Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd eder, Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât ve selam ederiz.

İmdi; bu makalemizde gıybetin hükmü, ne kadar tiksindirici bir günah olduğu, kısımları, sebepleri, gıybet etmekten kurtulmanın çaresi, mübah olan gıybet ve gıybetin keffareti konularını özet bir şekilde aktarmaya çalışacağız. Allah Azze ve Celle bizleri gıybet hastalığından afiyette kılsın!

1- Gıybetin Hükmü

Gıybet etmek Kur’an-ı Kerim, Sünnet’i Seniyye ve icma’ı ümmet ile haram kılınmış olup, büyük günahlardandır.  

Kur’an-ı Kerim gıybet etmeyi yasaklamış ve gıybet eden kişiyi ölü eti yiyene benzetmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz.” (Hucurât; 12)

Cabir radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki canlarınız, mallarınız ve şerefleriniz birbirinize haramdır.” (1) Bir başka hadiste şöyle gelmiştir: “Müslümanın her şeyi; canı, malı ve şerefi diğer Müslümana haramdır.”

Gıybet, kişinin şeref ve onurunu zedeleyecek sözler söylemektir. Hadisler bu hususu can ve malla birlikte zikrederek önemine vurgu yapmıştır. Usame b. Şerik radıyallâhu anhu anlatıyor: “Bedevilerin Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e şöyle sorduklarını duydum: ‘Şu şu hususlarda bize günah var mı?’ O da şöyle buyurdu: ‘Ey Allah’ın kulları! Yüce Allah din kardeşinin şerefini zedeleyip gıybetini yapan kişi dışında diğerlerinden günahı kaldırmıştır. Ancak böyle yapan kişiye günah vardır.’ (2)    

Ebû Berze el-Eslemi radıyallâhu anhu’nun naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey diliyle iman ettikleri halde imanları kalplerine girmemiş olanlar! Müslümanların gıybetini yapmayın, onların kusurlarını araştırmayın. Çünkü Allah onların kusurlarını araştıran kişinin kusurunu takip eder. Allah kimin kusurunu takip ederse, onu kendi evinde bile olsa rezil eder.” (3)

Enes radıyallâhu anhu’nun naklettiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mi’rac gecesi bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini tırmalayan bazı insanlara rastladım. Dedim ki: “Ey Cebrail, bunlar kim?” Şöyle cevap verdi: “Bunlar, insanların gıybetini yapanlar ve onların şereflerini çekiştirenlerdir.” (4)

Said b. Zeyd radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Faizin en şiddetlisi, haksız yere Müslüman bir kişinin ırzını (şahsiyet ve itibarını) çekiştirmektir.” (5)

Hasan el-Basri şöyle derdi: “Ey Âdemoğlu, insanları sende bulunan bir kusurla ayıpladığın ve önce kendi kusurunu düzeltmediğin sürece imanın hakikatine eremezsin. Bunu başardığın zaman bütün işin nefsinle ilgilenmek olur. Yüce Allah’ın en sevdiği kul da böyle olan kuldur.”

Ali b. Huseyn şöyle demiştir: “Gıybetten sakının. Çünkü gıybet insan köpeklerinin katığıdır.”

2- Gıybetin Manası ve Kısımları

Gıybet, duyduğunda hoşlanmayacağı sözlerle gıyabında din kardeşini anmandır. Bedenindeki, soyundaki, ahlâkındaki, fiilindeki, dinindeki, dünya işlerindeki veya elbisesindeki bir eksikten söz ederek bunu yapmış olman bir şeyi değiştirmez. Bunların hepsi gıybettir. Bedenindeki bir eksikliği dile getirerek din kardeşinin gıybetini yapmaya gelince; gözünün iyi görmemesi, şaşılık, kellik, uzun veya kısa boyluluk gibi hoşlanmayacağı her çeşit vasfı saymaktır. Soyundaki bir eksikliği dile getirerek onun gıybetini yapmaya gelince; din kardeşin hakkında “babası Nebatlı, Hintli, fasık, âdi, ayakkabı tamircisi veya çöpçüdür” demendir. Ahlâkındaki eksikliği dile getirmeye gelince; din kardeşin hakkında “kötü ahlâklıdır, cimridir, kibirlidir, ikiyüzlüdür, korkaktır, acizdir” vb. sözler söylemendir. Dinle ilgili fiilleri hakkında gıybetini yapmaya gelince; din kardeşin hakkında “yalancı, içkici, hain, zalim, namazını ihmal ediyor, güzel namaz kılmıyor, necasetlerden sakınmıyor” vb. sözler söylemendir. Dünya ile ilgili fiilleri hakkında gıybetini yapmaya gelince; din kardeşin hakkında “edepsiz, geveze, obur, hiç kimsenin hakkını tanımayan birisi” demendir. Elbisesi hakkında gıybetini yapmaya gelince; din kardeşin hakkında “uzun elbiseli, elbisesinin yenleri geniş, elbisesi kirli” demendir.

