Nebevi Hayat dergisi olarak bu ay ki röportajımızı Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği başkan yardımcısı Abdurrahman Taşbilek ile gerçekleştirdik.

Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği’nin Kuruluş Nedenini ve Tarihsel Sürecini Kısaca Anlatır Mısınız?

Bismillahirrahmânirrahim. Elhamdulillah ve’s-Salâtu ve’s-Selâmu alâ Rasûlillah.

Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği asıl itibariyle Doğu Ğûta’da savaş öncesinde de hizmet vermekte olan birkaç yetkin müessesenin Türkiye’ye geldikten sonra kuşatma sürecinde Türkiye’de temsil edilmek maksadıyla kurulmuş bir çatı müessesedir. 1960 yılında Doğu Ğûta’da kurulmuş müessesenin 12 yıl başkanlığını yapmış Teysir Müfid hocamız, derneğimizin kurucu başkanlığını yapmaktadır. Kendisi bölgenin saygın isimlerindendir.  Normalde Baas rejimi bu tarz müesseselere ve teşkilatlanmaya müsaade etmeyen bir rejim ancak bu müessese Baas rejiminden önce kurulup bu süre zarfında faaliyetlerini sürdürmeye muvaffak olmuş istisnâî bir kurumdur.  Bu müesseseden doğan, sağlık ve engellilere yardım gibi belli alanlarda ihtisaslaşmış ve yine savaş öncesinde bölgede kurulmuş bazı kurumlarımız var. Savaş öncesinde, bölge insanı ve Şam esnafı ihtiyaç sahiplerine yardım etmek istediği zaman gözü kapalı itimat ettiği bu müessese üzerinden yardımlarını ulaştırmaktadır. Müessesenin başarıyla hayata geçirerek öne çıktığı sakat ve engellilerin üretim yaptığı “Ümit Atölyesi” gibi bir takım çok özel projeleri söz konusudur. Japonya’dan JICA ajansı ve Gazze’den Hamas yetkilileri savaş öncesinde özel olarak bu projeleri incelemeye gelmişler ve fevkalâde takdirle karşılamışlardır. Projeyi takdîr eden Japon JICA kuruluşu Japon halkının bağışını müesseseye teslim etmiş, bu bağışla kuşatma altında hâlen terzilik kursları verip elbise üretimi yapmaya devam eden “Tekstil Atölyesi” genişletilmiştir. Ancak savaş sonrası yerel kaynaklar tükenince ve kuşatma artık iyice artınca bu projelerin ve yardım çalışmalarının devam etmesi için dışarıdan destek alınması ihtiyacı hâsıl oldu. Bu sebeple derneğimizin kurucusu ve başkanı Teysîr hocamız 2012’nin son aylarında Türkiye’ye geldi ve o dönemde bölgede hizmet veren, nazının geçtiği 9 müesseseyi, Türkiye’de tek bir çatı altında bir araya getirmesi sonucu derneğimiz resmi olarak kuruldu.

Neden Şam Bölgesi, Stratejik ve Dini Açıdan Önemi Nedir?

Bizim Doğu Ğûta haricinde Der’â’daki Nevâ kasabası gibi yardım faaliyetlerinde bulunduğumuz başka alanlar da var. Ancak ağırlıklı olarak, yüzde 95 oranında, Doğu Ğûta. Müessesenin kurucuları Ğûta’lı ve bizim alt yapı, lojistik imkânlar ve tecrübe bakımından en rahat ve sağlam proje uygulaması yapabildiğimiz yer Doğu Ğûta. Aynı zamanda Doğu Ğuta Suriye’nin en ciddî kriz ve mahrumiyet bölgesi. Ablukanın 5 buçuk yıl sürdüğü, kuşatmanın hiç kırılmadığı, bombardımanın durmadığı ve fiilî ateşkesin hiç yaşanmadığı bir bölgedir.  Suriye’de böyle ikinci bir bölge yok. Aynı zamanda 400 bine yakın insan yaşıyor bu bölgede. Bölgenin ehemmiyeti stratejik anlamda özellikle başkent Şam’a bitişik olmasından kaynaklanıyor. Rejimin başkentine en yakın bölge olmasından dolayı da rejime ciddi bir şekilde tehdit oluşturuyor. Başkent Şam çevresinde İran güdümünde Esed rejimin sürdürdüğü demografik değişiklik dayatmasına ciddî anlamda mukavemet gösterme potansiyeline sahip tek bölgedir Doğu Ğûta.

