Zifiri karanlıkları ilmin nuru ile aydınlatan Allah’a hamd olsun. Pratik hayatı ile karanlık ortasında ilim çırasını yakan Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e, pak ve temiz ailesine, güzide sahabesine ve kıyamet saatine kadar bu ilim meş’alesini taşıyan tüm mü’min ve Müslümanların üzerine olsun.
Üzerinde inceleme yapacağımız mes’ele önceki âlimler arasında ihtilaflı olduğu gibi günümüzde de ilim ehli arasında ihtilaflı bir meseledir. Kimi ilim ehli namazdan sonra sesli ve toplu bir şekilde Allah’ı zikretmenin haram, bidat olduğunu savunurken kimileride bunun caiz olduğunu savunmaktadır. Meselinin ihtilaflı olmasının ana sebebi Allah Rasulünden bu mesele hakkında farklı farklı hadislerin rivayet edilmiş olmasıdır. Bunun için meseleyi dört başlık altında incelemeye çalışacağız. Bütün doğrular Allah’tan hata ve kusurlar da nefsimdendir. 1-) Sessiz zikrin caiz olmadığını ifade eden deliller ve bu delillerin münakaşası. 2-) Sesli zikrin caiz olduğunu ifade eden deliller ve bu delillerin münakaşası 3-) Toplu halde Allah’ı zikretmenin caiz olduğunu ifade eden deliller. 4-) Yapmamız Gereken .

1- TOPLU HALDE ZİKRİN CAİZ OLMADIĞINI İFADE EDEN DELİLLER

1-) “Ve Rabbini içinden, tevazu ile ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabahları ve öğleden sonraları zikret ve gafillerden olma.” (A’raf, 205) Bu ayeti kerime zikrin gizli bir şekilde yapılacağını ifade etmektedir. Ve şeriatın izin verdiği yerlerin dışında sesli bir şekilde zikrin yapılamayacağına delalet etmektedir. Bu delile iki şekilde cevap verilir: 1-) Buradaki “emir siğası ‘vucubiyet” ifade etmediğinden dolayı aksi yapıldığında bu haram veya mekruh olmaz. Bilakis “yalvararak ve korkarak” kelimeleri bu emir “siğasının” mü’minleri buna teşvik içindir. Yoksa “vucubiyeti” ifade etmez ki aksi haram veya mekruh olsun. 2-) Büyük müfessir Fahrettin er-Razi bu ayetin tefsirinde der ki; Aşırı bir şekilde olmaksızın sessiz bir şekilde kendi nefsinde gizli ve korkarak Rabbini zikret. Ayetten kasıt: gizli ve açık arasında olabilecek bir şekilde Rabbini zikret. Nitekim bu şu ayeti kerime gibidir. “Ne sesli bir şekilde nede gizli bir şekilde ikisinin arasında namazını kıl.” (İsra,110) Binaenaleyh ayeti kerime hem gizli hem de açık bir şekilde Allah’ı zikretmenin caiz olduğuna dalalet etmekle beraber, Allah’a yakarışın ise gizli olmasının faziletine dalalet ediyor.
2-) Ebu Musra der ki: Biz Allah Rasulu ile beraber seferdeydik. İnsanlar seslerini yükselterek tekbir getirmeye başladılar. Allah Rasulu de buyurdu ki: Ey insanlar! Kendinize biraz acıyın! Sizler sağır ve gaib olan birine dua etmiyorsunuz. Bilakis sizler işiten, yakın olan ve her zaman sizinle beraber olan birine dua da bulunuyorsunuz… (Müslim) Bu hadis sesli bir şekilde zikir ve dua’nın mekruh olduğuna delalet etmektedir. Bu delile iki şekilde cevap verilir:
a) Hindistanlı büyük âlim Şah Veliyullah ed-dehlevi der ki; “Hadiste emir siğası ile gelen “irbe’u” lafzı vucubiyeti ifade etmez. Bilakis bu kelimenin kök manası “kolaylaşıtırma, yumuşak” olmayı ifade eder. Hadisteki sesli bir şekilde dua’nın yasaklanması “kolaylık ve insanların kendilerini sıkıntıya sokmamalarını teşviktir. Yoksa sesli bir şekilde bunu yapmanın meş’ru olmadığını ifade etmez. Bu hadisten, gizli bir şekilde dua ve zikrin müstehap olduğu anlaşılır. Zaten buna itiraz edende yoktur. b) Seslerini yükseltmeleri aşırı olduğundan dolayı Allah Rasulu onları bundan yasakladı. Nitekim Ebu Davud’un rivayetinde buna işaret edilmektedir. Binaenaleyh bu yasaktan mutlak manada sesli zikrin yasaklandığı anlaşılamaz.
3-) Abdullah İbn Mesud’un mescid de bazı insanların toplanıp sesli bir şekilde tehlil ve salatü selam getirdiklerini görünce onların yanına gitti ve şöyle buyurdu: Allah Rasulunun zamanında böyle bir şey yoktu. Sizler bid’at işliyorsunuz. Onları mescidden çıkarana kadar bu şekilde söylendi. Bunu fakihlerden her ne kadar bazıları zikrediyorlarsa da, hadis kitaplarında böyle bir şey sabit değildir. Bilakis Abdullah İbn Mesud’dan bunun tam tersi sabit olmuştur. İmam Suyuti: “netice’tul fikir” adlı eserinde der ki; İbn Mesud’dan rivayet edilen bu eser senedinin incelenmesine ve kimin rivayet ettiğine bakılması gerekir. Çünkü Ahmed bin Hanbel’in “zühd” kitabında bunun tam aksi rivayet edilmektedir. Ebu Vail der ki; Bazı insanlar Abdullah İbn Mesud’un sesli bir şekilde zikri yasakladığını söylerler. Hâlbuki Abdullah İbn Mesud ile oturduğumuz her mecliste, Allah’ı zikretmeden oradan ayrılmazdı. İkinci olarak bu “eser” aşırı olmamak şartı ile sesli bir şekilde zikrin yapılacağını ifade eden açık ve sahih hadislerle çelişmektedir. Zayıf olan bir eser ile sahih olan hadisler birbiri ile çeliştiğinde sahih olan hadisler tercih edilir. Bu hadislerin bahsi gelecek.
4-) Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: Zikrin hayırlısı gizli olandır. Rızkın hayırlısı da yeterli gelendir. (İmam Buhari, Şuabu’l-İmam, İmam Ahmed, Müsned, İbn Hibban).  Bu Hadisin “mefhumu muhalef’i” sesli zikir şerdir. Şer’de ya haram olur veya mekruh olur. Çünkü hayırlı zikir sessiz olan zikir ise, şerli zikirde sesli olandır. Cevap olarak denilir ki; Arapça da bazen “hayır” kelimesi “en hayırlı” manasında kullanılır.  Yani: En hayırlı zikir sessiz olandır. Sesli olan zikrin hayrı ise: sessiz olan zikre nispeten daha azdır. Bunun bu şekilde tevil edilmesinin temel sebebi sesli bir şekilde zikrin yapılacağını ifade eden sahih hadislerin varid olmasıdır.

