Canım babacığım,

Bugün ev sahibi geldi, kirayı istedi. Birikmiş üç aylık kiranızı vermezsek gözümüzün yaşına bakmayıp bize sokağa atacağını söyledi. Anneme de bir ton hakaret etti, yetmedi seni andı o pis ağzına “Kocan akıllı biri olsaydı 5 çocuk yapmazdı! Bak şimdi ondan fayda mı var? Şu haline bak otuzuna gelmeden çökmüşsün… Madem geçinemeyeceksiniz niye geldiniz lan buraya!”

O zaman kartala döndü annem, o iri yarı göbekli adamı tuttuğu gibi yere çaldı. Öyle bir çığlık attı ki tüm apartman ayağa kalktı. Annem delirmiş gibiydi baba, adam kaçmaya yeltendi ama annem bırakmadı. Düşünebiliyor musun baba üflesen uçacak annem, söz konusu sen olunca aslan kesiliverdi birden. Komşular geldi kurtardı adamı adam kaçtı annemse saatlerce kendine gelemedi. Fotoğrafına sarılıp saatlerce ağladı… Ağladı sonra secdeye kapanıp hıçkıra hıçkıra dua etti.

Onu öyle görünce bizde ağladık baba. En çok sevdiğim ketçaplı makarnayı bile artık hiç canım çekmiyor, baba. Baba gel kurbanın olayım.

Sen olsan kimse bize bağıramazdı baba, o adamın ağzının ortasına vurur paraları da yüzüne atardın baba. Sen bizi kimseye muhtaç etmedin baba! Ayakkabım eskimeden yenisini alırdın hem de hiç üşümezdik baba. Bu sene yine kömür alamadık baba o yüzden en küçüğümüzü aramıza alıp öyle uyuyoruz baba. Anneciğim de tam kenarda yatıyor soğuktan bizi muhafaza ediyor, kaç haftadır soğuktan beli ağrıyor ama bize bir şey söylemiyor. Geçen akşam çok üşüdük baba dışarıda don vardı. Annem dışarı çıktı birkaç saat sonra bir çuval yanmış kömürle geldi. Çöpün kenarındaki küllerden yanmamış kömürleri ayıklamış. Eski elbiselerimizle ateşi tutuşturdu o gece çok rahat uyuduk baba. Rüya gibiydi! Eski elbise diyorum da benim hiç yeni elbisem yok ki. En son elbisemi sen almıştın üç yıl önce, kurban bayramında o gün iki kurban vermiştik Allah’a; biri kuzumuz biri de sen babam! Biliyorum sen şimdi cennettesin baba. Annem dedi ki: “Üzülmeyin babanız cennette anne babasından önce ölen çocuklara babalık yapıyor şimdi, sizi de orada bekliyor.”

Eskiden buzdolabını açtım mı ne yiyeceğim diye dakikalarca düşünürdüm. Şimdi bir tek kuru ekmek oluyor baba birde pazardan arta kalanları topladığımız çürük meyve ve sebzeler. Biliyor musun baba pazardan kalan artıkları yediğimizi daha dün öğrendim. Anneme bu meyve sebzeler neden böyle ezik büzük diye her sorduğumda, sitem eder gibi “Bir de soruyorum taşıya mı biliyorum eve gelinceye kadar kırk defa dinleniyorum. Eee sürekli yere indir kaldır haliyle eziliyor.” Annem ben sana yardım edeyim diyorum. “Sen otur dersine çalış kuzum diyor.” Ama anneme hiçbir şey söylemedim. Dün annem pazara diye evden çıkınca gizlice onu takip ettim baba. Utancından yüzünü örtmüş, başını yere eğmiş bir köşede pazarın dağılmasını bekliyordu, hava iyice kararıp insanlar dağılmaya başlayınca tezgâhların altında kalanları toparlıyor bazen de esnaf “Bunları da al” diyerek tezgâhında kalan altta ezilmiş meyveleri veriyorlardı. Onu öyle görünce koşa koşa sarılıp ellerini öpesim geldi baba gece kaç defa okulu bırakıp çalışmayı düşündüm baba. Aslında okul çıkışları mendil satabilirim ama o zamanda dilenci gözüyle bakıyorlar baba. Ben dilenci değilim. Ben Taş bilek Ali’nin kızı Zehra’yım! Ben dilenmem!

