Sabrı engin ve çok büyük olan yüce Allah’a hamd ederim. Yüce Allah bir şeye “ol” demesi ile herşey meydana gelmesine rağmen, yerleri, gökleri ve içindekileri altı günde yaratması ile kullarına işlerinde sabırla hareket etmelerini göstermiştir. İnsanı bir anda olgun ve dolgun bir halde yaratma kuvvet ve kudretine sahip olmasına rağmen belli bir süre anne karnında tutup sonra dünyaya gelmesini murad etmiştir.

Yüce Mevla bütün işlerini sabır ahengi üzerine yürütülmektedir. Güneş; milyonlarca senedir sabırla doğup batmaktadır. Bütün gezegenler ve kâinat sabır ekseni etrafında yollarına devam etmektedir.

Müşriklerin bütün işkence, zulüm, baskı ve dayatmalarına rağmen yoluna sabırla devam eden Peygamber efendimize; ailesine, ashabına ve kıyamete kadar sabır ve sebat üzerine onlara tabi olan müminlere salat ve selam olsun.

Sabır; Allah’a giden yolcunun enerji ve azığıdır. Sabır olmadan hiçbir yol aşılmadığı gibi herhangi bir menzilede varılmaz. Sabır; ayağı sürçmeyen bir binek, karanlıklarda adeta bir ışıktır. Sahih bir hadisi şerifte peygamberimiz şöyle der; “Kişiye sabırdan büyük ve daha hayırlı hiçbir şey verilmemiştir.” (Buhari, Müslim) Çünkü sabır bütün hayırların anahtarı, sabırsızlık ise bütün mahrumiyetlerin başlangıcıdır. Hayatın birçok farklı karelerinde sabra ihtiyaç duyulur. Ancak ilim tahsilinde, musibetlere karşı ve aile hayatında ise sabra daha çok ihtiyaç hissedilir.

İlim Tahsilinde Sabır;

İlim ile sabır birbirinden ayrılmaz ikiz kardeşlerdir. Sabır olmadan herhangi bir ilme ve bilime sahip olmak mümkün değildir. Önder ve öncü âlimlerimiz sabırla ilmin ve bilginin doruk zirvesine ulaştılar. Onlar açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa, gurbet hayatına ilim için sabrettiler. Anneden, babadan, yardan ve serden ilim öğrenmek uğruna vazgeçtiler. Sahabeler içerisinde en çok hadis rivayet etmede meşhur olan Ebu Hureyre (ra)’ın ne tür zorluklara katlanarak ilim tahsil ettiğini kendisinden öğrenelim. O şöyle der; “Ensar bağ-bahçesiyle, muhacirler ise ticaretleri ile meşgul olurlardı. Ben ise karın tokluğuna Allah Rasûlünden hadis öğrenmek için Mescidi Nebevi’ de kalırdım. Ben öyle günler gördüm ki; bir defasında mescidi Nebevinin içinde kendimden geçmiş bir vaziyette secde eden kimse gibi iki büklüm yere kapanmıştım. Bu halimi görenlerden birisi gelip sar’a tuttu zannederek, ızdarabımı dindirmek için ayağı ile boğazıma basıyordu. Hâlbuki beni sar’a falan tutmamıştı. Benim bu halim açlıktan dolayı idi.”

Sahabeler içinde en çok hadis rivayet eden olmak kolay olmaması gerekirdi. İşte ilimde zirve olmak ancak bu şekilde sabrederek mümkün olur. Önceki âlimlerimiz ilim uğruna ömürlerini harcarlardı. Onlardan Ma’mer b. Musenna, hocası Yunus b. Habibe tam kırk sene öğrencilik etmiştir. Kendi zamanındaki âlimler onun hakkında şöyle der; yeryüzünde her türlü ilmi meselede ondan daha bilgilisini tanımıyoruz. Bu âlim ölümünden sonra iki yüze yakın faydalı eser bıraktı. İbn Teymiyye’nin önde gelen öğrencilerinden İbni Kayyım hocasına tam on altı sene talebelik yapmıştır. İbn Kayyım; kitapları ve öğrencileri ile İslam tarihine ismini altın harflerle yazan bir şahsiyettir. Günümüzde ise dersler, belli aylar ve dakikalar içerisinde gerçekleşiyor. İlim adına meydana çıkanlar; belli bir kitaptan, belli bir konuda birkaç kelam okuyup bilgeçlik taslıyorlar. İnsanlarda ilim kisvesi altındaki bu cahillere fetvalar sorduğunda; kendileri sapıttıkları gibi insanları da saptırıyorlar… İlim bunların yaptığından yer ile gök mesafesi kadar uzaktır…

