Bismillahirrahmanirrahim

Emperyalizm; Fransızca “imperialisme” kelimesinden dilimize geçmiş bir kavram. Kısaca ‘sömürmek’ anlamına gelir. Daha geniş ifadeyle emperyalizm; “bir ülkenin başka ülke topraklarını ele geçirme, öz kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanma ve kendi halkını üstün halk olarak empoze ederek hedef ülke halkını her yönüyle sömürmektir.”

Emperyalizmin mayası sömürüdür. Bu mayanın tutması, zengin kaynaklarından dolayı egemenlik altına alınacak yeni ülkelerin var olmasına bağlıdır. Dünya üzerinde sömürülecek ‘her türlü kaynak’ var oldukça emperyalizm de var olacaktır.

İşte emperyalistler bunun için bitip tükenmez bir açgözlülükle saldırırlar dünyaya. Onlar için dünya kocaman bir pastadır ve her biri daha büyük dilimi kapmak için yarışırlar. Kaptıkları pay onlara yetmez. Hep daha fazlasını isterler. Sonunda dünyada paylaşılacak toprak kalmayınca birbirlerinin topraklarına göz dikerler.

Her şey kendi çıkarları doğrultusunda dünyanın tek hâkimi olmak içindir. Bu amaçlarına ulaşmak için de her yolu mubah/meşru görürler.

Emperyalistler için “Kâr eşittir Kan’dır.” Bunun için halkların kanını dökmekte, ülkeleri işgal edip harabeye çevirmekte, ırkları yok etmekte bir an bile tereddüt etmezler.

Ne demişti İngiliz başbakanı Churchill “Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir.” Emperyalistlerin dünya hayatına bakışları budur. Onlar için canın önemi yoktur. Afrika’da milyonlarca insan, çoluk, çocuk; açlıktan ve susuzluktan ölmüş umurlarında değildir.

En büyük emperyalist ülkelerden biri olan ABD’nin sömürü politikalarına yön veren dönemin Yahudi kökenli ABD Dışişleri bakanı Henry Kissinger’in şu sözleri tüm emperyalistlerin ortak bakış açısını yansıtmaktadır: “Gıdayı kontrol edersen milletleri, petrolü kontrol edersen kıtaları, parayı kontrol edersen dünyayı kontrol edersin!”

Dünya tarihinin en kanlı dönemleri olan I. ve II. DÜNYA (Paylaşım) Savaşları, emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşması uğruna çıkarılmıştır. Emperyalizmin üç temel hedefi vardır; toprak, kaynak, insan.

Emperyalizm bu hedeflerini gerçekleştirebilmek için farklı yöntemler kullanır.

Ekonomik Emperyalizm

Genellikle gelişmiş ülkeler tarafından gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler üzerinde uygulanır. Ekonomik emperyalizm; güçlü ülkelerin, kendi sanayi sektörlerinin temel ihtiyacı olan; petrol, gaz, uranyum, çelik vb. hammaddeleri elde edebilmek uğruna, sömürmek istedikleri ülkelerin; insan, pazar ve kârlı yatırım alanlarını ele geçirmesidir.

Ekonomik emperyalizm denklemi: “Tüketim alanlarını belirle, topluma empoze et, Üret ve Sat” üzerine kurulmuştur.

Emperyalist ülkeler bu hedeflerine ulaşmak için yeri geldiğinde ekonomik güçlerini, yeri geldiğinde siyasal güçlerini, yeri geldiğinde teknolojik üstünlüklerini kullanırlar. Ekonomik emperyalizm sanayi devrimi ile ortaya çıkmış bir olgudur. Son yıllarda ülke işgal etmeler hem insan kaynağı hem de mali olarak çok pahalıya mal olduğu için emperyalist ülkeler hedef ülke topraklarına girmeden de o ülkenin ekonomik imkânlarını sömürme yoluna gitmektedirler. Bunu yaparken büyük küresel şirketleri piyon olarak kullanmaktadırlar. Coca -Cola, Mc Donald’s, BP, Shell, Silah sanayi vb.

Tüm bu yollar tükenip de netice alınamadığında ise en son aşamada askeri güç kullanarak bu hedeflerine ulaşmak isterler. Örneğin ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle birlikte merkezi ABD’de bulunan küresel şirketler Irak’ta ki petrolü çok ucuza alarak kendi ülkelerine götürmüşlerdir. Modern dünya emperyalistleri, sırtlarını dayadıkları güçlü ordularını kullanarak ve o ülkelerde kendilerine bağlı kukla yönetimler oluşturmak suretiyle sömürgeciliklerine devam ederler.