Hatırlıyor musun baba sen akşam işten geldin mi beşkardeş sana önce terlik giydirmek için kapıya koşardık. Hatta bir defasında Leyla’yla terlik giydirme yarışında saç saça kavga etmiştik de sen bize bir hafta terlik giydirmeme cezası vermiştin. Terlikleri hep ben giydirir, Leyla çoraplarını çıkartır, Ayşe’de havlunu tutardı. Muhammed de sırtını çiğnerdi. Baktım hep terlikleri ben giydiriyorum, sende günlük sıraya sokmuştun. Babacığım sana bir şey itiraf edeceğim ama bana kızma olur mu? Hani Leyla’nın boğazları şişmiş dört gece ateşler içinde yanmıştı ya… Şey… Nasıl desem… üf be tamam işte onu ben yaptım baba. Yani benim yüzümden oldu. Oh be söyledim de kurtuldum. Kızdın mı baba, kızmadın demi Aslan babacığım benim! Ne yapayım baba sen Leyla’yı daha çok seviyorsun diye yaptım bunu onun sırasını kapmak için yaptım. O gün onunla yakalamaca oynadık, öyle bir koşturdum ki onu nerdeyse kalbi çatlayacaktı. Sen şimdi yorulmuşsundur canım kardeşim deyip yarım litreden fazla soğuk suyu içirdim ona. Yani aslında ben bir bardak iç dedim ama maşallah kızın tuz yalamış koyunlar gibi içtikçe içti. Üstüne de en sevdiği limonlu dondurmadan ısmarladım hem de iki tane. Sonra da dedim ki ona, bana bak sakın kimseye söyleme aramızda… Saf kardeşim benim “Olur mu ablacığım asla söylemem sen bana çok iyilik yaptın dedi.” Sonrası malum işte biliyorsun… Ama planım ters işledi ben terlik giydirmeyi kazanmıştım ama Leyla o ateşli akşamlarda hep seninle uyudu. Başında sabaha kadar bekledin, sirkeli mendillerle ateşini düşürmek için uykusuz kaldın. Tabi ben hemen tövbe ettim. Allah’ım bir daha yapmayacağım dedim. Çünkü sen o zaman Leyla’yı daha çok sevmeye başlamıştın. Demek ki hastalanınca baba daha çok yavrusuna ilgi gösteriyor deyip yarın ki sabah köy meydanında kırk tur atıp zorla üç litrede soğuk su içtim. Üstüne de 5 tane çilekli dondurma yedim. Soluğu hastanede almıştık gece sen tıpkı Leyla’da olduğu gibi beni hiç bırakmadın baba. İşte o zaman anladım babam tüm kızlarını tüm çocuklarını çok seviyor. Bunu anlamak için kırk litre su içmeye bile razıydım ben baba. Yaptığıma da hiç ama hiç pişman değilim. Bazen aklıma geliyor, doktorlar ateşimi düşürmeye çalışırken sende başucumda saçlarımı okşuyor bana masallar okuyordun babam.

Sonra her Perşembe akşamları bize çikolata alır, Cuma sabahı da yastığımızın altına para bırakırdın. Her defasında bu sefer babamı para bırakırken yakalayacağım diye nöbet beklesem uyuya kalırdım.

Her akşam aynı saatte hiç yılmadan usanmadan yolunu bekliyorum baba. Annem de öyle hep senin işten dönmene yakın ki saatte sofrayı kuruyor, sofranın başköşesinde hep boş bir tabak oluyor. Senin tabağın baba… Bazen annem yanlışlıkla onu da dolduruyor sonra gözlerinde yaşlar süzülüyor. Ama o zamanlar da bile tabağı hiç tencereye geri boşaltmıyor baba. Herkes sofradan kalktığında ben tencereye döküyorum baba. Zaten akşam Muhammed’in tekrar karnı acıkıyor ısıtıp ona yediriyorum. Hiç doymuyor ki benim yarım ama benim dört katım yiyor.

Sen gül diye anlattım baba ama içim yanıyor. Bazen sensizlik o kadar kalbimi yakıyor ki nefes alamıyorum baba. Baba… Baba baba gel. Hani şehitler ölmezdi sen niye öldün baba!

Annem senden kalan son hatırayı da 3 gün önce sattı baba. Sen üzülme diye söylemeyecektim ama sana verdiğim söz aklıma geldi akıllı kızlar babalarından hiçbir şey saklamazlar. Muhammed çok rahatsızlandı baba baygın gibi yatıyordu. Yemeden içmeden kesilmişti. Annem hemen doktora aldı götürdü. Doktor demir eksikliği var demiş, vitamin eksikliği daha bir sürü şey işte. Annem de evlilik yüzüğünü sattı baba. Kasaptan birkaç kilo karaciğer birazda kıyma ve muz almış.

Altı aydır ilk defa muz yedik baba. Payıma düşen çeyrek muz da olsa bir lokma da olsa tadı çok güzeldi baba, insan uzun süre bir şeyi tatmayınca tadı çok güzel oluyormuş baba.

Babacığım geçen öğretmenim saçımda bit buldu. Annemi aradı bir sürü nasihat etti. Annem eve gelince taş gibi sarıldı bana saçlarımı bit şampuanıyla güzelce yıkadı birkaç gün. Ama geçmedi baba, hep bana altın saçlı kızım derdin baba, her gece yatmadan önce saçlarımı tarar, sabah da okula gitmeden belime kadar uzanan saçlarımı iki örgü yapar örerdin. Ucuna da kırmızı kurdele bağlar, yanaklarıma da kocamdan iki tane öpücük kondururdun.

