Açe Bölgesinde Bir Hafta

İslam Coğrafyaları yazı dizisinin bu sayısında geçtiğimiz yazıda da belirttiğimiz üzere sizlere, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Ramazan vesilesiyle yaklaşık 80 ülkeye gerçekleştirdiği insani yardım faaliyetleri kapsamında geldiğimiz Endonezya Açe’den sesleneceğiz. Şimdi gelin Açe’deki Ramazan serüvenimize en başından başlayalım.

Türk Hava Yollarının TK 0060 sefer sayılı uçağıyla gerçekleştirdiğimiz yaklaşık on bir saatlik yolculuğun ardından Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’a ulaştık. Güneydoğu Asya’nın en zengin Müslüman coğrafyalarından biri olan bu şehirde bir gece geçirdikten sonra ise, Air Asia seferi ile Sumatra Adası’na ve adanın en önemli şehirlerinden biri olan Banda Açe’ye vasıl olduk.

Darüsselam olarak da bilinen Açe hakkında geçmiş sayılarda vermiş olduğumuz malumattan da hatırlanacağı üzere Açe, Endonezya’nın diğer şehirlerinin aksine İslam Şeriatı’nın yaygın bir şekilde uygulandığı özerk bir bölge. Aslında Açe’nin bugünkü durumunu anlamak için biraz geçmişine bakmak bizlere bazı ipuçları sunabilir.

Açe bölgesi her ne kadar bugün Endonezya sınırları içerisinde bulunsa da bu durum, sömürgeci Hollanda’nın bölgeden ayrılırken takımadaları Endonezya idaresine bırakmasıyla vuku bulan bir hadisedir. Nitekim Açe erken dönemlerden itibaren bağımsız devlet ve sultanlıkların merkezi olmuştur. Müslümanlar bölgede henüz 13. Yüzyılda bir devlete sahiptir. Aynı yüzyılda bölgeye seyahatler gerçekleştiren Marco Polo eserlerinde bu imparatorluktan bahsetmektedir.

1500’lü yıllara gelindiğinde ise, Portekiz sömürgeciliğine karşı mücadelelerin sonucunda bölge Açe İslam Sultanlığı adıyla birliğe kavuşmuş ve bu birlik uzun yıllar devam etmiştir. Portekizlilere karşı verilen mücadele sürecinde Açe İslam Sultanlığı Osmanlı devletine bir heyet göndererek Portekiz saldırılarına karşı dönemin halifesinden yardım istemiştir. Bu kafilenin yaklaşık iki yıllık bir deniz yolculuğu sonucunda İstanbul’a ulaştığı ve hilafet makamına hediye olarak sunulmak istenen bir gemi dolusu pirinç ve yerel yiyeceğin de bu yolculuk sırasında tüketildiği anlatılagelmektedir. İstanbul’a ulaşan kafile II. Selim biatlarını sunmuş ve bu dönemde Osmanlı’dan pek çok sanatkâr, top ustası, ilim adamı ve asker kafileler şeklinde Açe’ye gönderilmiştir. Bölgeye gelen askerler buraya yerleşmiş, bölge halkıyla evlilikler yaparak zaman içerisinde yerel halkın bir parçası olmuştur. Bugün hala Açe’de bulunan Osmanlı askerlerine ait mezarlığın bakıcılığını üstlenen Azime isimli görevli de kendi dedelerinin Osmanlı’dan geldiğini heyecanla dile getirmektedir.

Hollanda sömürgeciliği döneminde ise bölge halkının önemli bir mücadele verdiği bilinmektedir. Nitekim bu bağımsızlık mücadelesi 20. Yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. 1940’lı yıllarda da Japonya istilasına karşı mücadele başlamıştır. İkinci dünya savaşının ardından bölgeden çekilen Japonların yerine yeniden Hollandalılar gelmiş ve bölgeyi Endonezya’ya bağlayan bu günkü haritanın sınırları bu şekilde oluşmuştur.

İşte bu tarihsel sürecin ardından Açe bölgesi bugünkü otonom halini almıştır. Gerçekten de Açe bölgesi, Endonezya’nın diğer bölgeleri ile kıyaslandığında farklılığını hemen ortaya koymakta, İslam’ın bölgeye hâkim renk olduğu bir bakışta anlaşılmaktadır.

