İslam tarihi sayfalarında bir dönem vardır ki insanlar bu dönemde itikadi konulardaki bid’atler ile tanışmaya başlamış ve imtihan edilmiştir. Bu dönem Abbasiler dönemi olup döneme itikadi konularda sapık fikirleriyle damgasını vuran düşünce ise Mu’tezîli anlayıştır. Devletin resmi mezhebi gibi bir duruma gelen bu anlayışa karşı âlimlerden bazıları bir kale gibi dikilmiş ve bu uğurda başına gelecek her türlü zorluğa göğüs germiştir. Ahmed bin Hanbel (rahimehullah), bu isimlerin başında gelir. İmam Eş’arî de bu isimlerin en önemlilerinden biridir.

Mu’tezile anlayışa en büyük darbeyi vuran isim, İmam Eş’arî’dir. O, bizzat kendi düşünceleri üzerinden Mu’tezilî anlayışa sahip kimselerle münazaralarda bulunmuş ve bu düşüncenin önde gelenlerine Ehl-i Sünnet’in müdâfisi olarak galip gelmiştir. Bu sayede toplumda yayılma gösteren sapık itikadi görüşler karşısında set olmuştur.

DOĞUMU

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in akide ile ilgili hususlarında önderlerinden olan ve yaygın adıyla İmam Eş’arî olarak bilinen Ebu’l-Hasan Ali İbn İsmail (rahimehullah), h.260/873 senesinde Basra’da doğmuştur. Neseb yönünden sahabeden Ebu Musâ el-Eş’ari’ye dayanan Ebu’l-Hasan, bu yüzden İmam Eş’ari olarak meşhur olmuştur. İmam Eş’ari’ye ilerleyen zamanlarda “büyük imam”, “şeyh” ve “üstâd” gibi bazı unvanlar da verilmiştir. Ehl-i sünnet akîdesinin gelişip yayılmasına olan önemli katkılarından dolayı “Nâsırüddin” lakabıyla da anılmıştır.

Küçük yaşta babasını kaybeden Eş‘arî, babasının vasiyeti üzerine bir hadis âlimi olan Yahyâ b. Zekeriyyâ es-Sâcî’nin öğrencisi olmuş, annesinin Mu‘tezile âlimlerinden Ebu Ali el-Cübbâî ile evlenmesinden sonra da Ebu Ali el-Cübbâî’nin himayesinde yetişmiş ve kendisinden kelâm ilmini tahsil etmiştir. Bir taraftan da Abdurrahman b. Halef, Ebû Halîfe el-Cumahî, Sehl b. Nûh, Muhammed b. Ya‘kub gibi Sünnî âlimlerden hadis ve fıkıh dersleri alan İmam Eş’arî, Basra’da oturduğu yıllarda zaman zaman Bağdat’a giderek Ebu İshak el-Mervezî’nin (1)Mansûr Camii’ndeki cuma derslerine katılmıştır.

İLMİ ŞAHSİYETİ

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan İmam Eş’arî, Mu’tezile mezhebinin önde gelenlerinden biri olan ve aynı zamanda kendisinin üvey babası olan Ebu Ali el-Cubbâi’nin ilk talebesidir ve Mu’tezilî düşüncede ona ilk uyanlardandır. Kendisi Mu’tezilî düşüncede önde gelen bir konuma ulaşmış, hocası onu ilmi münazaraların bazılarında kendi yerine göndermiştir. Bu hususta Mu’tezilî düşünceyi savunan eserler de vermiştir.

40 sene Mu’tezilî düşüncede kalan İmam el-Eş’arî, daha sonra bu düşüncelerden ayrılmış ve Ehl-i Sünnet düşüncelerine intisab etmiştir. Kendisi bu dönüşünü etkileyen durumu şöyle aktarır: “Eski akidelere bağlı olduğum son günlerde, bazı geceler kalbimin bir takım hislerle örtüldüğünü hissettim, kalkıp iki rekât namaz kıldım. Allah’tan beni doğru yola hidayet etmesini istedim. Uyuduğum zaman Rasûlullah’ı (sallallahu aleyhi vesellem) rüyamda gördüm. Halimi ona anlattım, bana sünnetine uymamı söyledi. Ben de hemencecik kelâmî problemleri Kur’an ve Sünnet’e arz eder, Kur’an ve Sünnet’te cevabını bulduklarımı tasdik eder, bulamadıklarımı ise hemen reddederdim.” (2)

