DOĞUMU

Ebu Mansûr el-Mâturidi, bugün Özbekistan sınırları içerisinde bulunan Semerkand şehrinin Mâturid köyünde doğmuştur. Doğduğu yere nispetle “el-Mâturidi” ismiyle meşhur olmuştur. Onun ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, Muhammed b. Mukâtil (ö.248/ 862)’e öğrencilik yaptığı göz önünde bulundurulduğunda, onun III/IX. asrın ortalarına doğru 240/854 doğduğu söylenmiştir. Onun h.256/m.870 ve h.249/863 yıllarında doğduğu da rivâyet edilmiştir. Ebu’l-Yüsr el-Pezdevi, Mâturidi’nin Eş‘ari’den (d. 260/874) önce doğduğunu kaydetmektedir.

Mâturidi’nin doğum tarihindeki olduğu gibi hayatı hakkındaki diğer bilgiler hakkında da fazla bilgiye sahip değiliz. Onun anne ve babasının ismi de bilinmemektedir. İmam Mâturidi’nin hayatı, görüşleri, eserleri, öğrencileri ve çağdaşları ile bilgi verdiği bilinen ilk kaynak Ebu’l-Muin en-Nesefi’nin ‘Tabsıratu’l-Edille’sidir. Fahreddin er-Râzi ve Kurtubi, tefsirlerinde Mâturidi’nin görüşlerine yer verirler, Kurtubi onu “eş-şeyh, el-imâm” diye eserinde anmıştır.

“İmamu’l-huda (hidâyet imamı)”, “imamu’l mutekellimin (kelâmcıların imamı)”,  “reisu ehli’s-sunne (ehl-i sünnetin önderi)” gibi künyeler ile övülen Mâturidi hakkında kaynaklarda fazla bilgi sahibi olunmamasının nedenleri üzerine çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Bunların en önemlilerin biri, döneminin ilim merkezlerine (Irak, Mekke, Medine, Yemen vd.) uzak olması sayılmıştır. Kitabu’t-Tevhid’i tahkik ederek yayınlayan Fethullah Huleyf, Kitabu’t-Tevhid’e yazdığı önsözde bu konuda şunları söylemektedir:

“Bize düşen, Matüridi’nin durumunun alçaltılması ve Eş’ari’nin öne çıkarılması eğiliminin sebebini sorgulamaktır. Bunun sebebi ancak Matüridi’nin Maveraünnehr gibi İslam âleminin bilim merkezi olan Irak’tan uzak bir beldede yaşaması ve o dönemde Eş’ari’nin bu bölgede görüşlerini yaymış olmasıdır.”

Kaynaklarda kendisi için kullanılan Ebu Mansûr künyesinden Mansûr adlı bir oğlunun olmadığı, bu künyesinin örfen evlâdı olmayan kişilere verildiği aktarılmıştır. Yine eğer erkek evlâdı ile nesli devam etseydi, kaynaklarda adına yer verilebileceği söylenmiştir. Onun kız çocuğu olduğuna kaynaklarda yer verilmiş, sonraki dönemlerde Mâturidi’nin neslinden büyük ilim adamları çıkmış ve vefâtlarının ardından dedelerinin mezarının yakınına defnedilmiştir.

Ondan bahseden kaynaklarda, kendisinin zühd üzere bir hayat sürdüğü ve bu hal üzere vefât ettiği geçmektedir. Ayrıca zamanın sultanına yakınlıktan sakındığı ve sultana yakın olmaya çalışan âlimleri tenkit ettiği de söylenmiştir.

