عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ :

« لتُنْقَضَنَّ عُرَى الْإِسْلَامِ , عُرْوَةً عُرْوَةً , فَكُلَّمَا انْتَقَضَتْ عُرْوَةٌ , تَشَبَّثَ النَّاسُ بِالَّتِي تَلِيهَا , وَأَوَّلُهُنّ نَقْضًا الْحُكْمُ , وَآخِرُهُنَّ الصَّلَاةُ ».

Ebu Ümâme el-Bâhilî radıyallahu anhudan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve selam şöyle buyurmuştur: “İslâm’ın halkaları teker teker çözülecek (Emirleri tek tek terkedilecek)tir. Her bir halka çözüldüğünde insanlar bir sonraki halkaya sarılacak/yapışacaklardır. İlk çözülecek olan halka hüküm/yönetim halkası, son halka ise namaz halkasıdır.” (1) 

Bütün eksiklik, noksanlık, kusur ve ayıplardan berî olan yegâne varlık, âlemlerin Rabbi olan Allah celle celâluhtur. Kemâl ve cemâl sıfatlarının en mükemmel şekilde maliki olan da yine O’dur. O, vahdaniyet sıfatına sahip el-Ehad, el-Vâhid olan Zat-ı Zü’l-Celâl’dir. O, birdir ve tektir, tek hak ilah O’dur. O’nun hakkında bundan başkasını düşünmek bir çeşit inanç kanseri ve cehennem gayyasına düçar eden bir tür azap bukağısıdır. Ulûhiyeti parçalamak, birçok ilaha inanmak ve ulûhiyetin bir takım unsurlarla tekâmüle ereceğine inanmak şirktir ve bu inancı benimseyen kim olursa olsun müşriktir. O’nun isim ve sıfatlarında tek oluşu, yüce Allah’ı diğer bütün varlıklardan ayıran en büyük özelliklerden biridir. Vahdaniyetinin en büyük delillerinden biri de O’ndan başkasının bir olamaması, tek olamaması, parçalardan müteşekkil olmasıdır. Oysa âlemlerin Rabbi; bir ve tek olan, vahdaniyet sıfatının maliki es-Samed olandır.

Müslüman inancına göre Allah’tan başka her şey O’nun yaratması ile varolmuş, çeşitli cüz ve parçacıklardan oluşan mahlûkat zümresindendir. Zayıf yaradılışlı insanoğlunun kısır ölçülerine göre tam ve bütün olarak telakki edilen her mahlûk esasında bir takım unsurlardan ve parçalardan oluşmaktadır. Bir yap-boz misali gerçek resmi görmek, yap-bozu oluşturan unsurları bir araya getirmekle mümkün olacaktır. Evrende varolan bütün mahlûklar için geçerlidir bu hakikat. Söz gelimi vücudumuzdaki herhangi bir uzuv tek başına bir görev ifa edemezken birçok uzun ve unsurdan müteşekkil insanoğlu söz konusu olduğunda bu uzuv ve unsurlar bir mana ifade etmekte ve birçok görevi başarabilen bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojik bir cihazın herhangi bir parçası tek başına bir veri veya netice ortaya koyamazken bu parça o cihazın diğer parçaları ile bir araya getirildiğinde insanlığı hayrette bırakabilecek veriler ve neticeler üretebilmektedir. Yani, çeşitli parçalardan oluşan bütünlerden fayda ve netice almak, o bütünün tüm bileşenlerini bir araya getirmek ve sağlıklı bir şekilde kullanmakla mümkün olacaktır.

Madde nazarında geçerli olan bu husus, insanoğlunun manevi âleminde de geçerlidir. Birçok değişik ve farklı duygu bir araya geldiğinde manalı ve etkili bir bütünü oluşturmakta ve insana gerçek hüviyet kazandırmaktadır. Mesela havf ve reca denilen duygular tek başlarına mezmum bir konumda oldukları halde bir araya geldiklerinde iman denilen en yüce nimetin bileşen unsurları olarak dikkat çekmektedir. Allah’ın seçkin kulları olan peygamberlerin vazifeleri de, insanlığın madde ve manada dağılmış değerlerini bir araya getirerek yaratıldıkları hedefe kanalize etmeye çalışmak olmuştur.

Allah azze ve celle’nin bizi müşerref kıldığı son hak din olan İslam da birçok müesseseden, farklı birimlerden ve unsurlardan oluşmaktadır. İslam’ın insanlığa mükemmel bir şekilde rehberlik etmesi ve onları Rablerinin rızası doğrultusunda hedeflenen amaca ulaştırması ancak İslam’ın bütün müesseselerini ve İslam’ı oluşturan tüm unsurları bir bütün olarak uygulamak-uygulamaya çalışmakla mümkün olacaktır. Gönlün hoşuna giden tarafları alıp nefsin hoşlanmadığı yerlerde İslam’ın hükümlerini bilerek göz ardı etmek, Allah’ın bizim için seçip tamama erdirdiği İslam’ı eksik resmetmek olacaktır. Bu davranış da Kur’an-ı Kerim’in ifadesi ile “Kitab’ın bir kısmına iman edip diğer kısmını inkâr eden” ehl-i kitap davranışı, Yahudi karakteridir.