Küresel Emperyalizmin Modern Örgütleri

Emperyalizm amacına ulaşmak için örgütlenmelerini de oluşturmuştur. En başta NATO gibi bir askeri saldırı örgütüne; IMF, Dünya Bankası gibi ekonomik terör örgütlerine sahiptir. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütleri ve bölgesel askeri-siyasal paktları da bu doğrultuda kullanmaya çalışır. Bunun yanında tek tek tüm emperyalistlerin ve işbirlikçi ülkelerin “milli” etiketli orduları, Polis teşkilatları, istihbarat örgütleri, değişik ülkelerde çok çeşitli adlar alan özel terör grupları vardır. Emperyalist sömürüye yönelen tehdidin niteliği ve boyutuna göre bu terör araçlarından biri ya da hepsi devreye sokulur.

Başta NATO olmak üzere tüm terör araçlarının faaliyetleri gerçekte hiçbir ulusal veya uluslararası antlaşmayla sınırlı değildir. Asıl olan emperyalistlerin ya da işbirlikçi rejimlerin güvenliği ve sömürü düzeninin bekasıdır. Bunun için hiçbir kural, yasa, gelenek, ahlak ve ölçü tanımaksızın her yola başvururlar.

Emperyalist terörün hiyerarşisi, en tepe noktasında Beyaz Saray ve Pentagon olmak üzere, tüm emperyalist ülkelerin ve işbirlikçi ülkelerin başkentlerini içine alan bir ağ içinde örgütlendirilmiştir. Bu hiyerarşi halklara karşı gerçekleştirilecek terör eyleminin niteliğine göre açık ya da örtülü olarak devletler, hükümetler düzeyinde ordu ve polise gizli servislere, kontrgerilla türü örgütlere ve oradan uygulayıcılarına doğru işler.

Ey Batı! Siz Kan Ve Gözyaşı Üzerine Kurulmuş Yarasa (M)..edeniyetisiniz!

ABD ve Avrupa bugünkü ekonomik ve askeri gelişmişlik seviyesine akıttığı milyonlarca kan ve gözyaşı sayesinde ulaşmıştır. Dolayısıyla ‘MİM’siz Batı ..EDENİYET’İ KAN VE GÖZ …EDENİYETİDİR.

Başta İngilizler olmak üzere Avrupa Devletleri, Amerika kıtasında kurdukları kolonilere işgücü sağlamak amacıyla milyonlarca Afrika’lıyı köleleştirip Amerika›ya gönderiyordu.

Bristol ve Liverpool, İngiltere’nin köle ticareti yapan gemilerinin yola çıktığı belli başlı limanlar haline gelmişti. 17. yüzyılda Liverpool’dan yola çıkan her dört gemiden biri köle ticareti yapıyordu. O dönem Avrupası’nda köle ticareti, sebze meyve ticareti kadar doğal bir işti.

İngiliz Parlamentosu’nun raporlarına göre 1786’da Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle götürmüş, bir sene içinde yani 1786

tarihinde toplam satılan köle sayısı 97.500’ü bulmuştu. 1787 yılında ise bu sayı 100.000 zenci köleye ulaşmıştı.

1850’lerde ise Amerika’daki Zenci köle sayısı 4 milyonu aşmıştı.

16. yüzyılla 19. yüzyılın ortalarına kadar sadece Brezilya’ya getirilen Zenci köle sayısı 3,5 milyonu buluyordu. Toplam 15 milyon Zenci, köleleştirilerek Amerika Kıtası’na götürülmüştü. Kölelerin can kayıpları da düşünüldüğünde Afrika’dan koparılan ve gemilere yüklenen Zenci sayısı 25 milyonu buluyordu. Bu sayı o tarihteki dünya nüfusu göz önüne alındığında dehşet verici bir rakamdır.

Cezayir’in ilk Cumhurbaşkanı Ahmet Bin Bella, Haçlı soykırımlarının vahim tablosunu şöyle dile getiriyordu: “1492-1800 yılları arasında 100 milyon Afrikalı öldürülmüştür.” Bu tarihlerde İngiltere’nin nüfusunun 3 milyon, İspanya’nın nüfusunun ise 11 milyon olduğu göz önüne alınırsa yapılan katliam ve soykırımın dehşeti de ortaya çıkmış olur.