İLMİ ŞAHSİYETİ ve DÂRU’L-CÜZCÂNİYYE MEDRESESİ

İmam Mâturidi, kendi memleketi Semerkand’ın meşhur medresesi “Dâru’l-Cüzcâniye”de ders veren Ebu Nasr el-İyâzi’den fıkıh, hadis ve kelami konulardaki ilim tahsil eder. Hocasının takdiri kazanan Mâturidi, hocasının şu ayet ile övgüsüne mazhar olmuştur: “Senin Rabbin dilediğini yaratır ve seçer.” (Kasas, 68) (1)

Hocası Ebu Nasr el-İyâzi’nin vefâtından sonra Dârul-Cüzcâniyye’nin başına onun en çok sevdiği ve en başarılı öğrencisi Ebu Mansûr el-Mâturidi geçti. Bu arada hocasının oğlu Ebu Ahmed el-İyazi’ye hocalık yapmıştır. Hakim es-Semerkandi, İyazi hakkında şöyle demiştir: “Yüz yıl içerisinde Horasan ve Mâverâünnehir’den Ebu Ahmed el-İyazi gibi âlim, fakih, edip, diline, kişiliğine, iffetine, takvasına güvenilen bir kişi çıkmamıştır.”

İmam Mâturidi burada ömrünün sonuna kadar pek çok öğrenciye dersler vermiştir. Nitekim rivâyetlerde onun görüşlerini vefâtından sonra yayan en meşhur talebesi Ebu’l-Hasan Ali b. Sa‘id er-Rustuğfeni’nin de içinde bulunduğu öğrencilerine İmam Muhammed eş-Şeybâni’nin “el-Mebsût” eserini okuturken yaklaşık yüz yaşında vefat ettiği geçmektedir.

İmam Mâturidi’nin itikâdi görüşleri Ebu’l-Hasan Ali b. Sa‘id er-Rustuğfeni, Ebu Seleme es-Semerkandi ve İbn Yahyâ gibi âlimler tarafından devam ettirilmiştir. Bu sebeple bu üç isim Mâturidi’nin ilk temsilcileri sayılmıştır. İbn Yahyâ’nın Şerhu Cümeli Usûli’d-Din adlı eserinde verdiği bilgiye göre, Mâturidi’den sonra Cüzcâniyye ekolü Rustuğfeni ile devam etmiştir.

Cüzcâniyye Ekolü, Ebu Hanife’nin fikirlerini ve metodunu olduğu gibi benimseyip, devam ettiren Hanefi mezhebine mensup kimselerdir. Bu ekolün en önemli temsilcisi ise Ebu Hanife’nin görüşlerini geliştirip sistemleştiren Ebu Mansûr el-Mâturidi’dir. Nesefi, “et-Temhid fi Usûli’d-Din” adlı diğer bir eserinde ise bunu teyiden “İmam Ebu Mansûr el-Mâturidi, usûlde ve fürûda Ebu Hanife’ye en bağlı insanlardandı” demektedir. Bundan dolayı Maturidilik için şu ifade kullanılmıştır: “Semerkandlı Hanefi ulemanın kelâmi tavrıdır.”

İmam Mâturidi’nin hoca silsilesinin şu şekilde İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye dayandığı kaydedilmektedir: “İmam Ebu Hanife (ö.150/767)        İmam Ebû Abdillah Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybâni (ö.189/804) Ebû Süleyman Musa b. Süleyman el-Cüzcâni (ö.201/816)

el-Fakih el-İmam Ebi Abdillah b. Ebi Bekr el-Cüzcâni (ö.III./IX. asır)         eş-Şeyh el-Fakih Ebu Bekr Ahmed b. İshak el-Cüzcâni (ö.250/864)        Ebu Nasr Ahmed b. el-Abbas el-İyâzi (ö.275/888 civarı) Ebu Mansûr el-Mâturidi (ö.333/944).”

Şâfii-Eş’ari bir âlim olan Tâceddin es-Subki (ö.771/1370), “Tabakâtü’ş-Şâfiiyyeti’l-Kübrâ” ve “es-Seyfü’l-Meşhur” adlı eserlerinde İmam Mâturidi’nin adına yer vermesine rağmen onun mezhebini “Hanefiyye” olarak zikreder.

İbn Teymiyye (ö.728/1328) ise “Der’ü Tearruzi’l-Akl ve’n-Nakl ve Kitâbü’l-Imân” adlı eserinde İmam Mâturidi’den Ebu Hanife’nin takipçisi olarak bahseder.

