Ey şehvetine odun taşıyan insan!  Ey kendi ateşi ile kendini kül eden varlık!  Ey dünyada cinsel münasebetleri dava edinen zelil ruh! Ne zaman hakkı görecek ve ne zaman tabi olmakta hızlı davranacaksın? Muhakkak ki, Allah Teâlâ, insanları kendisine ibadet etmesi için yaratmışken, sen…  Secde ile hayat bağışlanan,  şeref bağışlanan,  haysiyet ve onur bağışlanan insan… Sen ne zaman yaratılış gayene uygun hareket edeceksin? Sen ne zaman isyanı kesecek ve ne zaman bir olan Allah’a itaat edeceksin? Muhakkak ki Allah Teâlâ sana her türlü nimeti önüne sererek, kendisine ve rızasına varacak yolların haritasını cebine koymuştur. Peki, sen ne zaman lütfedip cebindeki haritaya uzanacaksın?  Allah Teâlâ cennete varan yollar üzerindeki nimetlerini ve cehenneme varan şeyleri de ayağımıza kadar getirmedi mi? Cennete giden yollardaki nimetlerini helal kılarak serbest bırakmadı mı? Cehenneme giden yollardaki temiz olmayan şeyleri de haram kılarak yasaklamadı mı? Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi büyük bir gaye ile yaratılan dünyanın içinde yine büyük bir gaye ile yaratılan insanın hal ve hareketlerinden imtihanda olması değil midir? Allah azze ve celle, insanı dünyada biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları olan bir varlık olarak yaratmadı mı?  Bu ihtiyaçlar arasında hem psikolojik hem de biyolojik bir ihtiyaç olan şehvet de vardır. Yeme,  içme gibi şehvetin giderilmesi de zorunlu bir ihtiyaçtır. Ancak sadece bu kadardır. Nasıl ki yemek yeme ihtiyacımızı ayakta kalabilmek,  dünyadaki maişetimizi arayabilmek ve Allah’a ibadetimizi yerine getirmede bir amaç edinmişsek… Şehvet ihtiyacını da harama bulaşmamak, ahlaklı nesillerin yetişmesine vesile olmak ve yine zihnimizi Allah’a ibadetin dışında meşgul etmemek adına şehveti helal yoldan gidermekten başka dava edinmemiz bizi sapıklığa itecektir. Nasıl ki yemeği ve içmeyi dava edinenler aslında tüketimi din edinmişler ve bu anlayışı hayatlarına hâkim kılmışlar ise aynı şekilde şehvetimizi de hayat tarzı edinmemiz İslam’dan başka batıl bir din, batıl bir dava edindiğimiz anlamına gelmektedir. Allah Teâlâ batıl bir dava edinenleri şu ayetler ile tehdit etmiştir:

“Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşmalarına kadar (batıla) dalsınlar, oynayıp dursunlar.” (1)

Peki, neden şehvetlerimizin esiri haline geldik? Çünkü namazı zayi ettik, çünkü namazı terk ettik. Namaz kul ile Allah arasında bir bağ oluşturmaktadır. Namazda Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkmaktayız. Allah ile bağımızın güçlü oluşunun derecesi namaza verdiğimiz değerle doğru orantılıdır. O zaman kim namaza gereken ciddiyeti vermeye çalışmazsa, Rabbinin huzurunda lakayt olmakta ve samimiyetsiz davranmaktadır. O zaman her kim namazı terk ederse de, Rabbi ile olan bağı koparmış demektir. Rabbi ile olan bağını koparan kişi Allah’tan başka sahte rablerden başka bir rab edinmiş olmaktadır. Bu rabler menfi amaç taşıyan her eşya, kişi, kurum, heykel ve bilumum ağaçtan, taştan, canlıdan ya da cansızdan her cisim olabilmektedir. Sadece somut cisimler değil soyut kavramlarda rab edinilebilir ki bunun en önemli delili şu ayettir:

“Heva ve hevesini kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona, sen mi vekil olacaksın?” (2)

Heva ve hevesini ilah edinenler, şehvetlerini kendilerine ilah edinmişlerdir. Şehvet ilahını razı etmek için sürekli piyasada bu ilaha kurban verme adına kadınların ve erkeklerin peşinden koşan gençler veya yetişkin insanlar görmek mümkündür. Bu kişiler öncelikle Allah ile bağ kurduğu namazı terk ederek kötülüklerle arasında bulunan duvarı yıkmıştır. Aslında bu duvar onların güvenlik duvarıydı. Kendilerini emniyette hissedeceği bu duvarı kendi elleriyle kendi başlarına yıktılar. Böylelikle hayâ perdesi de bu duvar gibi yıkıldı ve yırtıldı. Kötülükler, duvarın ardındaki sel gibi üzerlerine aktı. Hiç selin önünde emniyetsiz bir insan ayakta kalabilir mi? Tabii ki kalamaz ve kalamadılar. Sel ile İslam’ın hayır ortamlarından süpürülerek, günah tarlalarına sürüldüler. Her çeşit günah ürününden kopardılar ve kalpler zifiri karanlığa gömüldü. Bundan sonra kalp hak karşısında batılı savunur hale geldi. O kadar günah ürünleri tüketildi ki zihinler müptela, fikirler ise esir oldu. Tabii ki,  günümüzde kişinin bu fikirleri medya ve devlet eliyle teşvik edilir durumdadır. Hatta kişi hürriyeti adı altında bazı sözüm ona sivil toplum örgütleri tarafından da savunulur durumdadır. O zaman kişi yaptığı yanlışı fark edemeyecek kadar zihni ve hayatı işgal altında kalmıştır. Kişinin zihni psikolojik olarak işgal altında iken bedeni fizyolojik işgalin kalesi konumuna gelmiştir. Bu durum, şehvetlerinin peşinden gidenlerin kişiliklerinde psikolojik rahatsızlıklar meydana getirmiştir. Bu şehvetlerinin köpekleri haline gelen insancıklar doyuramadıkları nefisleri sapkınlıklarında daha da ileriye giderek Lut kavmine benzemişlerdir. Günümüzde erkek olduğunu iddia eden kadınlar ve kadın olduğunu iddia eden kadınlar türemişlerdir. Öyle ki arkadan bakıldığında ayırt edilemeyecek durumdadırlar. Hatta önden bakıldığında bile kadın mı erkek mi olduğu anlaşılmayan kadın giyimli erkekler ve erkek giyimli kadınlar peyda olmuştur. Öyle ki bir yazar bu durumu mizahi yönden eleştirerek genç kızlara ellerini çabuk tutmaları gerektiğini söylemiş aksi takdirde toplumda önümüzdeki yıllarda erkek kalmayacağını vurgulamıştır. İşte bu şehvetlerinin çizdiği yolda hiç durmadan yürüyen gençliğin kimlik bunalımının bir sonucudur. Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem,  bu kişilere lanet etmiştir. Bu konuyla alakalı İbn Abbas şöyle demiştir:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanları, erkeklerden de kadınlara benzeyenleri lanetledi ve “Onları evlerinizden çıkarın” diye emretti. Rasûlullah bizzat kendisi falancayı evinden çıkardı, Ömer’de falancayı (evinden) çıkardı.” (3)
Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir:
“Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet etti.” (4)
Tek kurtuluş ise şehvetine tabi olmaktan vazgeçip namaz vesilesiyle Allah’a dönmektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (5)

Bizden önceki asırlarda yani İslam’ın siyasi, iktisadi ve sosyal hayata hâkim olduğu İslam toplumlarındaki Müslümanlar Allah’a karşı samimiydiler. Allah’a ‘la ilahe illallah’ üzerine bir hayat yaşayacaklarına dair verdikleri sözlerini tuttular. Allah’ın ayetleri anıldığında secdeye kapanarak ağlarlardı. Ancak “Onların ardından yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. Onlar yakında (cehennemdeki) Gayya vadisiyle karşı karşıya kalacaklardır.” (6)