Ebu’l-Hasan el-Eş’arî, eski akidesinden döndüğünü Basra Camii’nde minbere çıkarak ilan edip şöyle dediği rivayet olunur: “Bir müddet ortadan kayboldum.- Rivayetlerde 15 gün olduğu söylenmiştir.- Bu arada bağlı bulunduğum akide ve delilleri gözden geçirdim. Fakat gördüm ki hak batıldan, batıl haktan ayrılmamış. Allah’tan hidayet istedim, bana doğru yolu gösterdi. Şu elbiseyi çıkarıp attığım gibi bugüne kadar üzerinde bulunduğum akideyi kendimden uzaklaştırıyorum.” Bu sözlerden sonra üzerinde bulunan bir elbiseyi çıkarıp atmış, kitaplarını da orada bulunanlara vermiştir. (3)

Mu‘tezile görüşünün yanlışlığını fark ederek hocası Cübbâî ile üç kardeş meselesi (4) etrafında yaptığı münakaşalarda tatmin edici cevaplar alamamasının da Mu‘tezile’den ayrılmasında etkili olduğu kabul edilen görüşlerden biridir. İbn Asâkir, İmam Eş’arî’nin talebesi Ebubekir b. Fûrek’ten yaptığı alıntıyla; İmam Eş‘arî’nin h. 300 yılında Mu’tezile’den ayrılıp, Ehl-i Sünnet mezhebine rücu ettiğini söylemektedir.

İmam Ebu’l-Hasan el-Eş’arî bu akideden döndükten sonra Basra’dan ayrılıp, Bağdat’a yerleşmiştir.

Abbasiler döneminde adetâ devletin resmi mezhebi haline gelmiş Mu’tezile’nin toplumundaki insanların hayatında itikadi olarak etkisi çok fazlaydı. Bu da insanların itikadi problemlerle ve bid’atlerle iç içe girmesine sebep oluyordu. Mu’tezîle’nin düşüncelerinin halk nazarında itibar ve desteğini kaybetmesinde ve Ehl-i Sünnet anlayışının toplumda yaygınlaşmasında İmam Eş’arî ve onun talebelerinin çok büyük etkisi olmuştur.

İbn Asâkir, İmam Beyhakî’den şu alıntıya yer vermektedir: “Bu süreçte, bu ümmette bid’atçiler çoğalıp Kur’an ve Sünnet’in zahirinden uzaklaşmışlardır. Yüce Allah’ın hayat, kudret, ilim, basar, semi’ ve kelâm sıfatları hakkında vârid olanları inkâr cihetine varmışlardır. Ve aynı şekilde, miraç hâdisesini, kabir azabını, mizân ve cennet ile cehennemin yaratılmış olduğunu inkâr etmişlerdir.”

Toplumdaki itikadi sapmalardan insanları kurtarma adına kalan ömrünü başta Mu’tezile olmak üzere çeşitli itikadi konularda sapık düşüncelerde olan mezheplere karşı reddiyeler yazmaya adayan İmam Eş’arî, bu düşüncelere sahip kimselerle de çeşitli zamanlarda münazaralarda bulundu. Daha önce hocası olan ve aynı zamanda Mu’tezile’nin ileri gelenlerinden Ebu Ali Cübbâî ile yaptığı münâzarada onu mağlup etti. Cübbâi, Eş’arî’nin karşısında cevap vermekten âciz kaldı.

Vâlilik, kâdılık gibi makâmların Mûtezile fırkasından olanların elinde bulunduğu bir zamanda kendisine, neden onların yanlarına giderek münazarada bulunduğu söylenilince şöyle cevap vermiştir: “Onlar vâlilik, kâdılık gibi makâmlarda bulunuyorlar. Kibirleri sebebi ile bize gelmezler. Biz de gitmezsek, hak nasıl ortaya çıkacak?”

İbn Asâkir, İbn Ebî Zeyd’in şöyle dediğini aktarır: “O, meşhur bir insandır. Bid’at ehline, Kaderiye ve Cehmiye’ye karşı reddiyelerde bulunmuş ve Sünnet’e tutunmuş birisidir.”