2- SESLİ BİR ŞEKİLDE ZİKRİN CAİZ OLDUĞUNU SÖYLEYENLERİN DELİLLERİ

1-) Ebu Hureyre radıyallahu anhu der ki: Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah şöyle der: Ben kulumun zannı üzerineyim. Beni zikrettiği zaman ben onunla beraberim. Beni kendi içinde zikrederse, ben onu kendi içimde zikrederim. Beni bir toplulukta zikrederse, bende onu daha hayırlı bir toplulukta zikrederim…” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, Beyhaki).
İmam Suyuti bu hadis hakkında der ki: Bir toplulukta Allah’ı zikretme; ancak zikri sesli bir şekilde yaptığında olur. Şayet gizli bir şekilde yapsa bu sesli zikir olmaz. Dolayısıyla Allah katında daha hayırlı bir toplulukta zikrolunmak için kişinin Allah’ı bir toplulukta sesli bir şekilde zikretmesi gerekir. Binaenaleyh hadis sesli zikrin caiz olduğunu ifade etmektedir.
2-) İbni Cerir et-Taberi İbni Abbas’tan şu ayet hakkında “gökyüzü de yeryüzü de onlar için ağlamadı”. (Duhan, 29) Şöyle bir nakilde bulunur: Mü’min öldüğü zaman namaz kıldığı yer ve Allah’ı zikrettiği yer ağlar.
3-) İbn Ebu Dünya, Ebu Ubey’den şöyle bir rivayette bulunur: Mü’min öldüğü zaman yeryüzü arazileri birbirlerini çağırır ve şöyle derler: Mü’min kul öldü. Yeryüzü ve gökyüzü ağlamaya başlar. Abdurrahman (rivayeti nakleden) sorar: Peki onları ağlatan nedir? Onlar da derler ki: O mü’min kul üzerimizde yürüdüğü zaman Allah’ı zikrederdi. İmam Suyuti der ki: Bu iki rivayetle delil getirme yönü: Dağların ve yerlerin Mü’minin ölümüne ağlaması, üzerinde Allah’ı zikrettiğinden dolayıdır. Buda ancak sesli bir şekilde sesini onlara duyurduğu zaman olur.
4-) İmam Beyhaki, Zeyd İbn Eslem’den o da bazı sahabelerden şöyle nakleder: Allah Rasulu bir mescidin yanından geçerken bir tane adam sesli bir şekilde zikir yapıyordu. Denildi ki Ey Allah’ın Rasulu! Sanki adam riya yapıyor. Allah Rasulu de “Hayır o riya yapmıyor. Bilakis o Allah’ı çok zikrettiğinden dolayı o hale gelmiştir.” buyurdu Bu hadisten anlaşılacağı üzere Allah Rasulu adamı sesli zikrinden nehyetmiyor. Bilakis adamı “Allah’ı çokça” zikreden diye takdir ediyor.
5-) İmam Beyhaki Cabir İbn Abdullah’tan şöyle rivayette bulunuyor: “Bir adam sesli bir şekilde Allah’ı zikrediyordu. Orada bulunanlardan bir tanesi: Şu adam sesini alçaltsa ne güzel olur.” buyurdu. Allah Rasulu buyurdu ki: “Onu bırak. O evvah (Allah’a çokça yönelmiş) olanlardandır.”
6-) Abdullah İbn Abbas der ki: Farz namazlarından sonra zikir ile insanların seslerini yükselterek dönmeleri Allah Rasulünün zamanında var olan bir şeydi. İbn Abbas der ki: Ben bununla namazın bittiğini anlardım. (Buhari, Müslim) Buhari ve Müslim’in başka bir rivayetinde şu lafız geçiyor: Ben Allah Rasulünün namazının bittiğini tekbir getirmesi ile bilirdim. İmam Nevevi Müslim’in şerhinde c.2.s.93: de der ki: Bu hadis seleften bazılarının namazların peşinde zikr ve tekbir ile sesi yükseltmenin müstehap olduğunu söyleyenlere bir delildir. Muteahhir âlimlerden bunun müstehap olduğunu söyleyenden biri de İbn Hazm’dır. İmam Şafi’de bu hadis hakkında der ki: Allah Rasulu sahabesine zikrin sıfatını öğretene kadar, kısa vakitte sesli bir şekilde zikir getirmişti. Yoksa Allah Rasulu ve sahabiler sürekli sesli bir şekilde zikir yapmazlardı. İmam Şafi devamında der ki: Buna göre namazdan sonra hem imamın hem de cemaatin sessiz bir şekilde zikirlerini yapmaları daha uygun olur. Ancak İmam cemaate bunu öğretmek isterse öğretene kadar sesli bir şekilde zikrini yapar. Öğrendikleri zaman tekrardan sessiz zikre döner. Denilse ki: Mezhep sahipleri bu hadisle amel etmemişler. Deriz ki: Her ne kadar namazdan sonra sesli bir şekilde zikri mezhep sahipleri müstehap görmemişseler de, bu mutlak olarak sesli bir şekilde zikrin caiz olmadığını ifade etmez. Hadis bazen de olsa sesli bir şekilde zikrin caiz olduğuna delalet etmektedir. Zaten bizim maksadımız da bundan başka değildir. Geçen hadisi şeriflerden açık bir şekilde veya işaret yolu ile sesli bir şekilde zikrin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Ancak başkalarını rahatsız edecek bir seviyede ki sesli zikir ise caiz değildir.

