Bismillahirrahmanirrahim

24 Kasım 2015’te Hatay Yayladağı Bölgesi’nde Türkiye hava sahasına giren Rus jetinin Türkiye tarafından düşürülmesi geçen ayın en önemli olaylarından biriydi.

Rusların hiç kimseye güven vermeyen ve hiç kimseye de güvenmeyen devlet politikaları aslında geçmişten günümüze genlerinde var olan siyasi ahlaksızlığının dışa vurumudur.

Ayılara hakaret olacak ama Rus ayısı tabiri boşuna kullanılmış bir tabir değildir. Rus ayısı tabiri; kibirden doğan ve her şeyi kaba kuvvetle halletmeyi tercih etmesinden dolayı verilmiş bir lakaptır. Tam da yerine oturmuş.

Rusların tarihi bu ayılıklarla doludur. 1530’larda 17 yaşında tahta geçen ilk Rus Çarı İvan Vasiliyeviç yani namı diğer Korkunç İvan, kibirli, intikam duygusu oldukça yüksek ve sadist biriydi. Öldürttüğü binlerce insan arasında kendi öz çocuğu da vardı.

Sonra büyük Petro yani namı diğer Deli Petro geldi. O da dedesinin yolundan gitti.  Öyle ki batılılaşma/modernleşme adına ülke çapındaki erkeklerin sakallarını kesmesi emrini dahi verdi. Bu emre direnen ve sakallarını kesmeyenlerden sakal vergisi aldı.

Daha sonra Bolşevik devrimi geldi. Türkiye’deki liboş, İboş, Can, hümanist(!) tüm solcuların manevi babaları olan Lenin ve Stalin 4 milyon insanı sürgün ve işkenceyle katletti.

Aynı Rus ayısı 1979’da Deli Petro dönemindeki sıcak denizlere açılma hayalinin bir adımı olarak Afganistan’a girdi. Öyle gururlu bir ayıydı ki gözü, burnu yamulduğu, eli ayağı kırıldığı halde, havayı döven boksör misali ringi terk etmiyordu. Mağlup olduğunu ancak 20 yıl sonra anlayabildi. Çünkü ayı’ydı ve ayı’lar mağlup olmazdı. Sonra tasını tarağını bile toparlayamadan Afgan mücahitlere bir sürü ganimetler bırakarak defolup gitti.

Ama huylu huyundan vazgeçmez. Putin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya’yı yeniden küresel güç yapma stratejisinin gereği Gürcistan’ı kısmen işgal etti. Avrupa ve ABD kınama haricinde hiçbir karşılık veremedi.

Ardından geçen yıl Ukrayna’yı işgal etti ve kaşla göz arasında Kırım topraklarını resmen ilhak ederek kendi topraklarına kattı. ABD ve Avrupa yine ekonomik ambargo tehditleri dışında hiçbir şey yapamadı.

Son olarak Rusya kendisini Suriye’de gösterdi. Birçok kimse “Rusya’nın Suriye’de sınırı olmadığı halde ne işi var ki?” sorusunu soruyor. Hâlbuki Rusya ve Suriye arasında çok uzun zamana dayalı derin ve stratejik ilişkiler var. Rusya’nın Suriye’deki varlığı yeni bir hadise değil aslında. Baba Esad döneminden bu yana gelen 40 yıllık bir ilişki var.

Rusya Açısından Suriye’nin Önemi

1.Tartus Deniz Üssü

Rusya’nın 1700’lü yıllardan beri sıcak denizlere açılma ve bölgeyi kontrol etme hayali vardı.