Müslüman olmadan beş yıl önce 1977 yılında yazdığı Medeniyetler Diyaloğu kitabında Roger Garaudy ise Haçlı dünyasının dehşet verici tarihini rakamlarla şöyle anlatıyor: “Batılılar yüz milyonu aşkın Amerika yerlisini öldürerek dünyada daha önce eşi benzeri görülmemiş bir soykırım yaptılar. Bunun ardından üç yüz yıl süren köle ticareti sırasında en az yüz milyon Afrikalı’yı öldürerek bir başka akıl almaz soykırımı gerçekleştirdiler.” işte batının gerçek yüzü bu!

Peki, bu soykırımlar, katliamlar nasıl gerçekleşmişti? Papa 6. Alexandra, 1493 yılında, Vatikan’ın himayesi altında dünyayı Portekiz ve İspanya arasında paylaştırmıştı. Tordesilla adı verilen bu paylaşım anlaşmasından sonra, dünya daha önce görülmedik bir insanlık dramına şahit oldu. Keşfedilen Amerika kıtasında üç yüzyıl içinde 100 milyon Amerikan yerlisi /Kızılderili öldürüldü. Ortaya çıkan iş gücü açığını karşılamak için bu defa Afrika’dan köle ticareti başlatıldı. 15 milyon kölenin Batı’ya ulaştığı bu ticarette, araştırmacılara göre avlanma ve taşıma sırasında ölenlerle birlikte toplam Afrikalı zayiatı 100 milyonu bulmuştu.

Kültürel Emperyalizm

Bir ülkenin kendi inanç, ideoloji ve kültürel değerlerini başka bir ülkenin halkına empoze etmesi, kabullendirmesi, benimsetmesidir.

İnsanların beyinleri batılıların istediği gibi düşünmeliydi. İngiliz emperyalizminin önderlerinden sayılan Thomas Babington’un şu ifadeleri kültür emperyalizminin ne denli büyük bir tehlike olduğunu ortaya koyuyordu: “İngiliz dili ve kültürünü tüm Hindistan’a yayarak, öyle bir insan grubu oluşturacağız ki bunlar kanları ve renkleri itibariyle Hintli ama zevkleri, dünya görüşleri, zihinsel yapıları bakımından İngiliz olacaklar.”

Avrupalı sömürgecilerin Afrika kıtasına gönderdikleri askeri güçlerin ardından hemen misyonerler (Hristiyan tebliğciler) devreye girmekte idi. Bu Hristiyan misyonerler, ‘beyaz adama gösterilen saygı ve itaatin, aslında Tanrıya gösterilmiş saygı ve itaat olduğuna(!)’ Afrika insanını inandırmış ve kendi ülkelerinin emperyalist çıkarlarına büyük hizmet etmişlerdir.
Örneğin; İspanyollar, Latin Amerika›da kurdukları “Encomiendo” sistemiyle, topraklarını gasp ettikleri yerlileri, Tanrının krallığına kabul edilmeleri şerefine yani “Hristiyanlaşmaları karşılığında üç kuşak karın tokluğuna çalıştırma sözleşmesi” yapıyorlardı.

Yine Afrikalı bir liderlerin söylediği şu söz aslında her şeyi özetliyordu: “Avrupalılar bu kıtaya geldiklerinde onların elinde İNCİL, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Şimdi, bizim elimizde onların İNCİL’i, onların elinde ise bizim TOPRAKLARIMIZ var.”

Papalık makamı ise; bu Hristiyanlaştırma misyonundan oldukça memnundu. Geride milyonlarca ölü olsa da bundan daha önemi olan , kendisini “Tanrı Krallığı” makamında gören Vatikan’ın sınırlarının genişlemesiydi..

Çağdaş Misyonerler; Müzik, Televizyon, Sinema

Günümüzde ise kültür emperyalizmi, “bir ulusun ya da toplumun öz değerlerine olan bağlarını zayıflatmak için etkin bir kontrol yöntemi “olarak kullanılır. Aslında Kültür emperyalizmi, sömürü düzenlerinin tıkır tıkır işlemesi için uygun zemini hazırlar.

