(Ebu Ya‘kup Emîrü’l-Müslimîn Nâsırüddîn Yusuf b. Tâşfîn b. İbrahim b. Turkūt es-Sanhâcî el-Lemtûnî)

Tarih boyunca İslam’a ve Müslümanlara kurduğu hain planlar ve savaşlarla İslam güneşini söndürmeye çalışan Hıristiyanlar(Haçlılar),

Allah’ın dilemesiyle yiğit komutanlar tarafından durdurulmuştur.

Bu komutan bir dönem Nurettin Mahmude Zendi, bir Selahaddin, bir Alpaslan, bir de Yusuf bin Taşfin oluveriyor. Bu ve benzeri komutanlar İslam’ı ve Müslümanları koruyan bir kale gibi hem İslam topraklarını hem de Müslümanları korumuş ve haçlı saldırılarını geri püskürtmüş, onlara ağır mağlubiyetler tattırmıştır. İşte aşağıda hayatına değineceğimiz Yusuf bin Taşfin de o yiğit erlerden biri olarak tarihe adını yazmıştır.(Allah ona rahmet etsin)

Doğumu

1009 yılında Büyük Sahrâ’da doğdu. Gençlik yıllarında Murâbıtlar hareketinin kurucusu Mâlikî fakihi Abdullah b. Yâsîn’in davetine katıldığı söylenmiştir.

Hakkındaki ilk bilgi, Abdullah’ın askerî faaliyetleri yürütmekle görevlendirdiği iki kardeşten biri olan Ebû Bekir b. Ömer el-Lemtûnî’nin kumandanları arasında yer aldığına dairdir. Buna göre Mağrib-i Aksâ’da cihadla görevlendirilen Ebû Bekir  1056’da amcasının oğlu olan Yûsuf’u Sûs’ta Masmûdeliler’le savaşacak orduya kumandan tayin etmişti. Abdullah b. Yâsîn’in ölümünün (451/1059) ardından Lemtûne ile Cüdâle arasında ihtilâf çıkınca Fas bölgesinin yönetimini Yûsuf b. Tâşfîn’e bırakan Ebû Bekir bu ihtilâfı çözmek için Sahrâ’ya gitti (453/1061).

Hükümdarlığı(1061-1106)

Yûsuf bin Taşfin, Ebû Bekir’in dönüşüne kadar geçen sürede onun  1062’da başlattığı Merakeş şehrinin yapımını büyük ölçüde tamamladı ve bu şehri Murabıt Devleti’nin başkenti daha sonra  Ebû Bekir adına para bastırdı. Orduyu yeniden düzenledi; yanında 20.000 kişilik bir ordu bulundururken Lemtûne, Cüdâle, Telkâte ve Missûfe kabilelerinin liderlerine beşer bin kişilik kuvvetler tahsis etti.
Berberi bir komutan olan ve hükümdarlığı döneminde halk tarafından çok sevilen Yusuf bin Taşfin, 1061-1106 arasında Fas’ta Murabıt Devleti’nin hükümdarlığı yaptı. Fas’ta küçük bir alanı kaplayan Murabıt Devleti’ni, bugünkü Fas’ı, Cezayir’i, Endülüs’ün kuzeyde Fraga’ya kadar olan kesimini ve şimdi İspanya topraklarında yer alan Mayorka, Minorka, Ibiza adalarını içine alan büyük bir imparatorluğa dönüştürmüştür.

Yûsuf b. Tâşfîn’in Murâbıtlar’ı büyük bir devlete dönüştürdüğü sırada Endülüs’te hüküm süren küçük emirlikler, gerek kendi aralarında gerekse Hıristiyan krallıklarla yaptıkları savaşlar ve bu krallıklara ödedikleri ağır vergiler yüzünden güçlerini yitirmişler ve Hıristiyan saldırılarına karşı koyamaz hale gelmişlerdi.

Endülüs’ü Haçlılardan Kurtaran Savaş: Zelleka Savaşı

Onların bu durumu, Kastilya-Leon Krallığı’nın öncülüğünde Endülüs’ü yeniden ele geçirme hareketinin canlanmasına yol açtı ve Kastilya Kralı VI. Alfonso 1085’te stratejik açıdan en önemli şehirlerden Tuleytula’yı (Toledo) işgal etti. Bu işgalden sonra Endülüs’teki Müslüman emirlikler Yûsuf b. Tâşfîn’den yardım istediler. Ordusunun başında(7000 savaşçı) Endülüs’e geçen Yûsuf bin Taşfin(Haziran 1086) İşbîliye (Sevilla), Gırnata, Mâleka (Malaga) ve Batalyevs’ten gelen Endülüs kuvvetlerinin katıldığı ordusuyla(yaklaşık 30000) Zellâka’da yapılan savaş ile Kastilya Kralı VI. Alfonso’nun ordusuna(60000) karşı büyük savaşa girdi. (1086).

Yusuf ibn Taşfin düşmanına üç seçenek vermiştir: İslam›a geçmek, haraç vermek (cizye) veya savaşmak.

VI. Alfonso Murabıtlara karşı savaşmayı seçmiştir. Muharebe, Cuma günü şafakta VI. Alfonso’nun saldırısı ile başlamıştır.

Yusuf ibn Taşfin komutasındaki ordu Alfonso’yu ve ordusunu çevrelemişlerdir. Alfonso’nun ordusu panik yapmış ve geri çekilmeye başlamıştır, sonra Yusuf bin Taşfin diğer birliklere saldırmaları ve savaşı bitirmelerini emretmiştir. Alfonso’nun ordusunun verdiği kayıp çok büyüktür (59500 ölüden fazla). Yalnızca 100 şövalye Kastilya’ya geri dönebilmiştir. VI. Alfonso savaştan sağ çıkmıştır fakat bacağını kaybetmiştir.