Bir gün yaptığı sohbette şöyle buyurdu: “Allahu Teâlâ’ya hamd olsun ki, bizi doğru yola ulaştırdı ve sünnet-i seniyyeye uymayı sevdirdi. Helâke götüren bid’atlerden uzaklaştırdı.”

TALEBELERİ

Benimsemiş olduğu ve savunduğu görüşleri ile İslam dünyasında büyük etkisi görülen İmam Eş›arî, Ehl-i Sünnet akidesine döndükten sonra Ehl-i Sünnet’i insanlara anlatan eserleri ve yetiştirdiği kıymetli talebeleri ile Ehl-i Sünnet’e çok büyük hizmette bulunmuştur.

Ehl-i Sünnet itikadının yayılması hususunda yetiştirdiği talebelerden bazıları şunlardır: “Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah, Ebu’l-Hasan Bâhilî- Bu zât, önceden imâmiyye fırkasından iken, Ebu’l-Hasan Eş’arî ile yaptığı bir münâzara sonunda hatasını anlayıp, imâmiyye fırkasını terkederek Ehl-i Sünnet itikadına dönmüştür. İmam Eş’arî’nin itikâdı görüşlerini Basra’da yaydı. İtikatta büyük imamlarımızdan Ebu İshâk İsferânî›nin ve hocası olan Ebu Bekr Fûrek›in hocasıdır.-, Ebu Abdullah bin Hafîf Şirâzî -İmam Eş›ari›nin en meşhûr talebelerinden olup, Şeyh-i Şiraziyyîn (Şirazlıların şeyhi) adıyla meşhurdur-, Hâfız Ebu Bekr Cürcânî el-İsmâilî, Şeyh Ebu Muhammed Taberî el-Irakî, Zâhir bin Ahmed Serahsî, Ebu Abdullah Hameveyh es-Sayrafî, Dimyânî, Ebu Abdullah Tâî -İtikatta büyük imamlarımızdan biri olan İmam Ebu Bekir Bâkillânî›nin hocasıdır-.”

Şâfii ve Mâliki âlimlerinin ekseriyetiyle bazı Hanbeli ve Hanefi âlimleri de Eş‘ari’nin görüşlerini benimsemişlerdir.

BAZI İTİKADİ SORULARA VERDİĞİ CEVAPLAR

İmam Eş’ari’nin itikadi konulardaki görüşleri tüm dünyaya yayılmıştır. Onun itikadi konulardaki görüşlerinden bazıları şunlardır:

* Kıyâmet Günü Allah’ın Görülmesi         

“Onlara şöyle denilir: “Eğer Yüce Allah’ın, “O’nu gözler idrâk edemez (göremez)” (En’am, 103) sözü, O’nun, “O, gözleri idrâk eder (görür)” sözü gibi genel bir söz ise, zira iki sözden birisi diğerinin üzerine matuftur. O halde, bize şunu haber verin: “Gözler O’nu görerek, dokunarak, tadarak veya başka bir şekilde idrâk edemez değil midir?” Şayet onlar, “evet” derlerse, kendilerine denilir ki: “Bize Yüce Allah’ın, “O, gözleri idrâk eder (görür)” sözünün anlamını haber verin. Siz Allah’ın, gözleri dokunarak ve tadarak idrâk ettiğini mi sandınız?” Eğer onlar, “hayır” derlerse, kendilerine şöyle denilir: “Bu durumda Yüce Allah’ın, “O, gözleri idrâk eder (görür)” sözü, yine O’nun, “O’nu gözler idrâk edemez (göremez)” sözü gibi umûmilik ifade eder şeklindeki iddianız da, böylece boşa çıkmış olur.” (5)

“İnsanlar Allahu Teâlâ’yı görecekler midir?” diye soran birisine buyurdu ki: “Âhirette mü’minler Allahu Teâlâ’yı göreceklerdir. Allahu Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de, “Nice yüzler vardır ki, o gün (kıyâmette) güzelliği ile parıldar. (O yüzler) Rablerine bakar.” (Kıyâmet, 22-23) buyurmaktadır. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de; “Ayı gördüğünüz gibi, kıyâmet gününde Rabbinizi mutlaka göreceksiniz. O’nu görmekte güçlük çekmeyeceksiniz” (6) buyurmaktadır.

