Bu sayımızda ömrünü ilim ve hizmete adamış, Kur’an-ı Kerim meali, Taberi Tefsiri tercümesi, Mezhepler Tarihi, Fıkıh Usulu ve İslam Akaidi gibi yayınlanmış çeşitli eserleri ile bizlere ışık tutmuş olan Muhterem Hasan Karakaya Hocaefendi ile yapılan röportajı sunuyoruz. İlerleyen sayılarımızda da Allah’ın izniyle ilmi ve ameliyle öne çıkmış âlimler, davetçiler ve mücahitler ile röportajlar yapılıp sizlere sunulmaya çalışılacaktır.

  • Hocam, kısaca kendinizi tanıtıp, ilim tahsil hayatınızı anlatabilir misiniz?

1943 yılında Erzurum’un İspir ilçesine bağlı olan “Mezraa (Demirgöze)” köyünde doğdum. Bu köyde hafızlık yaptım. Sonra Erzurum’a giderek orada önce Kur’an talimi sonra Arapça okudum. Daha sonra Suriye’ye, oradan Lübnan’a, oradan da Mısır’a giderek el-Ezher Üniversitesine bağlı olan ilköğretim okullarında okudum. Sonra Ezher Üniversitesinde ve Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tahsilime devam ettim. Daha sonra Türkiye’ye dönüp İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Özel sektörde çalışarak emekli oldum. Evliyim, biri kız biri erkek olmak üzere iki çocuğum var. İstanbul da ikamet etmekteyim.

  • Hocam, ilim talebesi yetiştirmek konusunda azminiz hepimiz tarafından bilinmekte, birçok talebe yetiştirdiniz -Rabbim sayılarını artırsın, size daha nice talebeler yetiştirmeyi nasip etsin- talebe eğitimine niçin bu kadar önem veriyorsunuz, bu anlamda ilim talebelerine ve ilim tahsilinde belli bir yere gelen kardeşlere neler tavsiye edersiniz?

Eğitime önem verilmesi, cehaletin kronik bir hastalık olmasından ve sonunda maddeten olmasa da manen ölüme sevk etmesinden ve ebedi hayatı yok etmesindendir. Yüce Mevla kendisinin birliğini emrederken bile “Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur” (Muhammed, 19) buyuruyor ve ilmin önemini bizlere öğretmiş oluyor. Diğer bir ayetinde “Şüphesiz ki Allah’tan ancak alim kulları korkar” (Fatır, 28) buyurarak ilim erbabının ne kadar önemli olduğunu beyan etmiştir. Bugün İslam âleminin başına gelen sıkıntıların kahir çoğunluğu maddi ve manevi yönden cahil kalmalarındandır. Maddeten cahil kalmaları düşmanları tarafından planlanmış ve günümüze kadar bu planlar uygulanmaktadır. Manevi yönden cahil kalmaları ise kendi tembelliklerinden, çevrenin fitne ve fesadından, din düşmanlarının planlı bir şekilde savaş açmalarındandır. Maddeten cahil kaldıkları için teknikte ilerleyen gayri Müslimlerin gönüllü uşakları olmuşlar, onlardan emirler beklemektedirler. Dini bilgiler yönünden cahil kalmaları ise hakkı batıla karıştırmalarına, doğru yoldan sapmalarına ve samimi Müslümanları da saptırmalarına vesile olmuştur. Buna dur demenin tek yolu evvela insanlarımızı dini bilgilerle donatmak, ikinci olarak maddi ilimlerin önünü açarak her türlü teknik dalda beyinler yetiştirmektir. Aksi taktirde şu ayetin emri ne olacaktır. “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” (Enfal, 60)

  • Hocam, İslam dünyası Hz. Peygamber’in ifadesi ile “Aç insanların yemek kabının başına üşüştükleri gibi diğer milletler de sizin başınıza üşüşecektir” hadisini yaşamakta. Bu manada coğrafyamızda katliamlar yapılmakta, zulümler işlenmektedir. Bu durumu da göz önünde bulundurduğumuzda İslami mücadelede hangi başlıklar/hizmetler öncelenerek çalışmalara yoğunluk verilmelidir? Bu husustaki tavsiyeleriniz nelerdir?

Kanaatimizce öncelikle dinin temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’ten din öğrenilmeli. Sonra sağlıklı bir şekilde aşamalı olarak insanlara tebliğ edilmeli ondan sonra tebliğin sonucuna katlanmalı, şartlar ne olursa olsun usanmamalı, bocalamamalı, vazgeçmemeli. Diğer yandan dünyada sıcak temasa geçen mücahitlere maddeten ve manen tam destekte bulunulmalı, nüve İslam devletinin kurulup cihan şümul bir hilafet olması için gece gündüz çalışılmalıdır.

  • Hocam, İslam davetçilerinde görmüş olduğunuz en büyük eksiklik nedir? Bu eksikliği gidermek için neler yapmamızı tavsiye edersiniz?

Kanaatimizce İslam davetçilerinde görülen eksikliğin en büyük sebebi bencillik, şöhretperest olmak, ümmetin bölük pörçük olmasına aldırış etmemek ve bütün Müslümanların derdi ile ilgilenmeyip sadece belli bir gurupçuğa veya cemaatçiğe önem vermektir. Bu da adeta güneş gibi her yeri aydınlatma yerine bir lamba veya mumla yetinmek oluyor. Etkisi sınırlı, faydası oldukça az oluyor. Davetçi kendisini köprü yapıp davet ettiği insanları da oradan geçip kurtulacak insanlar mahiyetinde kabul etmelidir. Aksi takdirde davetçi değil orta derecede bir Müslüman olur. Bu eksikliği gidermek ise sayılan bu manevi hastalıklardan arınmakla, ihlâslı bir şekilde hareket etmekle ve Rasulullah’ın hayatından ilham almakla olur.

