Hamd, Haccı İslam’ın şiarlarından kılan Allah’a, salatu selâm ise, haccın yapılış şeklini en ince ayrıntısına kadar bizzat uygulayarak ümmetine tarif eden Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e olsun.
Hacc, İslâm’ın temel ibadetlerinden biridir. Arafat’ta belirli vakitte bir süre durmaktan, daha sonrasında da Kâbe-i Muazzama’yı usûlüne göre ziyaret etmekten ibaret olan ve İslâm’ın şartlarından birisini teşkil eden ibadettir.
İslâmiyet’in beş esasından biri olan hacc, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’ân-ı Kerîm ve Sünneti seniyye de bildirilmiş vebu hüküm konusunda müslümanların görüş birliği (icmâ) gerçekleşmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de: “Yoluna gücü yetenlerin beyti (Kâbe) hacc ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır”(1) buyurulmuştur. Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde Allah’a ibadet için yapılan ilk binadır. Allah’ın emri ile Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail aleyhimesselâm tarafından Mekke’de yapılmıştır. İnşaat tamamlandıktan sonra, Cibrîl aleyhisselâm tavafın ve haccın nasıl yapılacağını fiilen göstermiş; Hz. İsmail aleyhisselâm da bunu Hicaz halkına öğretmiştir. Hz. İbrahim aleyhisselâm’dan sonra müşrikler tarafından haccın zamanı ve eda edilişi üzerinde yapılan tahrif ve değişiklikler, Rasûl-i Ekremsallallahu aleyhi ve sellem’in Veda haccındaki uygulaması ile tekrar aslî haline dönmüştür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemyaptığı bu haccıyla İslâmî haccın nasıl yapılacağını amelî olarak göstermiş, hataları düzeltmiş ve “Hac menâsikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın”(2) buyurmuştur.
Hacc ibadeti maksadıyla ziyaret edilecek olan yerler; Kâbe, Arafat ve çevresidir. Zamanı ise hac ayları diye isimlendirilen; Şevval, Zilkâde ve Zilhicce aylarıdır. Hac’da her fiil için özel zamanlar vardır. Ziyaret tavafının, kurban bayramı sabahından, ömrün sonuna; Arafat’ta vakfenin ise, arefe günü zevalden, kurban bayramı sabahı şafak sökünceye kadar yapılabilmesi gibi. Diğer yandan bu büyük ziyarete hacc niyetiyle ve ihramlı olarak yönelmek de gereklidir.
Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlaslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.
Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç – annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter.
Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde saçı başı dağılmış, toza toprağa bulanmış bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.
Ebû Hureyre radıyallahuanh’den(3) şöyle dediği nakledilmiştir: “Allah elçisine hangi amelin daha faziletli olduğu sorulunca şöyle buyurdu: “Allaha ve Rasulüne iman.” Sonra hangisi? denildi. “Allah yolunda cihad,” buyurdu. Sonra hangisi sorusuna ise; “mebrûr hac”, cevabını verdi.”(4) Mebrûr hac; kendisine hiçbir günâh karışmayan, eksiksiz olarak yapılan makbul hac, anlamına gelir.
Yine Ebu Bekir es-Sıddîk radıyallahuanh’dan rivayet edildiğine göre: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Hangi hacc daha efdaldir?” diye sorulmuştu.“Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!” diye cevap verdi.”(5)
İmam Mâlik’e(6) göre, farz hatta nafile hac düşman korkusu olmadıkça cihaddan daha üstündür. Ancak düşman korkusu olursa, cihad, nafile hacdan önde gelir.(7)
Hacc, küçük günâhlara keffâret olur ve ruhu ma’siyet kirlerinden temizler. Hatta bazı Hanefi bilginlerine göre, büyük günâhları da örter. Mebrûr hacc yapanın cennete gireceğini bildiren hadisle, yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisleri bu konuda önemli delil teşkil eder.