Ayetle ile sabit olarak anlaşıldığı üzerine namaz ile Allah’a ve Rasûlüne uymak yerine, namazsız bir hayat ile uydukları şey şehvetleri oldu. Toplumun ahlak ayarları ile öyle oynandı ki, artık ahlaksızlık açıktan savunulur hale geldi. Ahlaksızlığı eleştirmek ise geri kafalılık ve çağdışılık olarak lanse edildi. Zina açıktan işlenir duruma gelerek, müslümanların kalplerinde ve zihinlerinde sıradanlaştı. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, toplum içindeki fuhşiyatın, zinanın yayılmasıyla ilgili şöyle buyurmaktadır: Amr b. As radıyallahu anh’ den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“İçinde zina zuhur eden, yaygınlaşan hiçbir topluluk yoktur ki, onlar kıtlıkla cezalandırılmış olmasın. Yine içinde rüşvetin yaygınlaştığı hiç bir topluluk yoktur ki, korkuyla cezalandırılmasın.”(7)

Toplumumuza bakıldığında sürekli hayatlarından şikâyet içerisinde bulunan ciddi bir kalabalık mevcuttur. Diğer İslam coğrafyaları kıtlığı hakiki boyutuyla yaşarken, bizim toplumumuzda da doymak bilmeyen nefislerin sürekli açlık çekmesi hali vardır. Bunun sebebi hadisteki gibi zinanın toplumda yayılmasından başka şey değildir. İnsanlar evden işe çıktıklarında sokaktaki kadınların arsız giyimleri ve şehveti kamçılayıcı kokularıyla sabahı karşılamaktadırlar. Sanki bunlar yetmiyormuş gibi bir de zamanımız da zuhur eden diğer bir durum ile karşı karşıya kaldık. Allı, şallı, kokulu Müslüman kadınların podyuma çıkar edasıyla sokaklara dökülmeleri ve sözde tesettürleri ile erkeklere bedenlerini teşhir etmeleri gerçeğidir ki, bunlara göre farz sadece saçların kapanmasıdır. Zinaya sürekli davetiye çıkaran bu tür insanları Allah Rasûlü şu iki hadisi ile tehdit etmektedir: Ebu Musa radıyallahu anh’den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Bir kadın kokulanıp bir meclisin önünden geçerse, ona bakan her göz (ve o kadın) zina etmiş olur.” (8)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ‘in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, onları görmedim. (Onlardan biri) ineklerin kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğer ikincisi de, giyinik, fakat çıplak olan, kibirlenerek yürüyen, öteki kadınları kendileri gibi olmaya zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile alamayacaklar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar (500 sene) mesafeden hissedilir.”(9)

Şehvetine tabi olanlar cehennemde gayya denilen vadi ile karşı karşıya kalacaklardır. El gayya, kimi rivayetlere göre bir vadi olup namazı zayii edip şehvetine tabi olanların cehennemde toplanıp azap edilecekleri vadidir. Kimi rivayetlere göre ise yine dünyada iken fuhşiyatı amaç edinenlerin içinde yüzecekleri kan ve irin bulunan bir nehirdir. Allah Azze ve celle, bizi dünyada nefsini şehvetine kurban edenlerden ve cenneti,  gayya ile takas edenlerden muhafaza etsin.  

 

————————-

 

  1. Zuhruf Suresi 83.ayet
  2. Furkan Suresi 43.ayet
  3. Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed
  4. Ebu Davud, İbn Hibban, Beyhaki
  5. Ankebut suresi 45.ayet
  6. Meryem Suresi 59.ayet
  7. İmam Ahmed
  8. Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Huzeyme, İbn Hibban
  9. Müslim