Kur’ân-ı Kerim’in birçok ayetinde Peygamberlerin mesajına ilk karşı çıkanların o toplumun servet, nüfuz ve yetki sahibi olan şımarık kodamanları olduğu vurgulanmıştır.

Tarihin her döneminde iktidar ve sermaye ilişkisi ayan beyan görülmektedir. Günümüzde olduğu gibi her dönemde, bu peygamberlere ilk karşı gelenlerin; avama göre daha bilgili, daha kültürlü ve daha varlıklı olan önde gelen kişiler olduğunu, bu kesimin bununla da kalmayıp, Firavn’un yaptığı şekilde hükmettikleri kimseleri inkâra zorladıkları da malumdur. Dolayısıyla toplumun ekonomisinde ve yönetiminde söz sahibi olabilecek bu düşüncedeki kesimlerin tanımı, özellikleri iyi bilinmeli ki zararlarından emin olabilelim ve özellikle Allah’ın kendisini mal ile nimetlendirdiği kimseler haddi aşmasınlar.

Arapça bir kelime olan “mütref”, sözlükte “suyun bol olması, rahat, refah ve bolluk içinde yaşama” anlamında olan “terife-yetrafu” fiilinden türeyen “etrefe” fiilinin ismi mefûlüdür, çoğulu “mütrefûn/mütrefîn” olarak gelir ve “sorumsuz, rahat yaşayan, cebbâr ve zorba kişi” gibi manalar için kullanılır. Terim olarak ise tefsir kaynaklarında “mütref”, “bol nimet içerisinde yaşayan, bu nimetleri, Allah’ın rızasına muhâlif bir şekilde kullanmanın neticesinde O’nun gazabına çarptırılan, refah ve zevk peşinde koşan, Allah’ın verdiği çeşitli nimetler içerisinde yaşarken şımaran, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma gibi dini görevleri terk ederek, cenneti unutup dünyayı tercih eden ve ahireti terk edip dünyanın zevk ve lezzetlerine dalan, hayatın tadını çıkarmaya çalışırken, hayatında ahlâkî endişelere pek yer vermeyen ve benzeri kişiler” olarak tanımlanmaktadır.

Buna göre mütrefleri, Allah’ın, dünya hayatında kendilerine verdiği bol miktardaki nimetlerin içerisinde yaşarken, şımarıp şaşıran, her şeyi sadece dünya hayatından ibaret zanneden, ahiret endişesini taşımayan, Allah’tan gafil olup elde ettikleri her türlü maddî ve manevi imkânları kendi zevk ve sefaları için kullanan, Allah’ın ve O’nun gönderdiği peygamberlerin emir ve yasaklarını dinlemeyen, her türlü israfa dalarak ölçüsüz hareket eden ve toplulukları kendi menfaatleri istikametinde yönlendiren kişiler olarak tanımlamamız mümkündür.

Mütref kelimesi, türevleriyle birlikte Kur’ân’da sekiz yerde geçmektedir. Konuyla ilgili ayetlerden anlaşıldığına göre, mütrefler, inkârcı, isyan eden, taşkınlıkta bulunan, toplumların çöküşünde etkili olan ve Allah’ın kendilerini azap ile cezalandıracağı türdeki insanlardır. Mütreflerin karakterini yansıtan özellikler, Kur’ân’da başka sözcüklerle de anlatılmaktadır. Kur’ân’da, mütref kelimesi gibi şımarıklığı ve toplumda diğer insanlara zulmetmeyi ifade eden başka bazı kavramlar da yer almaktadır. Mele’, Ekâbir, Batar, Eşir kavramları bunlardandır.

Mütreflerin Özellikleri

1 – Kâfir Olmaları

Mütrefler, tarih boyunca menfaatleri gereği hep Allah’ın gönderdiği peygamberlere ve onların anlattıklarına inanmak istememişler ve karşı çıkmışlardır. Onların bu inkârları, psikolojik bir bozukluk olan nankörlükten ileri gelmektedir. Çünkü egemenlik ve varlık, toplumdaki bazı yönetici ve zenginlerin zihinsel hâllerini değiştirmekte, onları farklı bir anlayışa götürmektedir. Mütreflerin bu bencillik ve şımarıklıkları, kendilerini Allah’a ve O’nun gönderdiği elçilere karşı inkâra ve isyana götürmektedir.

