz Müslümanlar aylarımızı, ibadet günlerini, bayramları, Ramazan’ı ve Kurban’ı, Hacc’ı, yılbaşını ve zekâtı, vs. hep İslâmi takvime göre ayarlamak durumundayız. Müslümanlar ibadetlerini ihmal etmeye sebebiyet veren Miladi takvimi mümkün mertebe saf dışı bırakmalı, hayatlarını ilahi bir gerçek olan Kameri aylara göre düzenlemelidir. En azından günlük yaşamda uymak durumunda kaldığımız (örneğin, hafta sonu tatilleri ki ticaretin o gün için durması ve tüm kurumların o güne has olarak kapanması, resmi tatiller ve bu takvime bina edilmiş özel (!) günler, vs.) bu takvime gösterdiğimiz önem kadar, kameri takvime de bir o kadar önem göstermeli, İslâm’ın tarihinin başlangıcı olan bu takvime hak ettiği değeri tekrar kazandırabilmenin mücadelesini hem kendi nefsimizde, hem de tüm toplum nezdinde verebilmeliyiz.
Müslümanların İslâm dışı diğer bayramları kutlamaları, bunlara iştirak etmesi, Allah azze ve celle’nin bildirdiği gerçekleri yalanlayan kutlama günlerini bayram olarak kabul etmesi, küfre ve şirke destek olmaktan başka bir mana taşımaz. İslam dışı tek ve çok tanrılı dinlerin törenlerine iştirak etmenin, kâfirlere (kılık-kıyafet açısında da) uygunluk göstermenin imanı ortadan kaldıracak bir boyut kazandıracağı da unutulmamalıdır. Buna binaen Noel gününde Hıristiyanlara, Hıdrellez gününde hurafecilere, Nevruz gününde de ateşperestlere uymak caiz olmayacağı gibi severek ve benimseyerek kutlandığında peygamberimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e indirilen Kur’an’ı (dolayısıyla da) İslâm’ı topyekün inkâr manasına geleceği unutulmamalıdır. Bütün bunların şuurunda olan bir Müslüman ise daima iman nimetinden ve İslâm şerefinden dolayı başı dik olarak Allah’u Teâlâ’ya hamd ederek yaşayacak ve ilelebet şunu haykıracaktır:

“Rabb olarak Allah’tan, Din olarak İslâm’dan, Peygamber olarak Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’den razı oldum. (7)
Selâm ve Dua ile.

————————-

1. Buhârî, Enbiya, 48, İtisam, 14; Müslim, İlim, 6.
2. Bakara, 120
3. Bakara, 109
4. Maide, 51
5. Ali İmran, 119
6. Müsned-i Ahmed, 3/338; Bezzâr, “İlim” 124; Müsned-i Ebû Ya’lâ, 4/102.
7. (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Kaynakça:
1- Kur’an’ı Kerim.
2- el-Mühezzeb; İktidai Sirati-l Müstekim Muhalefeti eshab’il Cehîm, Şeyh’ul İslam İbn-i Teymiyye, Guraba yayınları, İstanbul, 1996.
3- Şamil İslam Ansiklopedisi, Şamil yayınları, c. 6,7, Yılbaşı ve Noel maddeleri, İstanbul, 2000.
4- Aksiyon Dergisi, Cami ve Kilise arasında günümüz Müslümanları konulu makale.
5- Yılbaşı Risalesi, Mahmud Yakarış, Makale.