Bu çerçevede Rusya’nın Sovyetler Birliği döneminden bu yana varlığını devam ettiren Akdeniz’deki Tartus Deniz Üssü, Rusya’nın Ortadoğu’daki tek Deniz Üssüdür. Esad’ın devrilmesi ve rejimin yıkılması demek Rusya’nın bölgede var olan tek Deniz üssünü de kaybetmesi anlamına geliyor. Bu durumun önüne geçebilmek için askeri olarak Esad rejimine destek vermeye ve Tartus deniz üssündeki filosunu daha da güçlendirmeye başladı. Bunun bir devamı olarak Rusya, Lazkiye yakınlarında yeni hava üssü oluşturdu. Bölgede hem askeri personel sayısını artırdı hem de SU-24, SU-25,MIG- 31 saldırı uçakları, savaş helikopterleri, T-90 tankları gibi stratejik öneme sahip silahlarla bölgedeki konumunu aldı. Tabi tüm bunları yaparken bahane hazırdı IŞİD ile mücadele(!!!)

Peki, Rus uçakları ve Tartus Deniz üssünden atılan füzeler çoğunlukla nereleri vuruyor? IŞİD’in hiç olmadığı Türkmen Dağını, İslami grupların hakim olduğu Halebi, Humusu, Doğu Guta ve benzeri yerleri…

2.Rusya ve Suriye Arasındaki Silah Ticareti

Savaştan önce Rusya ile Suriye arasındaki silah sözleşmelerinin değeri 6 milyar dolar düzeyindeydi. Bu rakam; Suriye’nin silah ithalatının yüzde 71’i demektir. Yani Rusya, Suriye’nin askeri silahlanmasının yüzde 71’ini sağlıyor. Ayrıca askeri araçların yedek parçalarının temin edilmesi ve revizyon işleri de Rus’lara aitti.

Suriye rejiminin Rusya’dan temin ettiği silah envanterinde; 5000 tank, 500 den fazla uçak, 40 gemi, binlerce hafif ve ağır silah bulunmaktadır. Bu rakam, savaş öncesiydi. Hali hazırda Suriye rejimi, bunların bir kısmını kaybetmekle beraber Rusya, Çin ve İran’ın; Suriye rejimine silah yardımı devam etmektedir. Rejimin düşmesi durumunda Rusya, Suriye üzerindeki stratejik üstünlüğünü, bölgedeki varlığını ve silah pazarını kaybedecek.

3. Enerji Rekabeti

Avrupa’nın yıllık doğalgaz tüketimi yaklaşık 1 trilyon metreküptür. Avrupa bu ihtiyacının büyük bir kısmını Rusya’dan sağlıyor. Geçmiş yıllarda Rusya bu kozunu bir tehdit aracına dönüştürmüş ve 2-3 günlüğüne vanaları teknik bir arızadan(!!) dolayı Avrupa’ya kapamıştı. Avrupa bu durumdan oldukça rahatsız ve alternatif enerji kaynakları arayışı içerisindedir.   Şuan Basra Körfezi’nden ve Suriye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması düşünülen doğalgaz boru hattı seçeneği devrede. Bu çerçevede büyük miktarlarda kredi anlaşmaları da yapılmıştı. Bu durum; Rusya’nın Avrupa üzerindeki doğalgaz tekeli ve tehditlerinin son bulması demektir. Şuan Rusya tüm gücüyle buna engel olmaya çalışmaktadır.

4. İslam Korkusu

Rusya’da yaşayan Müslüman nüfusun takriben 25 milyon civarında olduğu sanılıyor. Rusya’nın yüzyıllardır İslam’a ve Müslümanlara karşı uyguladığı zulüm politikaları Müslüman halklarda nefrete dönüşmüş durumda.

Özellikle Kafkasya bölgesi Müslümanları, Rusya rejimine karşı on yıllardır savaş içerisinde. Orta Asya Cumhuriyetleri ve Kafkasya bölgesi Müslümanlarından 5 binden fazla insan şu an Suriye’de İslami gruplar içerisinde Esad rejimine karşı savaşıyor. Buna ilaveten 2000’den fazla Rus kökenli Müslümanın da İslami gruplar içerisinde Esad rejimine karşı savaşıyor olması Rusya’yı oldukça endişelendiriyor. Eğer Suriye’de Esad devrilir ve iktidar Müslümanların eline geçerse Suriye’de bulunan 7000 savaşçının tekrar Rusya’ya dönmesi ve burada bir cihat başlatmaları kuvvetle muhtemel. İşte bu korku, Rusya yönetiminin uykularını kaçıran bir başka meseledir. Bu yüzden Esad rejiminin ayakta kalması ve Müslümanların yok edilmesi, Rusya’nın kendi ulusal güvenliği açısından çok önemli.

