Mü’minin hem malı hem bedeniyle gerçekleştirdiği bir ibadet olan hac, insanın bütün varlığını ilgilendirir ve bu haliyle külli bir teslimiyetin ifadesidir. Diğer yükümlülükler gibi hac da insan merkezli ve insanın ihtiyaç duyduğu hayırların tahakkukunu hedef alan bir ibadettir. Mümin, hac ibadetini yerine getirmekle rabbinin rızasını kazanır, rabbinin buyruğuna lebbeyk diyerek cevap verir. Fert olarak, kendisini hacca hazırlarken, menasikini ifa ederken ve ibadetini tamamladıktan sonra kendi kabiliyetine göre olumlu sonuçlar elde eder. Bunun yanında ümmeti oluşturan fertlerin bu ibadeti sadece Allah rızası için yerine getirmesi, kişisel faydaların dışında ümmet bilincini ayakta tutmayı da sağlar. Haccın önemi ve hikmeti, kul-rab arasındaki ilişkisi sonucu kulun kendi hayatında ve içinde bulunduğu ümmet üzerindeki etkisinde ortaya çıkar. (1)

Hac ibadetinin fert ve Müslüman toplum açısından sağladığı manevi kazançlar kişiden kişiye, toplumdan topluma ve devirden devire fark eder. Bundan dolayı hac müteşabih ayete benzetilmiştir. Lafızlardan anlaşılan farklılık gibi kişi de hacdan kendi nispetince manalar çıkarır. Muhtevası da müteşabihtir. Çünkü hac, içinde taşıdığı her şeyi, belirli bir vakitte, belirli bir neslin değerlendirmesine sunacak kadar basit değildir. Bir anlayış ihtiyacı, bir hislenme, duygulanma kudreti için göğsündekileri, hazır bir sofraya dökecek kadar sade de değildir. Öyle olsa, başka zamanlara, hacdan hiçbir şey kalmazdı. Adet olarak tekrarlanıp durulurdu. Sonraki nesillere nasip olan, yalnızca kalıplaşmış tefrişat ilişkileri ve ibadet hükümleri olurdu. Abes, içi boş, ruhsuz, kelamsız, rolsüz, etkisiz, eskimiş, zamanı geçmiş ve tarihe gömülmüş!.. Öyle olunca hac, bir inancı, bir prensibi veya bir değeri biçimlendirmezdi. Hac, İslam’ın kendisidir. Kelimelerle İslam’dır. Kuran’dır, insanlara imamdır. (2)

Haccın ‘kast ve yönelme’ şeklindeki kelime anlamıyla oynadığı manevi rol arasında ilişki vardır. Hac esnasında yapılan tüm davranışların şekilsel boyutu dışında ruhu terbiye eden, manevi iklimde yaşama götüren bir yanı vardır. Hacdaki her bir durak yeri her bir kavram başka bir ibadetle bağlantılı olarak karşımıza çıkar. (3) İhram, dünyadan ahirete intikalin elbisesidir.

İhramın giyilmesiyle beraber, insan ölümün kendisine olan yakınlığını hisseder. Yanına alabileceği hiçbir şey yoktur artık niyetinden, amellerinden başka. Mahşeri prova yapılır beyaz elbiseler içinde, herkes tek renk, tek model, hiç kimse hiç kimseyi tanımaz. Sadece kıyafet değişikliği değildir ihram. Mümin bireyin davranış biçiminin köklü bir davranış değişikliğine uğramasıdır. Kâbe, atamız İbramin (aleyhisselâm)’ın mücadelesini, İsmail’i kurban edişini, Hacer validemizi hatırlatır. Beş vakit yüzümüzü döndüğüz kıblemizi görmek, oradaki hak din uğrunda yapılan mücadeleleri hatırlamak bizi manevi bir atmosfere sokar. Bununla beraber her ibadette olan imtihan ve yasaklar burada da karşımıza çıkar. Kulluk sınavımız burada da devam eder. Hacca niyet eden mümin sadece Allah’ın emrini yerine getirmek için, yurdunu, ailesini ve dostlarını, mallarını terk etmeye, bazı arzularına karşı koyup sıkıntıları göğüslemeye hazır olduğunu gösterir.

