“ إِذا جَاءَ رَمَضَانُ ، فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الجنَّةِ وغُلِّقَت أَبْوَابُ النَّارِ وصُفِّدتِ الشياطِينُ ” متفقٌ علي

İçerdikleri güzellik, hayır ve iyiliklerden ötürü bazı zaman ve mekânlar, emsallerine nispetle daha kıymetli olabilirler, ilahi lütuflar açısından çeşitli zenginlikleri fazlasıyla bünyelerinde bulundurabilirler. Dilediği nimeti dilediğine bağışlayan yüce Rabbimizin takdiridir bu. O’nun bilgisi, hikmeti, dilemesi ve yaratmasıyla meydana gelmektedir tüm bu hususlar. Aynen peygamberlik vazifesini deruhte edecek, insanların rehberi ve önderi yüce elçileri kimlerden seçeceğini en iyi bilen olduğu gibi O, hangi zaman ve mekânın mübarek ve mukaddes olacağını en iyi bilen ve takdir edendir. Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) ifadesiyle “Ekinsiz bir vadide”(1) bulunan Kâbe, O’nun dilemesi ve takdiriyle mukaddes, feyizli ve mübarek olmuştur.(2) İsra olayına şahitlik etmiş, ilk kıblegâhımız olan ve şu an peygamber katili kindar yahudilerin elinde esir Mescid-i Aksa ve civarını Allah’ın dilemesi ve takdiri mübarek kılmıştır.(3) Allah’ın adı anıldığı ve yüceltildiği için bereketlidir mescidler.(4)
Evvela, insanlara Kıyamet’e kadar rehberlik edecek, hak ve batılın ayırıcısı, müminlere şifa kaynağı, önünden ve arkasından batılın yanaşamayacağı, içersinde herhangi bir şüphe bulunmayan, hidayet ve rahmet kaynağı, İslam ümmetinin varoluş sebebi, istikamet üzere gidebilmenin yegâne vesilesi, Allah’ın sapasağlam hüccet ve delili, kâfir ve zalimlerin hüsranını artırıcı, Rahman’ın kelamı Kur’an-ı Kerim kendisinde indirildiği ay olduğu için; sâniyen, bizden önceki ümmetlere de farz kılınmış olan, takvanın en müthiş vesilesi, arzu ve isteklere gem vurabilmenin medresesi, nimetlere şükretmeyi en güzel şekilde öğreten oruç kendi içersinde farz kılındığı için; sâlisen, bin aydan daha hayırlı bir gece olan, Rabbin izni ile nice meleklerin indiği ve Kitab-ı Mübin’in indirildiği gece olan Kadir Gecesini içerisinde barındırdığı için; râbian, Zekâtın dışında mali bir ibadet olan fıtır sadakası gibi sosyal bağları güçlendirici bir ibadetten ötürü; hâmisen, inanarak ve sevabı beklenilerek kılındığı takdirde geçmiş günahların affedilmesine sebep olan teravih namazı sebebiyle; sâdisen, her müslümanın vakit ayırması gereken tefekkür, tezekkür ve tedebbürün bir fırsat olduğu i’tikaf ibadetinin en müsait ve sünnete uygun vakti olduğu için; sâbian, salih kulların istiğfar için ganimet bildikleri seher vakitlerinde yapılan bereketli sahurlardan dolayı ve akla-hatıra gelmeyen nice güzellik ve bereketlerden dolayı da Ramazan ayı, yüce Rabbimiz tarafından mübarek ve bereketli kılınmıştır.