Rusya’nın, Esad rejiminin yanında yer almasının temel sebepleri bunlar. Rusya’nın kendi ulusal güvenliğini tehdit eden unsurlar var oldukça Suriye’deki varlığı da devam edecek gibi gözüküyor.

Tuhaf Çelişkiler

Birinci tuhaflık:

ABD;  IŞİD’e, Esad’a ve  Rusya’ya karşı(!!)
Avrupa; IŞİD’e, Esad’a, Rusya’ya karşı (!!)
Rusya;  IŞİD’e, ABD’ye, Avrupa’ya karşı(!!)
Fakat ne hikmetse ABD, Avrupa, Rusya ve İran;  Suriye’de hem IŞİD’le hem de Esad rejimiyle savaşan İslami direniş gruplarını hedef alıp bombalamakta…

İkinci tuhaflık:

Amerika;  Rusya’nın Suriye’de bulunmasına karşı(!!)
Rusya; Amerika ve Avrupa’nın Suriye’ye müdahale etmesine karşı(!!)
Birbirine düşman gibi gözüken bu ülke veya blokların uzlaştıkları tek nokta ise;  Suriye’de PYD/PKK koridorunun bir an önce tamamlanması.

Üçüncü tuhaflık:

Esad rejimi, Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya, İran ve HizbuşŞeytan,  yani kısaca tüm dünya iki yıldır güya IŞİD’le savaşıyor(!!!)
IŞİD’in kontrolünde bulunan bölgelerde ayda ortalama bir buçuk milyon (1. 500. 000) varil ham petrol üretiliyor. Bu da günde 50 bin varil petrol demektir. Bu kadar petrolü IŞİD tek başına tüketemeyeceğine göre, bu bir buçuk milyon varil petrol nereye gidiyor?

En Yağlı Müşteri

Enteresandır IŞİD’in en yağlı müşterisi Esad rejimi… Yani IŞİD’e göre; kafir, zalim, sapık Nusayri rejimi..
Peki, bu IŞİD Suriye topraklarına niçin gelmişti? Müslümanların canına, ırzına ve malına saldıran; zalim, kâfir, sapık Esad rejiminden Müslümanları kurtarmak için(!!)
Peki, nasıl oluyor da Esad rejimini ayakta tutan ve askeri araçlarının hareket etmesini sağlayan enerjinin büyük bölümü IŞİD’den gidiyor? Hani IŞİD için Şia ve kolları en büyük düşmandı? Hani ülkeyi sapık Nusayrilerin zulmünden kurtarmak için gelmişlerdi?? O halde…

En güvenli hat; Petrol sevkiyat hattı

Haleb, Rakka ve Deyr ez Zor boyunca uzanan bir satış hattı var. Bu hat takriben 700 kilometrelik bir hat. Bu sevkiyat hattı üzerinde kilometrelerce uzayan ve devamlı çalışan petrol tankerleri konvoyu var.
ABD ve Rusya öncülüğündeki koalisyon uçakları IŞİD mensuplarının yer almadığı yani IŞİD’e ait olmayan tanker konvoylarını vuruyor. Kuzey Halep’ten Kuzey Irak Özerk bölgesine uzanan petrol sevkiyatı, önce takma isimlerle kayıtlara geçiriliyor daha sonra yabancı aracılarla dış piyasaya pazarlanıyor. Bu petrolün en büyük alıcısı da Rusya’dır. Rusya bu işi Rus vatandaşı bir Suriyeli üzerinden yürütüyor. Yani tezgâh mükemmel kurulmuş.

