Yeryüzündeki tüm nimetler adedince Rabbimize hamd ederiz. Salat ve selam Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, hidayeti ve inayeti tüm mü’min kullarının üzerine olsun.

Çocuk yetiştirip terbiye etmek dünyanın en zor işidir. Gönüllerimizin süruru evlatlarımızı büyütürken en doğru metotlarla ve en güzel bir şekilde onları terbiye etmek en büyük arzumuzdur. Kimi zaman bu konuda yeterince başarılı oluruz, kimi zaman da yeterli olamadığımız anlar olur. Bazen bilgi, donanım, heyecan ve isteğimizin dorukta olduğu zamanlarda kendimizi fazla kasmadan bile birçok sorunun üstesinden rahatlıkla geldiğimizi müşahede ederiz. Bazen de bu konulardaki eksikliklerimiz ve bizi yoran, üzen ve dumura uğratan hayat şartları sebebiyle en ufak bir problemin bile altında kaldığımızı hissederiz. Aslında bu insan olmamız hasebiyle gayet doğaldır. Bu sebeple her konuda olduğu gibi çocuk konusunda da kendimizi fazla kasmadan yol almak işimizi oldukça kolaylaştıracaktır.

Belli zamanlarda denizlerde vuku bulan med-cezir misali hayatımız içerisindeki gel-git’ler sebebiyle çocuklarımızın eğitiminde aksaklıkların olmasını ve bu aksaklığın etkisinin uzayıp çocuğumuzun ruhuna, geleceğine ve en önemlisi ahiretine zarar vermesinin önünde duracak bir etken varsa,  o da duadır.

Dua nedir?

Dua; Kulun, Rabbinin yüceliği ve kudreti karşısında,  kendi acizliğini ve zayıflığını itiraf etmesi, derin bir sevgi ve saygı içerisinde O’ndan yardım dilemesidir. Dua kulun Allah’a bağlılığını en güzel şekilde dile getirmesi olduğu için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem duayı “ibadetin özü” saymıştır. Furkan Suresi 77. Ayette: “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” buyurulmuştur.

İbadet her şeye sırtını dönerek Allah’a yönelmektir. Bu yüzden namaza başlangıcında tekbir getirirken ellerimizi kaldırır ve dünyayı arkamıza atarak yalnızca Allah’ımıza yöneldiğimizi gösteririz. Dua da bu kabildendir diyebiliriz sanırım. Zira Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Dua ibadettir.” Dua Mü’minin silahı, Rabbi karşısında hiçliğinin bir itirafı ve tüm zamanlarda ve özellikle gücünün yetmediği zamanlarda tek ve gerçek bir sığınaktır. İçinde bilemediğimiz birçok sır ve güzelliği ihtiva eden dualarımızı çoğu zaman anında karşılık bulamadığımızdan belki,-maalesef- erteler, önemsemez ve hatta terk ederiz. Ama aslında bu bizim ve çocuklarımız için sonucunu çoğu zaman göremediğimiz büyük bir kayıptır. Çünkü hakikatte her duanın bir karşılığı vardır. Her yaptığında bir hikmet bulunan Rabbimiz kimi zaman dualarımıza hemen icabet eder, kimi zaman erteler,   kimi zaman da ahirete bırakır karşılığını. Ama her duanın bir karşılığı vardır. Bu yüzden kendimize, sevdiklerimize ve hayatımızın neşesi çocuklarımıza yapacağımız her dua onların dünya ve ahiretteki hayırları için çok değerli ve önemlidir.

Çocuklarımız bizi sevindirip mutlu ettiklerinde onlara dua ederiz. Ama asıl mühim ve zor olan onların her daim iyiliği için kendilerine kızdığımız ve bizi üzdükleri zamanlarda da dua etmemizdir.

Çocuklarımızın en büyük ihtiyacı budur. Çünkü çocuklar en çok onlara kızdığımız zaman sevgimize ihtiyaç duyarlar.

– Çocuklarımıza mutluyken dua edelim.

– Çocuklarımıza kızgınken ve üzgünken dua edelim.