Her Perşembe akşamı bize çikolata alır, her Cuma sabahı yastığımızın altına harçlık bırakırdın.

Baba… Baba… Babacığım! Annem… Annem…  Annem saçlarımı kesti baba! Altın saçlı kızın oğlan çocuğu gibi oldu baba, sen olsaydın asla izin vermezdin babam, babam babam gel bir kerecik olsun gel. Her Cuma sabahı yastığımın altına bakıyorum ama yok baba hiçbir şey yok. Perşembe akşamları çikolata getirende yok. Annem çikolata dişleri çürütüyor deyip bize çikolatada almıyor artık. Âmâ ben biliyorum parası yok baba, zaten saçımda bitte o yüzden çıktı. Çünkü annem bize eskisi gibi vakit ayıramıyor, sürekli çalışıyor baba, apartmanlar da temizliğe gidiyor baba Suriye’li diye yarı fiyatına çalıştırıyorlar.

Bu bayram Suriye’ye geçtik baba, yıkılan evimizi görmeye gittik her tarafı karış karış aradım babacığım! Sormayacak mısın ne aradım diye baba? Saçının telini aradım babam, çorabının tekini aradım babam, kokunu aradım, seni aradım be babam! Seni aradım seni! Kapının eşiğini öptüm babam, senin o nurlu ayaklarının değdiği kapının eşiğini öptüm. Sesinin yankılandığı duvarları dinledim babam, sesinden bir şey kalmış umuduyla, ben seni çok özledim be babam çok ama çok özledim.

Allah’ım saçının bir teline razıyım! Çorabının bir tekine razıyım! Ah babam şöyle sarılsam sana sıkı sıkı ta içime çeksem kokunu, ah bu koku ne kıymetliymiş! Ne azizmiş!

Bazen et kokuları geliyor burnumuza komşuların evlerinden. Öyle canımız çekiyor ki anlatamam. Bazen manavın önünden geçti mi ağzımın suları akıyor, istesem mi diyorum sonra senin sözlerin geliyor aklıma… “Akıllı kızlar asla dilenmezler, kimseden de bir şey istemezler.” Sonra vazgeçiyorum babacığım. Bugünlük bu kadar yeter baba sonra yine yazarım sana. Seni çoooook seviyorum baba! Bu arada baba, annem seni ne kadar çok seviyormuş! Kaç defa haber gönderdiler annemle evlenmek için, daha bir tanesini bile kapıdan içeriye adımını attırmadı annem.

Hele ara ara çöpçatan kadınlar gelmiyor mu eve sinirimden deliriyorum. Ne zaman o kadınlardan biri gelse annem salondan çıkartıyor bizi. Duymamızı istemiyor, zaten kendisi de dinlemek istemiyor ama ne yapsın. Bilirsin baba, annemin komşuluk hukuku çok iyidir, o yüzden kalpleri kırılmasın diye zoraki dinliyor. Geçen sefer dayanamadım gizlice dinledim. Çöpçatan kadın diyor ki: “Kızım ölenle ölünmez. Gençsin, güzelsin beş çocukla nereye kadar, kazandığın kediyi doyurmaz. Hem ben anlamıyorum ki bu çocukların amcası, halası, ninesi, dedesi yok mu canım! Gönder çocukları Suriye’ye amcalarının yanına git hayatını yaşa. Hem bak seni isteyen çocuk birkaç haftaya kalmaz Almanya’ya gidecek. Dayısı mı ne varmış orada, Hama katliamı zamanında taşınmışlar oraya, yeğeni dara düşünce gel yanıma demiş. Bir fabrikada müdür yardımcısıymış dayısı, çocuğu da yanına sekreter diye alacakmış… Asma yüzünü öyle hem bak onunda acısı var senin gibi, savaşta hanımını ve çocuklarını kaybetti. İki yaşında bir kızı kalmış hayatta, çocuğuna ana kendisine de eş arıyor. Âmâ şöylede bir şartı var tabi beş çocuk çok diyor ya çocuklarını amcalarına göndersin ya da en küçüğünü alsın diyor… Eee haklı tabi bu devirde yaşamak zor adam nasıl baksın beş çocuğa birden! Kız aklını kullan bak adam ben çocuklarına da her ay para gönderirim diyor. Oranın parası Suriye’de beş katı eder diyor. Kendin için değil çocukların için evlen bari. Hem büyüyünce onlarda hak verirler sana… Asma suratını öyle kız.”

Her şeyi harf harf aklıma kazıdım baba. Tabi annem lafı bitince kadına “benim evlenmeye niyetim yok, çocuklarımla mutluyum ben. Hem rızkı veren de Allah.”

İşte böyle baba neyse çok işimiz var bu kadar gevezelik yeter. Şimdi çamaşırları yıkayacağız annemle; makine bozuldu tamirciye sorduk aldığımız fiyatın iki katı tamir masrafı söyledi. Zaten ikinci el aldık aman işte böyle be baba. Sana yine yazarım babacığım seni çoook ama çoook seviyorum.

Altın saçlı kızın Zehra