Dünya Üç Maymunu Oynuyor

ABD öncülüğündeki; ABD, Fransa, İngiltere savaş uçaklarının düzenlediği hava saldırılarının yüzde 85 IŞİD’e yönelik değil. Hava saldırılarının asıl hedefi; hem IŞİD’le, hem Esad rejimiyle, hem İran’la hem de hizbuşŞeytanla savaşan İslami direniş grupları.

Yine, Rusya’nın öncülüğündeki Rusya, Suriye ve İran savaş uçaklarının düzenlediği hava saldırılarında ise bu oran yüzde 91… Yani Rusya, Suriye ve İran savaş uçaklarının düzenlediği 100 hava saldırısından sadece 10 tanesi IŞİD’e yönelik. Geriye kalan 90 hava saldırısı IŞİD’le hiçbir alakası olmayan İslami direniş gruplarına yönelik. Rusya, 30 Ekimde başlattığı hava saldırılarında toplam 4 bin üç yüz (4300) sorti yaptı. Dostlar alış verişte görsün misali bunun sadece 300 küsuru IŞİD’e yönelik saldırılar. Bu açık veriler bile asıl maksadın, IŞİD’le mücadele değil, IŞİD bahanesinin ardına sığınarak İslam’la savaş olduğunu ortaya koyuyor.

Şuan Türkiye ile artık sınır olan PYD/PKK koridoru Cerablus bölgesi haricinde tamamlanmış durumda. Şayet Cerablus bölgesi de PYD/PKK’nın eline geçerse Türkiye’nin Suriye ile olan Güneydoğu sınırı tamamen kapanmış olacak. Bu durum; Hatay haricinde Türkiye ile muhalif güçlerin arasının tamamen koparılması demektir.

Peki, PYD/PKK nasıl oldu da çok kısa bir zamanda bu kadar stratejik bir alanda hâkimiyet kurdu? Bunların elinde kaleşnikoftan başka silah yokken nasıl oldu da şuan Suriye’de en modern ve etkin silahlara  sahip oldular??

Bu Batı’nın ve İsrail’in malum projesiydi. ABD, Almanya ve Rusya’nın PYD/PKK’ya verdiği silah, patlayıcı ve askeri malzemelerle küçük bir ülkenin ordusu donatılabilir. Nitekim Türkiye’nin güneydoğudaki PKK operasyonlarında ele geçirdiği ileri teknoloji silah ve mühimmatların Alman, ABD ve Rus yapımı çıkması, Rus asıllı Amerikan pasaportlu yâda Alman uyruklu savaşçıların ele geçirilmesi oyununun içinde ne oyunlar döndüğünü, kimlerin kimleri desteklediğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Yani anlayacağınız Rasûlullah(sallallahu aleyhi vessellemin) buyurduğu gibi “Küfür Tek Millettir.”

Ortada koca bir tiyatro oynanıyor. Oynanan bu büyük tiyatronun son final sahnesinde ise; IŞİD’in göstermelik bir çatışmayla CERABLUS’u PYD/PKK‘ya teslim etmesi olabilir. Bu şaşılacak bir durum mu?

Hayır..Pyd/Pkk’nın ciddi anlamda halk nezdinde tabanı, silahı ve uluslararası desteği yokken iki yıl içinde Türkiye’nin güneydoğu sınırına tamamen hakim olmasının altında yatan gerekçelere bakıldığında denklemin öteki ucunda IŞİD olduğu görülecektir. IŞİD’in tabanın da; gayesi Allah rızası olan, çok samimi, ihlaslı, gayretli, fedakâr insanların var olması maalesef tavandaki idarecilerinin ŞAM CİHADINA olan ihanetlerini engelleyemiyor. Ümmeti Muhammed’în mübarek ŞAM Cihadına IŞİD’in verdiği zararı hiç kimse vermedi, veremedi.

Esad’ı Gönderelim de İslamcılar mı Gelsin???