Gıybetin, insanda bulunan bir şeyi dile getirmek anlamına geldiğinin delili, Ebû Hureyre radıyallâhu anhu’nun naklettiği şu hadistir: “Denildi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Gıybet nedir?” Şöyle buyurdu: “Hoşlanmayacağı bir şeyle din kardeşinden söz etmendir.” Denildi ki: “Sözünü ettiğim şey kardeşimde varsa ey Allah’ın elçisi?” Şöyle buyurdu: “Sözünü ettiğin şey kardeşinde varsa, onun gıybetini yapmış olursun. Eğer yoksa ona iftira etmiş olursun.” (6)  

Bilinmelidir ki dille birinin gıybetini yapmanın haram olmasının sebebi, başkasına din kardeşinin bir eksiğini anlatmaktır. Sözkonusu eksiği ima, işaret ve göz kırpma yoluyla anlatmak da açıkça anlatmak gibidir. Kınama ve ayıplama anlamına gelen her hareket gıybete dahildir ve haramdır. Hz. Âişe radıyallâhu anha dedi ki: “Bir keresinde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü! Safiyye’nin şöyle şöyle oluşu sana yeter.” -Ravilerden biri, bu sözle Hz. Âişe’nin, onun kısa boylu oluşunu kastettiğini söylüyor- Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı.” Hz. Âişe dedi ki: “Ben bir başka gün de kendisine bir insanın durumunu takliden hikâye etmiştim. Bunun üzerine de Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bana dünyanın en kıymetli şeylerini verseler, ben yine de bir insanı hoşlanmayacağı bir şekilde taklit edip anmayı kesinlikle istemem.” (7)

Yazı ile gıybet etmek de bu hükme dahildir. Çünkü kalem iki dilden biridir. Örneğin, yazarın belirli bir şahsı zikredip onun sözlerini ayıplaması gıybettir. Ancak “bir grup şöyle dedi” diyerek, söyleyenin kimliği belirtilmezse gıybet olmaz. Eğer işaret edilenlerin kimliği anlaşılırsa gıybet olur. Ancak kınama kastı olmaksızın hakkaniyetle ve sadece Müslümanlara nasihat etmek amacıyla yapılması bunun dışındadır.

Gıybet çeşitlerinin en çirkini, zahid görünmeye çalışan ikiyüzlülerin yaptığı gıybettir. Çünkü onlar gıybet ederken hem sözünü ettikleri kişiyi kınarlar hem de kendilerini överler. Bunu yaparken cahilliklerinden dolayı iki çirkin fiili bir arada yaptıklarının farkına varmazlar: Gıybet ve riya. Onların bu sözleri söylemedeki maksatları başkalarının kusurlarını anlatmaktır. Maksatları başkalarını kötüleyip kendilerini kınama hususunda salihlere benzemeye çalışarak kendilerini övmektir. Böylece gıybet, riya ve nefislerini tezkiye etme gibi üç günahı aynı anda işlemiş olurlar. Durumları böyle olduğu halde, kendilerinin gıybetten çekinen dürüst kimseler olduklarını zannederler.

