Halep yangın yeri…

Halep; kanın, gözyaşının oluk oluk aktığı, çocukların anlamsızca baktığı, kadınların acımasızca tecavüzlere maruz kaldığı, cesetlerin yığınla çoğaldığı, ümmetin kafasına bile takmadığı hayalet şehir artık…

Zalim aklına eseni yapar, çocukların bile saçlarını ağartan zulümler yağar şehrin her bir yanına…

Tek bir umudu kalmıştır kimsesiz yetimlerin… Otobüslere bindirilirken zulümlerden kurtulmanın sevinci ile anavatanından kopmanın verdiği acıyı unutur günahsız ana kuzuları…

Çamurların içinden ekmek kırıntıları toplarken tertemiz cennet kuşları; tüm dünyada Müslümanlar yemeği boğazına takılmadan iştahla yer, tıka basa doyurur karnını…

Binlerce tonluk enkazın altından bebeler acı içinde kıvranarak çıkarılırken; eğlenceye dalmış nefisler çayını yudumlayarak seyreder, aldığı son model ekranlardan, bir damla bile gözyaşı dökmeden hem de…

Zallâmların ırzlarına geçmemesi için intihar etmenin fetvasını ararlar çaresiz kadınlar!

Halep ağlar; dünya susar… Kanlar nehir gibi akar; dünya susar… Halep muhasaraya alınır, aç susuz bırakılır; dünya susar… Şehrin her yanından yardım çığlıkları gökleri sarsar; dünya susar… Halepli adam enkazın arasından çıkardığı Kur’an’ı kaldırır, “İşte Kitabımız Kur’an! Onu hiç mi okumadınız” der, ümmeti Allah’a şikâyet eder; Müslümanlar susar…

Hadi dünya susar da Müslümanlar nasıl susar, nasıl dayanır kardeşlerine yapılan bu görülmemiş zulümlere?

Sükût ikrar değil midir? Görmezden gelmek, razı olmak değil midir? Umursamamak, olmamış gibi davranmak, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın anlamına gelmez mi? Ama unuttuğun bir şey var ey Müslüman! Göz yumduğun kötülük, bir gün senin ayağına dolanıp canını yakmaz mı sanırsın!…
“Bir kötülük gördüğünüz zaman, onu elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmezse, dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmezse, kalbinizle buğzedin ki bu imanın en zayıf noktasıdır.” 1 hadisinin son satırlarını mı kendine bahane yaparsın yoksa…

İmanımız bu kadar mı zayıfladı. Birkaç gün içinde zulmü unutacak kadar mı köreldik ya da… Yok yok! İnsanlık öldü dedirten bu vahşetler bizim tembelliğimizin eseri. Hayatın hiçbir alanına nüfuz etmesine müsaade edilmeyen Kur’an’ı terk ettiğimizden beri oyuncak olduk zalimin elinde. Kukla gibi bir o tarafa bir bu tarafa savruluyor ruhlarımız. Beden mi? O da ne ki? İçi boşaltılmış beyni; -haşa- kendini Allah gibi gören sözde kurtarıcıların hurafeleriyle doldurulmuş, serseri mayın gibi oraya buraya savrulan bir cesetten farksız artık.

Uyan artık ey Müslüman! Bu davana açılmış savaştan imtina etmen için daldırıldığın derin uykundan!

Etrafında cereyan eden vakıalardan ders çıkar; kanma, inanma artık önderlerini yücelterek kendi çıkarları uğruna dünyanın kurtarıcıları olduklarını söyleyen beyinsizlerin sözlerine… Hani neredeler? Neden kurtarmıyorlar zalimlerin kanlı ellerinden Halep’i? Yoksa güçleri mi yetmiyor? Elleri mi uzanmıyor bilmem kaç defa şunu okursan başındaki beladan kurtulacağını söyleyen şarlatanların?

Bunca musibet, böylesine imtihanlar aklımızı başımıza getirmedi mi? Hepsi Allah’ı gereği gibi tanımadığımız, bağlanmadığımız için değil mi?

Gün; Halep için sabır, bizim için uyanma, dirilme ve kenetlenme günüdür. Tıpkı kora yatırılan Ammar’a “Sabret. İnşaAllah cennet var.” diye müjdeleyip davasına daha çok yapışan, onu yaymak için nefsini Allah’a satan ve ayaklar altına alan, sebatla Müslümanların izzet kazanacağı günleri bekleyen Peygamber (sas) gibi…

Gün; kardeşlerimizi bağrımıza basma, rızkımızı paylaşma günüdür. Vakit; bir lokma ekmeğe muhtaç kardeşlerine bir umut taşıyanların maûnlarına engel olanların şerli niyetlerine kulakları tıkama vaktidir.

Gün; Allah’a ümit bağlama, kâfirler istemese de nurunu tamamlayacağına yakînen inanma günüdür.

Gün; ihlâsı kuşanıp takvayı azık edinme, Kur’an’ın ipine sımsıkı sarılma, “Üzülmeyin, gevşemeyin. Eğer inanıyorsanız, galip geleceksiniz.” 2 mesajıyla düştüğümüz yerden imanımızla kalkıp, hüznümüzü içimize gömme, kardeşlerimizin yanında olma günüdür. Ah vahlarla, eyleme geçmeden, oturarak düşmanı kahkahalara boğma zamanı değildir artık. Evvela nefsinden, sonra en yakınlarından başlayıp, ardından etrafına; sahih dini Peygamber metoduyla anlatma zamanıdır.