Musibetlere Karşı Sabır;

Sabra; en çok ihtiyaç hissedilen yerlerden biriside musibet, bela, sıkıntı ve zorluk anlarıdır. Kişi musibet ve sıkıntının Allah’tan geldiğinin şuuruna ererse bunlara karşı sabretmesi de kolaylaşır. Absoğullarından bir adam, kaybettiği devesini aramaya çıktı. Üç gün boyunca devesini aradı, bulamadı. Zengin birisiydi. Allah ona serveti, deve, sığır, dana, oğlan, kız her istediğini vermişti. Serveti ve ailesi, geniş bir evin içindeydi. Bu ev, Absoğulları diyarında bir sel yatağında inşa edilmişti. Rahat ve güvenlik içinde yaşıyorlardı. Babaları da çocukları da başlarına bir felaket gelebileceğini düşünmediler.

“Ey gecenin başında huzur içinde uykuya dalan kişi,

Bazen seherlerde kapıyı çalmaktır musibetlerin işi.”

Bir gece büyüğüyle küçüğüyle bütün aile uykuya daldı. Malları mülkleri yerlerinde duruyordu. Babaları üç gündür kayıp devesini arıyordu. Allahu Teâlâ o gece üzerlerine öyle bir sel gönderdi ki; önüne gelen her şeyi sildi süpürdü. Toprağı sürüklediği gibi önüne gelen kayaları da sürükledi. Bu sel onları gecenin sonlarına doğru vurmuştu. Evlerini temelinden yıktığı gibi içindekileri de alıp götürmüştü. Adamın bütün ailesini, malını ve mülkünü azgın sular alıp götürdü. Sanki eskiden de yokmuş gibi geride izleri kalmadı. Sadece dillerde söylenen bir hatıra oluverdiler.

Üç gün sonra baba eve geri döndü. Hiç kimseyi görmedi. Hiç kimsenin sesini duymadı. Ne bir canlı, ne bir konuşan, ne de bir dost vardı. Aman Allah’ım! Evinin barkının olduğu mekân dümdüz olmuştu. Ne büyük felaket! Eşi, oğlu, kızı, hiç kimse kalmamıştı. Ne devesi ne koyunu ne sığırı ne parası ne de elbisesi kalmıştı. Aman ya Rabbi ne büyük bir musibet.

Bu da yetmezmiş gibi develerinden birisi kaçmıştı. Onu yakalamak için peşine düşüp kuyruğundan tuttuğu sırada hayvan yüzüne bir tekme savurmuş ve gözlerini kör etmişti. Adam sığınabileceği bir yere kendisini götürecek birini bulmak ümidi ile çölde bağırmaya başladı. Bir müddet sonra adamın sesini bir bedevi işitti ve onu aldı. Şam’da Halife Abdulmelik’in yanına götürdü. Ona durumunu anlattı. Halife: “Nasılsın” diye sorunca adam: “Allah’tan ve ondan gelen her şeye razıyım.” Dedi. Kalbinde iman ve tevhidi taşıyan bu Müslümanın söylediği bu söz gerçekten çok büyük bir sözdür. Öğüt ve ibret almak isteyenler için canlı bir ibret ve öğüt numunesidir.