Yazdığı “Tabsıratü’l-Edille“ eseriyle İmam Mâturidi’nin sonraki dönemlerinde tanınmasında ve Mâturidi akidesinin yayılmasında büyük katkıda kulunan Ebu’l-Mu‘in en-Nesefi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Onun Allah’ın sıfatları konusunda yazdığı kitabı ve orada Mu‘tezile ve Neccâriyye’nin görüşlerinin yanlışlığı, Ehl-i Hakk’ın görüşlerinin doğruluğu konusunda getirdiği delilleri gören, onun ne kadar büyük bir âlim olduğunu kolayca anlar.”

Bir başka yerde de “Mâturidi İslam’ın hak bir din ve hurafelerden uzak olduğunun delillerini eserlerinde ortaya kor ve İslâm dininin Semerkand bölgesinde yayılması hususunda hiçbir gayreti esirgemezdi” ifadesini kullanır.

Mâturidi’nin görüşlerinin yayılmasında diğer bir önemli isim olan Ebu’l-Yüsr el Pezdevi’nin “Usûlü’d-Din” adlı eserinde geçen şu sözlerde bunu açıkça göstermektedir: “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebi üzere Tevhid ilminde zâhid İmam Ebu Mansûr Mâturidi’nin h.333/944 bir kitabını görüp inceledim. Ebu Mansûr Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâatin reislerindendi.”

Nureddin es-Sâbûni, “el-Bidâye fi Usûli’d-Din” adlı kitabında İmam Mâturidi’yi “Büyük İmam Ebu Mansûr el-Mâturidi, hidâyet önderi, ehl-i sünnet’in reisi Ebu Mansûr” şeklinde övmektedir.

Hafizüddin en-Nesefi ise “Şerhu’l-Müntehab fi Usûli’l-Mezheb” adlı eserinde İmam Mâturidi için “Semerkandlı âlimlerin reisi eş-Şeyhu’l-İmam” ünvanını kullanmaktadır.

Alâeddin es-Semerkandi, Mizânü’l-uśûl eserinde Mâturidi’ye “Mâverâünnehir-Semerkant Hanefi fıkıh ekolünün reisi ve en büyüğü” unvanıyla atıfta bulunulmuştur.

İTİKADLA İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLERİNDEN ALINTILAR

Kendi görüşlerini açıklarken ve muhalif görüşleri reddederken daha çok iknâ metodunu kullanan Mâturidi, muhataplarını görüşlerini reddederken de naklin yanı sıra akla ve düşünmeye de büyük önem vermiştir.

Allah’ı Bilme: Mâturidi’ye göre duyular âleminin sırlarını öğrenmek, yaratıcının varlığını bilmek ve nassları anlamak için akla başvurulması gerekir. Dolayısıyla onun düşünce sisteminde iman ile akıl arasında güçlü bir ilişki vardır. Hatta öyle ki herhangi bir dini tebligat ulaşmamış kimse dahi aklı ile Allah’ı ve layık olduğu sıfatları bilmek ve tasdik etmekle yükümlüdür… Ancak yine de akıl naklin önüne geçemez. Çünkü bütün dini gerçekleri idrak etmekte yeterli değildir.

Mâturidi’nin iman ifadesinden anlaşıldığına göre, akıl, imana götüren yolu hazırlamakta, bir bakıma ona bir ön hazırlık yapmakta ve insanı imana davet etmektedir… Çünkü tabiatta gözlenebilen her şeyde mutlaka akıllara hayret verici bir hikmet ve yaratıcısına bir işaret bulunmaktadır.

Âhiret: Kıyametin kopma zamanı bilinmemekle birlikte yaklaştığını ifade eden alâmetler naslarda mevcuttur. İnsanın iyilik yapana mükâfat, kötülük işleyene ceza vermek gerektiğini benimseyip bunu dünyada uygulaması âhiret hayatını fikren zorunlu kılar. Zira âhiret âleminin gerçekleşmeyeceğini var saymak iyilik yapanla kötülük işleyeni sonuç itibariyle eşit hale getirir, bu da adaletsizliğe yol açar.