“Kim hac yapar, bu esnada cinsî temastan korunur, çirkin söz ve davranışlardan uzak durursa, annesinden doğduğu gündeki gibi günâhlarından kurtulur”(8) “Hac ve Umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. O’ndan birşey isterlerse, onlara cevap verir. Af isterlerse, onları affeder. “(9)
“Allah’ım, hac yapanı ve hacının kendisine dua ettiği kimseleri mağfiret et”(10)
Sehl İbnu Sa’dradıyallahuanh anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.”(11)
Kâdî Iyâz(12) şöyle demiştir: Ehli sünnet, haccın büyük günahlara, ancak tövbe edilirse keffâret olacağı konusunda görüş birliği içindedir.
Gerçekten de hacc ibadetinde müslüman, İslâm’a gönül vermiş olmanın mutluluğunu ve hazzını daha yakından idrak eder, yeryüzündeki bütün müslümanlarla birlikteliğin ve kardeşliğin şuuruna erer. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan müminler arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirir. İnsanlar, gerçekten eşit olduklarını birlikte yaşayarak gösterirler. Arap olanla olmayanın, beyazla siyahın takva dışında bir üstünlüğünün bulunmadığı inancı vicdanlara yerleşir.Dünyanın çeşitli yörelerinden, renk, dil ve ülke ayırımı gözetilmeksizin, milyonlarca müslümanı bir araya getirir. Tanışıp, görüşmelerine, ekonomik bakımdan bütünleşmelerine, düşmanları karşısında tek saf hâlinde yardımlaşmalarına zemin hazırlar. Böylece, şu ayetlerdeki mana tecelli eder. “İnsanları hacca davet et ki, gerek yaya olarak ve gerekse uzak yollardan gelen çeşitli vasıtalarla sana varsınlar. Böylece onlar dünyevî ve uhrevî menfaatlerini görsünler ve belli günlerde, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken, Allah’ın adını ansınlar. Siz de onlardan yeyin, yoksula ve fakire yedirin “(13)
Dünyanın çeşitli bölgelerinden âdeta her biri bir temsilci ve gözlemci sıfatıyla Mekke’ye akın eden müslümanlar, mîkât denilen belirli sınırlarda dünyayı, dünyevî farklılığı, hatta bencilliği ve ihtirasları temsil eden elbiselerini çıkarıp hepsini eşitleyen, birleştiren, onları dünya Müslümanlığının bir üyesi olmanın bilincine erdiren ihram elbiselerini giyerler. Artık “ben” yok, “biz” vardır. Müminler bir ufuktan diğerine akan beyazlar seli içinde yok olur, âdeta ölmeden önce ölümü ve âhiret hayatını yaşarlar.
Haccın diğer bir boyutu ise mahşeri andırmasıdır. Farklı dil, ırk, bölge ve kültürlere, sosyal konum ve ekonomik güce sahip insanların eşit statüde ve aynı renk ve tip elbiseler içinde toplanması, akın akın koşuşturması ve topluca ibadetler etmesi, bir bakıma âhirette Allahu Teâla’nın huzurunda dirilişi ve toplanışı hatırlatır. Hac mümin kişiyi âhiretteki bu diriliş ve toplanmaya hazırlar, bu bilinci kazanmasında ona yardımcı olur.
Hacc sözcüğünün “kasıt, yöneliş ve yürüyüş” anlamına gelmesi, bir bakıma hac ibadetine saygınlık ve kutsiyet atfedilen birtakım özel mekânlar üzerinden Allah’a yürünmesi şeklinde sembolik bir mahiyet kazandırır.
Haccın geçmişe dönük tarihi boyutu, inanan bir kimsenin inanç kökleriyle bağlantısını tazelemesi bakımından önemlidir. Müslümanlık açısından düşünüldüğünde Hz.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ve arkadaşlarının tevhid ve adaleti hâkim kılma mücadelesi, bu süreçte yaşanmış acı tatlı anılar, âdeta bir film şeridi gibi bu kutsal mekânları ziyaret eden kişinin gözünün önünden geçer. Neticede inanan kişiye daha yoğun bir dinamizm kazandırır ve daha üst düzeyde bir sahiplenme şuuru verir.
İhram, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolüdür. İhram süresince toplumsal barışı ve bütünlüğü bozucu, bencilliği uyandırıcı, geride bırakılan geçici haz ve menfaatleri hatırlatıcı mahiyetteki her türlü eşya ve fiiller yasaklanmıştır.
