İslam coğrafyaları yazı dizisinin son üç yazısını Endonezya bölgesine yapmış olduğumuz seyahate ayırmıştık. Bu yazımızda ise, binlerce yıldır aslında Endonezya toprağı olan ancak batılı sömürgeciler tarafından zamanla Hristiyanlaştırılarak bağımsız bir devlet statüsü kazandırılan Doğu Timor’a konuk olacağız.

Bugün Doğu Timor olarak bilinen bölge Güney Asya’da yer alan ve geçmişte halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu Timor adasının doğu kısmında yer alır. Adanın batı kısmı ise günümüzde Endonezya sınırları içerisinde kalmıştır. 14,609 km² yüz ölçümüne sahip olan Doğu Timor’un başkenti ise Dili’dir. Yaklaşık bir milyon nüfusa sahip olan ülkenin yaklaşık %95’lik bir kısmını Hristiyan Katolikler oluşturmaktadır. Geri kalan yüzdelik dilimin ufak bir bölümü ise Müslümanlara aittir. Ancak bölgede Müslüman nüfusun bu denli az olması, batılı sömürgecilerin bölgede uyguladığı sistematik ve zorunlu göç stratejileri, bölgeye dünyanın farklı yerlerinden gelen Katoliklerin yerleştirilmesi ve misyonerlik gibi faaliyetler sonucunda meydana gelen bir durumdur.

Doğu Timor’un Tarihine Kısa Bir Bakış ve Tarihsel Sorunlar

Endonezya adaları 16. Yüzyıldan itibaren batılı emperyalist güç odaklarının çıkarlarının kesiştiği bir bölge haline gelir. İslam kimliğinin kökleştiği, farklı inanç gruplarından insanların İslam’ın adaletinde huzur içinde yaşadığı topraklar bu dönemden itibaren İngiliz, Hollandalı ve Portekizli sömürgecilerin istilasına uğrar. Portekizli denizcilerin Timor adasına ayak basması ise 1512 yılına rastlar ve bu dönemden itibaren bölge Portekiz sömürgesi haline getirilir. Bugün Endonezya sınırları içerisinde bulunan pek çok bölge gibi Timor adası da bu sömürgecilik faaliyetlerinin etkisi altında kalır. 1975 yılına kadar Portekiz sömürgesinde kalan bölge 1975 yılında ise Endonezya tarafından ilhak edilir. Bu dönemden itibaren ülkede pek çok etnik ve dini gruptan on binlerce kişinin öldüğü kanlı bir sürecin kapıları aralanır.

Endonezya devletinin bölgenin geçmişte kendilerine ait olduğu gerekçesiyle 1975 yılında bu toprakları ilhak etme (kendi topraklarına dâhil etme) girişimi özellikle Amerika tarafından da desteklenmiştir. Evet, bölge geçmişte Endonezya’ya aittir ancak Amerika’nın bölgedeki katliamları desteklemesinin pek çok sebebi vardır. Ancak bunların en önemlisi bölgede komünist hareketlenme olduğu iddiasıdır. Ve bu iddia sonucu bölgede pek çok insan hayatını kaybeder. Bölgedeki İslami hareket de bu olaylardan önemli ölçüde etkilenmiştir.

1991 yılına gelindiğinde ülkede yaşanan karmaşa ortamı sebebiyle Birleşmiş Milletler’in bölgeye girişinin yolu açılır. Bölge bu dönemden itibaren özerk bir statüde yer alır. 2002 yılında ise bölge tamamen bağımsız bir hale gelir.

Bölgenin tarihine dair anlatılanlar ışığında göze çarpan en önemli husus batılı sömürgecilerin, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ve geçmişte farklı dinlere inanan insanların bir arada yaşama becerisi gösterebildiği yerlere attığı fitne tohumlarıdır. Sudan’da ortaya çıkarılan Güney Sudan meselesi, Fas’ın yaşadığı batı sahra sorunu ve daha pek çok Müslüman ülkenin baş başa bırakıldığı sorunlar bunların yalnızca birkaçıdır. Ancak biraz dikkatle baktığında Doğu Timor’un bağımsızlığına dair batılı çabalarda ciddi bir ikiyüzlülük göze çarpar. Keşmir, Moro ve Doğu Türkistan gibi Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Müslüman halkın bağımsızlık mücadelesi ciddi bir biçimde engellenirken Hristiyan halkın çoğunlukta olduğu bu bölgenin bağımsızlığı batılılar tarafından her zaman desteklenen bir durum olmuştur.

Doğu Timor bölgesinin hiçbir zaman kendi haline bırakılmamasının ise pek çok önemli gerekçesi vardır. Bölgedeki zengin petrol ve doğalgaz rezervleri emperyalist iştahların ilgisini sürekli canlı tutan en önemli unsurdur.

Doğu Timor örneğinden hareketle tekrar anlaşıldığı üzere Müslüman nüfusun bulunduğu her bir bölge, ufak bir toprak parçası dahi olsa batı emperyalizminin kan emiciliğinden payına düşeni almaktadır.

Müslümanların bir arada ve güçlü olmasına, stratejik yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip olmasına müsaade edilmemektedir. Müslümanların yaşadığı toprak parçaları gerek misyonerlik faaliyetleri gerekse de zorunlu göç ve katliam gibi politikalarla zulümlere düçar olmaktadır…