Bu sayıda ele alacağımız ülke, tüm dünyanın gözleri önünde Çin mezalimine maruz kalan Uygur asıllı Müslümanların beldesi Doğu Türkistan. Asya’nın kalbi olarak nitelendirebileceğimiz stratejik bir bölgede konumlanan ve zaman zaman çeşitli vesilelerle Türkiye gündeminde ufak haber kırıntıları şeklinde yer alan Doğu Türkistan, Müslümanların gündeminde pek de yer işgal etmeyen ancak baskı, işkence, zorunlu göç, ayrımcılık ve İslami her öğenin yasaklanması şeklinde işleyen iğrenç Çin politikalarının kıskacında yaşayan mazlum Müslümanların beldesidir.

Çin’in beş otonom bölgesinden biri olan ve 1949 yılından bu güne Çin Halk Cumhuriyetinin siyasi ve iktisadi tahakkümü altında bulunan Doğu Türkistan, 1.828,418 kilometre karelik yüz ölçümüyle1 Türkiye’nin neredeyse üç katı büyüklüğünde geniş bir toprak parçasına sahiptir. Güneyde Pakistan ve Hindistan, güneybatı ve batıda Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan, kuzeyde Sibirya, kuzeydoğuda ise Çin ve Moğolistan ile komşu olan bölge Avrasya’nın tam göbeğinde ve Eski İpek yolunun merkezinde konumlanmaktadır. Zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olan ülkenin nüfusu hakkındaki bilgiler ise sorunludur. Çin hükümeti politikası gereği ülke nüfusu olduğundan az gösterilmekte ve çeşitli şekillerde çarpıtılmaktadır. Ancak bölgenin yaklaşık 30 milyon kadar2Müslüman nüfusa ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Çin’in bölge üzerinde bu kadar şiddetli baskı ve yıldırma politikalarının altında yatan temel sebeplere bakıldığında ise yukarıda sıralanan jeopolitik ve jeostratejik özellikler ve bölgedeki Müslümanların artan etkinlik potansiyeli gibi maddeler sıralanabilir.

Tarihsel Süreçte Doğu Türkistan ve Çin’in Doğu Türkistan Politikasına Genel Bir Bakış

1300’lü yıllarda İslam’a giren Uygur Türklerinin ana vatanı olan Doğu Türkistan toprakları tarih boyunca çeşitli Türk devletlerinin kontrolü altında bulunmuştur. Her ne kadar Çin hükümeti, günümüzde Doğu Türkistan’ın, eski çağlardan beri Çin anavatanının vazgeçilmez bir parçası olduğu propagandasını yapsa da bu yanlış bir ifadedir. Çin’in Doğu Türkistan’ı kalıcı olarak işgal faaliyetleri ise, 1700’lü yıllara rastlamaktadır. 18 Kasım 1844 yılına gelindiğinde ise topraklar tamamen Çin tahakkümü altına girmiş ve bölgeye “ yeni topraklar” anlamına gelen Sincan (Xinjiang) ismi verilmiştir.3 Bu tarihten günümüze kadar ise, Çin yönetiminin Doğu Türkistan toprakları üzerindeki tahakkümü, baskı ve yıldırma politikaları tüm şiddetiyle devam etmektedir. Devam eden bu tahakkümün sebeplerine bakıldığında ise, Doğu Türkistan’ın zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olması önemli bir faktör olarak karşımızda durmaktadır. Zira Çin, hem bir buçuk milyona yaklaşan nüfusun gıda ihtiyaçları hem de gelişen sanayi ihtiyaçlarına yönelik petrol tedariki sorunları sebebiyle bölgeyi kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Bununla birlikte ülke, Asya topraklarındaki merkezi konumu sebebiyle de, Çin devletinin uluslararası politikada sahip olmak istediği etkinlik bakımından önemli bir stratejik güç unsurudur. Çünkü bu toprakların kontrol altında tutulması bir anlamda Asya’nın kontrol altında tutulması anlamına gelmektedir.

