Lokman Hekim’in oğluna şöyle bir öğüt verdiği rivayet edilmiştir: “Ey oğlum! Seher vakitlerinde uyuyarak, öten horozu kendinden akıllı kılmayasın.”

Süfyan-ı Sevri Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun dedi ki: “Yüce Allah, seher vakti eserek yapılan zikir ve tövbeleri kendisine ileten bir rüzgâr yaratmıştır. Gecenin ilk saatleri olunca Arş’ın altından bir çağırıcı şöyle seslenir: ‘Ey ibadet edecek olanlar! Kalkın. Onlar da kalkar, Allah’ın izin verdiği kadar namaz kılarlar.’ Sonra gece yarısı olunca başka bir çağırıcı yine seslenir: ‘Ey namaz kılıp dua edecek olanlar! Uyanın. Bu kimseler de uyanır seher vaktine kadar namaz kılar ve dua ederler.’ Seher vakti olunca yine bir çağırıcı seslenir: ‘Ey Allah’tan af talep edecek olanlar! Kalkın. Onlar da kalkarlar, Allah’tan af talebinde bulunurlar.’ Güneş doğduğunda ise yine bir çağırıcı şöyle seslenir: “Ey gafiller! Uyanın. Gafiller de mezarlarından kalkan sersem ölüler gibi yataklarından öylece kalkarlar.“

Ey Oğul!

“Gecenin bir kısmında da uyanarak sana özel fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl…” (İsra; 79) ayeti bir emirdir.

“Seherlerde bağışlanma dilerlerdi.” (Zariyat; 18)  ayeti bir şükürdür.

“…seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” (Âl-i İmran; 17) ayeti ise bir zikirdir.

Hikmet ehlinden birisi şöyle demiştir: “Yüce Allah, üç sesi sever; sabahları herkesi uyandıran horoz sesi, Kur’an okuyanın sesi ve seher vakti Allah’tan af talep edenlerin sesi.”

Ey Oğul!

İlimlerin özü, Allah’a ibadet etmek ve onun emirlerine uymanın ne demek olduğunu bilmektir. Şunu bilmelisin ki Allah’ın emirlerine uymak ve ona ibadet etmek, söz ve eylemlerinde Allah ve O’nun Peygamber’inin emir ve yasaklarına uymaktır. Yani söyleyeceğin, yapacağın ve terk edeceğin her şeyde Allah ve Resul’ünün koyduğu ilke ve yasalara uymalısın. Mesela, kurban bayramının ilk ve geriye kalan üç gününde oruç tutarsan ve yahut çalıntı bir elbiseyle namaz kılarsan, her iki durumda görünüşte ibadet ediyor olsanda aslında günahkâr olursun.

Ey Oğul!

Sözünle ve işinle her zaman dine uygun davranman gerekir. Zira İslâmiyet’e uyulmadan yapılan her ilim ve amel sapıklıktır. Sana düşen, bazı sofilerin (manevî sarhoşluk hallerinde) söyledikleri haddi aşan sözlere kanmamaktır. Çünkü bu yolda ilerlemek boş ve faydasız sözlerle değil; mücahede ederek, riyazet kılıcı ile nefsin şehvetini kesip onun kötü arzu ve zevklerini öldürmekle olur.

Şunu bil ki, akla gelen her şeyi konuşan bir dil ile gaflet ve şehvetle dolu bir kalbe sahip olmak, ilâhî rahmetten mahrumiyetin belirtisidir. Eğer gerçek bir mücahede ile nefsinin kötü arzularını yok etmezsen, kalbini marifet nuru ile diriltemezsin.

İlimden Elde Edilecek Sekiz Fayda

Bir de şu hikâyeyi düşün: Hatim el-Esam, Şakîk-i Belhî’nin sohbetlerine devam eden talebelerinden biriydi. Bir gün Şakîk-i Belhî ona:

“Otuz senedir benim yanımda bulunmaktasın; bu zaman içerisinde ne elde ettin?” diye sorar. Hatim el-Esam:

“Ben okuduğum ilimden sekiz faydalı şey elde ettim, onlar da bana yeter. Çünkü kurtuluşumun bunlarda olduğunu ümit ediyorum” der. Şakîk:

“O sekiz şey nedir?” diye sorar. Hatim el-Esam şöyle anlatır:

Birinci fayda: Ben bütün mahlûkata baktım; onların her birinin âşık olduğu ve sevdiği birinin var olduğunu gördüm. O sevgililerden bazıları, sevdiklerine ya ölüm hastalığına yakalanana ya da mezarının başına kadar eşlik ediyorlardı. Sonra onu tek başına bırakıp gidiyorlardı. Kimse onunla beraber kabir çukuruna girmiyordu. Ben de düşündüm ve kendi kendime: “Kişinin en sevgili dostu, kendisiyle beraber kabir çukuruna girip ona arkadaşlık edendir” dedim. Kabrimde bana dostluk yapacak hayırlı ve salih amellerden başka bir şey göremedim. Ben de, kabrimde bana ışık olsun, benimle muhabbet kursun, beni yalnız başıma bırakmasın diye salih amelleri kendime sevgili edindim!