Doğu Ğûta’da 30’a yakın semt var. Bunlardan bir tanesi de Côbar mahallesidir ve Şam merkezinin bir Mahallesi’dir. Temsilen anlatmak gerekirse İstanbul’un merkezi İstanbul emniyet ise Côbar Eminönü garajıdır. Birkaç kilometrelik mesafede rejimin kontrolünde olmayan halk ayaklanmasında olan bölge rejim bundan dolayı kuşatmayı hiçbir şekilde hafifletmedi. Cobar mahallesi Şam Emevi Camii’ne 1,5-2 km. yakınlıktadır. Yani Côbar’dan kafayı kaldırdığınızda Emevi Camisinin surlarını görürsünüz.

Dini anlamda ifade edersek Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in kıyamet öncesi olaylarla alakalı bahsettiği hadislerden birini alıp bu kesinlikle şu an meydana geliyor demeyi isabetli bulmuyoruz ancak Rasûlullah’ın bahsettiği hadislerin bu zamanda olsun ya da olmasın Ğûta’yı zikretmesi söz konusudur. Hz. Peygamberin ifade ettiği Şam bölgesi bugünkü Şam şehrinden çok daha geniş bir coğrafyayı ifade eder. Ama Bilâd-i Şam’ın özelinde bu gün bizim Şam dediğimiz şehre tekâbül eden Dımşek’ten ve daha da özelde Ğûta’dan bahseden hadisler de mevcuttur. Bunlardan en meşhuru Ahmed bin Hanbel’in, Ebû Dâvud’un ve Hâkim’in rivâyet ettiği şu hadîs-i şerîftir: “(Kıyamet öncesinde meydana gelecek olan) Büyük savaş gününde Müslümanların karargâhı (Şam şehirlerinin en hayırlılarından) Dımeşk diye isimlendirilen şehrin yanındaki Ğûta’da olacaktır. O zaman Müslümanların kaldığı yerlerin en hayırlısıdır.”[1]

Türkiye’nin Rusya ve İran ile Yaptığı Anlaşmalar Neticesinde İhlaller Söz Konusu Mu?

İhlal dediğimiz şey; bir anlaşma yapılır, anlaşmaya uyulur, ancak ara ara anlaşmanın yarıldığı kaçamakların olduğu durumlara “ihlal” denir. Doğu Ğûta’da bu anlaşmaların hiçbirisine hiçbir zaman uyulmuş değil. Yani ihlal dediğiniz; bir ateşkes anlaşması yaparsınız, rejim mesela ara ara ‘on gün içerisinde bunu 2-3kez ihlal etti’ dersiniz. Doğu Ğûta’da bu anlaşmaların fiili anlamda hiçbir karşılığı olmadı. Soçi, ondan önce Astana anlaşmalarının başlangıcında özelikle Doğu Ğûta birden fazla kez çatışmasızlık bölgesi ilan edildi. Tabi bombardımanın hafifletildiği dönemler oldu ama hiçbir zaman anlaşmalara uyulmadı. Arapların tabiriyle “Kâğıt üzerinde mürekkep.” Şu anda ise benzeri görülmemiş, çılgın düzeyde hava saldırıları ve bombardıman yaşanıyor. Geçtiğimiz 2 hatada bir gün içerisinde 70 hava saldırısının yaşandığı günler oldu. Biz 400 bin insanın yaşadığı bir ilçe kadar yerden bahsediyoruz.  Yani 300 km. karelik bir alandan bahsediyoruz. Bir şehre bile 70 hava saldırısı yapsanız korkunç bir bombardıman anlamına gelir. 2-3 haftadır Doğu Ğûta’nın özellikle Irbîn ve Harastâ beldelerinde insanların büyük çoğunluğu sığınaklarda yaşıyor.

