Öyle bir yolculuk düşünün ki, dünya gündeminizden düşmüş, günler, saatler, dakikalar yalnızca Allah’a kilitlenmiş… Öyle bir yolculuk ki, bedeniniz Mekke’ye doğru yola çıkmış, aynı zamanda içten içe de kalbinize doğrudan bir yolculuk yapıyorsunuz.

Benlik duygusundan sıyrılıp bizlik, ümmet duygusuna doğru ilerleyiştir hac… Kalplerin tek tek sıhhatine kavuştuğu özüne, kulluk şuuruna, Yaratanına döndüğü, birleştiği, Allah’ın kullarının ümmet olduğu, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk, La şerike leke lebbeyk. ınne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke lâ şerike leke: Sana geldim, buyur Allah’ım! Çağırdın koşup geldim, emrine hazırım. Sana geldim, ortağın yoktur, koşup geldim, hamd ve nimet Sana ait, mülk de Senindir. Ortağın yoktur Senin!” diye dua ettiği, tevhid şuurunun kalplerde yeniden canlandığı ibadettir. 

Tek İlah’a, tek kıbleli dine teslimiyetin dünyaya haykırışıdır hac… Tevhidi direnişin başlangıç noktasından, tüm hücrelerimizle birlikte haykırmaktır hac…

“İnsanlar için kurulan ilk ev Mekke’deki bütün canlılar için bereket ve hidayet kaynağı olan (Kâbe)dir.” (Âl-i İmran, 96)

Tüm alemler için hidayet kaynağı, tüm alemler için kurtuluşun rehberi Kabe’dir. Kıblesi Kabe olanlar, Kabe’nin Rabbinin emir ve yasaklarına göre bir hayat inşa etmeli, hayatının her alanında yalnızca Kabe’nin Rabbine dönmüş olmalı ve Kabe’de toplandıklarında birbirleriyle şöyle konuşmalı: “Bizler Kabe’nin Rabbine kul olanlarız. O’ndan başka İlah, O’ndan başka Rab kabul etmeyiz. Kalplerimiz, ellerimiz, gözlerimiz bu akide de birleşmeli, bu şuurla Kabe’yi tavaf etmeli, say’ı bu şuurla yapmalıyız.”

Hz. İbrahim aleyhisselam’ın tevhid mücadelesini hatırlamalı. Onun kavminin sadece gök cisimlerine, gezegenlere veya onların yeryüzündeki sembolleri saydıkları çeşitli putlara tapıp, hediyeler sunmakla yetinmeyip, ayrıca kendileri gibi birer insan olan hükümdarları, kralları tanrılar olarak gördükleri, sosyal, siyasal, ekonomi ve hukuk alanında her türlü yasa koyma hakkını bu kimselere verdikleri dönemde yaşayan, kendini Rab ilan etmiş olan Nemrut’la olan mücadelesini hatırlamalı. “Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.” (Nahl, 120)

Ümmet olmak, kalabalıkların, binlerin, milyonların biraraya gelmesi değildir. Tevhid inancını, onlarca imtihana rağmen yaşamak ve yaşatmak olduğunu Makam-ı İbrahim de tavaf namazı kılarken hissetmeliyiz. Bizlerinde bu davanın bir parçası, devamı olduğumuzun şuuruna varmalıyız.

Rabbimiz, İbrahim aleyhisselam ile o günün insanlarını aydınlığa çıkarmak istediği gibi, Kuran- Kerim ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile bizler de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ümmeti olarak bugünkü karanlıkları yararak ümmet bilincine kavuşup, Beytullah’ı bu söz ve bu nizam ile tavaf etmeliyiz. İşte o zaman Kabe, ümmetin toplantı ve istişare yeri olacaktır. İslam’ın ordusunun yürüyüşü olacaktır. Şeytan taşlama yerinde bugünün siyonist, emperyalist, kominist şeytanlarına karşı da silahlanan islam ordusu oluşacaktır.

Bugün küffarın bizimle mücadelesi yalnızca füzeler, silahlar, bombalar değildir. İslam’la savaş yöntemlerinden biri de, ibadetlerin içini boşaltarak müslümanları şuursuzlaştırmak, ibadetin özünden uzaklaştırmaktır.

Dolayısı ile bizler Hac ibadetinin manasını yeniden gözden geçirmeli, Onu turizm sektörüne dönüştüren anlayıştan uzaklaştırıp, fotoğraf karelerimizde ve sosyal ağlarımızda bir anı olmaktan kurtarmalıyız ki hac bizi yeniden birleştirip ümmet şuuruna kavuştursun.

Nasıl ki namaz bilinci olmayan toplumun namazı onları fahşadan alıkoymuyorsa, nasıl ki tesettür bilinci olmayan müslüman kadının örtüsü, saç örtüsüne dönüştürülüp onu hiçbir kötülükten alıkoymuyorsa, aynı oyun hac ve umre ibadeti için de yapılmaktadır.

Haccın; tavafın, say’ın, arafatın bilincinde olmayan toplumun hac ve umre ibadeti, seyahatten başka bir mana içermez. Hangi otelde kalacağı, kaç öğün yemek yiyeceği, yataklarının rahatlığı, çekeceği fotoğraf karelerinden başka gündemi kalmaz.

Bu durumda biz müminlere düşen görev, haccın şekil şartları ile birlikte onun gerçek manasını zihinlerde yeniden canlandırmak, haccı anlatırken tevhidi vurgulamak, mücadele şuurunu, ümmet bilincini tebliğ etmek ve bunun için seferber olmaktır.

Selam ve dua ile…