Çocuklarımıza her daim, ömrümüzün sonuna kadar dua edelim. Dua şiarımız olsun. Hayatta herkesin bir duruşu vardır. Bizim duruşumuz dua olsun.

Dua, sabır ister. Çocuk da sabır ister. Dua, yapmacıklıktan uzak olmalıdır, samimiyet ister. Çocuklar da yapmacıklıktan hoşlanmaz ve asla etkilenmez. Dua, tüm benliğinle sadece Allah’a yönelip dönmeni gerektirir. Çocuklar için de sadece onlara dönüp sadece onlarla ilgilendiğimiz zamanlar çok değerli ve elzemdir. Dua, sebebe sarılıp tevekkül etmek ve kendini hakka teslim etmektir.

Çocuklarımızı yetiştirir ve sonucunu Allah’a bırakırız. Biliriz ki âlimden cahil, cahilden âlim doğar. Bakınız birçok yönden dua ve çocuk birbirine benzemektedir. Tıpkı birbirinden ayrılamayan iki dost gibi. Burada bize düşen pay da çocuk eğitimiyle duayı paralel olarak yürütmek ve bu süreçte duanın en büyük yardımcımız ve danışmanımız olduğunu unutmamaktır. Anne babalar çocuklarının hep iyi insanlarla arkadaşlık kurup dost olmasını ister. Öyleyse onlara her daim sadık ve güvenilir bir dost olacak olan, düştüklerinde tutup kaldıracak olan, yanlışlardan onları koruyup doğruya sevk edecek olan duayı yanlarına katalım.

Evlatlarımıza yaptığımız dualar, her an yanımızda ve yanlarında bulunan; Kuran’ın “apaçık düşman” diye nitelendirdiği iblise ve kötülüğü emreden nefislere karşı en büyük silahı kuşanıp gafil avlanmalarını önlemek demektir. Çocuklarımızın hayatına hükmederek değil de duayla onları koruyup gözetelim. Elbette ki bu onlara hiç müdahale etmeyelim anlamına gelmez. Çocuklarının her an yanında olmasını ve böylece onların karşılaşabileceği her türlü kötülük ve zarardan korumak isteyen anne babalar için dua,  Allah’ın sunduğu en büyük fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip değerlendirmemek bize kalmıştır.

Duaların kabul oldukları zamanları tam olarak bilemeyiz. Ama nasslarda bununla ilgili bir takım ipuçları verilmiştir ki tembelliğe sarılıp dualarımızı belli vakitlerle sınırlamayalım. Her anımızı dua vakti telakki etmek gerekir. Ama bununla beraber verilen bu ipuçlarını değerlendirmek de akıllıca bir tutum olacaktır. Hadisler ışığında öğreniyoruz ki; gecenin son vakitleri, secde anları, Cuma günü, bir kardeşimiz tarafından aldığımız dualar ve farz namazlardan sonra yapılan dualar kabul edilmeye en yakın dualardır.

Ebu Umame radıyallahu anhu,  Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Hangi dua daha çok kabul edilir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de:  “Gecenin son saatlerinde ve farz namazlarından sonra yapılan dua” buyurdu.

Duada ısrarcı olmak,  bıkmamak ve günah için dua etmemek gerekir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Bir kul, günah olan veya akrabasına darılmasına yol açan bir şey dilemedikçe yahut acele etmedikçe duası kabul olur. ‘Ya Rasûlallah! Acele nedir? diye soruldu. “Nice defalar dua ettim, Rabbimin kabul ettiğini görmedim der. Duasının hemen kabul edilmemesi sebebiyle bıkar ve duayı bırakır.” buyurdu.