Arafat vakfesi, insanın dünyaya ayak basışını ve kıyamette Allah’ın huzurunda bekleyişini hatırlatır.
Kâbe etrafında dönerek gerçekleştirilen tavaf, kâinatın ve yaratılışın özeti, teslimiyetin ve ilâhî kadere boyun eğişin sembolü sayılır. Koşmak anlamına gelen sa’y, bir canlılık, bir arayıştır, esbaba tevessüldür. Hacda dıştanbakıldığında sembolik davranışlar şeklinde gözüken her ibadetin ve şeklin bir anlamı, mümini eğitici ve bilinçlendirici bir yönü vardır. Hac ibadeti esnasında bu anlam ve bilinci yakalayabilen, haccın hikmetlerine nüfuz edebilen müminler, eski hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler. Hac onların hayatında kalıcı etkilere sahip bir dönüm noktası olur. Müminin yükümlülük şartları gerçekleştiğinde bir an önce hacca gitmesinin tavsiye edilmiş olmasının bir anlamı da budur. Esasen hac ibadeti, bir bakıma, hem İslâm’daki diğer ibadetlerin topluca ve bir arada sergilenişi görünümündedir, hem de namaz, oruç ve zekât ibadetlerinden izler taşır. Hacca giden mümin, namazlarda yönelip durduğu Allah’ın evine bizzat gelmiş, namazda yaşadığı Allah’la buluşma şuurunu daha yakından hissetmeye başlamıştır. İhrama girmek, namazdaki iftitah tekbiri mesabesindedir; her ikisinde de dünya arkada bırakılmaktadır. İhramlının özel günlerde birtakım dünyevî zevklerden geri durması da oruç ibadetini çağrıştırır. Peygamberimizin, Allah rızâsı için hacceden ve haccın özel günlerinde cinsel ilişkiden ve diğer yasaklardan sakınan kimsenin anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak memleketine döneceği şeklindeki ifade, haccın her bakımdan bir büyük arınma oluşuyla ilgilidir,
Haccın dünyevî-insani boyutu da vardır. Hac başta inananların bir güç gösterisi mahiyetindedir. Hacda dünyanın dört bir tarafından gelen müslümanlar, hem dayanışma ruhunu daha derinden ve daha coşkulu hissetmiş hem de birbirlerinin yanında ve arkasında olduklarını, birbirlerini desteklediklerini münasip bir dil ile başkalarına göstermiş olurlar. Hac bu dayanışma ruhunun canlı tutulmasının bir vesilesidir. Görüşüp tanışmaya vesile olması yanında hac, bir yönüyle de üretilen bilginin ve ilmin tanıtımının yapılacağı uluslararası bir fuar içeriği de taşır.
Hac esnasında günlük giysilerinden soyunup, bembeyaz lekesiz ihram örtülerine bürünen müslümanlar, her türlü gösterişten uzaklaşmayı, ziynet ve servetle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölümü ve ötesini hatırlamayı fiilen yaşayıp öğrenmeleri yanında, kötü arzu ve alışkanlıklarından da sıyrılıp, tertemiz yeni bir yaşayışa başlama iradesini de sergilerler. İhramlı için konulan yasaklar, hiç kimseye hatta haşerelere bile zarar vermeme, bütün yaratıklara şefkat ve merhamet, zorluklara sabır, kısaca kişiye düzenli ve disiplinli yaşama melekesi kazandırır. Böylece hacc farizasını eda eden müslümanlar, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıkları gibi çevresindekilere faydalı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olurlar. Hz, Peygambersallallahu aleyhi ve sellem işte bu anlayışla haccedenler için “Kim Allah için hacceder de (bu esnada, Allah’ın rızâsına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.”(14) buyurmuştur.