Hac, belli bir zaman ve belirli mekânlarda gerçekleşen bir ibadet olduğu için Müslümanlara zaman ve mekân mefhumunu, dünyada her şeyin belli bir düzen içinde gerçekleştiği şuurunu kazandırır. Buna göre hac, bir ay içerisinde başlayıp biten bir ibadet değildir. Bireyin iç dünyasının evrensel olana açılımı ve toplum hayatının kaynaştırıcı bir mayasıdır. Kâbe ve çevresi için kullanılan ‘harem’ tabiri, bölgedeki bütün ilişkilerin Allah’ın emir ve yasaklarına göre düzenlendiğini, bölgedeki bütün varlıkların ilahi koruma altına alındığını ifade eder. Tavaf kişiye, her şeyin bir başka şey etrafında belli bir düzen içinde döndüğü ve insanın da bu kozmik düzenin bir parçasını teşkil ettiği şuurunu verir. Sa’y, Müslüman’ın sırf Allah için katıldığı bir yürüyüştür; Müslüman bu sayede kendisi gibi aynı yola girmiş, aynı niyet ve duyguları taşıyanlarla beraber koşmanın ne demek olduğunu fark eder. ‘Hervele’ ismi verilen çalımlı ve hızlı yürüyüş, niyet ve duygu bütünlüğü ile kaynaşmış ümmet ruhunun azametini yansıtır. Arafat’ta diğer müminlerle bir arada bulunan, kıyafetiyle artık bu dünyayı terk ettiğini gösteren mümin, haşir ve hesaba çekiliş sahnesini temsilî bir şekilde yaşayarak sorumluluğun ve hesaba çekilmenin idrakine varır. Arafat’ta rabbine yönelen insan daha bu dünyada, hiçbir yardımcının bulunmadığı şartlarda O’nun huzurunda durmanın mânasını, makam, servet ve ilim gibi üstünlüklerin gerçek değerinin hesaba çekileceği zaman ortaya çıkacağını anlar; üstünlüğün sadece takvada olmasının ne demek olduğunu kavrar. Hac esnasında çeşitli münasebetlerle yapılan dualar, sadece Allah’a teslim olmanın ve bunu söz ve davranışlarla yaşamanın özlü bir ifadesidir. Özellikle telbiye çok anlamlıdır: “Buyur Allah’ım, buyur! Davetini duydum, sana yöneldim. Şerikin yok Allah’ım! Emrine uydum, kapına geldim. Hamd sanadır; nimet senin, mülk senindir. Şerikin yok Allah’ım!”. Nihayet orada kesilen kurban, müminin sırf Allah istediği için malından vazgeçebildiğini belirtmesi ve bizzat kendini dahi Allah yolunda kurban edebileceğini fiiliyle göstermesi açısından manidardır. Sonuç olarak hac esnasında Müslüman daha önce teorik olarak haberdar olduğu, fakat lâyıkı ile yaşayamadığı bir dizi imanı ve ahlâkî özellikler kazanır; sahip bulunduğu olumlu niteliklerde ise daha çok sebat ve güç kazanır. Hac müminin kendi kendisinin farkına varma sürecidir. (4)

Hac, Müslümanların manevî yönlerini güçlendirecek, morallerini takviye edecek, izzet ve şereflerini artıracak, sorumluluk bilinçlerini geliştirecek, onlara birlikte hareket edebilme yetisi kazandıracak en önemli ibadetlerden biridir. Bu mübarek iklimde Müslümanlar, karşılıklı olarak sevgi, bilgi, görgü, tecrübe ve kültürel alış-veriş yapma, birbirlerinden yararlanma imkânına kavuşurlar. Hac, dünyanın her tarafından gelen Müslümanların aynı amaç için bir araya toplanmalarına ve böylece kolektif bilincin oluşmasına imkân veren evrensel bir olaydır. Dilleri, renkleri, ırkları, ülkeleri, kültürleri, sosyal ve ekonomik durumları farklı olan milyonlarca Müslüman, inanç ve duygu birliği içerisinde yekvücut olduklarını, kardeş olduklarını, bir bütün olduklarını yaşayarak idrak ederler. Bu hâliyle hac, Müslümanlar arası etkileşim ve iletişim için bulunmaz bir fırsattır. Kısa bir sürede ortak duygu, düşünce ve amacın gizemli güdülemesiyle, aynı toplumun bireyleri olduklarının bilincine vararak, tüm hayatları boyunca unutamayacakları dostluklar kurarlar. Böylece hac, uluslar arası barış, birliktelik ve dayanışma için de fırsat bahşeder. Müslümanlar, kardeşlik duyguları içinde birbirleriyle tanışıp, karşılıklı görüş alışverişinde bulunurlar, problemlerine birlikte çözüm ararlar. (5)

Haccın, birey ve toplum için önemi ve hikmetinden bahsettikten sonra, yazımız da Müslüman toplumun yeniden dirilmesi, bilinçlenmesi için ne gibi etkilerinin olduğunu vurgulamak ve dış dünya tarafından nasıl anlaşıldığından da bahsetmek yerinde olacaktır. Hac sırasında dünyanın her tarafından Kâbe’ye gelen müminler, aralarında önceden yapılmış herhangi bir anlaşma olmaksızın aynı fiilleri aynı şekilde gerçekleştirirler. Dil, renk, ırk ve coğrafi bölge farklılıklarına rağmen, dünyanın her tarafından gelerek Mekke’de toplanan Müslümanlar, tek bir yürek, tek bir şuur haline gelmiştir. Ferdi şuurlar kalkarak, onun yerini kolektif şuur almıştır. Tek tek amaçlar birleşmiş ve bir vücut halinde aynı merkez etrafında dönmektedir. (6)