Onların bu hâli, Kur’ân’da şöyle haber verilmektedir: O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” (2)

Bu ayette “mele” ve “mütref”in aslı olan “etrafe” fiili bulunmaktadır. “Etrafe” fiili ile, “verilen nimetlerle şımartılma” ifade edilmektedir ve bu kelime, ileri gelen eşrâf anlamında kullanılan “mele’”in sıfatı durumundadır. Mütref ve mele’ kelimelerinin ikisi de, zenginlik, soyluluk ve sosyal statü gibi sahip olunan maddî imkânlara aldanarak hak dine ve onun peygamberine karşı mücadeleye girişen, iktidar güçlerini kaybetme ve bazı imtiyazlardan mahrum kalma endişesiyle hareket eden kişileri tanımlamaktadır.

Bu ayetin, önceki ve sonraki ayetlerle beraber oluşturduğu anlam bütünlüğüne göre, geçmiş peygamberlerin toplumlarında bulunan şımarık ve zengin ileri gelenler, onların peygamberliklerine inanmamış ve onları alaya almışlardır ve neticede helâk olmuşlardır. Daha önceki peygamberlerde olduğu gibi, müşriklerin ileri gelen şımarıkları da, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e inanmamış, ona karşı çıkmış ve sonunda helâk olmuşlardır. İster Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ister kendisinden önceki peygamberlere karşı çıkanlar, ellerindeki imkânları kaybetme endişesini taşıdıkları ve bu nedenle inanmak istemedikleri için, bu tür itirazlarda bulunmuşlardır.

2 – Haddi Aşmaları

Yüce Allah’ın, “Allah, kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.” (3) diye söylediği gibi, mütrefler hep, kendilerini üstün görme gafletinde bulunur ve taşkınlık eder dururlar.

Bu ayetin bağlamından anlaşıldığı kadarıyla mütrefler, burada dile getirmeye çalıştığımız gibi, başta zenginlikleriyle şımarıp isyan ve tuğyan ederler; dünyevî lezzetlerin ve şehvetlerin tutsağı durumunda olurlar, düşkün oldukları hayatı yaşarken sınır tanımazlar ve hep haddi aşarlar. Çünkü, nefsânî duyguların doyumu yoktur.

Aslında Allah, bazı niteliklerden yoksun bu tür insanlara zenginlik, para, mal-mülk vermekle, onlara fazla bir şey vermediğini açıkça ortaya koymaktadır. Mütrefler hakkında bilgi verilen ayetlerin tümünde, bu hususa işâret edilmektedir. Fakat onlar, bu işin bilincinde olmadıkları için aldanmaktadırlar.

3 – Toplumların Çöküşüne Sebep Olmaları

Her zaman için toplumların çöküşünde politik, idarî, ekonomik, ahlâkî, sosyal ve itikâdî meseleler rol oynamaktadır. Ancak zalim idarecilerin yani mütreflerin, başında bulundukları toplumun yıkılışındaki etkileri, çok daha fazladır. Çünkü toplumda ekonomik gücü elinde tutanlar, genelde hâlkın davranışları üzerinde etkili olmaya çalışmaktadırlar. Bu tür gelişmeler ise, toplumda sosyal tabakalaşmalara neden olmaktadır. İşte mütrefler, ekonomik güçlerini kullanarak içinde yaşadıkları toplumda taşkınlık ve zorbalık yapmaktadırlar. Çünkü onlar, temelde materyalist düşünceye sahiptirler. Ayrıca toplum psikolojisi, genelde güçlüden yana olma eğiliminde bulunmaktadır. Kur’ân’ın çeşitli ayetlerinde, bu hususa dikkat çekilmektedir: “Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” (4)

Allah’ın kendilerine çeşitli nimetler verdiği kişiler, ellerindeki nimetleri kaybetmemek için zulüm işleyip günahkârlardan oldular. Her zaman için bu tür karaktere sahip olan mutrefler, sermayenin büyük kısmını ellerine geçirerek, toplumda ekonomik dengeyi bozmakta ve güç kullanarak fakir kesimleri sömürmektedirler.