  • Hocam, günümüzde görüşleri ile nispeten zihinleri bulandıran tekfir akımı, hadis inkarcıları gibi gurupçuklar hakkında neler yapmalıyız, bunlardan kendimizi nasıl koruyabiliriz?

Bu konuda şu sözü unutmamamız gerekir. “Tarih tekrardan ibarettir” günümüzdeki tekfircilik dördüncü Raşit Halife Hz. Ali’nin  ve ona tabi olanların kanını helal görecek kadar aşırı giden tarihteki Hariciliğin yeniden hortlamasıdır.
Hadis inkârcılığı ise Yunan Felsefesinin etkisi altında kalarak akıllarını öne çıkaran, nasları adeta terzinin biçtiği kumaş gibi kabul edip yerine göre makaslayıp kesen Mutezile fırkasının ve onun mahiyetinde olan Şiiliğin bir kopyasıdır. Bunlar hiçbir tevil ihtimali olmayan muhkem ayetleri bile akıllarına ters düşerse tevil ederek gerçek manalarından saptırmış, hadisleri ise kökünden reddedip sadece heva ve heveslerine uyduğunu zannettikleri hadisleri almaya çalışmışlardır. Bu fırkaların zayıf noktalarını yakalayan misyonerler bilinçli bir şekilde hadis düşmanlığı yaymışlar, beyinsiz Müslümanlar da, hazine bulmuşlarcasına, bu görüşlere itibar etmişler ve onları savunmaya kalkmışlardır. Asıl hedef Kur’an-ı açıklayan hadislere şüphe sokarak onları devre dışı bırakmak ve Kur’an’ın ayetleri ile heva ve heveslerine göre oynamaktır. Allah bu iki gurubun da şerrinden müminleri muhafaza eylesin. -Amin-

  • Hocam, ümmetin tek vücut olarak bir arada bulunamamasını ve bunun ümmete zararları hakkında neler söylemek istersiniz.

Ümmetin tek vücut olması Kur’an’ın ayetlerinde, Rasulullah’ın sünnetinde devamlı vurgulanmış aksi takdirde günümüzde olduğu gibi bölük pörçük olup birbirleri ile uğraşmalarının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Hatırlatma olsun diye şu ayetleri tekrar hatırlatalım: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran, 103), “Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46), “Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat, 9-10)
Enfal suresindeki ayette birbirleri ile tartışan Müslümanların herhangi bir sonuca varamayacakları, güçlerinin dağılıp gideceği beyan edilirken Müslümanların güçleri güzel bir kokuya benzetiliyor. Nasıl ki rüzgâr iyi bir kokuyu alır başka yerlere götürürse bölük pörçüklük de Müslümanların gücünü alır, başka odaklara götürür. Hucurat suresinin 9. âyetinde ise birbiri ile savaşan iki mümin topluluğun birbirlerini imha etmelerine müsaade edilmemesi, gerekirse haksız olana karşı savaşılması dahi emrediliyor. Herhalde bundan alınacak büyük ibretler bulunmaktadır. Müslümanların tek yönetim altında halifelerine itaat ettikleri sürece tarihin hiçbir diliminde sırtları yere gelmemiştir. Aksine hep hamle yapan, yeryüzüne Allah’ın nuru olan İslam’ı yayan kahramanlar olmuşlardır. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, 1914’de başlayan ve 1918’de biten birinci dünya savaşında şer odakları olan kâfirler yekvücut olmuşlar, Müslümanların başında bulunan üç beş soysuz Müslümanların mağlup olmalarına vesile olmuşlar ve böylece İslam’ın defteri dürülmek istenmiştir. Müslüman görünümlü olan insanlar İslam hilafetini iptal etmişler, İslam şeriatını yürürlükten kaldırmışlar, böylece kâfirlerin dikte ettirdikleri birinci emirleri harfiyen, jopla, dipçikle, idam sehpaları kurmakla yerine getirmişler neticede ümmetin bölük pörçük olmasını gerçekleştirmişlerdir. Tekrar İslam hilafetine dönülüp tek vücut olmadıkça zaferi beklememiz oldukça zordur. Çünkü Rasulullah’ın da buyurduğu gibi Allah’ın desteği birlik ve beraberlik içinde olanlaradır. “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.” (Tirmizi, Tabarani)

  • Hocam, hayatınızda iz bırakan isimler, kitaplar veya filmler var mıdır?

Evet, her müslümanın hayatında iz bıraktığı gibi bizim de hayatımızda Hz. Muhammed, diğer peygamberler, sahabe-i kiram özellikle dört halife, şehit sahabiler, muhaddislerden İmam Buhari vb. mezhep imamları, müçtehid âlimler, çağdaş âlimlerden idam edilen şeyhu’l-İslam İskilipli Atıp Efendi, küfre karşı ayaklanıp idam edilen Şeyh Said, İslam hilafetinin tekrar ihyasına çağıran Hasan el-Benna, hayatını İslam uğruna feda eden Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh ve bunlara benzeyen genç mücahit şehitler hep bize ilham kaynağı olmuşlardır. Olmaya devam edeceklerdir.
Kitaplara gelince; Her şeyi kuşatan ve ilahi kelam olan Kur’an-ı Kerim ve onu en iyi açıklayan sahih sünnet hep dayanağımız olmuşlardır ve olacaklardır.

Hocam Nebevî Hayat Dergisi olarak çok teşekkür ediyoruz. Rabbim sizlerden razı olsun, emsallerinizi artırsın, bizlere de ilminizden istifade etmeyi nasip etsin.