Gıybeti dinleyen de ona ortaktır. Gıybeti dinleyen kişi diliyle veya korkarsa kalbiyle sözü edilen şeyi reddetmediği sürece gıybetin günahından kurtulamaz. Oradan kalkıp gitmeye veya başka bir konuya girmek suretiyle gıybeti kesmeye gücü yetiyorsa bunu yapması gerekir. Diliyle sus dediği halde kalbiyle gıybetin yapılmasını istiyorsa bu bir nifak alametidir. Eliyle veya kaşlarıyla işaret edip gıybet edeni susturmaya çalışması yeterli olmaz. Çünkü böyle bir şey gıybeti yapılan kişiyi hakir görmektir. Aksine, yapması gereken şey ona saygı gösterip açık bir şekilde gıyabında savunmaktır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Saygınlığı ayaklar altına alınan ve şerefi lekelenen bir yerde Müslümanı terkedip yardımsız bırakan kişiyi yüce Allah, kendisine yardım edilmesini istediği bir yerde terkedip yardımsız bırakır. Şerefi lekelenip saygınlığı ayaklar altına alındığı yerde bir Müslümana yardım eden kişiye yüce Allah, kendisine yardım edilmesini istediği bir yerde yardım eder.” (8)

Muaz b. Enes el-Cüheni radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir mü’mini, kendisini ayıplayıp şerefini lekeleyen bir münafıktan korursa, yüce Allah bir melek gönderip kıyamet günü onun etini cehennem ateşinden korur. Kim de bir Müslümanı lekelemek amacıyla onu çekiştirirse yüce Allah onu, söylediği sözlerin sorumluluğundan kurtuluncaya kadar cehennem üzerindeki köprüde tutar.” (9)

Ebû Derdâ radıyallâhu anhu’dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur.” (10)

Amr b. Utbe’nin azatlı kölesi anlatıyor: “Amr, başka bir adamı çekiştiren biriyle birlikte olduğumu görünce bana dedi ki: “Yazık sana! Dilini nasıl çirkin sözlerden uzak tutuyorsan kulağını da çirkin sözleri dinlemekten uzak tut. Çünkü o sözleri dinleyen, onları söyleyenin ortağı olur. Çirkin sözler söyleyen adamın yaptığı şey, kendi kabındaki en kötü sözleri çıkarıp senin kabına boşaltmaktan ibarettir. Beyinsiz bir adamın sözlerini onun ağzına tıkmış olsaydın, onları söyleyen sıkıntıya düşer, ağzına tıkan ise mutlu olurdu.”

Kalbin gıybeti, Müslümanlar hakkında kötü zan beslemesidir. Zan ise, nefsin güvenip dayandığı ve kalbin meylettiği şeydir. Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurât; 12) Te’vili mümkün olmayan bir şey olmadığı sürece senin bir Müslüman hakkında kötü zan beslemeye hakkın yoktur. Fakat âdil birisi o kişi hakkında sana böyle bir şeyi haber verir ve zannın onu tasdik etmeye meylederse, o zaman mazur sayılırsın. Çünkü onu yalanlasan, yalan söylediğini zannetmiş olmakla âdil kişiye karşı suç işlemiş olursun. Bu da kötü zandan sayılır. Birisine iyi zan besleyip diğerine kötü zan beslemek doğru değildir. Aksine, bu iki kişi arasında bir düşmanlık ve haset bulunup bulunmadığını araştırman, ondan sonra elde ettiğin neticeye göre zannını değerlendirmen gerekir.

Kötü zannın acı meyvelerinden biri de insanların kusurlarını araştırmaktır. Çünkü kalp zanla yetinmez ve araştırıp gerçeği öğrenmek ister. Bu yüzden de tecessüs yapıp insanları izlemekle meşgul olur. Oysa bu yasaklanmış bir davranıştır. Çünkü Müslümanın gizli olan bir kusurunu ortaya çıkarmaya sebep olur.

3- Gıybet Yapmanın Sebepleri

Gıybet yapmanın sebepleri pek çoktur. Bu sebeplerden bazıları halkın genelini ilgilendirirken, diğer bazıları ise ilim sahibi kimselerle ilgilidir. Halkın genelinde bulunan sebepler şunlardır:

1- Öfkeyi dindirmek ve hıncını almak: Şöyle ki, bir insanın yaptığı şeyden dolayı diğeri ona öfkelenir. Adamın öfkesi ne zaman depreşse ötekini gıybet eder. Bazen bu öfke kişinin içinde birikir ve oraya yerleşerek kine dönüşür. Bu da sürekli olarak o kişi hakkında çirkin sözler söylemeye sebep olur. Öfke ve kin, gıybete sebep olan en önemli duygulardır.