İkinci fayda: Ben insanları, arzu ve isteklerinin peşinde koştuklarını, onun emirlerini yerine getirmek için acele ettiklerini gördüm. Allahu Teâlâ›nın: “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranın varacağı yer cennettir.” (Naziat; 40-41) âyetini düşündüm; Kur’ân-ı Kerîm’in hak ve sadık olduğuna inandım. Ben de, nefsimin kötü arzularına muhalefet etmek için çalıştım, onu terbiye etmek için kolları sıvadım; nefsim, Allah’u Teâlâ’ya itaate razı olana ve O’na boyun eğene kadar buna devam ettim.

Üçüncü fayda: Gördüm ki, bütün insanlar dünya malı toplamak için çırpınıyorlar, sonra da onu ellerinde tutmak için çaba sarf ediyorlar. Ben yüce Allah’ın: “Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bakidir” (Nahl; 31) âyetini düşündüm. Ben de dünyadan elde ettiğim her şeyi Allah için harcadım ve onları Allah katında benim için ahiret azığı olsun diye fakirlere ve miskinlere dağıttım.

Dördüncü fayda: Bazı insanların, izzet ve şerefin akraba ve kabilenin çokluğunda olduğu zannedip bununla aldandıklarını gördüm. Bazıları bunu, mal ve evlâdın fazlalığında olduğunu zannedip onunla iftihar ediyorlardı. Bazıları da izzet ve şerefin, insanların mallarını zorla alıp onlara zulmetmekte ve kan akıtmakta olduğunu sanıyorlardı. Bazıları ise bunun, malı ve mülkü israf etmek, onu saçıp savurmakta olduğunu zannediyorlardı. Sonra ben Allahu Teâlâ’nın: “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’na karşı en çok takvâlı olanınızdır.” (Hucurat; 49) âyetini düşündüm ve takva ile (Allah korkusuyla) amel etmeyi tercih ettim. Ben inanıyorum ki Kur’ân, hak ve doğrudur. Onların kıymetli olarak düşündükleri şeyler ise boş ve geçicidir.

Beşinci fayda: Ben insanların birbirlerini kötülediklerini, arkalarından gıybetlerini edip çekiştirdiklerini gördüm. Bunun sebebinin, mal, makam ve ilimde birbirlerine karşı haset olduğunu tespit ettim. Ben de Allah’ın (c.c): “Dünya hayatında onların geçimlerini (rızıklarını) aralarında biz paylaştırdık” (Zuhruf; 32) âyetini düşündüm; anladım ki her şey ezelde Allah’u Teâlâ tarafından taksim edilmiştir. Ben de hiç kimseye haset etmedim ve Allah’ın taksimatına razı oldum.

Altıncı fayda: İnsanların bazı amaç ve maksatlarla birbirlerine düşmanlık ettiklerini gördüm. Allahu Teâlâ’nın: “Gerçekten şeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman edinin” (Fatır;  6) âyetini düşündüm; anladım ki, asıl düşman şeytandır; ondan başkasına düşmanlık beslemek doğru değildir. Ben de diğer insanları bırakıp onu düşman edindim.

Yedinci fayda: Gördüm ki insanlar azık ve maişetlerinin temini için hırsla, gayretle çabalıyorlar. Öyle ki bunu yaparken şüpheli ve haram şeylere düşüyor, kendilerini zelil ve hakir durumlara düşürüyorlar. Ben, Allah’ın (c.c): “Yeryüzünde yürüyen (yaşayan) her canlının rızkı yalnızca Allah›a aittir” (Hud; 11) âyetini düşündüm; anladım ki, rızkım Allah’a aittir ve O rızkıma kefil olmuştur. Bundan sonra ben de Allah’a (c.c) ibadetle meşgul oldum ve O’ndan başkasından ümidimi kestim.

Sekizinci fayda: Herkesin bir şeye bağlandığını gördüm. Bazıları paraya, bazıları mal ve mülke, bazıları bir sanata ve mesleğe, bazıları da kendileri gibi insanlara bağlanıyorlardı. Yüce Allah’ın (c.c): “Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, her emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur” (Talak; 3) âyetini düşündüm; ben de Allah›a güvendim, O’na tevekkül ettim. O bana yeter. O ne güzel vekildir, dedim. Bunları dinleyen Şakîk-i Belhî, Hâtim’e: “Allah seni bütün işlerinde başarılı kılsın! Ben Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân-ı Kerîm’i inceledim ve gördüm ki, bu dört kitap senin bahsettiğin sekiz fayda üzerinde dönüyor. Kim bunlarla amel ederse dört kitapta bulunanların tamamı ile hareket etmiş olur” dedi.

Ey Oğul!

Buraya kadar, benden istediğin bilgileri kaleme aldım. Bundan sonra, artık bu yazılanları kendi hayatına geçirmen gerekir. Birde bana hayır dua etmeyi unutmayasın. Benden istemiş olduğun duaya gelince, onu sahih hadis kitaplarında bulursun…

Derginin geçen sayısındaki çıkan yazımız ve bu yazı İmam Gazali (rh)  ’’Ey oğul’’ adlı eserinden özetlenerek hazırlanmıştır. Başta İmam Gazali olmak üzere rabbim tüm İslam âlimlerine rahmet etsin.

İlahi! Bizleri; ebediyet diyarı olan cennetinde peygamberler, sıddıklar, şehidler ve Salihlere arkadaş eyle.

Onlar ne güzel dost ve ne güzel arkadaştırlar…