3- CEMAATLE ZİKİR YAPMANIN  HÜKMÜ
Öncelikle şunu ifade etmemiz gerekir. Bizim toplu bir haldeki zikirden kastımız, bazı kimselerin birbirlerine vurarak veya hançerleyerek yaptıkları zikir değildir. Veya kaside ve neşitler eşliğinde yapılan zikirde değildir. Bizim kastımız farz namazlarından sonra herkesin sessiz bir şekilde kendi yerlerinde oturarak yaptıkları zikirdir.
1-) İmam Buhari ve İmam Müslim Ebu Hureyre’den merfu olarak şunu rivayet ederler. “Allah azze ve celle’nin görevli bazı melekleri yeryüzünde dolaşıp, zikir ehlini ararlar. Allah’a zikirden bir topluluk gördüklerinde derler ki: Gelin işte sizin aradıklarınız burada. Onları yerden göğe kadar rahmet kanatları ile kuşatırlar. O topluluk ayrıldığı zaman, onlarda semaya çıkarlar. Allah (onlardan  daha iyi bildiği halde) sorar: “Nereden geldiniz”? “Onlarda yeryüzünde seni tesbih eden, seni tekbir eden, ve seni tehlil eden kullarının yanından geldik” derler. Allah; “onlar beni gördüler mi”? melekler de; “hayır onlar seni görmediler” dediler.  Allah’da; “beni görseler ne olur” Melekleri; “eğer seni görseler muhakkak sana daha çok ibadet ederler, daha çok seni yüceltir ve tesbih ederler.” derler. Hadisten anlaşılacağı üzere bir kavim bir araya gelip Allah’ı zikrediyor. Şayet denilse ki: bu zikirden kasıt Kur’an okuma, İlim öğrenme ve daha başka manalardır. Deriz ki: Şeriat bir kelimeyi bir manada kullanırsa artık o mana o kelime için şer’i hakiki bir mana olur. Herhangi bir yan delil olmadan başka manalara yorumlanması caiz değildir. Sözlük manası itibari ile salât (namaz) dua manasındadır. Ancak şeriat bunu tekbir ile başlayan ve belli hareket ve sözlerden ibaret olan bir eylem için kullanmıştır. Zikir kelimesi de bunun gibidir. Hadiste açık bir şekilde tesbih, (Subhanallah) Tekbir, (Allahu Ekber) ve Tehlil (Lailahe İllallah) lafızları geçmektedir.
2-) Cabir İbn Abdullah der ki: “Bizler otururken birden Allah Rasulu yanımıza gelip şöyle dedi:” “Ey insanlar! Yeryüzünde Allah’ın görevli melekleri vardır. Bunlar zikir halkaları ve meclislerini yanında durup, oraya katılırlar. Cennet bahçelerinden nasibinizi alın.” Cennet bahçesinin ne olduğunu sorduklarında şöyle cevap verdi. O da “Zikir Meclisleridir” dedi. Allah’ı zikretmek için oralara gidip gelin. (Abu Ya’la, Hakim, Beyhaki, hakim sahih olduğunu belirtmiştir.) İmam Nevevi bu hadisleri göz önünde bulundurarak, zikir meclislerine katılmanın müstehap olduğunu söylemektedir. Bu hususta İbn Tevmiyye “Mecmuatul Fetava” c.22-s 305: der ki: Allah’ı zikretmek, Kur’an dinlemek ve dua için bir araya gelmek, Allah’a yaklaştıran en faziletli amellerdendir. Ancak bunun arada bir yapılıp, adet haline getirilmemesi gerekir.

“YAPMAMIZ GEREKEN”

Yukarıda zikri geçen delilleri göz önünde bulundurarak, adet haline getirilmediği, sünnet veya vucubiyetine inanılmadığı ve içinde şeriata ters bir şey olmadığı sürece farz namazlarından sonra sesli bir şekilde cemaatle zikir yapmada herhangi bir sakınca yoktur. Aynı şekilde bilmeyenlere öğretme ve gafil olan kimseler için teşvik olunduğunda caizdir. Bu hususta yukarıda zikredilen İmam Şafi’nin (radiallahu anh) görüşünü tekrar etmede fayda görüyoruz: İmam veya cemaatin namazdan sonra sessiz bir şekilde zikirlerini yapmaları uygun olandır. Ancak imam arkasındaki cemaate bunu öğretmek amacıyla sesli bir şekilde zikir yapabilir. Cemaat bunu kendisinden öğrenince terk eder. Bu hususta Hindistanlı İmam ed-Dehlevi mişkatın şerhinde, Ubey Bin Ka’bın rivayet etmiş olduğu: Allah Rasulu vitir namazını kılıp selam verdiğinde derdi ki: “Ey Rabbim! Sen Kuddüs, Melik olup, bütün eksikliklerden münezzehsin.” Üç defa bunu söylerdi. Üçüncüsünde bunu sesli söylerdi. (Ebu Davud, Nesai, İbn Ebi Şeybe, Ahmed, Darekutni). İmam ed-Dehlevi bu hadis hakkında der ki; Bu hadis sesli bir şekilde zikrin caiz olduğuna işaret etmektedir. Tabi ki bu işitenlere öğretmek, gaflettekileri uyandırmak, başkalarının kendisini örnek alması ve sesin ulaştığı her şeyin kendisine şahitlik etmesi için olduğunda caizdir. Şayet riya ve başka sebeplerden dolayı olursa caiz olmaz.  Sonuç olarak deriz ki; bu tür ihtilaflı fıkhi  meseleleri tartışma konusu yapıp ümmetin vahdetine zarar  vermek, hikmetli bir davranış olmaz.
Geniş bilgi için Hindistan’lı İmam el-Leknevi’nin Sibahetü’l Fikir adlı eserine bakılabilir.
Selam ve dua ile…