Aile Hayatında Sabır;

Gerçekten sabır dertlerin duası, zorlukların çaresi, kurtuluşun anahtarıdır. Zor ve dar anlarımızda sabır limanımız olursa, yanlış davranmaktan ve bu koca dünya okyanusunda boğulmaktan kurtulmuş oluruz. Sabırsızlar hep pişman olmuşlardır. Sabrı az olanın, keşke demesi çok olur; çünkü öfkeyle kalkan, zararla oturur. Birçok insan, hiddetini sabırla sürdürmediği için aile yapısında onulmaz yaralar açmış, hatta bu kutsal kurumu tamamıyla yıkıp tahrip etmiştir. Sabır aile hayatının temel ihtiyacıdır. Çanakkale anneleri, sabrın ve sadakatin bütün renklerini en güzel biçimde yansıtmış güzel örneklerdir. Onlardan birkaç tanesini örnek teşkil etmesi bakımından buraya almak yerinde olur. Adı, Şemsi Nine idi. 16 yaşında evlenmiş. Evliliği sadece üç gün sürmüş. Eşi yedek subay olarak Çanakkale’ye çağrılmış. Orada şehitlik şerbetini içmiştir. Şemsi Nine, kocasının Çanakkale’den kendisine yazdığı mektupları, evinin duvarına yapıştırmış. Yıllar yılı her sabah, bu silik ve sararmış mektupları birer kere okur; her birinin karşısında şehit kocasının ruhuna Fatihalar gönderir, sonrada rahlesinin önüne diz çöküp kaldığı yerden Kur’an okumayı sürdürürmüş. Şemsi Nine evinden dışarı hiç çıkmazmış. Dermiş ki; “Kocam Çanakkale’ye giderken bana gençsin, güzelsin ne olur ben gelinceye kadar dışarıya çıkma. Gözüm arkada kalmasın” dedi. Nasıl çıkarım dışarı! Yıllar sonra cenazesini çıkarmışlar, evinden. Şemsi Nine’nin üç günlük eşine göstermiş olduğu vefa, sabır ve sadakat, şimdi beldemizde bulunan bütün eşlere bölüştürülse hepsini de vefa, sabır ve sadakat timsali yapmaz mı?

Allah dostlarından biri, sinirli ve kavgacı bir hanımla evlenmiş. Daha ilk gün, eşinin leblebiden nem kapan, alıngan ve sabırsız bir kadın olduğunu anlayıvermiş ve hanımıyla pazarlık yapmış: “Hanım, anladığım kadarıyla sen, sert ve sinirli bir insansın. Benimde sabrım sınırlıdır. Lakin Allah nasip etti eşim oldun. İnşallah bir ömür birlikte olacağız. Bunu başarabilmek için sana bir teklifim var.” Hanımı kocasının teklifini merak etmiş ve sormuş. Eşiyle her şeye rağmen geçinmeye niyetli olan bu mübarek adam teklifini açıklamış: “Sen kızdığın zaman, ben sabredeyim; ben kızdığım zamanda sen sabret. İkimiz birden kızmayalım. Kızgınlık bir bakıma delilenmektir. Yani geçici bir deliliktir. Bu bakımdan ikimiz birden delilenmeyelim. Birimiz delilendiğinde, diğerimiz velilere mahsus olan sabır güzelliğine sarılıp velileşsin… Böylece birbirimizi idare edelim de şu iki günlük dünyada geçinip gidelim… Hanımı, bu tek maddelik teklife “peki” demiş ve uzun bir ömrü birlikte geçirmişler…

Bunun gibi sabır misallerini çoğaltabiliriz. Ancak asıl mesele sabrın bütün hastalıkların, sıkıntıların, musibetlerin, dertlerin ve kederlerin ilacı olduğunun farkına varmaktır. Sabır kısaca; cenneti kazanmanın en önemli anahtarlarından biridir. Bundan dolayıdır ki rabbimiz cennetliklere şöyle nida edecek:

“Sabretmenize karşılık size selam olsun. Bakın dünya yurdunun neticesi ne güzel” (Ra’d, 22)

Rabbim; bu müjdeyi alıp, ebedi mutluluklar diyarı olan cennetlerine girmeyi cümlemize nasip etsin. Selam ve duayla…

————————

Kaynakça:
1. Şemaili Muhammedîye; İmam Tirmizi
2. Safahat min Sabril uluma / Abdul Fettah Ebu Gudde
3. La Tahzen / Aiz el-Karni
4. Aile hayatında sevgi iletişimi / Vehbi Vakkasoğlu