Herhangi bir mekânda veya zaman diliminde yaşayan bir takım insanların, Allah tarafından ayrıcalıklı kılınan bu zaman ve mekânda Allah’a isyan etmeleri o zaman ve mekânın kutsiyetine halel getirmediği gibi isyankâr olan bu insanların kıymetli ve feyizli mekân ve zaman diliminde yaşamalarının kendilerine katacağı bir ayrıcalık yoktur. Ebu Cehil’in Kâbe’nin hemen yanı başında yaşaması kendisine bir yarar sağlamadığı gibi bunca hayır ve bereketi içerisinde barındıran Ramazan ayında Allah’a kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirmeyen gafil Müslümana da Ramazan ayının bir katkısı olmayacaktır. İlahi lütufların sağanak sağanak yağdığı zaman ve mekânlarda asıl olan, kulların nasıl davranış sergiledikleridir. Kutsiyeti atfeden Allah’a samimi bir şekilde ibadet edip etmedikleridir. İslam ümmetinin vakıasına baktığımızda bu soruların ne kadar olumlu cevaplandırılacağı hususu biraz muamma gözükmektedir. Ekonomisinden siyasetine, sosyal hayatından ferdi hayatına, yaşantısından geleneklerine, uyguladığı hukuk normlarından ahlak kurallarına İslam ümmetinin içinde yaşadığı manevi ızdırabı dikkatli bir şekilde gözlemleyen herkes, ulaşılan bu kanının gerçekliğini anlamakta zorluk çekmeyecektir. “Bu sene kaçıncısı olacak Ramazan Bayramını ayrı idrak edeceğimiz?” sorusu sorulabiliyorsa, ilahi lütuflarla donatılan Ramazan ayından gerektiği şekilde istifade edemiyordur dünya Müslümanları. Bir tarafta dünya müstekbirleriyle yarışırcasına gökdelen sevdasına düşmüş fertleri diğer tarafta ise başını sokacak bir yuva arayan gariban ve mazlum fertleri varken ne faydası olacak Ramazan ayının Müslümanlara. Birileri en güzel yemeklerle donatılmış sofralardan kalkıp yemeğin yarısını israf ederken kimileri de açlık çekiyorsa rahmet ve ülfet ayı Ramazan’ın gelmesinin ne önemi olabilir? Arakan’da, Suriye’de, Irak ve Afganistan’da iftarlıkları hüzün ve göz yaşı olan Müslümanların feryatları semanın kapılarını çatlatırcasına yükselmişken, alem-i İslam’ın diğer beldelerinde tarihi camilerin civarında “Ramazan eğlenceleri!?” düzenleme peşindeki zavallıların ne beklentisi olabilir Ramazan ayından? Yılın on bir ayı boyunca İslam’a aleni bir şekilde cephe alıp İslam’ı ve Müslümanları tahkir ve tezyiften çekinmeyen kitle iletişim araçlarının Ramazan ayında dindar kesilip dini eserler dağıtmasının ne manası olabilir ki?
Çizilen tablo çok mu karamsar ve insafsız acaba? Yoksa vakıada yaşanılan, söylenenlerin şahidi mi? Yanılanın bizler olmasını temenni ederdik, ancak kendisini Allah’a taraftar olmakla nitelendiren eşkıya sürülerinin, tarih boyunca dişlerini sadece müslümanlara gösterebilmiş ihanet ustası omurgasız mecusi torunlarının, haçlı savaşları sırasında müslümanlar aleyhine haçlılara yardım edip Moğol istilasında da zalim Tatar ve Moğolları Bağdat’a sokan Râfizi vezir İbnü’l-Alkami’nin kardeşlerinin, her daim müslümanlara arkadan saplanmış ihanet hançerinin tutucusu hainlerin acımasız bir şekilde ve insanlığın sahip olduğu bütün erdemleri ayaklar altına alıp işlediği cinayetlere şahitken İslam dünyası için ne önemi olacak Ramazan ayının gelmesinin? Kerbela deyip ağıt-feryat yakanlar beşiklerdeki Hüseyinlere bile kıyacak kadar canileşmiş, bütün bir Şam topraklarını Kerbela’ya çevirecek kadar zalimleşmişken Ramazan ayı bizlere ne katacak acaba? İnnâ li’l-lâhi ve innâ ileyhi râci’ûn.