Allah’ın lütfu bizim istediklerimizden de geniştir. O yüzden her daim O’nun lütfundan istemeyi elden bırakmamalıyız. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Allah’ın lütfu dilediğiniz şeylerden daha çoktur.” (Tirmizi)

Ateşten kaçınır gibi özellikle çocuklarımıza bedduadan kaçınmalıyız. En kızdığımız anlarda bile “Âlim olasın, Allah seni Kur’an ehli kılsın, seni hafızlardan eylesin, Allah senin hayrını (iyiliğini) versin” demeliyiz. Zira anne babanın evladına yaptığı dua makbuldür. Bilhassa da bu noktada babanın duası çok mühimdir. Anne baba çocuklarının ıslahı ve istikbali için dua etmelidir. Bu aynı zamanda sünnettir. Beddua çok tehlikelidir. Çünkü bu, anne babanın ve çocuğun helakı anlamına gelir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bedduayı yasaklamıştır. Üstelik kendilerini sırf İslam’a davet ettiğinden dolayı onu taşlayıp yaralayan müşriklere bile beddua yerine dua etmeyi tercih etmiştir. Çünkü o, ileri görüşlü, hikmetli bir önderdi. Çocuklarının önder ve örneği olan anne babaların bu vb. hadiselerden çıkaracağı büyük ders ve ibretler vardır.

Nitekim Cabir bin Abdullah (radıyallahu anh)’tan rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kendinize, çocuklarınıza, hizmetçilerinize ve mallarınıza beddua etmeyin. Olur ki Allah’tan istediğiniz şeyin verildiği bir zamana rastlarsınız da Allah dileğinizi kabul eder.” (Ebu Davud) (1)

Bir adam Abdullah bin Mübarek’e gelerek çocuğunun isyanından şikâyet etti. Abdullah: “Çocuğa beddua ettin mi?” der. Adam: “evet” deyince Abdullah ”Çocuğun bozulmasına sen sebep olmuşsun.” der. Çocuklarımızın düzelmelerini istiyorsak aleyhine değil lehlerine dua edelim. İbn Abbas radıyallahu anh der ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem beni bağrına bastı ve “Allah’ım! Bu çocuğa hikmet öğret” diye dua etti.  İbn Abbas büyüdüğünde “Ümmetin âlimi, Kur’an’ın müfessiri” ünvanlarına sahip olmuştur. (2)

Anne babaya isyan en büyük günahlardandır. Buna rağmen bu günaha girenlere karşı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tedavi usulü dua olmuştur. Anne babanın ihlasla ve ısrarla yaptıkları dua çocuklarındaki isyan duygusunu atar. Her anı dua ile hemhal olmuş Efendimiz sıkıntılarla dolu yolculuk esnasında bile ailesi için dua ederdi.

Bazen çocukların anne babasına asi oluşu ve onların sözlerine kulak asmayışı ile imtihan olunabiliriz. Böyle bir durumda zor da olsa onlar için af dilemeli ve iyilikleri için dua etmeliyiz. Bize verdikleri sıkıntı Hz. Yakup aleyhisselâm’ın çocuklarının ona uzun yıllar verdiği evlat hasreti gibi hiçbir sıkıntı ile karşılaştırılamayacak kadar büyük ızdırab kadar olamaz. Hz. Yakup tüm olanlara rağmen çocuklarının hatalarına karşı “Ben sizin için Rabbimden af dileyeceğim” diyerek çocuklarına müsamaha göstermiş ve asla bedduaya sarılmamıştı. Çünkü biliyordu ki babanın evladına duası makbuldür.

Çocuklarımıza itaat konusunda yardımcı olmak bizim elimizde. Onlara bu konuda zemin hazırlayalım. Çünkü uygun ortam hazırlamak çocuğun güzel davranış göstermesini sağlar. Böylece çocuğumuza en güzel hediyeyi vermiş oluruz. Ebu Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayete göre Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İyilik yapması için çocuklarınıza yardım edin. Dileyen kimse (yardımcı olmak suretiyle) çocuğundan isyan duygusunu çıkarabilir.” (Taberani)

Çocuklara beddua etmek şeytana yardımcı olmak ve onların bozulmasına sebep olmaktan başka bir işe yaramaz. (3)

Aşağıda geçen kıssada anne baba bedduasının evlat üzerindeki kalıcı ve üzücü etkisini görüp ibret alalım:

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beşikte ancak şunlar konuşmuştur: Meryem oğlu İsa ve Cüreyc’in arkadaşı. Cüreyc, abid bir kuldu. Bir manastıra çekilmiş ibadetle meşguldü. Derken bir gün annesi yanına geldi. O sırada Cüreyc (nafile) namaz kılıyordu. Annesi, “Ey Cüreyc!” diye seslendi. Cüreyc “Allah’ım! Annem ve namazım” diye düşündü. Namaza devam etmeye karar verdi. Ertesi gün de aynı şeyler olunca annesi ona beddua ederek şöyle dedi: “Allah’ım! Kötü kadınların yüzünü göstermedikçe onun canını alma.”
İsrailoğulları kendi aralarında Cüreyc ve onun ibadetini konuşuyorlardı. (Ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı). O diyarda güzelliği ile herkesin dilinde olan zinakar bir kadın vardı. “Dilerseniz ben onu fitneye atarım” dedi. Cüreyc’e musallat oldu. Ancak Cüreyc ona yüz vermedi. Bunun üzerine kadın bir çobana gitti. Bu çoban Cüreyc’in manastırının dibinde barınak kurmuş biriydi. Kadın onunla zina etti. Hamile kaldı ve çocuğu doğurunca: “Bu çocuk Cüreyc’tendir” dedi. Halk öfkeyle kalkıp Cüreyc’i manastırdan çıkardılar. Ve orayı yıktılar. Cüreyc’i de dövdüler. Cüreyc bunun üzerine “Derdiniz ne?” diye sordu. Onlar da: “Şu fahişe ile zina yaptın ve o senden bir çocuk doğurdu.” dediler. Cüreyc: “Çocuk nerede?” diye sordu. Halk çocuğu getirince Cüreyc: “Bırakın beni namaz kılayım” dedi.

Bıraktılar namazını kıldı. Namazı bitince çocuğun yanına gitti ve karnına dürttü: “Ey çocuk! Baban kimdir?” dedi. Çocuk: “Babam falanca çobandır” dedi.

Bunun üzerine halk Cüreyc’i öpüp ona ellerini sürdüler ve “senin manastırını altından yapalım” dediler. Cüreyc: “Hayır. Eskiden olduğu gibi çamurdan yapın” deyince onlar da eskisi gibi yaptılar.” (Buhari-Müslim)

Bu kıssada büyük ibretler saklıdır. İsrailoğulları içinde yaşamış bu veli zata annesinin bedduası isabet etti. Kendisi abid biri olmasına rağmen beddua tuttu. Eğer abid olmasaydı rezil olacaktı. Bu yüzden İslam bedduadan sakındırmıştır. (4)

İbn Mace’ de geçen şu hadis konuyu ne güzel özetlemektedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Üç dua vardır ki bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.”

Anne babanın evladına duası öylesine değerlidir ki Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan rivayetle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Adem’in çocuklarında hiçbir çocuk yok ki, doğduğu an şeytan ona dokunmuş olmasın. İşte doğarken ağlaması şeytanın dokunmasından kaynaklanır. Meryem ve oğlu bundan müstesnadır.” Ebu Hureyre radıyallahu anh, bunu anlatırken, Hz. Meryem’in annesinin kendisi için yaptığı duayı bildiren şu ayeti okudu: “Rabbim! Onu da neslinden gelecekleri de o mel’un şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.” (Âl-i İmran, 36 ) (Buhari, Enbiya 44)

Zekeriya aleyhi’s-selam’a bakalım. O da Allah’tan kendisinden sonra hakikatleri anlatacak bir çocuk vermesini istiyor. Allah da ona bir peygamber olan Yahya aleyhi’s-selam’ı veriyor.

Yazımızı etkili olacağını umduğum Abdulaziz Yılmaz’ın “Sobe” adlı kitabında anlatılan bir hikâye ile sonlandıracağız inşallah:

İşte size Paris’ten yani küfrün merkezinden bir anne ve dört kızın mucize denilecek hikâyesi.

Kızı anlatıyor…

“Bundan yirmi beş yıl önce Fransa’da başladı tüm zorluklar…

Ben ve annem…

Annem, okuma yazması olmayan kendi halinde bir Türk kadını ama onun Allah ile öyle güçlü bir bağı var ki başka kimseye ihtiyaç duymuyor.