2- Arkadaşlara şirin görünmek, dostlara dalkavukluk etmek ve konuşma sırasında onlara destek vermek: Dostlar ve arkadaşlar, insanların şeref ve itibarlarını ağızlarına dolayarak eğlenip hoş vakit geçirdikleri zaman kişi, onların söylediklerini reddetmesi veya konuşmayı kesmesi halinde kendisini sıkıcı bulacaklarını ve yanından uzaklaşacaklarını düşünür. Bunları düşünen kişi de onların sözlerini destekler ve bu yaptığı şeyin güzel geçinmek olduğunu zanneder.

3- Tasannu’ yapmak ve övünmek istemek: Şöyle ki, kişi başkasının kusurlarını söyleyip, kendisini yücelterek şöyle der: “Filan adam cahildir, anlayışı kıttır, görüşü zayıftır.” Bu kişinin bu sözleri söylemekten maksadı, kendisinin üstünlüğünü anlatmak ve sözünü ettiği adamdan daha bilgili olduğunu göstermektir.

4- Haset: Şöyle ki, bazen kişi insanların övdüğü, sevip onurlandırdığı bir adamı çekemez ve onların söz konusu adamı övmeleri, onurlandırmaları kendisine ağır gelir. Bu durumda adamın sahip olduğu nimetin zevalini ister ve bunun tek yolunun da onu karalamak olduğunu düşünerek gıybetini yapar. İşte bu hasettir. Haset, öfke ve kinden farklıdır. Çünkü bunlar, öfke ve kin duyulan kişinin insana karşı bir suç işlemesi durumunda ortaya çıkarlar. Oysa bazen insana iyilik yapan bir arkadaşa ya da uyum içinde olunan bir akrabaya dahi haset edilebilir.

5- Oyun oynamak, eğlenmek, şakalaşmak ve gülerek hoşça vakit geçirmek: Şöyle ki kişi burada, taklit yoluyla insanları güldürecek şekilde başkasından söz eder. Hatta bu yolla geçimini sağlayan insanlar bile vardır. Bu kişi, Kur’an okuyanları, vaizleri, tüccarları ve düzgün konuşamayan kimseleri taklit ederek ayıplar ve böylece onların gıybetini yapmış olur. Nitekim Müstevrid b. Şeddad radıyallâhu anhu şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Her kim Müslüman bir kişinin şahsiyet ve onurunu çekiştirerek geçimlik temin ederse, Allah Azze ve Celle bu geçimliğin aynısını cehennem ateşi olarak ona yedirecektir…” (11)

6- Hakir görerek küçümsemek: Bunun sebebi kibirli olmak ve gıybeti yapılan kimseyi küçük görmektir. Nitekim Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Müslümanın her şeyi Müslümana haramdır: Malı, ırzı ve kanı. Şer olarak kişiye, Müslüman kardeşini küçümsemesi yeterlidir.” (12)

Görüldüğü gibi gıybet yapmanın sebepleri kin, öfke, ucub, haset, kibir, taklit ve arkadaşlara muvafakat etmektir. Bunlar halkın genelinde bulunan hastalıklardır. Bir de ilim sahibi kimselere has olan üç sebep vardır ki, bunlar daha tehlikelidir. Çünkü bunlar şeytanın iyilikmiş gibi gösterdiği kötülüklerdir.

a- Hayretini ve şaşkınlığını ifade ederek şöyle demek: “Filan adamın bu yaptığı ne kadar hayret edilecek bir şey!” Bazen bunu söyleyen doğru söylemiş olur ve hayreti işlenen kötülüğe yöneliktir. Ancak yapması gereken şey, işlenen kötülüğe hayret edip adamın adını söylememesidir. Şeytan ona, hayretini ifade ederken adamın ismini söylemeyi basit göstermiş ve böylece gıybetçi olmasını sağlamıştır.

b- Merhamet edip acımak: Kişi, bir insanın başına gelen musibetten dolayı üzülerek şöyle der: “Filanca miskin adamın başına gelen beni çok üzdü.” Bu adam üzüldüğünü söylerken samimi olabilir ve üzüntüsü ona, sözünü ettiği kişinin adını söylemekten kaçınması gerektiğini unutturur. O da adamın adını söyler ve böylece gıybetçi konumuna düşer. Bu gıybeti sebebiyle de üzülmesinin sevabını alamaz.

c- Allah için kızmak: Kişi bazen br insanın yapmış olduğu kötü bir işe kızar, kızdığını açığa vurup kötü işi yapan adamın adını söyler ve böylece tanımayanlara adamı tanıtarak gıybetini yapmış olur.