Evet, yeni bir Ramazan’ın gölgesi üzerimize düşmüş bulunmaktadır. Salih ameller işleyebilmek, ibadetleri fazla fazla yapabilmek ve ilahi rızaya ulaşabilmek için oldukça müsait bir zaman dilimine yaklaşmış bulunmaktayız. Bereketli sahurları, heyecanlı iftarları, her günümüzü Cuma günü gibi kılan teravihleri ve kendine ait atmosferiyle Ramazan muştusu içimizi sarmakta, güzellikleri ile bizleri cezbetmektedir. Lakin İslam ümmetinin Rabbine kulluktaki en büyük delil ve dayanağı Kur’an-ı Mübin’in indirildiği bu mübarek ay da bütün davranışlarımız Ramazan ruhuna ve şuuruna uygun olmalıdır. Popüler kültürün etkisiyle eğlenceye dönüştürülen bir Ramazan algısı dirayetli ve ferasetli hiç bir Müslüman tarafından kabul edilmemelidir, bu tür tören ve cemiyetleri tertip eden kim ve hangi kurum olursa olsun benimsenmemelidir. Rahmet kapılarının açıldığı bu kutlu mevsimde Rabbimizle olan bağımızı güçlendirmek için elimizden gelenin daha fazlasının peşine düşmeliyiz inananlar olarak. Belki Peygamber (aleyhisselam) gibi Hira’mız yok sığınıp tefekkür edebileceğimiz, Rabbimizle baş başa kalabileceğimiz ancak mescidlerimiz var i’tikafa girip ibadetle değerlendirebileceğimiz, ömrümüzün muhasebesini yapabileceğimiz. Belki gevşeğiz teheccüd namazlarında ancak teravihlerimiz var bize geç vakitlerde kulluğu öğreten ve sevdiren. Kardeşlerimizi hatırlamamız gereken sahur ve iftarlarımız var sadece yemek-içmekten ibaret olmayan. Ve Allah tarafından bizlere bir bağış olarak sunulmuş bir çok ibadetimiz var O’na yaklaşma vesilesi olan.
Ramazan ayında bize düşen bu ibadetlerin ruhuna uygun davranışlar sergilemektir, şuurlu ve bilinçli hareket edebilmektir. Alışılan güzel ibadet ve hasletleri Ramazan’a hasretmeden ömrün her anına yansıtabilmektir bizim görevimiz, hayatı Ramazan kılabilmektir. Yoksa âlemlerin Efendisi’nin de buyurduğu gibi Ramazanın ruhuna göre hareket etmeyen, davranışlarını İslam’ın ölçülerine göre ayarlamayan kimselerin aç ve susuz kalmasına Allah (celle celâluh) kıymet verecek değildir.(5)
Kur’an-ı Kerim’de yirmi küsur faydasından bahsedilen ve amellerin kabulünün biricik şartı takvaya ulaşabilmenin, nefsin isteklerine gem vurup Allah’ın emirlerine boyun eğmenin en etkili yollarından olan oruç da bu ayda bizlere farz kılınmıştır. Hadis-i şeriflerde nefsi terbiye metotlarından biri olarak tavsiye edilen orucun maddi ve manevi faydaları konusunda müstakil çalışmaların bulunması, modern tıbbın bu konudaki beyanları göstermektedir ki, bizlerin yaratıcısı yüce Rabbimizin bütün buyrukları bizzat O’nun tarafından dizayn edilen insanın fıtratıyla birebir uyum sağlamaktadır. Bu konuda da bize düşen ihlâs ve samimiyeti kaybetmeden senenin tümüne oruç şuurunu yaymaya çalışmak, bu konuda gayretli olmak ve birbirimize nasihat etmektir çünkü salih insanların yaşantıları ve kıssaları bize bu mektebin, oruç mektebinin öğrencilerinin asla kaybetmediğini en güzel şekilde ispat etmektedir.
Rahmet kapılarının ardına kadar açılıp bütün bir hayatı kapsadığı, cehennem davetçisi şeytanların faaliyet alanlarının daraltıldığı bu kutlu mevsimi hakkıyla yaşayanlardan olmayı ümit ederek, İslam ümmetinin başarı ve muzafferiyetini bizlere de göstermesini Rabbimizden niyaz edip son sözü efendiler Efendisine bırakıyoruz:
Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.”(6)

—————————————-
1. İbrahim Suresi 37.
2. Âl-i İmran 96 ve İbrahim Suresi 37.
3. İsra Suresi 1.
4. Hac Suresi 40.
5. Buhari, Savm 8, Edeb 51. Ayrıca bkz. Ebu Davud, Savm 25; Tirmizi, Savm 16; İbni Mâce, Sıyâm 21.
6. Buhari, Savm 5, Bed’ul-halk 11; Müslim, Sıyâm 1, 2, 4, 5.