Açe’deki ilk günümüzde İhh’nın bölgede yaptırmış olduğu yetimhaneye konuk olduk ve birkaç günümüzü bu yetimhanenin misafirhanesinde geçirdik. Ümmetin minik yetimleri Türkiye’den gelecek olan kardeşlerini yüzlerindeki kocaman gülümsemelerle karşıladı. Araçlarımızdan iner inmez hep bir ağızdan – Es selamun aleykuuum, Hoş geldiniz babaaa… diyerek selamladılar bizleri. Evet, buradaki minikler Türkiye’den gelen tüm erkeklere “baba” kadınlara ise “anne” diye sesleniyorlardı. Açe’deki İstanbul yetimhanesinin ilk görevlileri onları öylesine kucaklamış, bir anne ve baba gibi üzüntülerinde ve sevinçlerinde öylesine beraber olmuşlar ki onlarla, o günden bu yana Türkiye’den gelen Müslümanlara böyle seslenir olmuşlar. Bu durum bizi ziyadesiyle duygulandırdı. İşte o an biz de gerçekten onların babası gibi hissettik kendimizi. Kimi yavrular tsunami felaketinde kaybetmişti ailelerini, kimileri ise yetim doğmuştu… (1)

Yetimhanede geçirdiğimiz Ramazan ayına denk gelen günlerde bütün yetim çocuklarımız yetimhane programlarına sıkı sıkıya riayet ediyorlardı. Açe’de Ramazan ayında tüm öğrencilerin okulları tatil olduğundan vakitlerini yetimhanede geçiren yetimlerimiz tüm vakit namazlarını cemaatle kılıyor, haftada birkaç gün mutlaka gece namazına kalkıyor, sabah ve akşam namazlarından sonra ise, Hasan el Benna’nın el Me’surat isimli zikir kitabını ezbere tekrar ediyorlardı. Bu durum onlarda güzel bir gelenek haline gelmişti. Mescitte ellerinde minik Kur’anlarıyla sürekli mırıldanan çocuklar ise ortamın havasına ayrı bir güzellik katıyordu. Bizleri görünce utanarak hemen gözlerini kaçıran minikler ellerindeki Kur’anlara yöneliyor, tamamlamaları gereken cüzlerinde devam ediyorlardı.

Yetimhanemizdeki ilk gecemizde teravih namazının hemen ardından misafirhanede istirahate çekilmiştik ki, dışarıdan gelen sesler ilgimizi çekti ve kapıya yöneldik. Dışarıya çıktığımızda her yerden Kur’an tilaveti sesleri geliyordu. Yetimhane görevlisine bu durumu sorduğumuzda tüm cami hoparlörlerinden sabaha kadar Kur’an okunduğunu söyledi bizlere. Gerçekten de takip eden gecelerde şehirde yaptığımız gezintiler sırasında da fark ettiğimiz üzere tüm Açe sokakları sabaha kadar Kur’an tilavetiyle dolup taşıyordu. İçimize huzur veren bu sesler, bu minik Güney Asya beldesine biraz daha bağlıyordu bizleri.

Açe’deki ikinci günümüzde ise, bölgede yer alan bir diğer yetimhaneye konuk olduk. Yetimhanede bölgedeki fakir ailelere de kumanya yardımı yapıldı. Ancak burada gözümüze çarpan en önemli ayrıntı ise halkın yardımları düzen ve intizam içerisinde büyük bir sükûnet ve vakarla kabul etmesiydi. Güney Asya’nın bu samimi, utangaç ve bir o kadar da onurlu Müslümanları kalplerimizi bir kez daha fethediyordu. İftar vaktine gelindiğinde ise yetimhanede büyük bir sofra kuruluyor, halk da bu iftara iştirak ediyordu. Ezanın okunmasıyla birlikte su ve ufak tatlılarla oruçlarını açan Müslümanlar bir anda sofralarını bırakıp cemaatle namaz için mescitlere akın ediyordu. Türkiye’deki iftar sofralarında harcadığımız saatleri düşündüğümüzde bu güzel davranış karşısında bir kez daha iç çekiyorduk. İftarda tıka basa yemek yiyip yürüyemez hale geldikten sonra namazlarını zar zor kılan ülkemiz Müslümanları geliyordu aklımıza…

Açe’deki gezilerimiz sırasında şahit olduğumuz bir diğer durum ise, Camilerin bu ülkedeki çokluğu, temizliği ve yerli yerince kullanılmasıydı. Her namaz öncesinde kubbelerde nasihatler yankılanıyor, halk da bu nasihatlere katılmaya büyük özen gösteriyordu. Bölgede yer alan bazı camilerde hala yemek ve toplantı salonlarının, şer’i mahkemelerin ve cami personeline ait odaların bulunduğunu işitiyor ve camilerin toplumda merkezi bir rol oynadığına dair kanaatlerimiz güçleniyordu.