Batı kültürü 20. yüzyıl itibariyle; gazete, dergi, radyo, televizyon ve sinema filmleriyle insanların beyinlerini iğdiş edip düşünemez hale getirmiştir. Kültürel emperyalizm ile Hristiyan Batı dünyası, Müslüman toplumları giyim, eğlence ve tüketim alışkanlıkları bakımından tam anlamıyla kendisine benzetmiştir. Böylece değişen toplumun ortaya çıkan yeni ihtiyaçları(!) batı dünyası için çok kârlı bir Pazar oluşturmuştur.

Bu sürecin sonun da toplumlar; sahip oldukları eski kültürel öğeleri, inançları, alışkanlıkları yobazlık, çağdışılık olarak algılanmaya başlamıştır. Çünkü ahtapotun kolları gibi insanlığı saran medya, toplumun aklıselim ile düşünmesine fırsat vermemekte, doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstermektedir. Böylelikle kültür emperyalizmine maruz kalan toplumlar, emperyal kültürü eninde sonunda büyük ölçüde benimser ve bu durumdan da rahatsız olmaz hale gelirler.

Kültürel emperyalizmin en başarılı olduğu ülkelerden bir tanesi maalesef Türkiye’dir. Türkiyeli Müslüman halklar öyle hızlı bir kültür emperyalizmi ile karşı karşıya kalmıştır ki, aynı evi paylaşmasına rağmen baba ile oğlu, anne ile kızı bile ayrı dünyaların, ayrı inanç ve alışkanlıkların temsilcisi olmuşlardır.

Gençler batı tarzı müziklerin bağımlısı haline gelmiştir. Televizyonlardaki yarışma programları, ahlaksız diziler ve eğlence programlarıyla Müslüman halk resmen kültürel emperyalizmine tabi tutulmuştur. Öyle ki; İlâhi Kelimetullah uğruna dünyanın dört bir yanında savaşan Osmanlı’nın bugünkü torunlarının yaşam tarzıyla, Hristiyan ve Yahudi milletlerin yaşam tarzı arasında neredeyse hiçbir fark kalmamıştı

Bir Amerikan dergisinin Türkiye’de yayınlanan ilk nüshasında kültür emperyalizmine ilişkin şu ifadeler çok ilginçtir “Amerika, CIA ya da Ordusu ile giremediği yerlere MTV ve Hollywood’u (sinema sanayi) gönderir.” Yaptığı müzik temelli yayınla popüler kültür üzerinde etkisi olan ve ayrıca yaptığı programlarla gençlerin ilgisini çeken bir kanal MTV, tıpkı Coca-Cola ve McDonald’s  gibi kapitalizmin ve Amerikan kültürünün dünyaya empoze edilmesinin simgeleri olarak görülmüştür. Özellikle yoğun olarak yayınladığı Yeşil Kart (Amerika’ya kabul kartı) reklamları ile dünya gençliğinde bitmez tükenmez ABD hayallerine sebep olmuştur.

Firavun Düzenlerinin Sihirbazları Halkları Aldatıyor

Emperyalizm ve işbirlikçisi iktidarlar, sömürmek istedikleri ülkelerdeki, meşru halk direnişlerini etkisiz hale getirebilmek için bir kavram üretmişlerdir; “TERÖRİZM.”
Emperyalist devletler için terörizmin ortak tanımı; ‘kendilerine ve çıkarlarına karşı olan her şeydir.’

Siz, benim vatanım, benim kaynaklarım, benim dinim, benim yaşam tarzım diyemezsiniz. Dediğiniz an adınız ‘terörist’ olur. Çünkü bu tavrınızla emperyalist devletlere karşı gelmiş ve onların sizin topraklarınızdaki egemenliklerini tehlikeye atmış olursunuz.

İşte “terörizm” kavramı; emperyalizm ’in kendi vahşi sömürüsünü meşru göstermek için kullandığı bir demagoji malzemesidir.

Gerek İslam coğrafyasında gerekse başka coğrafyalar da emperyalizme ve Siyonizm’e karşı direniş hareketlerinin doğması, gelişmesi ve dünyanın hemen hemen tüm kıtalarına yayılması emperyalist güçleri ciddi anlamda korkutmuştur. Bu sebeple yükselen İslami hareketlerin direnişi durdurmak ve halklar nezdinde itibarsızlaştırmak için bu hareketleri “terörizm” suçlamasıyla karşı karşıya bırakırlar. Böylece kendilerine hizmet etmeyen, kendi çıkarlarına uygun olmayan tüm İslami Cemaat ve hareketleri gayri-meşru duruma düşürüp, dünya kamuoyuna karşı kendi terörizmlerini meşru göstermek isterler.