Çin devletinin sayılan tüm bu sebeplerle Doğu Türkistan topraklarını kontrol ve tahakküm altına almasının önündeki en önemli engel ise, halkın sahip olduğu Müslüman kimliğidir. Bu sebeple, Çin hükümetinin zulüm ve ifsat faaliyetleri en çok da bu kimliğe ve onun getirmiş olduğu bütün bir yaşam tarzına yönelmiştir. Bu doğrultuda, kamusal alandan özel alana değin her tür İslami sembol, kurum ve uygulamaya tahammül dahi edilmemekte, Müslüman bireyler acımasız katliam ve zulümlere maruz kalmakta, tecrit edilmekte ve Müslüman nesillerin yetişmesini engellemeye yönelik çirkin faaliyetler yürütülmektedir.

Çin Mezalimi ve Yok Edilmeye Çalışılan Müslüman Toplumu

Doğu Türkistan halkı; gerek Feodal Mançur-Çin idaresi, gerek 1911 yılında Feodal Çin idaresine son veren Milliyetçi Çin idaresi ve gerekse de Komunist Çin idareleri dönemlerinde pek çok zulme maruz kalmıştır. Doğu Türkistan topraklarında geçmişten günümüze yaşanan bu Çin mezalimini aşağıdaki başlıklarda özetlemek mümkündür:

Dini Her Türlü Sembol, Kurum ve İbadet Biçimine Karşı Zulüm:

Komünist Mao iktidarı döneminde başlayan halkın uzun yıllardır kullandığı Arap alfabesinin siyasi, teknik ve idari kelimelere kifayet etmemesi gerekçesiyle kaldırılması, bölge halkının komünlere ayrılarak gerek dini gerekse de kültürel yapılarından ileri gelen aile hayatı ve geleneklerinin yok edilmeye çalışılması, tüm İslami kitapların yok edilmesi, camilerin kapatılıp din görevlilerinin tutuklanması bu zulüm biçimlerinden yalnızca bir kaçıdır.4 Bununla birlikte, 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren yürürlüğe giren yasa ile tüm resmi kurumlar, okullar ve iş yerlerinde Müslümanların namaz kılmaları, dini giysilerle işyerlerine gidilmesi, kadınların başörtüsü takması ve kişilerin İslam dini mensubu olduğunu gösteren semboller kullanmasına da yasaklar getirilmiştir. Ayrıca 18 yaşın altındakiler, parti mensupları, memurlar, emekliler ve kadınların Camilere girip ibadet etmeleri de yasaklanmıştır.

Adli Sistemdeki Zulüm, Katliam ve İşkenceler:

Çin yönetiminin, Doğu Türkistan’daki Uygurların varlığını sindirebilmek için başvurduğu yöntemlerden bir diğeri de toplu tutuklamalar ve gözaltında yapılan işkencelerdir. Tutuklanan Müslüman Uygurların büyük kısmı çalışma kamplarında ağır hapis cezalarına çarptırılmaktadır. Ancak tutuklananlardan daha sonraları çoğunlukla sağlıklı haber alınamadığı gibi, tutukluların, gözaltına alınanların izini sürenler “işbirlikçi”etiketiyle adeta suçlu muamelesine tabi tutulmakta ve çeşitli tehditlere ve baskılara maruz kalmaktadır. Bu doğrultuda, toplu tutuklama, gözaltında işkencelere maruz kalma, aniden ortadan kaybolma, tutuklulardan çok uzun süreler haber alınamama gibi vakalar Doğu Türkistan’da yaşana gelen sıradan olaylar haline gelmiştir.5Yıllar boyunca katledilen Müslüman sayısı ise, korkunç boyutlara ulaşmıştır. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürülmüş ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakılmıştır. Doğu Türkistan’ın uzun süre sürgünde yaşayan merhum lideri İsa Yusuf Alptekin, Türkiye’de yayınlanan Doğu Türkistan Davası ve Unutulan Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında söz konusu baskı ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Bu kitaplarda anlatıldığına göre, Doğu Türkistan’da halka uygulanan baskılar, Sırplar’ın Bosna’da Müslüman Boşnaklara veya Kosova’da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir. Ülkedeki Çin mahkemelerinin “ceza” yöntemleri de son derece acımasızca ve vahşidir. Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı ikiye bölmek gibi cezalar bunlardan yalnızca birkaçıdır.6