Beşeri düzen ve ideolojilerin ortaya çıkardığı problemlerde İslam’ın sadece ahlaki düsturlarını veya zülf-i yâre dokunmaz gibi gözüken buyruklarını ön plana çıkarıp pratik hayattaki programlarını ve emirlerini göz ardı etmek bu sebepten dolayı mantıksız ve kabul edilemez bir tutumdur. İslam; inancıyla, ibadetleriyle, muamelata dair kanun ve kurallarıyla, ahlaki düsturlarıyla bir bütün olarak uygulandığında kendisinden beklenilen vazifesini icra edebilecektir. İslam dinini, hayatın her alanında insanlığa sorunlar yumağı bırakan beşeri ideolojilerin stepnesi veya yedek parçası olarak kullanmaya çalışmak, insanlık namına birçok değerini maddeye kurban vermiş modern zamanların ucube müslümanları için söz konusu olabilir. Oysa

İslam, sistemli ve hikmetli bir şekilde bütün müesseseleri devreye konulduğunda asr-ı cahiliyeyi asr-ı saadete çeviren yüce Allah’ın insanlığa rahmeti olan son ve mükemmel dindir.
Çeşitli etkenlerden dolayı zaman, her şeyde eksilmeye, çözülmeye ve çürümeye sebep olabilmektedir. Tabii bir kanun gibidir bu. Allah’ın himayesinde olan son din İslam aslı itibari ile hiçbir zaman olumsuz bir durumla karşılaşmasa dahi müslümanların pratik uygulamaları açısından bir takım olumsuzluklarla karşı karşıya kalabilecektir. Bu, İslam’ın değil tabi ki İslam’ı parçacı değerlendiren müslümanların kabahatidir. Zikir, İslam’ın müesseselerinden biridir ama İslam’ın diğer buyruk ve emirleri göz ardı edilerek İslam’ı tespihe hapsetmek sorunlu müslüman tiplerle karşılaşmamıza sebep olabilecektir. İlim de İslam’ı oluşturan unsurlardandır fakat İslam’ın bütün unsurları ile beraber işletilmediğinde İskilipli Atıfların, Abdulkadir Mollaların, Muhammed Mursilerin idam kararını veren veya onayan ilim adamı müsveddesi Bel’am profili ve problemi karşımıza çıkabilecektir.

İslam’ın müesseselerinin ve sorunsuz işleyen sisteminin bileşen unsurları zamanla müslümanlar tarafından unutulacak veya işlevsiz hale getirilecektir. Bu, hevasından konuşmayan, sadakatin eşsiz limanı Resul-ü Zi-Şan aleyhisselamın ikazları arasında yerini almıştır. Bir zincir halkası gibi bir birine bağlı olan İslam’ın buyrukları çeşitli sebeplerin de etkisiyle teker teker çözülecek ve son halkaya kadar bu böyle devam edecektir. Nebevi ikazın işaret ettiğine göre ilk çözülecek, unutulacak, unutturulmaya çalışılacak olan müessese ve halka hüküm-siyaset-yönetim halkası olacaktır. Bu gün İslam diyarları gözden geçirildiğinde Resulullah aleyhisselamın buyruğunu açıklamaya gerek bırakmayacak kadar açık ve bir o kadar da vahim ve hazin tablolarla karşı karşıya kalacağımız gün gibi aşikâr gözükmektedir. Zaman içersinde insanlar o hale gelmişlerdir ki, “Dün dündür” diyerek yeni güne menfaat havuzu oluşturma gayreti içerisindeki zavallıların heva ve heveslerinden uydurdukları, köhnemeye mahkûm, yamalı bohça misali yasaları hüküm kabul eder olmuşlardır. İnsanların yönetim ve siyasetini bu kurallar çerçevesinde şekillendirmeye çalışanlar ise lider telakki edilir olmuştur.

Hadis-i şerifte müslümanları İslam’a bağlayan ve müslümanlar tarafından unutulacak, ihmal edilecek son halka namaz olarak tanıtılmaktadır. Son kale, son sığınak, son İslam alameti. Artık ondan sonra müslümanların İslam ile nasıl bir bağları kalabilir ki? İman ve küfür arasında keskin bir çizgi gibi duran namaz, hadis-i şeriflerin ifadesi ile nirengi noktasıdır. Binayı tamamen yıkılmaktan koruyan son sütun, son kolondur. Hz. Peygamber gibi cihadın en hararetli anında bile nöbetleşe kılmak pahasına namazımızı hiçbir şeye kurban etmemeliyiz.

Hubeyb b. Adiyy misali canımız gidecek olsa da namazımız gitmemelidir. Hz. Ömer gibi canımıza kastedilse bile “Önce namaz” demeliyiz. Zira bizi Allah’a, Rabbimize bağlayan son halkadır namazımız. Malı-mülkü, yeri-yurdu kaybetsek de namazımızı kaybetmemeliyiz. Dünyalıklara namazı kurban etmek akla zarar işlerin başıdır. Müslümanlar konum elde edecek diye namaz kılmamaya fetva aramak veya fetva vermek namazın hakkını takdir edememektir, siyer-sünnet bilmemektir.

İyi insan, temiz kalpli adam günde beş defa namaz deryasına dalabilen adamdır. Katmerleşmiş günahları görmemek için gönlüne boş ve manasız tezkiye gözlükleri takanlar ne kadar çabalasalar da temiz kalpli sayılmayacaklardır. İnsanlar saysa bile insanlığın medar-ı iftiharı olan Hz. Peygamber, bu tip insanlara temiz olarak iltifat etmeyecektir. Küs bile olsa akrabalarının vasiyetini son bir istek olarak yerine getirme gayretinde olan her müslüman bilmelidir ki sevdiğimiz ve asla kendisine küsemeyeceğimiz, yoluna can feda etmenin en şerefli makam olduğu Resulullah sallallahu aleyhi ve selemin bize son vasiyeti namazdır. Ne mutlu peygamberinin vasiyetini tutana! Eyvahlar olsun İslam ile son bağını koparanlara!

————————-

1. Müsned-i İmam Ahmed, 22160.