Naslarda bildirilen hesap, mizan ve diğer âhiret hallerine inanmak gerekir, keyfiyetlerini bilmek mümkün olmadığından bunları dünya şartlarıyla kıyaslayarak te’vil etmek doğru değildir.

Cennet ve cehennem ebedidir. Zira Allah işlenen kötülüklere misliyle ceza vereceğini bildirmiştir. Şirk ve inkârda direnişin cezası ebediyen cehennemde bırakılmaktır.

Günahlar: Helâl telakki etmeden ve hafife almadan büyük veya küçük günah işleyen müslüman dinden çıkmaz. Çünkü Kur’an’da günah işleyen kimseden “mümin” veya “iman edenler” diye bahsedilmiş, selâm veren kimseye “mümin değilsin” demek yasaklanmış (el-Bakara 2/178; en-Nisâ 4/94; el-Hucurât 49/9).

Dinden olduğu kesinlikle bilinen esaslardan birini inkâr etmedikçe müslüman dinden çıkmış olmaz ve tekfir edilemez. Buna karşılık dinin hükümlerinden olduğu kesinlikle bilinen yani zarûrât-ı diniyyeden bir hususu inkâr eden, İslâm dışındaki herhangi bir dinin alâmeti kabul edilen elbise veya simgeleri kendi rızasıyla kullanan, Allah’a açık bir eksiklik ve kusur nisbet eden, Hz. Peygamber’e dil uzatıp onu kötüleyen, Kur’an âyetlerini ve mütevâtir sünneti inkâr eden, İslâm’ı ve onun kutsal değerlerini hafife alıp alay eden kimseler tekfir edilir. Mâturidiler’in tamamı bu görüştedir. (2)

Büyük Günah: Bir müslüman işlediği büyük günahı sebebiyle imandan çıkmaz ve küfre de girmez. O, bu dünyada hakiki mümindir. İşlediği günah dolayısıyla Allah’ın cezalandırma tehdidinin muhatabıdır. Böyle birinin âhiretteki durumu Allah’ın dilemesine  kalmıştır; Allah isterse onun günahını bağışlar, isterse cezalandırır. İnsan, ne günahından dolayı ümitsizliğe kapılıp korku içerisinde, ne de affedileceği ümidiyle ümit içerisinde yaşamalıdır. İnsan korku ve ümit arasında bir tavır takınmalıdır.

Sünnet, Vahiydir: Mâturidi, Sünneti/hadisi vahiy kaynaklı kabul etmiş ve onu gayr-i metlûv vahiy (tilavet edilmeyen vahiy) olarak adlandırmıştır. Mâturidi, bunun gerekçesini de “Allah, dini hükümleri bazen kitab (Kur’an) bazen de Mustafa’nın (sallâllahu aleyhi ve sellem) lisanı ile beyan etmiştir” sözleriyle dile getirir.

Hadisleri de itikadi esasları dikkate alarak yorumlamıştır. Örneğin sıla-ı rahmin ömrü artıracağını bildiren rivâyeti kader konusu ile ilişkilendirerek açıklar. Ona göre Allahu Teâlâ, kişinin sıla-i rahim yapacağını bildiği için ömrünü o vakte kadar uzatır. Yani kişinin ömrünün uzun olması, uzun takdir edilmesi sıla-i rahim yapmasından dolayıdır.

VEFÂTI

Ebu Mansur el- Mâturidi, h.333/944 tarihinde Semerkand’ta vefat etmiştir. Yaklaşık yüz sene yaşayan İmam Mâturidi, Semerkant’ın meşhur Cakerdize Mezarlığı’na defnedilmiştir. Burada âlimler, ilim ehli kimseler ve şehrin önde gelenleri toprağa verilmiştir.

Bu yüzden mezarlığın diğer ismi de “ilim hazinesi” olmuştur. Mezarlık, Moğol istilası zamanında büyük bir tahribata uğramıştır.

Hayatı boyunca ilimle meşgul olmuş ve vefat ettiğinde geride bir çok eser ve öğrenci bırakmıştır.