4- Dilin Gıybetten Korunmasının İlacı

Bilinmeli ki, bütün çirkin huylar ilim ve amel macunuyla tedavi edilir. Her hastalık, ona sebep olan şeyin zıddıyla tedavi edilir. O halde hastalığın sebebinin araştırılması ve teşhis edilerek ortadan kaldırılması gerekir. Dili gıybetten korumak iki şekilde ele alınabilir. Birincisi genel, ikincisi ayrıntılıdır.

Genel olana gelince; kişinin yaptığı gıybetten dolayı Allah’ın gazabına maruz kaldığını, sahip olduğu iyiliklerin gıybetini yaptığı kişiye verileceğini, iyilikleri yoksa ötekinin kötülüklerinin kendisine yükleneceğini bilmesidir. Bu gerçeğe inanan kişinin dili gıybete bulaşmaz. Gıybet edeceği sırada kişinin kendi kusurlarını hatırlayıp onları düzeltmeye çalışması veya kendi kusurlarının ortaya dökülmesinden utanması gıybetten kurtulmak için faydalı bir yöntemdir. Kişi kendisinde bir kusur bulamazsa buna şükretmekle meşgul olmalı ve kendisini kusurların en çirkini olan gıybetle kirletmemelidir. Kişinin kendisinde bir kusur olmadığını zannetmesi ise kusurların en büyüğüdür. Kişi kendisinin gıybetinin yapılmasına razı olmadığı gibi, başkasının gıybetini yapmaya da razı olmamalıdır.

Ayrıntılı olan tedaviye gelince; kişinin kendisini gıybete sevk eden sebebi araştırmasıdır. Çünkü hastalığın tedavisi onun sebebini ortadan kaldırmakla gerçekleşir. Daha önce söz konusu sebepleri zikretmiştik.

5- Gıybet Yapmayı Mübah Kılan Mazeretler

Bu konuyu İmam Nevevi rahimehullah şöyle özetlemektedir:

Bilinmeli ki gıybet  ancak, kendisine başka yolla ulaşmak mümkün olmayan sahih, şer’î bir sebeple mübah olur. Gıybeti mübah kılan sebepler altıdır:

1. Tezallüm. Zulme uğramış bir kimsenin, hükümdar veya hâkim gibi, zâlime karşı kendisine yardımcı olabilecek yetki ve kudrete sahip birine gidip “Falan bana şöyle şöyle haksızlık etti” demesi câizdir.

2. Bir kötülüğün önlenmesi veya bir asînin yola getirilmesini temin için yardım istemek. Kişinin, güçlü olduğunu sandığı bir kimseye gidip sırf bir kötülüğü ortadan kaldırmak niyetiyle, “Falanca şu kötü işleri yapıyor, onu bundan alıkoy” demesi câizdir. Böyle bir niyet taşımazsa, bu yaptığı haramdır.

3. Fetvâ almak. Bir kişinin müfti’ye gidip “Babam, kardeşim, kocam veya falan adam bana zulmetti. Bunları yapmaya hakları var mıdır? Bundan kurtulmamın, hakkımı almamın ve haksızlığı önlememin yolu nedir?” gibi sözler söylemesi, ihtiyaçtan dolayı câizdir. Ancak, “Şöyle şöyle yapan bir kimse veya  bir eş hakkında ne dersiniz?” diye üstü kapalı olarak durumu arzetmesi ihtiyata daha uygun ve fazilete daha muvafık olur. Nitekim böyle bir üslubla da maksad hasıl olur. Bununla beraber, inşallah aşağıda zikredeceğimiz Hind’in rivayet ettiği hadiste olduğu gibi haksızlık eden şahsın açıkça söylenmesi de câizdir.

Hz. Âişe radıyallâhu anha şöyle dedi: “Ebû Süfyan’ın hanımı Hind, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e dedi ki: “Ebû Süfyan çok cimri bir adam. Onun haberi olmadan benim aldığım dışında, bana ve çocuklarıma yetecek derecede bir şey vermiyor. (Benim bu yaptığım doğru mu)?” Hz. Peygamber de: “Örfe uygun bir şekilde kendine ve çocuklarına yetecek kadar al” buyurdu.” (13)

4. Müslümanları şerden sakındırmak ve iyiliklerini istemek (nasihat). Bunun çok çeşitli uygulaması vardır:

a) Hadis râvilerinden ve şâhidlerden kusurlu olanları cerhetmek. Bu, müslümanların icmâı ile câizdir. Hatta yerine göre vâcip bile olur.

b) Bir kimse ile dünürlük, ortaklık, komşuluk, alış-veriş vs. yapılmak, emânet bırakmak istenildiği zaman ve benzeri durumlarda  kendisine danışılan kişinin bildiğini gizlememesi, aksine, büyük bir hayırhahlıkla bildiklerini olduğu gibi söylemesi gerekir.