Böylece Müslümanlar, birbirlerinden habersiz olarak aynı ideallere yönelik bir gayret içinde bulunduklarını fark ederler; bu arada kendileri dışında milyonlarca insanın aynı amacı paylaştığı bilincine ulaşırlar. Hac, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar, bütün Müslümanların aynı değerlere sahip oldukları ve bu değerlerin kendileri için ortak bir zemin oluşturduğu gerçeğini ortaya koyar. Hacca giden Müslüman bir ailenin ferdi, bir köyün, bir kasabanın veya bir şehrin sakini olarak beldesinden ayrılır, bir ümmetin ferdi olarak memleketine döner. (7)

Dünyanın her tarafından gelmiş olan Müslümanların ayni zamanda ve aynı mekanda toplanmaları, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmaları, onların görüş ufuklarını genişletir, İslami şuuru uyandırır. İslam’ın ilk intişar günlerindeki mukaddes mekanları müşahede eden, Hz. Peygamber ve sahabenin teneffüs ettiği havayı içlerine çekenler, nefsani arzularından uzaklaşmak suretiyle, hakiki benliklerini bulurlar. İslami adaletin şekli ve manevi görünüşü en iyi şekilde hac ibadetinde ortaya çıkar. Cins cins, renk renk insanların, zengin-fakir ayırt edilmeksizin, bir ferdin diğerine imtiyazı olmaksızın, aynı mekanda Rablerinin huzurunda huşu ile durmaları, kişiye yaratılmış kul olduğunu idrak ettirmekten, onu hakiki bir ibadete, doğru bir iteate sevk ve terbiyeden başka ne olabilir. Böyle bir ibadet elbette küçümsenecek bir şey değildir. Çünkü hac yapmak isteyen bir müslüman, malını, evini ve vatanını terk ederek, Allah’a yaklaşmak, O’nun rızasına ulaşmak ve emirlerini yerine getirmek içim Mekke’ye gidecektir. Kısacası hac, Allah sevgisi etrafında, İslam’ın birlik akidesini ifade eden, İslam’ın ihtişamına yönelen, kardeşlik bağlarını kuvvetlendiren ve dünyada müslümanlar arasında sıkı bir irtibat ve işbirliğini temin eden bir ibadettir. (8)

Hac, İslam kardeşliğinin tüm hatlarıyla ortaya konduğu tablolarla doludur. Haccın nimetlerini tadanlar, hayatlarında hiç görmediği Müslümanlarla karşılaşınca, onları kendi kardeşi gibi bağrına basar, kalplerini Müslüman kardeşlerine acarlar. Afrika’dan, Avrupa’dan, Asya’dan tüm dünyadan ırkları, renkleri farklı Müslümanlar bir denizin damlaları gibidirler. Hepsi bir tarağın dişleri gibidirler. Aralarındaki tek fark takvadır.

Müslümanların bugün ellerindeki en değerli hazinelerden biri hacdır. Hac, bütün dünya Müslümanları arasında bir kaynaşma ve bütünleşme ortamının oluşmasına vesiledir. Dolayısıyla bunu bir fırsat bilmek ve çok iyi değerlendirmek gerekmektedir. Hac bir ümmet zirvesidir. Müslümanlar ellerindeki hazinenin değerini bilmemektedirler. Kimsenin zorlaması olmadan her yıl Müslümanlar bir araya gelmektedir. Sorunlarını, istişare edebilecekleri, dertlerine paylaşabilecekleri büyük bir nimettir hac. Öyle ki, islamı yanlış anlayan Müslümanların, gerçek İslam’la tanıştıkları bir hidayet rehberidir kimi zaman.

Sonuç olarak; zulmün, acının var olmadığı tek bir İslam coğrafyası yoktur. Bize zulmü reva görenler nimetlerimizi de elimizden alıp değerlerimizi soyutlaştırıyorlar. Sıkıntılarımızı paylaşma fırsatı veren nimetlerden bir tanesi de hacdır. Sıkıntıları hep beraber yaşamaktayken, neden bu birlikteliğimiz çözüm için kullanmayalım. Ümmetin yeniden inşası için her sene bir araya gelmeyi fırsat bilmeliyiz. Hacdan anladığımız şey turistik bir gezi olmamalıdır. Rabbimizin nimetlerini hak edebilmek ve bu nimetlerle hayat bulabilmek duasıyla…

————————–

1. Görgün, Tahsin, “Hac”, DİA, XIV, s. 397
2. A.Ş. Hacc, s. 20.
3. Erul, Bünyamin; Keleş, Ekrem; Haccı Anlamak, s.13
4. Görgün, Tahsin, “a.g.m.”, DİA, XIV, s. 398.
5. Erul, Bünyamin; Keleş, Ekrem; Haccı Anlamak, s.14
6. Sanay, Eyyüp, “Haccın Sosyolojik İzahı”, Diyanet İlmi Dergi, 1986, XXII, sy. 3, s. 16.
7. Görgün, Tahsin, “a.g.m.”, DİA, XIV, s. 399
8. Cerrahoğlu, İsmail, “Haccın Amacı ve Hikmetleri”, Diyanet İlmi Dergi, 1991, XXVII, sy. 3, s. 17.