Doğu Guta’ya Yardımlar Nasıl Ulaşıyor?

Öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor: Doğu Ğûta’ya nakit yardımın dışında herhangi bir yardım gitmiyor. 5 buçuk yıl içerisinde Birleşmiş Milletlerin dönemsel, cüzî ve de ihtiyaca karşılık gelmeyen yardım araçları dışında bölgeye aynî insani yardım malzemesi girmiyor. 18 Şubat 2017 tarihine kadar Şam mahalleri içerisinde bulunan Berze ve Kabun mahallelerinde ateşkes söz konusuydu. Berze ve Kabun mahallelerine Şam merkezinden ticaret devam etmekteydi. Doğu Ğûta’dan bu iki mahalleye açılan 2-2,5 km’lik tüneller vasıtasıyla nakdî yardımlarla satın alınan malzemeler içeriye ulaştırılıyordu. Rejim demografik değişikli planı çerçevesinde Şam çevresindeki birçok bölgeyi tehcîr ettikten sonra gözünü iki yılı aşkın süredir ateşkesin yaşandığı Berze ve Kabun mahallelerine dikti. 18 Şubatta ateşkes iptal edildi ve bölge geceli-gündüzlü en ağır silahlarla bombardımana tutuldu. Burada yaşayan 4 bine yakın aile tüneller vasıtasıyla Doğu Ğûta’ya girdi. Mayıs ayının sonunda ise bölge rejimin eline geçti ve bölge halkı tehcir edildi. O tünellerin fonksiyonları ortadan kalktı. Bu tarihten itibaren ise Doğu Ğûta bölgesine malzeme girişi yapılabilen tek bir kapı kaldı. Bu da rejimin elinde bulunan Vafidîn kapısıdır. Sadece rejimin anlaştığı bir tüccar eliyle bölgeye rejimin kapısından malzeme sağlanabiliyor. Mesela Ramazan’ın başlangıcında iki aylık bir anlaşma yapılmıştı ve beş bin ton malzeme girişi sağlandı. Bu anlaşmada malzemenin kilogramı başına rejim 1.5 dolar aldı. Bazıları bunu rüşvet diye ifade ediyor, hâlbuki bu rüşvet değil. Rüşvet el altından gizliden verilir, buna haraç ya da gümrük vergisi diyebiliriz ama bu trajik komik bir durum. Zira bir rejim kendi başkent sınırları içerisinde askeri abluka altına aldığı kendi halkına(!) gümrük vergisi dayatıyor. Ramazan’dan sonra bölgeye 4,5 ay boyunca hiçbir malzeme girdirilemedi.  Bu 4,5 ayın son iki ayında Doğu Ğûta bölgesinin 5,5 yıldır yaşadığı en büyük açlık krizini yaşandı. Kasım sonunda bölgedeki bir tüccar ile rejim arasında yeni bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma ile kilogram başı 4,5 dolara tekabül eden bir miktar ödemesi şartıyla malzeme girişi süreci tekrardan başladı. Tabi bunun ne kadar süreceği ise muallak!

Türkiye’den Gönderilen Yardımlar Yeterli Mi? Türkiyeli STK’lar ve Müslümanlar Ne yapmalı?

Doğu Ğûta’daki yaşanan insânî trajedi ve açlık Türkiye’de son iki ayda gündem oldu. Özellikle son açlık krizinde bazı medya aktivistlerinin, Anadolu Ajansı’nın gündem etmesiyle açlıktan ölümler gündeme geldi. En son ise doğumundan 1 hafta sonra bombardımanda annesi ve bir gözünü kaybeden, kafatası ezilen Kerim bebek vesilesiyle ciddi manada medya farkındalığı oluşturuldu. İşte bu son dönemde yapılan yardımlar nisbeten arttı. Ancak bölgenin ihtiyaçlarıyla ve yaşanan insani krizle kıyaslandığında bu yardımlar çok yetersiz düzeyde.