Gücü yeten, yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip olan müslümanların, ömründe bir defa haccetmeleri farz olup imkân elde edilince, geciktirmeden yerine getirilmesi gerekir. Hayatında bir defa hac yapmış olan müslüman bu farzı yerine getirmiş olur. EbûHanîfe, EbûYûsuf, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gerekli şartları taşıyan hac yükümlüsünün bu ibadeti önündeki ilk hacc mevsiminde eda etmesi gerektiği, sonraki yıllara tehir etmesinin günah olduğu, hatta bu ibadeti uzun süre geciktiren kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği görüşündedirler. Şâfiî ve İmam Muhammed ise ileride yerine getirmeye azmedilmesi ve eda imkânının normal şartlarda elden çıkması gibi bir endişenin bulunmaması şartıyla haccın tehir edilebileceğini söylemişlerdir. Bununla birlikte, bunlar da hac ibadetinin bir an önce ve ilk fırsatta yerine getirilmesinin sünnete uygun ve daha ihtiyatlı bir tutum olduğunu belirtmişlerdir.

HACCIN ÇEŞİTLERİ
A) Hüküm Bakımından Hac Çeşitleri
Şer’î hüküm açısından hac farz, vacip ve nafile olmak üzere üç çeşittir. Belirli şartları taşıyan yükümlünün ömründe bir defa haccetmesi farzdır. Yükümlü olmadığı halde, haccetmeyi adayan kişinin bu adağını yerine getirmesi vaciptir. Diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, başlandıktan sonra bozulan nafile haccın kazası da vacip olur. Farz ve vacip dışında yapılan hacc ise nafiledir. Hac ile yükümlü olmayan çocukların yaptıkları hacc ile bir kimsenin birinciden sonra yapacağı her hacc nafiledir.

B) Yapılış Şekli Bakımından Hacc Çeşitleri
Yapılış biçimi (edâ) açısından ise hac, ifrad haccı, temettu haccı ve kıran haccı olmak üzere üç çeşittir.
Hacc ve umre, her biri tek başına yapılabildiği gibi, aynı yılın hacc ayları içinde, ikisi birbirine bağlı olarak da yapılabilir. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapıp yapmamaya, yapıldığı takdirde umre ve haccın ayrı veya aynı ihramla yapılma durumuna göre hacc: İfrad haccı, temettu haccı ve kıran haccı olmak üzere üç şekilde eda edilir.

a) İfrad Haccı: İfrad haccı umresiz yapılan hacdır. Sadece hac ibadeti yapıldığı için “umresiz hac” anlamında olmak üzere bu ad verilmiştir. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrama girerek hac menâsikini eda edenler, ifrad haccı yapmış olurlar. İster mîkât sınırı dışında, ister içinde ikamet etsin, herkes ifrad haccı yapabilir. Mikatta ihrâma girerken yalnız hac yapmaya niyet edilince, buna ifrâd haccı denir. Bu haccı yapana da “müfrid” denir. Bunda, umre yapılmaksızın yalnız hac ibâdeti ifâ edilir. Akabe cemresini atıncaya kadar ihrâmda kalır. Akabe cemresinden sonra dilerse kurban keser. Çünkü ifrâd haccı yapana kurban kesmek vâcib değildir. Dilerse nâfile olarak keser. Sonra traş olur veya saçlarını kısaltır ve ihramdan çıkar.

b) Temettu’ Haccı: Temettu haccı aynı yılın hacc ayları içinde, umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihramla yapmaktır. Hac ayları içinde umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra, aynı yıl hacc için yeniden ihrama girip hacc menâsikini de eda eden uzak bölgelerden gelmiş hacılar temettu haccı yapmış olurlar. Hacc aylarında önce umre için ihrama girip, umreyi tamamladıktan sonra, aynı yılın hac aylarında hacc için yeniden ihrâma girerek yapılan hacca “temettu haccı” denir. Temettu, istifade etmek” anlamına gelir. Aynı yılın hacc aylarında umre ayrı ihramla, hacc ayrı ihramla yapıldığı zaman iki ihram arasında, ihramsız, yani ihram yasaklarının bulunmadığı yasaksız bir zaman dilimi, umre ile hacc arasında hacc yasaklarının söz konusu olmadığı serbest bir vakit bulunduğu için bu ad verilmiştir. Burada umre ve hacc ayrı ayrı ihrâmlaifâ edilmektedir. Bu çeşit haccı yapana “ mütemetti ” denir.