Günümüzde de dünyadaki zulmün finansörleri mütreflerdir. Allah’ın kendilerine lütfettiği imkânları mazlumları sömürmek ve köleleştirmek için kullanmaktadırlar. Suriye başta olmak üzere İslam âleminde yaşanan zulümler bunun kanıtıdır. Azgın ve şımarık azınlık çoğunluk olan mazlumları maddi ve manevi olarak yok etmeye çalışmaktadır.

D – Mütreflerin Sonu

Mütrefleri dünyada helak, ahirette ise acı bir azap beklemektedir. Bilindiği gibi insanlar, dünya hayatında bir imtihana tabi tutulmakta ve bu imtihanda baskıya tabi tutulmamaktadır. Fakat neticede insanlar, yaptıkları iyiliklerin karşılığı olarak mükâfat ve kötülüklerin karşılığı olarak da azap göreceklerdir. Hâliyle mütrefler de bu imtihana tabi tutulmaktadırlar ve yaptıkları kötülüklerin karşılığında, ahirette şiddetli bir azap ile karşı kaşıya geleceklerdir. Onların bu durumu, Kur’ân’ın çeşitli ayetlerinde haber verilmektedir.

Dünya hayatında fakir ve zayıf insanlara zulmeden mütrefler, bir şekilde Allah tarafından helâk edilirler.

Ahiret gününde kendilerine, dünya hayatında işledikleri zulüm ve haksızlıkların karşılığı olan cezanın verileceğini hissedince, kaçışmaya çalışacaklar. Fakat onların, bundan kaçmaya çalışmalarının hiçbir faydası olmayacaktır: “Onlara, “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız” denildi.” (5) İşte onlar, ahiret hayatında böyle bir sorgu ve ceza ile karşılaşınca, “Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik” dediler.” (6) diyecekler.” Orada onlar, Allah’ın, dünya hayatında işledikleri şiddetli zulüm ve içine düştükleri küfür yüzünden kendilerini azap ile cezalandırdığını kabul edecekler. Fakat artık iş işten geçmiş olacak ve o zaman suçlarını itiraf etmelerinin hiçbir yararı olmayacaktır. Mütreflerin azap ile cezalandırılacaklarını haber veren başka bir ayette de şu hususlara yer verilmektedir:

“Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.” (7) Fakat bu safhadan sonraki feryatları, artık kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacak, hiç kimse orada onların imdadına yetişemeyecek, onlara yardımcı olamayacak ve dünya hayatında işledikleri zulüm ve kötülüklerin karşılığı olan cezanın şiddetli acı ve ızdırabını tadacaklardır:

“Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?” Evvelki atalarımız da mı?” (8)

E – Mütreflikten Korunmak

Firavun, mal, mülk, servet ve egemenliği zülüm ve kötülükte kullanan bir kişi olduğu için, Allah onu mütref olarak tanımlamaktadır. Ancak bu ve benzeri örnekler, mal, mülk, servet ve egemenliğin kötü şeyler olduğu anlamına gelmemektedir.

Bunların hayır ve iyilikte kullanılmaları, Allah tarafından tasvip edilen olumlu bir davranıştır. Kur’ân’da, Süleyman (a.s.) bunun örneği olarak gösterilmektedir. Buna göre mal, egemenlik, hatta ilim, zulüm ve küfre alet olarak kullanılırsa, zulme sebep olur ve toplumu helâke götürür. Yok eğer bunlar, hayır ve iyilik yolunda kullanılırsa, dünya ve ahiretin mutluluğuna vesile olur. Buna göre inanan insanların, maddî veya manevî her türlü imkânı, insanların yararı için kullanmaları gerekmektedir. “Nitekim Allah, Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.” (9) diyerek uyarıda bulunmaktadır.