Asimilasyon Faaliyetleri ve Demografik Baskılar (Zorunlu Kürtaj Uygulamaları, Göç):

Çin hükümetinin gerçekleştirdiği sistematik zulümlerin en önemlilerinden bir tanesi de Asimilasyon politikalarıdır. Bu doğrultuda, hem dini hem de milli değerlerin yok edilerek ülke halkının Çinlileştirilmesi amacıyla pek çok faaliyet gerçekleştirilmektedir. Eğitimin tamamen Çin kültürüne göre kurgulanması, eğitim dilinin Çince olması, ülkeye pek çok Çinli yerleşimcinin getirilmesi, iki çocuktan fazlasına getirilen zorunlu kürtaj uygulaması, halkın Çin’in çeşitli yerlerine göçe zorlanması, her türlü devlet muamelesinde etnik ve dini ayrımcılık bu hususta zikredilebilecek uygulamalardan birkaçıdır. Bununla birlikte Çin hükümeti Doğu Türkistan topraklarında pek çok nükleer silah denemesi gerçekleştirmiş ve bunun sonucunda bölgede kanser oranları ve sakat doğan çocuk oranlarında ciddi artış görülmüştür.

Bir Araya Gelme Çabası İçerisindeki Tüm İslami Yapılanmalara Karşı Zulüm:

Doğu Türkistan topraklarında uygulanan yasaklardan bir diğeri de herhangi bir faaliyet için bir araya gelme, toplanma ve gösteri yapma hakkına yönelik ihlallerdir. Bu doğrultuda geçmişte ayrılıkçı olarak adlandırılan Müslümanlar Batı devletlerinin yeni tanımlamasına kolayca adapte edilerek terörist olarak adlandırılmakta ve böylece İslam cemaatinin faaliyet alanı ve etkinliği kısıtlanmaktadır.

*Doğu Türkistan hakkında detaylı bilgi edinmek isteyen okurlar için Türkçe yayınlanan aşağıdaki kitaplar ve faydalı olabilir;

Amine Tuna, “Doğu Türkistan’da Asimilasyon ve Ayrımcılık”, İHH Kitap Yayınları, İstanbul, 2012

İsa Yusuf Alptekin, “Doğu Türkistan Davası”, Seha Neşriyat, İstanbul

İsa Yusuf Alptekin, “Unutulan Vatan Doğu Türkistan” Seha Neşriyat, İstanbul

Ahmet Türköz, Doğu Türkistan’da İnsan Hakları, Doğu Kütüphanesi Yayınları, İstanbul, 2010

————————-

1. Erkin Alptekin, “Çin’in Doğu Türkistan Siyaseti, Sosyoloji Konferansları”, 2011, 143, Erişim Adresi, http://www.journals.istanbul.edu.tr/iusoskon/article/download/1023006351/1023005875. Erişim Tarihi: 06.02.2015
2. Detaylı bilgi için bkz: “Doğu Türkistan İnsan Hakları Raporu”, Doğu Türkistan, Genel Bilgiler ve Tarihi Süreç, 2010, Mazlumder Dış İlişkiler Komisyonu
3. Fatih Şen, “Çin’in Sincan-Doğu Türkistan Sorunu: Dünü, Bugünü, Geleceği”, Orta Doğu Analiz Dergisi, Temmuz-Ağustos 2009, Cilt1, Sayı: 7-8.
4. Alptekin, a.g.m.
5. Bkz: “Doğu Türkistan İnsan Hakları Raporu”, Doğu Türkistan, Genel Bilgiler ve Tarihi Süreç, 2010, Mazlumder Dış İlişkiler Komisyonu, s.13
6. Detaylı bilgi için bkz: http://dogu-turkistan.net/2012/09/18/unutulan-vatan-dogu-turkistan/. Erişim Tarihi: 10.02.2015