Fatıma bt. Kays radıyallâhu anha şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim ve şöyle dedim: ‘Ebu’l-Cehm ve Muaviye b. Ebû Süfyan beni istiyorlar (ne dersiniz)?’ Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Muaviye malı olmayan fakirin biridir, Eb’ul-Cehm ise sopasını omuzundan indirmez.’ ” (14)

c) Dini ve din bilimlerini öğrenmek isteyen birinin, bid’atçı veya günahkâr (fâsık) bir hocadan ders aldığına şâhid olup zarar göreceği endişesine kapılan kimsenin, o öğrenciye öğüt verip hocasının halini açıklaması gerekir. Bu da yine sırf öğüt vermek maksadına yönelik olmalıdır. Bu iş tehlikeli ve yanılgıya açıktır. Çünkü uyarıda bulunan kişi çekememezlik duygusuna kapılmış olabilir. Şeytan onu yanıltabilir. Bu noktada çok uyanık ve dikkatli olmak gerekir.

d) İster ehli olmadığı için, ister günahkâr olduğu için isterse başkaları tarafından yanıltıldığı için yahut  daha başka bir sebepten dolayı üstlendiği görevi gerektiği şekilde yapmayan bir yetkilinin durumunu daha üst bir yetkiliye bildirmek suretiyle o görevlinin dürüst hareket etmesini sağlamasını veya onu görevden uzaklaştırarak lâyık olan bir başka kişiyi görevlendirmesini sağlamaya çalışmak, onu buna teşvik etmek  câiz ve gereklidir.

5. Fıskı ve bid’atçılığı âşikar olan kimsenin, meselâ açıkta şarap içmek, insanların malına el koymak, haksız öşür almak, haraç kesmek, zorla baş olmaya, başa geçmeye çalışmak, kötü ve gayri meşrû işlere yönelmek gibi tavırlar gösteren kimsenin hakkında konuşmak câizdir. Çünkü kendisi kötülüğünü açığa vurmuştur. Ancak onun açığa vurduklarının dışındaki başka ayıplarının anılması -onların da söylenmesini gerektiren daha başka  sebep veya sebepler yoksa- haramdır.

Hz. Âişe radıyallâhu anha’dan rivayet edildiğine göre bir adam Hz. Peygamber’in yanına girmek için izin istedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Kabilesinin kötü adamıdır ama, izin verin ona” buyurdu. Adam gelince Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem onunla güzelce konuştu. Efendimiz’in, gıyabında kötü olduğunu söylediği kişi ile normal birisiymiş gibi görüşüp konuşması Hz. Âişe’nin dikkatini çekti ve bunun sebebini sordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Kıyamet günü Allah katında en kötü durumda kalacak kişi, insanların şerrinden çekindikleri için kendisini terkettikleri kimsedir.” (15)

Hasan el-Basri şöyle demiştir: “Bid’at sahibi hakkında gıybet sözkonusu değildir. Seninle fasık arasında herhangi bir hürmet yoktur.”

Bir keresinde Hasan el-Basri’ye, açıktan günah işleyen kişiyi sahip olduğu sıfatla zikretmenin gıybet olup olmadığı sorulunca şöyle der: “Bu bir gıybet değildir ve onun şerefi yoktur.”

6. Tarif etmek.  Bir insan şaşı, topal, sağır, kör ve buna benzer başka lakaplarla biliniyorsa, onu sırf tarif edebilmek için bu lakapları kullanmak caizdir. Ancak bu lakapların,  kişinin değerini düşürme amacıyla takılması haramdır. Böyle lakaplarla bilinen kişilerin bu lakaplar söylenmeden tarif ve tanıtımı mümkün olduğu sürece bunları kullanmamak daha doğrudur.