Temettu haccı yapacak olan kimse, mikatta umre niyetiyle ihrâma girer. Mekke’ye ulaşınca tavâf ve sa’yeder, tıraş olur veya saçlarını kısaltır. Böylece umreyi tamamlayıp ihrâmdan çıkar. Normal elbiselerini giyer, ihrâmlı olmayanlara mübah olan şeylerden yararlanır. Sonra Zilhicce’nin sekizinci günü veya daha önce Mekke’de kaldığı evde ihrâma girer, kudûm tavafını yapar, diğer hacc amellerini tamamlar. Bir haccın temettu haccı sayılması için, umre ile haccın aynı hacc mevsimi içinde yapılması gereklidir. Hacc mevsiminden önce umre yapıp, sonra hacc mevsiminde hacc yapmak, temettu haccı olmadığı gibi, bir yıl umre, sonraki yıl hacc yapmakla da temettu meydana gelmez.
Mikatların dışında kalan belde ve ülkelerden gelen hacılar ( âfâkîler ), uzun süre ihrâmda kalmamak için, daha çok temettu haccını tercih ederler. Burada umre ile haccı, aynı hacc mevsiminde ayrı ihrâmlarla birlikte yapmaya muvaffak kıldığından, Allahu Teâlâ için bir şükür kurbanı kesilir. Bu kurban, Akabe cemresi atıldıktan sonra, tıraştan veya saçları kısaltmazdan önce, kurban bayramı günlerinden birinde kesilir. Kurban kesmeye gücü yetmeyen kimse, hacc sırasında bayramdan önce üç, bayram günleri çıktıktan veya kendi beldesine döndükten sonra yedi olmak üzere toplam on gün oruç tutar.

c) Kıran Haccı: Kıran haccı, her ikisine birlikte niyet edilerek aynı yılın hacc ayları içinde umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir. Hacc ve umre tek ihramla yapıldığı için “birleştirmeli hacc” anlamında bu adı almıştır. Umre ve hacca, ikisine birden niyet edip umreyi yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan, aynı ihramla hacc menâsikini de tamamlayan Afakiler “kıran haccı” yapmış olurlar. Aynı hacc mevsimi içinde umre yaptıktan sonra ihrâmdan çıkmadan yapılan hacca, “ kırân haccı ”; bu haccı yapana “ kârîn ” denir. Kişi, umre ile haccı beraber yapmak üzere ihrâma girer; umreyi tamamlar, ihrâmdan çıkmaz; ihrâmın gereklerine riâyet ederek hacc fiillerine başlar,kudûm tavafını yapar, Arafat’ta durur, bayramın birinci günü Akabe cemresini attıktan sonra kurbanını kesip traş olur, ihrâmdan çıkar.
Temettu ve kırân haccı yapanlara şükür kurbanı kesmek vâciptir. İfrâd haccı yapanın böyle yükümlülüğü yoktur, dilerse nâfile kurban kesebilir. Kırân haccında da şükür kurbanı kesemeyen kimse, bayramdan önce üç gün, evine döndükten sonra yedi gün olmak üzere, on gün oruç tutar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur :
“ Güvene kavuştuğunuz zaman hacc zamanına kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser; kurbanı bulamayan, üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid -i Haram civarında oturmayanlar içindir.”(15)
Temettu veya kırân haccı yapan kimsenin şükür kurbanı kesmeye gücü yetmez ve kurban bayramından önceki üç gün orucu da tutmamış bulunursa, sonraki yedi günü de tutması gerekmez. Bunun yerine kurban kesmesi gerekir. Kurban kesemeyecek durumda ise ihrâmdan çıkar, fakat bu kez iki kurban lâzım gelir. Birisi temettu veya kırân kurbanı, diğeri kurban kesmeden ihrâmdan çıktığı için ceza kurbanıdır.
Mekkelilere ve Mikat sınırları dâhilinde oturanlara temettu veya kırân haccı yoktur. Onlar yalnız ifrâd haccı yaptıklarından şükür kurbanı kesmeleri gerekmez.

d) Temettuve Kıran Haccının Şartları
1. Hacceden kişi Âfâki olmalıdır. Harem ve Hil bölgelerinde, mîkât sınırları içinde ikamet edenlerin temettu ve kıran haccı yapmaları caiz değildir.