Burada geçen “batar” sözcüğü, nimet sebebiyle azmak, haddi aşmak ve çalım satmak anlamına gelmektedir. Bu ayette, şımarıklıkla bağlantılı olarak üzerinde durulan bir diğer nokta da, “insanlara gösteriş yapma” konusudur. Burada “riâe” sözcüğü, içi çirkinlikle dolu olduğu hâlde, görünüşte güzel şeyleri ortaya koymaya niyetlenmek, yönelmek anlamındadır. Bu ayette çalım satma, gösteriş ve Allah yolundan alıkoyma konusu, birlikte işlenmektedir. Bu olumsuzluğu yapan Mekkeli müşrikler, çalım satma, öğünme ve kendini beğenme karakterinde idiler. Buna göre, şımarıklık ve gösteriş gibi olumsuz nitelikleri kendilerinde bulunduranların bir özellikleri daha ortaya çıkmaktadır ki, o da, toplumda konumlarını sarsacak boyutta gördükleri gerçeklere, iyi ve güzel olan her şeye karşı çıkmak ve bunlar karşısında kendi güçlerini kanıtlamak üzere, gövde gösterisi niteliğinde biçimsel davranışlar sergilemektir. Bu ayette belirtildiği gibi, Kureyşli müşriklerin de yaptıkları bundan ibarettir. Burada inananların, sahip oldukları nimetlere şükretmeyen, azgınlık yapıp şımararak, savaşmak üzere Mekke’nin dışına çıkan kâfirler gibi yapmamaları istenmektedir. İnanan insanların, her zaman için bu ölçülere göre hareket etmeleri gerekmektedir.

Mümin toplumlardaki zengin kişiler, mütreflerin yaptıkları olumsuz hareketleri işlemezler ve bu türlü davranışlardan şiddetle sakınarak, Allah’ın Kur’ân’da haber verdiği müminliğin vasıflarına uygun hareket ederler. Onlar, Allah’ın, “And olsun, şükrederseniz, elbette size daha fazla veririm ve eğer nankörlük ederseniz, azabım pek çetindir.” (10) hitâbına kulak vererek hareket ederler. Onlar, mutluluğu lüks hayatta, eğlence ve sefahatte değil, Kur’ân’a uygun bir hayat tarzında ararlar.

Yüce Allah Kur’ân’da, inancında samimi ve amelinde dürüst olan kişileri müjdelemekte ve bu şekilde hareket eden kişilerin, her zaman için yeryüzüne egemen olmaya namzet olduklarını bildirmektedir: “Allah, içinizden inananlara ve iyi işler yapanlara, kendilerinden öncekileri yeryüzünde hükümran kıldığı gibi, onları da hükümran kılacağını, kendileri için hoşnut kıldığı dinlerini, kendileri için güçlendireceğini ve korkularını güvene dönüştüreceğini vadetmiştir. O hâlde bundan sonra kimler inkâr edecek olurlarsa, onlar, doğru yoldan çıkmış olanlardır.” (11)

Bu ayette açık bir şekilde haber verildiği gibi, inançları sağlam ve amelleri dürüst olan kişiler, yeryüzüne egemen olmaya namzet olan kişilerdir. Allah’ın bu konudaki vaadi, net ve kesindir. Eğer bu gün Müslümanlar yeryüzünde mutlu ve müreffeh değil, hatta başkalarının karşısında perişan ve geri bir durumda iseler bu, onların, inançlarında ve işlerinde dürüst ve samimi olmamalarından kaynaklanmaktadır. Uygulamalarında adalet ölçülerini ön plânda tutmayan, sosyal adalet ilkelerini çiğneyen ve dünya hayatında mütrefler gibi kötü hareketlerde bulunan insanların muvaffak olmalarını beklemek, gerçekleri görmemek veya görmezlikten gelmektir.