* Kabir ve Âhiret Hayatı

“Kabir azâbı haktır. İnsanlar, kabirlerinde diriltildikten sonra imtihân edilecek. Kabirde suâl sorulacak, Allahu Teâlâ dilediği kimseye cevap vermeyi kolaylaştıracaktır. Kıyâmet günü ilk sûr üfürülünce, göklerde olanlar ve Allahu Teâlâ’nın diledikleri ölecekler. İkinci sûrun üfürülmesi üzerine hepsi bakarak ayağa kalkacaklar (dirilecekler). Allahu Teâlâ insanları, ilk yaratmasında olduğu gibi yalın ayak ve çıplak olarak diriltecek. (Dünyâda iken) Allahu Teâlâ’ya itaat eden ve isyân eden bedenler, kıyâmet günü diriltilecektir. Yine dünyada iken sevap ve günah işleyen eller, ayaklar ve diller de diriltilecek, sahipleri hakkında şâhitlik edeceklerdir. Allahu Teâlâ insanların amellerini tartmak için terâzi koyacak. Kimin sevâbı ağır gelirse, o kurtulacaktır. Kimin de sevâbı hafif gelirse, hüsran ve zarara uğrayacaktır. Kıyâmet gününde insanlara, amel defterleri verilecek ve amel defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolay görülecektir. Amel defterini sol elinden alanlar ise azap göreceklerdir.

Sırat, Cehennem üzerine kurulmuş bir köprüdür. İnsanlar oradan amellerine göre süratli veya yavaş olarak geçecekler. Kalbinde zerre mikdarı îmânı olan, günahı kadar yandıktan sonra, cehennemden çıkarılacaktır.”

* Şefaat-Havz-ı Kevser

“Rasûlullah’ın şefâatı, ümmetinden büyük günah sâhipleri için olacaktır. Ümmetinden bir topluluk yanıp, kara kömür olduktan sonra ateşten çıkarılarak hayat nehrine atılacaklar, vücutları hiç azap görmemiş gibi taptâze olacak. Kıyâmet gününde Resûlullah’ın havzı bulunup, içmek için ümmeti oraya gelecektir. Ondan içen, bir daha susamayacaktır. Tuttukları doğru yolu; Peygamber’den sonra değiştirenler, o havuzdan uzaklaştırılacaklar.”

Şâfii ve Mâliki âlimlerinin ekseriyetiyle bazı Hanbelî ve Hanefî âlimleri de Eş‘arî’nin görüşlerini benimsemişlerdir.

* Kur’an Mahlûk Değildir

“Onlara şöyle denilir: “Yüce Allah, ezelden beri dostlarını ve düşmanlarını bilmiyor mu?” Yanıt, kaçınılmaz olarak, “Evet” olacaktır.” Ayrıca onlara: “Sizler, Yüce Allah’ın ezelden beridir dostları ile düşmanlarını ayrı tutmayı dilediğini söylemiyor musunuz?” denilir. Eğer onlar, “Evet” derlerse, bu durumda onlara şöyle denilir: “Mademki, Yüce Allah’ın iradesi ezelden beri var ise, yok olmuyorsa ve mahlûk değilse, niçin O’nun kelâmı mahlûk değildir” demiyorsunuz?” Şayet onlar, “Yüce Allah ezelden beri dostlarının ve düşmanlarını ayrı tutmayı dilemiştir” demeyiz derlerse, bu durumda onlar, Yüce Allah’ın, dostlarıyla düşmanlarını ayrı tutmak istediğini iddia etmiş olurlar ve Yüce Allah’a noksanlık izafe etmiş olurlar. Yüce Allah, Kaderiyye’nin kendisine izâfe ettiği bu sözlerden münezzehtir.” (7)

VEFATI

Basra’da dedesinden intikal eden bir arazinin 17 dirhem tutarındaki geliriyle hayatını devam ettiren ve oldukça zâhidâne bir hayat yaşayan, kıvrak bir zekâya sahip olup ihlasıyla insanlar arasında yer edinen Ebu’l Hasan el-Eş’ari, h.324/936’da Bağdat’ta vefat etmiştir.