ABD ve NATO’nun özellikle de Fransa’nın etkili hava operasyonları sonucu Libya da Kaddafi rejimi devrilmişti. Bütün planlarını Kaddafi’yi devirme üzerine yapan Batı dünyası, oluşacak yönetim boşluğunun nasıl doldurulacağı hususunda ise hazırlıksızdı. Çok hızlı gelişen bu olayların akabinde beklenmedik şekilde bir anda Müslümanların etkin güç haline gelmesi ve ülke yönetiminde belirleyici unsur olması ABD ve Avrupa’yı şok etmişti. Bu olay üzerine o dönem ABD Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton basın açıklamasında şu cümleleri söylemek zorunda kaldı; “Bizler Afganistan’da savaştığımız insanlara Libya’da kendi ellerimizle yardım ettik. Bu son derece sıkıntılı bir durum.”

İslami hareketlere mensup olan genç kardeşlerimiz şunu iyi bilsinler ki; Allah dilerse kendi dinine zalimlerin eliyle de yardım eder ve yüceltir. ABD ve Avrupa’nın hiç beklemediği hatta şok olduğu bu istenmeyen durum aslında garip bir olay değildir. Libya da yaşanan bu olayın tefsiri, Şanı yüce Rabbimizin şu ayeti kerimesidir: ”Onlar bir tuzak kurdu. Allah da onlara(karşı) bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmran: 54)

Şu an ABD ve Avrupa, Suriye’de aynı hatayı ikinci kez yaparak İslamcıların önünü kendi elleriyle açmayı ve Müslümanları başlarına bela etmeyi hiç istemiyorlar. Bu yüzden Rusya’nın ön bahçesi olan Esad rejimine karşılar. Fakat Esad rejimi giderse yerine gelecek olan Demokrat, laik, seküler kafalı, batıya kuklalık yapacak etkin bir yapı da yok. Gerçi böyle bir yapının oluşturulması için çok çalışıldı. Suriye Muhalif Devrimciler Konseyi kuruldu. ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) da bu konseyin Suriye’deki askeri birliği. Suriye halkı bu orduya; ‘haramiler/yol kesici, hırsızlar’ diyor. Yani halk nezdinde ciddi bir tabanları yok. Sonuç olarak ABD ve BATI bu konseyden de istediği neticeyi alamadı.

Peki sahada etkin olarak kimler var? Sadece Müslümanlar… Yani Esad devrildiği an yerine geçebilecek tek alternatif olarak; o çok korktukları; sakallı, tekbirli Müslümanlar var. ABD ve Avrupa çaresizlik içinde. Suriye’yi Rusya’ya yedirmek istemiyorlar. Öte taraftan Suriye’de İslami Bir Düzen kurulmasını ise hiç ama hiç istemiyorlar.

İstedikleri şey aslında belli; Suriye’yi üçe bölmek istiyorlar. Demokrat, laik, Batı ile ilişkileri iyi olan Merkezi Sünni bir Arap yönetimi, buna ilaveten ufak bir Nusayri krallığı ve Marksist, ateist ilkeler doğrultusunda kurulacak PYD /PKK Kürt Özerk bölgesi. Özellikle PYD/PKK Özerk bölgesi ABD, RUSYA ve AVRUPA’lı emperyalist ülkeler için çok önemli. Fakat şu an bu denklemin oluşması için şartlar müsait değil. Bu isteklerin gerçekleşebileceği uygun şartların oluşması için BATI’nın zamana ihtiyacı var. Bu sebeple yakın zamanda yani Aralık 2015’te Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi ikinci tur Viyana görüşmelerinde birtakım kararlar alındı ve kabul edildi. Bu kararlara göre:

  1. Terörist gruplara karşı etkin hava saldırıları devam edecek.
  2. Taraflar arasında ateşkes yapılacak.
  3. Ilımlı muhaliflerle görüşmeler artırılacak.
  4. Bir an önce ülkede Özgür(!), demokratik(!) seçimler olacak.

Ne kadar güzel kararlar öyle değil mi? Peki, bu ılımlı dedikleri muhalifler kim? Ya da başka bir deyişle  terörist kabul  edilecek gruplar hangileri?