Zamanın Semerkant kadısı Hakim es-Semerkandi, İmam Mâturidi’nin mezar taşına şu ibareyi yazdırtmıştır:  “Burası her şeyini ilme adayan ve ilmin yayılıp gelişmesine harcayan, bu sebeple eserleri övülen, ömrünün meyvelerini toplayan zâtın kabridir.”

Türk denizcisi Seydi Ali Reis, XVI. asırdaki Asya seyahati esnasında Semerkant’taki meşhur âlimlerin defnedildiği Cakerdize kabristanını, bunlar icinde de Ebu Mansur el-Maturidi’yi ve birtakım meşhur ilim adamının kabrini ziyaret ederek bu konudaki izlenimlerini yazar.

ESERLERİ

İmam Matüridi, İslami ilimlerin farklı dallarında eser verse de ancak eserlerinden iki tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunlardan ikisi; Kitabü’t-Tevhid ve Te’vilâtü’l-Kur’an’dır.

a. Kitabu’t-Tevhid: Mâturidi’nin tam olarak basılmış tek eseri. Bu eser Mâturidi’nin kelâmi görüşlerini ve mezhep anlayışını geniş olarak anlattığı önemli bir eserdir. Bu kitap Mâturidiliğin en temel kaynağı olduğu gibi Mutezile başta olmak üzere çeşitli İslam mezhepleri ve bazı dini akımlar hakkında da önemli bilgiler veren ilk dönem kaynaklardan birisidir. Kâtip Çelebi bu eserin adını “Kitabü’t –Tevhid ve İsbati’s-Sıfat” olarak kaydetmiştir.

Eser, bir takım kapalı ifadeler bulundurduğundan anlaşılması güçtür. İmam Mâturidi’nin görüşlerinin yayılmasında büyük katkısı olan Ebu’l-Mu’in Nesefi tarafından yazılan ve Mâturidi kelamının temel kaynaklarından olan “Tabsıretü’l-Edille”, Kitâbü’t-Tevhid’in kapalı kalan hususları anlamada yardımcı olmuştur.

Sadru’l-İslam Muhammed Pezdevi (Ö.493/1099) de Mâturidi’nin bu özelliğini şöyle ifade eder: “Şeyh Ebu Mansûr’un yazdığı Kitabü’t –Tevhid’de biraz kapalılık ve uzatma, tertibinde ise bir nevi zorluk vardır. Eğer bunlar olmasaydı bize kâfi gelecekti.”

Mâturidi’nin Kitâbu’t-Tevhid ve Te’vilât’ı incelendiğinde, kendinden önceki mütekellimlerin  tartışmadığı önemli problemleri tartıştığı, daha önce kullanılmayan akli, nakli, semantik temellendirmelerde bulunduğu gözlemlenebilir.

Bekir Topaloğlu kitabı Türkçe’ye çevirmiştir(Ankara 2002).

b. Te’vilâtü’l-Kur’ân: Tefsire dair benzeri az bulunan bir eserdir. Bu eseri hakkında Mâturidi şöyle demiştir: “Bu ilahi beyan şu ve şu manalara yönelik ihtimaller taşımaktadır; benim soylediklerim, insanoğlunun dile getirebileceği hususlardandır. Kur’ani beyânın içerdiği hikmeti bilen sadece Allah’tır.”

Semerkandi bu esere büyük bir şerh yazmıştır.

Arapçası 10 cilt olan eser, Bekir Topaloğlu başkanlığında İmam Ebu Hanife ve İmam Matüridi Araştırma Vakfı tarafından başlatılan Te’vilat basımı 2003 yılında 10 cilt halinde yayınlanmış, diğer kısımlarının tahkiki devam etmekte olup, 18 cilt halinde tamamlanması planlanmaktadır.

SÖZLERİ

“Müttaki olan iffetli ve hayalı bir mü’min, elbisesi olmasa bile avret yerlerini göstermez. Günahkâr insan ise, elbise giyse bile avret mahallini göstermekten kaçınmaz. Bundan dolayı takva elbisesi daha hayırlıdır.”