Gün; sadece Allah için yaşama, yine O’nun için ölme, O’nun rızası ve gayesine başımızı koyma günüdür.

Evet! Halep bitti, tükendi… Yandı, kül oldu… Ama umut bitmedi, bitmeyecek; Müslümanlar bitmedi bitmeyecek. Ülkesinden ayrılırken (senerciu yevmen: bir gün döneceğiz) yazan yetimler, şimdilerde yaşadığı toprakları terk etmek zorunda bırakılan Peygamber gibi hüzünle bakıyorlar belki beldelerine… Ama unuttuğunuz bir şey var ey kâfirler, ey zalimler!

Yıllar sonra Mekke’yi fetheden Hz. Muhammed (sas)’in ümmeti de bir gün tekrar rücu edecek topraklarına…

Ey yeryüzünde izzet, şeref, şan ve galibiyet elde etmek için Müslümanların kanlarını emen vampirler! Tek hâkim olmayı arzulayarak Müslümanların canlarını, mallarını, namuslarını hiçe sayan soysuzlar!

Biliniz ki gerçek izzet, şeref, galibiyet ve hâkimiyet Allah’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir. Yeryüzündeki tüm imkânlar elinizde diye sevinmeyin. Cezanız, azabınızın artması için ertelenmektedir.

İman ediyoruz ki İbrahim (as)’in atıldığı ateşi gül bahçesine çeviren Allah, zulüm coğrafyalarını kâfirlerin, zalimlerin mezarına dönüştürmeye Kadir’dir…
Ey şeytanın kuklaları! Ey nefislerinin heva ve heveslerinin köleleri zallâmlar, cellatlar! Biz Allah’ın her şeye kadir olduğuna, bir “Ol!” demesinin yeteceğine ve hatta sizin Müslümanlara reva gördüğünüz zulümlerin bile Allah’ın takdiri olduğuna inanıyoruz.

Dünyadan vazgeçtiğimiz, imana sarıldığımız, tevekkül etmeyi öğrendiğimiz, hedefimizi şaşırmadığımız gün döneceğiz. İşte o zaman izzet, şeref, galibiyet ve zenginlik Allah’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerin elinde olacaktır.

Şimdi Müslüman kardeşlerim! İmana, teslimiyete, takvaya dönmek için dua vakti. Şimdi kardeşlerimiz için el açıp yalvarma, ümidimizi kaybetmeme ve onların yanında olma vaktidir.

Ya Rahman… Her işin başında okuduğumuz Besmele bile Rahman ve Rahîm isminde görüyoruz, merhametinin enginliğini. Ey Merhametlilerin en Merhametlisi! Takdirin karşısında boynumuz kıldan ince… Kullarına karşı en merhametli olanın Sen olduğuna iman etmişiz.

Ya Hakîm… Her dileğinde bir hikmetin saklandığına bizim sınırlı aklımızın bunu akledemeyeceğine iman ediyoruz. Hikmetini görüp sabredenlerden olmayı nasip eyle!

Ya Basîr… Ya Alîm… Ya Allâm… Ya Semî… Sen her şeyi görüp bilmekte, işitip duymaktasın. Acı içinde kıvranan Suriyeli kardeşlerimiz için ettiğimiz dualarımızı duyuyor, biliyorsun. Ey Mucib olan Allah’ım! Dualarımızı kabul et.

Ya Mennan… Ya Fettah… Ya Afuvv… Sen bizleri affet. Hak etmesek de affet. Biz boş şeylere dalarak nefsimize zulmettik. Kardeşlerimizin düşmanın eline geçmesine göz yumduk. İslâm’ı yaşama ve yaşatma gibi ulvî değerlerimizi yitirdik. Başımıza bunlar geldi. Sen bundan sonra gözlerimizi aç. Yolumuzu en-Nur isminle aydınlat.

Ya Kahhar… Ya Müntekîm… Din kardeşlerimize her türlü zulmü reva gören, onları Ashab-ı Uhdud gibi ateşlere atıp sevinç nârâları atan zallâmları Kahhar isminle kahr-û perişan eyle. Kardeşlerimizin intikamSubhını Müntekîm isminle al Allah’ım…

Bizlere akıl fikir ver. Sırat-ı Mûstakîm’e ilet. Doğru yoldan ayırma. Cennette Peygambere komşu eyle. Müslümanların arasına birlik ver. İslâm düşmanlarının saflarını dağıt. Onları kendi tuzaklarına düşür. Müslümanlara zafer ihsan eyle.

“سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ”  (Subhâneke innî kuntu minez zâlimîn)

“Seni eksik sıfatlardan tenzih ederiz. Biz zalimlerden olduk.” 3

Bizi bir an olsun nefsimizle baş başa bırakma. Bizi affet. Bizi bağışla, bize merhamet et. Çünkü sen bizim Mevlamızsın.

KÂFİRLER TOPLULUĞUNA KARŞI BİZE YARDIM ET.

Amin…

————————

Kaynakça:
1. Müslim, İman, 78; Tirmizî, Fiten, 11; İbn Mace, Fiten, 20
2. Âli İmrân Sûresi, 139. Ayet
3. Enbiya Sûresi, 87. Ayet