Sonra ülkeleri; terörizm ’den ve teröristlerden kurtarmak(!), halkları özgürleştirmek(!) bahanesiyle işgal ederler. Onların özgürleştirme dediği şey; kelimenin tam tam anlamıyla köleliktir..

Dünyanın Yaşadığı Açlık Ve Yoksulluğun Sorumlusu Emperyalizmdir

Dünya nüfusu ekonomik kategori olarak; en zenginler, zenginler, orta halliler, fakirler ve yoksullar olarak beş ana klasmana ayrılıyor. Bu en zenginler kategorisinin içinde kalanların da içindeki yüzde 20’lik kesim dünya üretiminin yüzde 84,7 sine sahip.

Yoksullar kategorisinin içinde kalan en yoksul yüzde 20’lik kesimin payına ise toplam üretimin sadece yüzde 1,4’ü yani yüzde bir buçuğu bile düşmüyor.

Dünya sağlık örgütünün ‘Dünya Çocuklarının Durumu Raporu’na göre dünyada 12 milyonu aşkın çocuk kötü beslenmeden dolayı ölüyor. Hindistan’da yüzde 34, Haiti’de yüzde 21, Burundi’de yüzde 19, Nepal’de yüzde 9…

Afganistan’da doğan bebeklerin dörtte biri, Nijer’de üçte biri henüz 5 yaşına gelmeden ölüyorlar. Güney illerindeki her 10 çocuktan biri 5 yaşına gelmeden ölüyor,
Afrika Sahrası nüfusunun yüzde 36’sı ve Güney Asya’nın yüzde 47’si günde 1 dolardan az parayla yaşıyor. Aynı şekilde Zambiyalıların Yüzde 85 i, Madagaskarlıların yüzde 72’si, Çinlilerin üçte biri ile Meksika ve Endonezyalıların yüzde 15’i günde 1 dolardan az harcama yapabiliyorlar.

Bangladeş’te yeni doğan bebeklerin yarısı, Pakistan ve Sri Lanka’da dörtte biri, Hindistan’da üçte biri yetersiz beslenmeden ötürü normal kilosunun altında doğuyor. Bu rakam birçok Afrika ülkesinde beşte bir, Irak ve Orta Amerika ülkelerinden Guatemala’da yüzde 15’e varıyor.

Orta Amerika’yla ilgili yayımlanan raporlara göre yoksulluk inanılamayacak derecede arttı. BM Geliştirme Programı verilerine göre yoksulluk Guatemala’da yüzde 60, Nikaragu’da 59, Honduras’ta 56, Panama’da 30, El Salvador’da 26 ve Kosta Rika’da 20 oranında yoksulluk arttı.

Her yıl 30 milyon insan açlıktan ölüyor. Avrupa ile ABD’nin kozmetik ürünlerine harcadığı para dünya halkları için kullanılsa dünyada açlık diye bir sorun kalmayacak.

Dünya nüfusunun yaşadığı zengin Kuzey ülkeleri toplam dünya gelirinin yüzde 80’ine el koyuyor.

Dünyanın 225 büyük zengini toplamda 1000 (bin) milyar Euro’yu ellerinde tutuyor. Bu servet, 2,5 milyar insanın yaşadığı en yoksul 47 Güney ülkesinin bir yıllık gelirine eşit.

General Motors’un cirosu Danimarka’yı, Toyota’nınki Portekiz’in toplam gelirini aşıyor. Excon-Mobil’in cirosu da Avusturya’nın ulusal gelirini geçmiş durumda.

23 en büyük Çok uluslu Şirket’in (ÇUŞ) satışları 120 yoksul Güney ülkesinin dış satımını aşıyor. Dünya ticaretinin yüzde 70’ini Çok uluslu şirketler denetliyor.

Milyonlar açlıktan kırılırken malların fiyatları korunsun diye her yıl binlerce ton tahıl, domates ya da balık imha ediliyor.

İşte doymak bilmeyen emperyalizmin kara, kapkara iğrenç yüzü.

Ne diyordu Yahudi kökenli ABD Dışişleri bakanı Henry Kissinger’ “Gıdayı kontrol edersen milletleri, petrolü kontrol edersen kıtaları, parayı kontrol edersen dünyayı kontrol edersin!”

(Devam edecek inşallah) Selam ve Dua ile.. Allaha emanet olunuz.