Son dönemlerde Yeryüzü Doktorları ve Kızılay’ın bölgedeki yardım organizasyonlarını bizim ekiplerimiz uygulamaktadır. İHH gibi saygın STK’ların da Doğu Ğûta’daki birçok projesinin uygulayıcısı da biziz el-hamdulillah.

Her zaman söylediğim gibi bölgedeki kuşatmayı kaldırmaya bizler muktedir değiliz. Fakat Ğûta’daki Kerim bebek adına medya dayanışmasına katılan Türkiye’deki üst düzey hükümet yetkililerinin dahi “Dünya, körleri ve sağırları oynasa da Kerim bebeklerin sesi, gözü, kulağı olmaya devam edeceğiz.” “Türkiye olarak her zaman Kerim Bebeklerin, mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz.” vb. ifadelerle dile getirdikleri bir dayanışma ve mazlumlara sahip çıkma söylemimiz var. Ancak bu dile getirilen niyet ve söylemin sahada somut bir karşılığı olmalı. Bizlerin somut olarak elle tutulur planlı bir şeyler yapmamız lazım. Rejim kapıları kapattığı anda meydana gelecek bir insani kriz söz konusu. Bundan dolayı bizlerin bölge halkı için asgari düzeyde dahi olsa gıda emniyetini sağlayacak başta buğday ve bebek maması stoku oluşturabilmemiz gerekli. Şu anda bölgedeki bir kg. bebek mamasının temini yaklaşık 12-13 dolar, 6 ay önce yarı fiyatından daha düşüktü. Biz Ramazan başlangıcında kapı açıldığında 50 ton bebek maması satın almaya muvaffak olduk tek seferde. Bu stok sayesinde 6 ay boyunca en şiddetli dönemlerde dahi bebek maması dağıtımını Allah’a hamd olsun durdurmadık. Stratejik anlamda yapılması gereken en uygun hamle bölgeye yiyecek stokunun yapılmasıdır. İnsanlara düzenli olarak yemek dağıtımını yaptığımız iki adet aşevimiz var. Bununla günlük ortalama 1000-1500 aile sıcak yemek dağıtımında bulunuyoruz. Kış yardımı olarak; bölgedeki yetim ve engelli çocuklarımız öncelikli olmak üzere kışlık elbise ve yakacak olarak ailelere odun dağıtımımız söz konusu. Bölgede elbise üretimi yaptığımız bir tekstil atölyemiz var. Bize bağlı 14 adet özel okulumuz var. Bu okulların sadece 6’sının sponsorluğu üstlenilmiş durumda. Yaklaşık 50.000 adet öğrenci ve 4000 civarında öğretmen var bölgede. Ayrıca son dönemde daha da şiddetlenen bombardıman ve hava saldırıları sebebiyle ‘sığınakların hazırlanması ve desteklenmesi’ de kritik bir ihtiyaç halini aldı. Söylemek istediğim en önemli husus ise yetimler. Bölgede 13.000 civarında yetim var. Biz bunlardan 1400’e yakın yetime maddi destekte bulunuyoruz. Asgari düzeyde de olsa hiçbir kefâlet ödemesi alamayan 3500’den fazla yetim sözkonusu. Allah’ın bizlere emâneti olan Ğûta’daki bu yetimlerimize sahip çıkılması gerekiyor.

Nebevi Hayat dergisi olarak bizimle bu değerli bilgileri paylaştığı için Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneğine teşekkür ediyoruz.   

[1].  Ahmed b. Hanbel, 21725; Ebû Dâvud, 4298; Hâkim, el-Müstedrak, 8496.