Allah, O’nun emrine uymanı sürekli kılsın ve seni sevdiklerinin yolundan gidenlerden eylesin.

Bil ki, asıl nasihatler ancak peygamberlik kaynağından gelendir. Sana o kaynaktan bir nasihat ulaşmışsa eğer, benim nasihatlerimin sana ne faydası olabilir ki? Eğer bunca yıldır o kaynaktan herhangi bir nasihat elde edememişsen, o halde söyle bakalım, yıllardır ilim tahsili için didinip durmanın ne anlamı var?

Ey Oğul!

Nasihat vermek kolay, zor olan, onları kabul etmektir. Çünkü nasihati kabul etmek, nefsine uymuş kişilere tatsız gelir. Zaten günahlar onların kalplerine daha sevimli gelmektedir. Nasihatleri kabul etmek, sadece egolarını tatmin ve dünyevi çıkar elde etmekle meşgul olan bu gibi kuru bilgi taliplerine çok zor gelir.

Rivayet edildiğine göre ölümünden sonra Cüneyd el-Bağdadi (ra) birinin rüyasına girer. Rüyayı gören kişi, “Ya Eba’l Kasım, neyle karşılaştın? Ne gördün? Bize anlat.” diye ona sorduğunda Cüneyd el-Bağdadi “Bütün o süslü konuşma ve imalarımız uçuşup yok oldu. Geriye, fayda göreceğimiz şey olarak sadece geceleri kıldığımız birkaç rekât namaz kaldı.” diye cevap verdi.

Ey Oğul!

Bildiklerini yerine getirmeyen ve nefsini terbiye etmeyi ihmal edenlerden olma sakın! Bil ki, pratiğe geçirmediğin bilginin sana hiçbir faydası olmaz. Bu, şu örneğe benzer; bir kara parçasında, üzerinde değişik silahlarla beraber on tane Hint kılıcı olan bir adam olsun. Bu adam savaşçı ve cesur birisi olsun. Diyelim ki, aniden bu adamın karşısına korkunç bir aslan çıksın ve ona saldırsın.  Sence, o silahların sadece varlığı aslanı engelleyebilir mi? Herkesin bildiği üzere herhangi bir girişimde bulunmayan yani silahlar kullanılmadan aslana karşı konulamaz. İşte bu örnekte olduğu gibi şayet bir adam, yüz bin ilmi meseleyi öğrenmiş olsun fakat onları kendi hayatına geçirmemişse, bunun ona hiçbir faydası olmaz. Zira ilmin faydası, ancak o ilim hayata geçirildiğinde ortaya çıkar.

Ey Oğul!

Bir adam yüksek ateş veya sarıhumma hastalığına tutulmuşsa, onun ilacı seken cebin (1) veya keş kab (2) ’tır. Hasta, bu ilaçları kullanmadan iyileşemez. Bir şairin dediği gibi;

“İki bin rılt şarap tartmış olsan da içmedikçe sarhoş olamazsın.”

Sende yüz sene ilim tahsil etsen ve bin kitap yazmış olsan da ancak yaptığın hayrı işler, sayesinde Allah’ın rahmetine ulaşabilirsin. Çünkü yüce Allah, şöyle buyurmaktadır;

“İnsana ancak çalıştığı vardır.” (3)

Ey Oğul!

İstediğin kadar yaşa, nasıl olsa bir gün öleceksin; dilediğini sev, nasıl olsa ondan bir gün ayrılacaksın ve dilediğin şeyi yap, nasıl olsa bir gün bütün yaptıklarının hesabını vereceksin.

Ey Oğul!

Nice gecelerini bilgilerini tekrar ederek ve kitapları inceleyerek geçirdin ve bu nedenle uykusuz kaldın. Sana bunları yaptıran neydi? Eğer amacın, dünya malı, metaını, makam ve mevki elde etmek; başkalarına karşı övünmek idiyse o halde sana yazıklar olsun, yazıklar! Yok, eğer amacın, peygamberin getirdiği dini yaşatmak, sahip olduğun huyları düzeltmek ve kötülük yapmanı emreden nefsini dizginlemek ise o halde sanan müjdeler olsun, müjdeler!

Sorulacak soruların ilki ise şudur; “Ey kulum! İnsanların gördüğü dış görünüşünü yıllardır temizliyorsun da pe ki, gördüğüm iç yüzünü temizlemedin?”
Oysaki yüce Allah, her gün senin kalbine bakar ve şöyle buyurur; “Ben nimetlerimle seni çepeçevre kuşatmışken neden başkalarıyla meşgul olmaktasın?” İşte sen, sağır olduğun için onun bu dediklerini asla işitmiyorsun.

Ey Oğul!

Gereğini yerine getirmediğin bilgileri sürekli öğrene durmak, tam bir delilik olduğu gibi bilgi olmadan hayırlı işleri sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmekte mümkün değildir. Bil ki, bugün seni günahlardan uzaklaştırmayan, Allah’a ibadet etmeye ve O’nun emirlerine uymaya yöneltmeyen bilgi, yarın seni cehennem ateşinden uzaklaştıramaz. Bugün bildiklerini pratiğe geçirmezi geçirmez, günlerini telafiye çalışmazsan, yarın kıyamet gününde; “Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, ‘Rabbimiz! (gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, hayırlı işler yapalım.’ ” (4) diyenlerden olursun ve sana ancak şöyle bir karşılık verilir; “Ey ahmak! Sen zaten oradan gelmedin mi?”

Ey Oğul!

Çabalamayı ruhunda, yenilgiyi nefsinde, ölümü bedeninde gerçekleştir. Çünkü senin son durağın, mezarın olacaktır. Mezardakiler ise senin onlara kavuşmanı sabırsızlıkla beklemektedirler. Sakın ola ki, azıksız bir şekilde onlara kavuşayım deme!

Ebu Bekir es-Sıddık (ra) şöyle dedi; “Bu bedenler ya bir kuş kafesi ya da bir hayvan ahırı gibidir.” Kendi kendine acaba ben bu ikisinden hangisine benziyorum, diye düşün. Şayet sen yücelerde uçan bir kuş gibi isen, “Ey nefis! Rabbine dön.” (5) Çağrısını duyunca, cennet’in yüksek burçlarına ulaşıncaya kadar kanat çırpıp uçacaksın. Nitekim Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur; “Rahman’ın arşı, Sad b. Muaz’ın ölümü için titredi.”
-Allah korusun- Yüce Allah’ın, “…İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdadırlar…” (6) Ayetinde söz konusu ettiği hayvanlar gibi isen, o halde bu dünyanın herhangi bir köşesinden cehennemin uçurumlarına düşmen kaçınılmazdır.

Rivayet edildiğine göre; bir gün Hasan el-Basri’ye –Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun- bir bardak soğuk su verilmişti. Bardağı eline alır almaz bayıldı ve bardak elinden yere düştü. Ayıldığında etrafındakiler ona, “Sana ne oldu ey Ebu Said” dediler. O cevaben, “Bir an için cehennemlikler cennetliklere, ‘Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan birazda bizim üzerimize akıtın.’ (7) Dedikleri zaman ki ümitli hallerini hatırladım” dedi.

————————-

1. Sirke ve baldan yapılan bir macun
2. Tedavi için kullanılan arpa suyu
3. Necm Sûresi: 38
4. Secde Sûresi: 12
5. Fecr Sûresi: 27
6. A’raf Sûresi: 179
7. A’raf Sûresi: 50