Dost kelimesi sözlükte; sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse anlamına gelmektedir.

Dost; size adaletli olacağından emin olduğunuz, güvendiğiniz, sizi kötülüklerden koruyan, kayıran, esirgeyen anlamlarına da gelmektedir. Ayrıca dost; iyiliği emreden, kötülükten nehyedendir.

Güvenilen, adaletli olan, sevilen, kötülükten sakındıran ise Rabbil alemindir. Korumasında, adaletinde, eşi ve benzeri olmayan Allah kullarının dostudur, velisidir.

“Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Tevbe: 116)

Sizi her türlü kötülükten sakındıran, sizi cehennem ateşinden koruyan, hükümler gönderip aranızda adaleti sağlayan, size hükümlerini yaşamınızda önderlik eden, yol gösteren, tıpkı sizin gibi özelliklere sahip Peygamberler gönderen Dost, doğru yolunu size adım adım öğretendir.

“Kim Allah’ı, Onun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.” (Mâide: 56)

Kurulan her dostluğun bir karşılığı vardır. Sevgi de olsa güvende olsa, insan egoist ve bencil bir yapıya sahip olduğundan muhakkak bir karşılık ister. Beklenen sevgi de bir karşılıktır, güven de bir karşılıktır. Madde olmasada manada bir karşılık olmadan dostluk olmaz.

İkinci Akabe biatında Peygamber Efendimiz sallallah’u aleyhi ve sellem ile Medineliler buluştu. Peygamber sallallah’u aleyhi ve sellem onlarla bir antlaşma yaptı. Medineliler dediler ki:

– “Ya Rasûlallah! Biz sözümüzde durursak karşılığı ne olur?” Rasulullah sallallah’u aleyhi ve sellem: “Cennet” karşılığını verdi.Medineliler: “Kârlı bir alışveriş” diyerek kabul ettiler.

Allah onları karanlıklardan nura çıkardı. Allah’ın gazabından emin oldular, cehaletten kurtuldular. Allah onlara izzet ve şeref bahşetti. 

“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.” (Bakara: 257)

Rabbini dost edinenler, en büyük düşmanı olan İblis’i tanıdılar, ona karşı devamlı uyanık oldular. Düşmanını bilen, ona karşı savunma geliştirir. Kendini ona karşı korur ve silahlanır.

Allah’a dost olanlar şeytânın her türlü oyununda, dostlarının nasihatini hatırlayıp Allah’ı zikrederler, şeytânı def ederler.

“Eğer sana şeytândan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (Araf: 200)

Allah’ı dost edinenler, dünyada kafa konforu en rahat olanlardır. Onların ne ölüm, ne hastalık, ne mal ne de başka bir şey için hiçbir kaygıları yoktur. Her şeylerini Rablerine emanet ederek O’na tevekkül ederler. O dilemedikçe bir yaprağın dahi kıpırdamayacağını bilirler. Her şeyin O’nun elinde olduğunu hakkıyla idrak etmiş ve O’nun noksansız olan isim ve sıfatlarına sığınmışlardır.

Allah’ı dost edinen, O’nun El-Rezzak olduğunu bilir. Rızkın sahibi O’dur. Öyleyse endişeye gerek yok, gelecek kaygısına, biriktirmeye, cimrilik etmeye hiç gerek yoktur. Hazineler Rabbi’nin yanındadır. O ise dilediğine verir. O’nun hazineleri, yanındakiler hiç eksilmez, kulunu kimseye muhtaç etmez.

Allah’ı dost edinenler dünyada ki dostlarını da, O’nun emri ile seçerler. O’nun dost dediğini dost edinir, düşman dediğini de düşman olarak kabul ederler.

“Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa; şüphesiz ki, Allah da kafirlerin düşmanıdır.” (Bakara: 98)

Öyle ise kafirler, aynı zamanda Mü’minlerin düşmanıdır. Allah’ın düşman olduğuna Mü’min’lerde düşmandır. Onlarla dostluk ve diyalog kurmaz, onlara karşı kalbinde asla sevgi beslemez.

Düşman, korunulması ve savunulması gereken kimsedir. Bir kimsenin açıkça düşman olduğu Rabbi’l âlemin tarafından bildirilikten sonra ona karşı korunmamaksavunma geliştirmemek bu ise Allah’ı gazablandırır. Allah’a itaatsizlik, güvensizliktir. Düşmana karşı hazırlanmak Allah katında ameldir.

“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”(Enfal :60)

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri açıkladık.” (Ali İmran: 118)

Cahiliyede dostluk; etnik yapı ile akrabalık bağı ve kan bağı ile kurulurdu. İnsanlar birbirlerini ancak kendi kavminden olursa korur, hatta bu koruma haksız ve adaletsiz olsa da körü körüne devam ederdi. Kişinin korunması için onun haklı ya da haksız olmasına bakılmaz, aynı kavimden ise her şekilde korunurdu.

Allah’a ve Rasûlü sallallah’u aleyhi ve sellem’e iman edenler, bu dar ve sığ olan dostluk bağından kurtulup, Rablerinin kendilerini iman bağı ile bağladığı Mü’min kardeşlerini kendilerine dost edindiler. Ancak bu dostluk onları, ister kafir ister müşrik olsun kimseye adaletsizlik yapmamaya, onların hiç görmediği, bilmediği, yaşamadığı bir adaletle davranmaya sevk etti.

Dolayısıyla Mü’minler dostlarıyla olan hukuklarını ve düşmanlarıyla olan hukuklarını da kendi nefislerine, arzularına, akıllarına göre belirlemez, Allah’ın kendilerine koyduğu hudutlarla belirlerler.

“…İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’na aittir…” (Araf: 54)
Allah’ın hükmünde hiçbir adaletsizlik yoktur.
Selam ve dua ile…