Allah, iman edenleri arındırmak ve kafirleri de mahvetmek için, zamanı müminlerin lehine, kafirlerin ise aleyhlerine çevirmektedir. İnsan, insan olma özelliği ile hayata, inancı ve dini yaşayışıyla da hayatın anlamına kavuşur. İlâhî esasları akla rehber kılarak insanların, nefis ve duygularının değil, Allah’ın kulu olduklarını gündeme getirmek ve bunu iyi bir şekilde anlatmak gerekir.

Bunu sağlamak için de, İslâm terbiyesi ile ilmi paralel bir şekilde götürmek gerekir. Bu gün için İslâm âleminin bundan başka çıkar yolu yoktur. İnanç sahibi Müslümanların, insanı mütrefliğe götüren her türlü hâl ve hareketten uzak durmaları, geçici dünya menfaati için, mütreflik içerisinde bulunanların yanında yer almamaları, inançlarında samimi ve amellerinde dürüst olmaları gerekmektedir. Bu da, sağlam bir inançla hak, adalet ve sulhtan yana tavır koymak, kötülüklerden tövbe ve istiğfarda bulunmakla mümkün ola bilmektedir.

Allah’ın, kendilerine verdiği çeşitli nimetlerle şımaran ve bunun neticesinde O’nun yolundan saparak küfür ve zulme dalan mütrefler, hem kendilerini hem içerisinde bulundukları toplumu helâke götürmektedirler. Çünkü onlar, tarih boyunca Allah’ın emirlerine ve O’nun gönderdiği elçilerine muhalefet ederek isyanda bulunmuşlar, imân etmemişler, hakka teslim olmamışlar, insanlara zulmetmişler, kendi menfaatlerini korumak için her türlü kötü yola baş vurmuşlardır.

Mütrefler, katı yürekli insanlardır; mal, makam ve benzeri menfaat duyguları için en yakınlarını, hatta evlâtlarını bile feda etmekten çekinmezler. Mütrefler, mal ve makam elde etme duygularını her şeyden üstün tuttukları için, her zaman için dolandırıcı olmaya oldukça müsaittirler. Onlar, kazanç ve ün peşinde oldukları için, aşağılık yeteneklerini geliştirirler. İnsanlar, bazen kendi yetenekleri ile zengin olup yükselirler. Bazen de mütref türü kişiler, çevrelerindeki insanların cahilliğinden yararlanarak, özellikle aptal ve budala kişileri kullanarak zengin olmaya ve yükselmeye çalışırlar.

Maddi imkânlar, otorite, dini ve manevi duyguları istismar, ilmi birikim ve benzeri hasletler, hak ve adaletin emrinde kullanılırsa, hayırlara vesile olur; aksi takdirde insanları, toplumların yıkılışına sebep olan mütreflerin yaptığı azgınlık, şımarıklık ve çılgınlık gibi anormal sonuçlara götürür.

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bazı şımarık insanlar, hak ve adalet ölçüsünü kabul etmeyip taşkınlık yapmaktadırlar. Ancak onlar da Allah’ın kendilerini helâk edeceği günü beklemektedirler.
Son söz olarak insanların, mütreflikten ve mütreflerden korunmaları için, doğru akideden, ibadetten, dürüstlükten, Allah’ın emir ve yasaklarından, hak ve adaletten yana tavır koymaları gerekir. Maddi veya manevi menfaatler için haktan sapmak, insanı mütreflikten yana olmaya yönlendiren bir karakter ve şahsiyet bozukluğudur.

Rabbim ümmet-i Muhammedi Mütreflerin azgınlıklarından muhafaza buyursun. Onları ve mallarını İslâm’a hâdim eylesin.

————————-

1. Sebe, 34/34-35.
2. Müminun, 23/33.
3. Şura, 42/27.
4. Hud, 11/116.
5. Enbiya, 21/13.
6. Enbiya, 21/14.
7. Müminun, 23/64.
8. Vakıa, 56/42-48.
9. Enfal, 8/47.
10. İbrahim, 14/7.
11. Nur, 24/55.