Bu konuda Birleşmiş Milletler’de Rusya’nın ısrarlarıyla terörist gruplarının belirlenmesi için bir ön çalışma yapıldı bile. Suriye’deki terörist grupların belirlenmesi çalışması kime ihale edildi sizce? Müslüman bir ülke (!!!!) olan Ürdün’e. Niçin Ürdün? Çünkü Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’daki en sadık dostu ve kölesi Ürdün de ondan. Hem de Müslüman(!) hem de Hz. Hüseyin’in soyundan yani şerif’lerden…(Ürdün’ün müslüman halkını, ABD ve İsrail kuklası krallığın günahlarından tenzih ederiz.)

BM Güvenlik Konseyinin Kararları Neyi Amaçlıyor

BM Güvenlik Konseyinin bu çalışmasıyla amaçlanan şunlardır:

1- İslami referansı ve hedefi olmayan tüm kesimleri yani; Demokrat, liberal, seküler/laik,  milliyetçi kesimleri muhatap almak ve Suriye’nin geleceğini bu değerler üzerinde kurmak istiyorlar.
2- Birleşmiş Milletler‘in Ürdün’ün gözetiminde yaptırdığı terörist grupların tespiti çalışmasıyla; İslami hassasiyeti bulunan ve gelecekte Suriye’yi İslami hükümlerle yönetme arzusu, hayali, hedefi olan tüm yapılar terörist gruplar sınıfına dâhil edilmek isteniyor.

Bu şu demektir; şu an Rusya’nın IŞİD bahanesiyle Suriye’ye girip, IŞİD’den daha ziyade bombaladığ, diğer İslami grupların yakında ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları tarafından da bombalanacak olması. Eee zaten bombalamıyorlar mıydı? Evet, bombalıyorlardı. Fakat tasarı onaylanırsa uluslararası kabul(!) ve destekle(!) güya bu bombalamalar meşru olacak(!!) Yani KURT’lar kuzu’yu yemeyi kafalarına koymuşlar ama buna kılıf arıyorlar.

Bu yüzden ikinci tur Viyana görüşmelerinde kendilerine zaman kazandıracak kararlar alındı.

Ne olacak bu işin sonu?

Aslında bu soru biz müminleri ilgilendiren bir soru değil. Çünkü bizler; ZAFER’den değil, bu yolda SEFER’den SORUMLUYUZ/MÜKELLEFİZ… Zafer’i takdir eden bizler değiliz. Zaferleri, sonuçları, akıbetleri takdir edip yaratan şanı yüce Allah’tır. Biz, O’nun KADER oluğunun altına kafamızı koymuş mü’minleriz. O oluktan akıp gelen; başımızı serinletecek  su da olsa razıyız, başımızı yaran taş da olsa razıyız.
Bu dinin sahibi Allah’tır. Müminlerin velisi Allah’tır. Zalimin hasmı Allah’tır. Onlar Müminlere bir tuzak kuruyorsa, âlemlerin Rabbi de onlara bir tuzak kuruyor. Kader Allah’ın takdir ettiğine doğru akıp gidiyor.
Malikül Mülk, Kahhar, Cebbar, Aziz, Züntikam olan Allah, Yüce Kur’an ile müminlerin kalplerine huzur ve sekinet veriyor. Haydi, Allah’ın kelamına kulak verelim:

“Gevşemeyin! Üzülmeyin! Eğer inanıyorsanız muhakkak ki üstün olan sizlersiniz” (Âl-i imran: 139)

“Yeryüzünde olan ve nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet(imtihan) yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitap da (yazılı) olmasın. Doğrusu bu Allah’a kolaydır…(Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Allah kendini beğenip övünenleri sevmez.” (Hadid: 22-23)

Bu günler biz Müslümanların iman’larının imtihandan geçirildiği zorlu günlerdir. Allah müminlerin yâr ve yardımcısı olsun. Kardeşlerimize dua etmeyi unutmayalım.

Allaha emanet olunuz.  Esselamu Aleykum…