Kur’an’dan bildiği az sayıda sure ile kıldığı namaz; onu öyle bir derinliğe öyle bir maneviyata taşır, yükseltirdi ki… Bu dünya ile tüm bağı nefes alıp vermesinden ibaret olurdu… Tüm acılarını unutur, bedeni hafifler, ruhu göklere yükselirdi sanki… Değil mi ki namaz, miracıydı Mü’minin… Öyleydi işte… Namazı miracıydı annemin… Sığınağıydı,  kurtuluşuydu… Babam… Gece yarısı eve sarhoş gelen, çocukları ayağa kaldırıp sabaha kadar uyutmayan bir babayı nasıl anlatmalı bilemiyorum.

Soğuk bir kış gecesi… Annem namaz kılıyor ve bunu gören babam başlıyor hakaretlere: “Yobaz, gerici kadın… Seni kapının önüne koyayım da Allah’ın kurtarsın bakalım seni!”

Dediğini de yaptı. Koydu bizi kapının önüne… Annem, gözü yaşlı açtı avuçlarını: “Ya Rabbi! Görüp gözeten sensin, her şeyde bir hayır vardır, ya Rabbi bu şerri de hayra çevir.” Diye sabaha kadar dua etti.

Ben ise: “Allah gerçekten olsaydı bizi burada böyle çaresiz bırakmazdı” diyordum. Annem: “Öyle deme kızım, Allah kimseye zulmetmez. Bak göreceksin iyi günler gelecek. Şer gibi gördüğümüz bu durumda ne hayırlar yatıyor kim bilir.” derdi.

(Şimdi düşünüyorum da ne kadar da haklıymış annem; o zorluklarmış bizi güçlü kılacak olan…)

Annem, gece biz uyurken yanımıza gelir; seccadesini yere serer ve saatlerce dua ederdi.

Şu duası hiç aklımdan çıkmıyor:

“Ya Rabbi! Ben garip bir insanım, okumam-yazmam bile yok. Ama sana yürekten inanıyorum. Sen, sana inananları zorda bırakmazsın, görüyorsun halimi… Eğer sen bana yardım etmezsen ben, evlatlarımı nasıl yetiştirebilirim, böyle zalim bir adamla. Kızlarımı senin rızan dâhilinde yetiştirmem için bana yardım et. Onları sev… Koru…”

Evet, gerçekten de annemin bizi yetiştirecek ne ilmi ne de imkânı vardı. Ancak ve ancak Allah’a tam bir imanı ve dilinen hiç düşürmediği duaları vardı. Allah, annemin duasını kabul etti.
Biz dört kız kardeş; büyüdük, evlendik, çoluk çocuk sahibi olduk. Allah rızasını gözetmeden bir iş yapmaz, onun rızasını her şeyden üstün tutar olduk.

Şimdi bir teşkilatın kadın kolu başkanıyım. Kendime ve insanlara faydalı olmaya çalışıyorum. Zaman içinde çok şey değişti. Babamla da konuşabiliyor, iyi-kötü iletişim kurabilir hale geldik. Hep diyorum annemin duaları açtı bize bu kapıları. Rabbim bizi duasız bırakmasın.

İşte sevgili okuyucum! Diyorum ki artık hiçbir anne ve baba, bana “Hocam, benim imkânım yoktu, benim ilmim irfanım yoktu; benim okuma-yazmam yoktu da bu sebeplerden dolayı çocuğuma bir şey veremedim.” Demesin. Onlara: “Çocuğunu iyi yetiştirecek bilgi ve imkânın yoktu da iki rekat teheccüd kıldıktan sonra akıtılacak iki damla gözyaşın ve bir avuç duanda mı yoktu?” diyorum. (5)

Selam ve dua ile…  

————————-

1. Çocuk Eğitimi – Muhammed Ali Süveyd
2. A.g.e
3. A.g.e
4. İslam’da çocuk eğitimi- Abdurrahim Şe’ravi
5. Sobe – Abdulaziz Yılmaz