ESERLERİ

İbn Asâkir, ‘TebyînuKezibi’l-Müfteri fi mâ Nusibe’l-İmam Ebi’l-Hasan el-Eş‘arî’ eserinde İmam Eş‘arî’nin hayatını, Mu’tezile’den ayrılış sürecini, düşüncelerini, bid’at ehline karşı koyuşunu, ona yöneltilen eleştirileri ve takipçilerini ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. İbn Asâkir’den alıntılara yer veren Zehebi, Tebyîn’i şu şekilde övmektedir: “Her kim Eş‘arî hakkında çok fazla bilgi sahibi olmak isterse Tebyînu Kezibi’l-Müfterî kitabını dikkatlice okusun.”

Bizzat Eş’arî el-Umed adlı eserinde 320/932 senesine kadar (vefatından 4 yıl öncesine kadar) yaklaşık 70 tane eserinin ismini zikretmektedir. Eş’arî’nin talebesi ve kitaplarını titizlikle inceleyen İbn Fûrek (ö. 406/1015), Eş’arî’nin hayatının kalan son dört senesinde de eser telifine devam ettiğini söyler ve kendisi bu 70 esere ek olarak 26 eserin daha ismini zikreder.

İbn Âsâkir’de geçen rivayetlere göre İmam Eş’ari’nin 300’den fazla eseri,  İslam dünyasına kazandırdığı aktarılsa da eserlerinden bazıları günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan başlıca eserleri şunlardır:

Makalatu’l İslamiyyin: Eserin tam adı, Makalatu’l-İslamiyyin ve ihtilafu’l-Musallin’dir. Eser,

İmam Eş’ari’nin İslam dünyasına İslâmi fırkaların ve kelamcıların bazı itikadi meselelerde görüşlerini eleştirmeden nakleden önemli bir kitaptır. Altıyüz küsur sayfadan oluşan eserin mukaddimesinde şu ifadelere yer vermiştir: “Dinleri ve bunlar arasındaki farkları öğrenmek isteyenlerin, mezhepleri ve görüşleri (makalat) bilmeleri gerekir. İnsanların birçok görüş sahiplerinden hikâyeler anlattıklarını ve bu konuda eser yazdıklarını gördüm. Gördüğüm bu eserler şu çerçevedeydi: Ya anlattığını kısa geçiyor ve muhalifinin görüşün anlatırken birçok hatalar yapıyor, ya muhalifine çamur atmak için anlattığında yalana dayanıyor. Ya farklı düşünenlerin ihtilaflarım rivayet ederken, rivayetinde derinliği terk ediyor ya da muhalifini ilzam etme düşüncesiyle, onun görüşüne kendinden ilaveler yapıyor. Hâlbuki bu tarzlar, Rabbânilerin ve zekâlarıyla mümeyyiz olanların yolu değildir. Bu gördüklerim, beni bu konularda, uzun lafı ve gevezeliği bırakarak, kısa olacak bir çalışma yapmaya sevketti. Ben bu konuda, Allah›ın yardım ve kuvvetiyle ilk çalışma yapanım.” (8)

El-İbane‘an Usuli’d-Diyane:  Ehl-i Sünnet’e intisab ettiği günlerde yazdığı ve Ehl-i Sünnet dışı fırkaların reddi için yazdığı eseridir.

Risale ilâ Ehli’s-Seğr: Selef’in üzerinde icmâ ettiği itikadî ilkeleri ihtiva eden, Demirkapı halkına hitaben yazıp gönderdiği bir risâledir.

Risâle fi İstihsâni’l-Havz fi İlmi’l-Kelâm: Bu eser kaynaklarda Risaletu’l-Has ale’l-Bahs adıyla yer almaktadır.

El-Luma fi’r-Reddi ala Ehli’z-Zeygi ve’l-Bida’: Allah’ın sıfatlarını, kader ve iman konularını Ehl-i Sünnet’e göre açıklayan eseridir. Yakın zamanda Mısır’da ve Beyrut’ta basılmıştır.

Risâletu’l-İman: İman konusunu işlediği eseri.  