“Sahabeyi taklit ve onlara ittiba bir esastır. Onlar bir şeyden haber veriyorlarsa veya bir hadis söylüyorlarsa onunla amel etmeli, asla terk edilmemelidir.”

“Allah, çocukları tedip-ta’lim, muhafaza ve hukuklarına riâyet konularında bizim için bir imtihan vesilesi kılmıştır.”

“İnsanın fıtratında ihtiyacı olmasa da her şeyi toplama özelliği vardır. Tıpkı küçük çocuklar gibi ihtiyaçları olmadığı halde birçok şeyi toplar ve bunları başkalarından engeller, vermezler. Ama eğitimle bu özelliklerini değiştirebilirler.”

“İnsan aceleci yaratılmıştır ama Allah ona nefsini terbiye ederek alıştırmalara (i’tiyad) tabi tutarak sabırlı ve hâlim selim olma imkânını da vermiştir.”

“İnsan her zaman ilim talebinde bulunması ve ilim alma özelliğinde olması gerekir. Zira insanların buna ihtiyacı vardır. Mesafeler uzak olsa da.”

“Peygamber göndermede hatırlatma, insanları uyarma ve yanlış yola dikkat çekme faydaları vardır.”

 

————————-

 

  1. Nesefi, Tebsıratü’l-Edille, I, 359.
  2. Mâturidi, Kitâbü’t-Tevhid, s. 293; Nesefi, Tebsıratü’l-edille, I, 198, 204, 417.

 

Kaynakça:

Duman Ali – İmam Matüridi, Hayatı, Eserleri ve İslam Düşüncesindeki Yeri, Yıl: 2, s.4 (Temmuz-Aralık 2009), ss. 109-126.

Tunçpınar Ahmed Said – İmam Mâturidi’nin Eğitimle Alakalı Bazı Ayetlere Getirdiği Yorumlar, (Bu makale, 28-30 Nisan 2014 tarihinde Eskişehir’de düzenlenen ‘Uluslarası İmam Maturidi Sempozyumu’nda bildiri olarak sunulmuştur.) 

Tekineş Ayhan – İmam Maturidi’nin Hadisleri Yorumlama Metodu Te’vilatu Ehli’s-Sünne Örneği, Marife, Yıl. 10, s. 3, kış 2010, ss. 159-170.

Büyük Türk Bilgini İmâm Mâturidi ve Mâturidilik – Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı, 22-24 Mayıs 2009 İstanbul, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları.

Uluğ Bir Çınar İmam Mâturidi Uluslararası Sempozyom Tebliğler Kitabı, 28-30 Nisan 2014 Eskişehir.

Ak Ahmet – Mâturidiliğin Hanefilik ile İlişkisi, Milel ve Nihal, c.7 (s.2), ss.223-240.

–    İmâm Mâturidi’nin Hayatı, Eserleri ve Görüşleri, Uluğ Bir Çınar İmam Mâturidi

Uluslararası Sempozyomu, s.17-30.

Özen Şükrü – ‘Mâturidi’ maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28, s: 146-151.

Topaloğlu  Bekir –  ‘Mâturidi’ (Kelâma Dair Görüşleri) maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 151-157.

–  ‘Mâturidi’ (Tefsir İlmindeki Yeri) maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 157-159.

Özen Şükrü – ‘Mâturidi’ (Fıkıh ve Fıkıh Usulündeki Yeri) maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 159-165.

Yavuz  Yusuf Şevki – Mâturidiyye maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 165-175.

Kalaycı Mehmet – Eşari’nin İkmali Mâturidi’nin İhmali, Uluslararası İmam Mâturidi Sempozyumu Bildirisi, Eskişehir 2014.

Kutlu Sönmez – Bilinen ve Bilinmeyen Yönleriyle İmam Mâturidi, www.sonmezkutlu.net (Bu çalışma genişletilmiş haliyle ‘İmam Mâturidi’ ismiyle bir kitap olarak neşredilmiştir.)