Takip eden günlerimizde de Açe bölgesinde yer alan yetimhane ziyaretlerine, kumanya dağıtımı ve iftar organizasyonlarına devam ettik. Banda Açe bölgesine yaklaşık 300 kilometre uzaklıkta yer alan Lhokseumawe şehrinde yetimlerle buluştuk. Bu şehirde geçirdiğimiz günü bizler için özel kılan en önemli hadise ise Arakanlı Rohingya Müslümanlarının kampına gerçekleştirdiğimiz ziyaretti. İngiltere tarafından Myanmar kontrolüne bırakılan ve bu tarihten itibaren de 1,3 milyonluk nüfusuyla tecrit, baskı ve zulüm politikalarının esiri olan Rohingya Müslümanları ile Açe’de karşılaşmak bizleri ziyadesiyle memnun etmişti. Her bir kardeşimizle coğrafyalarımız arasındaki mesafelerin aksine yakınlaştırdık kalplerimizi, her biri ile kucaklaşıp musafaha ettik.

Açe bölgesine gerçekleştirdiğimiz bu yardım faaliyetlerinin yanı sıra bölgeyi de gezme imkânı bulduk. Ve bu geziler bölge halkı ve ülkedeki Müslümanların ahvali üzerine gözlem yapma imkânı sundu bizlere. Bu gözlemlerden bazıları tsunami faciasıyla ilgiliydi. Bilindiği üzere, tarihler 26 Aralık 2004’ü gösterdiğinde Açe’liler çok kuvvetli bir depremle sarsılmış, bu sarsıntının şoklarını dahi atlatamadan denizden hızla gelen dev dalgaların etkisiyle bölge adeta bir yıkımı yaşamıştı. 230 bin kişinin öldüğü 1 milyona yakın Açe’li Müslümanın mağdur olduğu Tsunami felaketi bölgeyi adeta yangın yerine çevirmişti. Bu felaketin izlerini bugün dahi görmek mümkün. Gezimiz sırasında bu izleri takip etmek için ziyaret ettiğimiz Tsunami müzesi o anları adeta tekrar yaşattı bizlere. Bununla birlikte, tsunamide sürüklenen ve bir binanın çatısına oturan gemiyi gördüğümüzde olayın vahametini daha yakından hissedebilme imkânı bulduk.

Fotoğraflarda görülen balıkçı tekneleri tsunami sırasında bölgedeki evlerin çatısına oturmuş. Ve bu gemiler bölge yönetimi tarafından muhafaza edilerek insanların ziyaret edip ibret alacağı bir vesikaya dönüştürülmüş.

Ancak bölge halkının sahip olduğu tevekkül duygusu ve sabır o denli kuvvetli ki bu ağır felaketin altından kalkabilmeyi başarmışlar. Ve neredeyse tamamen tahrip olan bölgeyi Allah’ın da yardımı ile yeniden bayındır kılmışlar.

Açe’den ayrılma vakti geldiğinde bu kısa süre içinde yaşadıklarım canlandı gözlerimde ve buruk bir his kapladı yüreğimi, bu güzel insanlardan ayrılmak gerçekten de zor geliyordu. Hele ki yetimlerden ayrılmak… Tekrar yetimlerden bahsetmişken siz okurlara onlarla yaşadığım güzel bir anımı sunmak istiyorum. Açe seyahatimiz boyunca belki de beni en çok etkileyen olaydı bu. Yetimhanelerimizde gerçekleştirilen bir program sonrası ara vermiştik. Günün yorgunluğu üzerime çökmüştü. Bir duvara yaslanmış etrafı seyrediyordum. Yüzümdeki yorgun ifadeden anlamış olacaklar ki yetim çocuklar yetimhane görevlisine gidip neden yorgun olduğumu sormuşlar ve üstüne de neden onlara iyi bakmıyorsunuz, onlara yemek yedirin ki kendilerini iyi hissetsinler, biz onları hep mutlu görmek istiyoruz gibi sözler söylemişler. Bu durum yetim kardeşlerimizin bizlerle nasıl da yakından ilgilendiğinin çok güzel bir örneği olmuştu. Ve tabi bizleri de ziyadesiyle duygulandırdı.

Şüphesiz ki bölgeye dair anlatılacak çok şey var. Ancak bu kısa yazıda sizlere izlenimlerimizin ancak bu kadarını sunabildik. Gelecek yazılarda görüşmek dileğiyle. Darusselam Açe’den selam ve dua ile…

————————

1. Yüce Allah nasip ederse önümüzdeki sayımızda Açe İstanbul yetimhanesi müdürü Ramazan Bey ile yetim çocuklarımızın deyimiyle Baba Ramazan ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı sizlerle paylaşacağız.