Hacc aylarından önce Mekke’ye gidip hacc günlerine kadar orada kalan Afakiler de bu konuda aynı hükme tâbidir. Bunlardan haccedecek olanların, o yıl hacc ayları girdikten sonra umre yapmamaları gerekir. Yaptıkları takdirde, isâet (kötülük)etmiş olurlar; şükür kurbanı değil, ceza kurbanı keserler.
2. Umre ve hacc, her ikisi aynı yılın hacc aylarında yapılmalıdır. Şayet umre hacc aylarından önce yapılmışsa veya umre tavafının en az dört şavtı, hacc ayları henüz girmeden tamamlanmışsa yapılan hacc temettu veya kıran değil, ifrad haccı olur.
3. Hacc aylarında yapılan umreden sonra “sahih ilmâm”16 olmamalıdır. Sahih ilmâm, Hanefiler’e göre, umre ile hacc arasında herhangi bir sebeple memlekete dönmekle, Şâfiîler’e göre ise, mîkât sınırları dışına çıkmakla gerçekleşir. Umre ile hacc arasında, Hanefîler’e göre memleketine giden; Şâfiîler’e göre ise mîkât sınırları dışına çıkan kimse, dönüşte tekrar umre yapmazsa, yaptığı hacc temettu değil, ifrad olur. Kıran haccında umreden sonra ihramdan çıkılmadığı için umre ile hacc arasında ister mîkât dışına çıkılsın, ister memlekete veya başka bir yere gidilsin, kıran haccı ifrada dönüşmez.
Bu üç nevi hacdan hangisi yapılırsa yapılsın, hacc farizası eda edilmiş olur.
Bunların fazilet bakımından sıralanışı Hanefîler’e göre kıran, temettu, ifrad; Mâlikîler’e göre ifrad, kıran, temettu; Şâfiîler’e göre aynı yıl arkasından umre yapmak şartıyla ifrad, temettu, kıran; Hanbelîler’e göre ise temettu, ifrad, kıran şeklindedir. Bu görüş ayrılığının sebebi, Hz. Peygambersallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı haccın eda biçimine ilişkin rivayetlerin farklı olmasıdır.
Bu eda biçimlerinden hangisine göre yapılırsa yapılsın hacc farizası yerine gelmiş olur.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli meselelerden bir tanesi de bütün ibadetler gibi hacc ibadetinde de fazilet, o biçim veya bu biçimde yapılmasında değil, edasında gösterilen gayret, samimiyet, huzur, huşu ve ihlâs nisbetindedir. Rabbim hepimizi ibadetlerini hakkıyla eda eden, kulluğunun gereğini gerektiği şekilde yerine getiren muvahhid müminlerden eylesin. Hacc vazifesini yapmış kardeşlerimizin bu amelini makbul amellerden eylesin. Henüz bu kutsal vazifeyi ifa edememiş kardeşlerimize de bir an önce bu farzı yerine getirebilmeyi nasip eylesin. Amin. Selâm ve dua ile.
————————————–
1.Âl-i İmrân: 3/97.
2. Müslim, “Hac”, 310.
3. (ö. 58/677)
4. (Buhârî, Cihad l; Hac, 4, 34, 102; Umre, 1; Müslim, İman,135,140; Tirmizî, Mevâkît, 13, Hac, 6,14, 88; Dârimî, menâsik, 8, Salât, 24, 135).
5.Tirmizî, Hacc 14, (827), Tefsir, Âl-i İmrân (3001).
6. (ö.179/795)
7. (ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1985, III, 11).
8. (Buhârî, Muhsar, 9,10; Nesaî, Hac, 4; İbnMâce, Menâsik, 3; Dârimî, Menâsik, 7; Ahmed b. Hanbel, II, 229, 410, 484, 494).
9. (İbnMâce, Menâsik, 5).
10. (İbnHuzeyme, Sahîh; el-Hâkim).
11.Tirmizî, Hacc 14, (828).
12. (ö. 544/1149)
13. (el Hac, 22/27, 28).
14.Buhari, “Hac”, 4; Müslim, “Hac”, 438.
15.Bakara:196
16.Sahih İlmâm: Hanefile’e göre, umre ile hac arasında herhangi bir sebeple memlekete dönmeye, şafilere göre ise mikat sınırları dışına çıkmaya sahih ilmâm denir.