Gıybetin câiz olduğu yerler konusunda bu altı sebebi âlimler ortaya koymuşlardır. Bunların çoğunda da ulemanın görüş birliği vardır. Bu husustaki deliller, sahih ve meşhur hadislerdir. (16)

6- Gıybetin Keffareti

Gıybet yapan kişi iki suç işlemiş olur:

1- Yüce Allah’ın hakkına karşı suç işlemiştir. Çünkü Yüce Allah’ın yasakladığı bir fiili yapmıştır. Bunun keffareti tövbe etmek ve pişman olmaktır.

2- İnsanın şeref ve onuruna karşı suç işlemiştir. Eğer yaptığı gıybet o kişinin kulağına gitmişse, onun yanına gider, hakkını helal etmesini ister, önünde boyun büker ve yaptığına pişman olduğunu gösterir. Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim malı veya şerefi hakkında din kardeşine bir haksızlık etmişse, yanında ne bir dinar ne de bir dirhem bulunmayacağı günde cezaya çarptırılmadan önce ona gidip hakkını helal etmesini istesin. Çünkü o gün kendisinde iyilik varsa, alınıp haksızlık yaptığı kişiye verilecek. İyilikleri yoksa, haksızlık yaptığı kişinin kötülükleri alınıp ona yüklenecek.” (17)

Eğer yapılan gıybet o kişinin kulağına gitmemişse, ondan helallik istemek yerine, Allah’tan onun bağışlanmasını diler. Zira bilmediği bir şeyi ona haber vermesinin, onun kalbinin kinle dolmasına sebep olmasından korkulur. Böyle kötü bir neticenin ortaya çıkmaması için o kişiye haber vermeyi terkedip, onun için istiğfarda bulunması daha iyidir. Nitekim Enes b. Malik radıyallâhu anhu’nun naklettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gıybetini yaptığın kişinin kefareti, onun için istiğfar etmendir.” (18) İmam Mücahid rahimehullah şöyle demiştir: “Din kardeşinin etini yemenin kefareti, onu övmen ve onun için hayır dua etmendir.” Gıybeti yapılan kişi ölmüşse, yapılacak şey yine aynıdır. (19)

————————-

1. Buhari: 67;  Müslim: 1679;  Ebû Dâvûd: 1905;  İmam Ahmed, Müsned: 14365
2. İmam Ahmed, Müsned: 18454. İsnadı Sahih bir hadistir.
3. Ebû Dâvûd: 4880;  Tirmizi: 2032;  İmam Ahmed, Müsned: 19776. Sahih li ğayrihi bir hadistir.
4. Ebû Dâvûd: 4878; İmam Ahmed, Müsned: 13340. Sahih bir hadistir.
5. Ebû Dâvûd: 4876;  İmam Ahmed, Müsned: 1651. Sahih bir hadistir.
6. Müslim: 2589;  Ebû Dâvûd: 4874;  Tirmizi: 1934; İmam Ahmed, Müsned: 8985
7. Ebû Dâvûd: 4875;  Tirmizi: 2674. Sahih bir hadistir.
8. Ebû Dâvûd: 4884; İmam Ahmed, Müsned: 16368. İsnadı Zayıf bir hadistir.
9. Ebû Dâvûd: 4883;  İmam Ahmed, Müsned: 15649. İsnadı Zayıf bir hadistir.
10. Tirmizi, Birr: 20; İmam Ahmed, Müsned: 27536. Hasen li ğayrihi bir hadistir.
11. Ebû Dâvûd: 4881.  Hasen li ğayrihi bir hadistir.
12. Müslim: 2564;  Ebû Dâvûd: 4882
13. Buhari, Büyu’: 95;  Müslim, Akdiye: 7
14. Müslim, Talak: 36;  Ebû Dâvûd, Talak; 39;  Tirmizi, Nikah: 38
15. Buhari, Edeb: 38;  Müslim, Birr: 73;  Ebû Dâvûd, Edeb: 5
16. İmam Nevevi, Riyazü’s-Sâlihîn: 486-489
17. Buhari: 2449;  Tirmizi: 2419;  İmam Ahmed, Müsned: 10573
18. Beyhaki, Şuabu›l-İman: 6786. Senedi Zayıftır.
19. “Gıybeti Mübah Kılan Mazeretler” bölümü dışındaki kısımlar İbnü’l-Cevzi’nin Minhâcü’l-Kâsidîn (1/651-663) isimli kitabından özetlenmiştir.