Endülüs’ü yıkılıp yok olmaktan son anda kurtaran, Hıristiyan yayılmasını durduran Zelleka Savaşı’nın  zaferinin ardından Abbâsî Halifesi Muktedî-Biemrillâh’tan “emîrü’l-müslimîn” ve “nâsırüddin” unvanlarını aldı.

Mağrib’de nâib olarak bıraktığı oğlu Ebû Bekir’in öldüğünü duyunca Endülüs’ten ayrılıp ülkesine döndü.

1103 yılında 96 yaşlarında iken oğulları Ebû Tâhir Temîm ve Ali ile birlikte tekrar Endülüs’e geçen Yûsuf b. Tâşfîn, Kurtuba’da kumandan, vali ve kabile reislerini toplayarak oğlu Ali’yi veliaht tayin ettiğini bildirdi ve ona biat etmelerini istedi. Bu tayinle Murâbıtlar da babadan oğula geçen verasete dayalı saltanat sistemine geçmiş oldu.

Şahsiyeti

Berberî-Zenci karışımı bir dış görünüşe sahip olan Yûsuf devlet başkanlığına geldikten sonra hayat tarzında bir değişiklik yapmamış, bedevî hayatına uygun biçimde yün elbise giymeye devam etmiştir. Hükümdarlığı süresince saray hayatının zevklerinden uzak durmuştur. Onun Endülüs’te saray şairlerinin debdebeli yaşayışına son verdiği belirtilir.

İdarî teşkilâtı da çok sade idi, vezir veya hâcibi yoktu. Dinî ve adlî görevlerle divanlarda umumiyetle Endülüslü ilim adamlarını istihdam ederdi. Devlet adamları ve Mâlikî fakihlerine danışmadan karar vermezdi.

Murâbıtlar hareketini dönemin en büyük İslâm devletlerinden biri haline getirmiş, birçok kabilenin ve kabile topluluğunun hâkimiyetindeki Mağrib-İ Aksâ’yı(Fas) Mâlikî mezhebine bağlı dinî bir anlayış çerçevesinde birleştirmiş ve ilk defa Kuzey Afrika ile Endülüs’ü egemenliği altına alan güçlü bir devlet kurmayı başarmıştır.

Endülüs’teki küçük emirlikleri döneminde kendi devletine katmış, Endülüs’ün dört asır daha Müslümanların elinde kalmasında büyük rol oynamıştır.

Kabile reisleri, Mağrib’deki fetihlerin ardından kendisine “emîrü’l-mü’minîn” unvanını almasını teklif edince Abbâsî halifesinin otoritesini tanımayı tercih ettiğini söylemiş ve halifenin onayı ile İslâm dünyasında “emîrü’l-müslimîn” unvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur.

Dindar bir hükümdar olan Yûsuf’un meclisleri Endülüslü âlimlerle dolup taşardı. Kendisine karşı derin bir muhabbet besleyen Gazzâlî’ye hayrandı.

Valilere geniş yetkiler vermekle birlikte onları yakından takip eder, suç işleyenleri görevden alır ve mallarına el koydururdu.

Halkın durumunu yakından görmek, valiler hakkında incelemelerde bulunmak üzere ülkeyi dolaşmayı severdi.

Kadılık vazifelerine kabile ayırımı gözetmeden büyük âlimleri getirirdi.

Askerî temel üzerine kurulan Murâbıtlar’da hükümdar, valiler ve kadılar aynı zamanda birer kumandandı.

Yûsuf’un adaletin tatbiki konusunda hassas davrandığı, ölüm cezasını hemen hemen hiç uygulatmadığı, bunun yerine uzun hapis cezalarını tercih ettiği belirtilir.

Onun siyasî ve askerî kararlarında zekâsıyla meşhur hanımı Zeynep’in de etkili olduğu söylenir.

Her mahallede bir mescid yapılmasını emretmiş, ülkenin her yanında cami ve mescidlerin inşa edilmesine özen göstermiştir. Cezayir şehrinde yaptırdığı el-Câmiu’l-kebîr günümüze ulaşmıştır.

Tilimsân’da 1082’de inşa ettirdiği el-Câmiu’l-kebîr, oğlu Ali tarafından yeniden yaptırılarak genişletilmiştir. Ayrıca Fas’ta  1070 yılında inşa ettirdiği camide bir kütüphane yaptırmıştır.

Vefatı

Yusuf bin Taşfin en parlak dönemini yaşattığı Murabıt Devleti’nin toprakları 11. yy’dan 12. yy’a kadar geçen süre içerisinde sınırlarını Fas’tan, günümüz Moritanya, güney İspanya, Portekiz, batı Cezayir ve Mali topraklarına kadar genişlettiler.

Yusuf bin Taşfin’den sonra devlet çok uzun sürmeden 1147 yılında Muvahhidiler tarafından yıkılmıştır.

Yûsuf b. Tâşfîn, Endülüs’ten Mağrib’e(Fas) döndükten kısa bir süre sonra Merakeş’te 100 yaşında vefat etti (4 Eylül 1106).

Öldüğünde Endülüs’ün hemen hemen tümünü denetimi altına almıştı.

Prof.Dr. Sallabi bu devlet için şunu diyor:

“Bugün ümmeti yeniden diriltecek olan devlet sadece Murabıtlardır. Bu yüzden Batı ve İslam düşmanları bu devletin İslam ümmeti tarafından bilinmemesi için elinden geleni yapıyor!”

————————-

Kaynakça:
TDV Ansiklopedisi, Yusuf Bin Taşfin Maddesi