 

————————-

 

  1. Ebu İshak el-Mervezi: İlmi, zühd ve takvasıyla şöhret bulmuş bir âlimdir. Şâfii fakihlerinin önde gelenlerinden biri olan el-Mervezi, yaşadığı çağda Bağdat’ta ‘fıkıh ilminin reisi’ sayılmıştır. Eş’arî, fıkıh ilmini Mervezi’den, Mervezi de Eş’arî’den kelam dersleri almıştır. Mervezi, ömrünün son yıllarında Mısır’a gitmiş ve 430/951 yılında orada vefat etmiştir.
  2. Tebyin, s.39.
  3. Aynı yer.
  4. Üç Kardeş Meselesi:Nakledildiğine göre tartışma şu şekilde gerçekleşir:

Eş’ari: “Şu üç kişi hakkında ne dersin; bunların biri mü›min, diğeri kâfir, üçüncüsü ise çocuktur.”
Cubbâî: “Mü’min cennetin yüksek derecelerine erenlerden, kâfir ise cehennemin alçak derecelerine düşeceklerden, çocuk ise kendisini kurtaranlardandır.”
Eş’ari: “Şayet çocuk, yüksek derecede olanların mertebesine ulaşmak isterse (yani çocukken öldüğü halde) bu, onun için mümkün müdür?”
Cubbaî: “Hayır, çünkü ona denilir ki:  ‘Mümin bu derecelere, yaptığı amellerle ulaştı. Senin ise bu gibi amellerin yoktur.” Eş’arî: “Çocuk, kusur benim değildir. Eğer beni yaşatsaydın, mü’min gibi iyi ameller işlerdim derse?”
Cubbai: “Allah, ‘Biliyordum ki yaşasaydın günah işleyecektin ve cezaya çarptırılacaktın. Senin menfaatini gözettim ve seni mükellef olma yaşına ulaşmadan önce vefat ettirdim’ der.”
Eş’ari: “Şayet kâfir, derse ki çocuğun durumu gibi benim durumumu da biliyordun. Onun gibi benim de menfaatimi göz önünde bulundursaydın ya.” Bunun üzerine Cubbaî sustu ve verecek bir cevap bulamadı. (İslam’da Siyasî ve İtikadi Mezhebler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi, 213-214)

  1. Eş’arî, el-İbâne ‘an usûli’d-diyâne, s. 59-60.
  2. Buhâri, Tevhid 24, Mevakîf 16, 26, Tefsir Sûre 50/2; Müslim, Mesâcid 211; Tirmîzi, Cenne 16-17; İbn Mâce, Mukaddime 13; Ahmed b. Hanbel, IV, 360, 352, 365.
  3. el-Eş’arî, el-İbâne ‘an usûli’d-diyâne, s. 82-83.
  4. Eş’ari, Makalatu’l-İslamiyyin, s. 1.

 

Kaynakça:

Eş’arî’nin Mutezile’den Ayrılmasının Nedenleri Üzerine Bir Deneme, Arş. Gör. İsmail Şık, Ç.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt: 4, Sayı: 1, Ocak-Haziran 2004.

TDV İslam Ansiklopedisi, Ebu’l-Hasan Eş’arî maddesi, İrfan Abdulhamid, cilt: 11,  sayfa: 444-447.

TDV İslam Ansiklopedisi, Eş’arîyye maddesi, Yusuf Şevki Yavuz, cilt: 11, sayfa: 444-455

Ebu’l-Hasan el-Eş‘ari ve Kelâmdaki Yöntemi Üzerine (I), Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Doğan, Kelam Araştırmaları, Sayı, 11:1 (2013), s.139-168.

Ebu’l-Hasan el-Eş’arî ve Bir Risalesi, Talat Koçyiğit, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1960, cilt: VIII, s. 165-174.

Uluslararası İmam Eş‘arî ve Eş‘arîlik Sempozyumu Bildirileri, Siirt Üniversitesi (21-23 Eylül 2014) [Beyan Yayınları tarafından basılmıştır.

– Uluslararası İmam Eş‘arî ve Eş‘arîlik Sempozyumu Bildirileri İbn Asâkir’in (571/1176) Eş‘arî Savunusu, Metin Yıldız.

Eş’arîlik’in Doğuşu ve İlk Dönem Eş’arîlik, Enes Er, İslam Bilimleri Araştırmaları Dergisi (2016), sayı: 1.